fikir7 ANASAYFA´ya götürür
Fikir7.com|GencMümin|GencMümin islami Haberli Fikir Forumu|En güncel haberlerden ve Makalelerden|En güncel Fikirler|En güncel Yorumlar|Son dakika haber fikir forumu; fikir7 ANASAYFA´ya götürür fikir7 ANASAYFA´ya götürür
M.KEMAL DEN BİRA DEVRİMİ!...
Laikliği İslâm’ın yerine ikame eden Atatürkçü Cumhuriyet, yâni Chp iktidarları alkollü hayatı devlet kurumlarında ve toplumda bir âdet olarak yerleşti
Atatürk Samsun a ingiliz vizesiyle gitti
Atatürk' ün Samsun'a ingiliz vizesiyle gittiginin Belgesi
CİNN, İNS NEDİR
Cinnler dumansız ateşten mi yaratıldı ve şeytanın akrabalarırımıdır? Kitab(Kur'an)daki cinn kavramı metafizisel, ontolojik varlıklardan mı yoksa bire
Türkiye deki 72 tarikatı biz kurduk Isr
Türkiye’deki tarikatların İsrail ile ilişkileri konusunda Araştırmacı Yazar Ramazan Kaan Kurt'un Yazısını yayınlıyoruz. (S.G.D.) Yahudi Kürtlükten Nak
Kabe´de Putlar mı var
024NUR

NUR 024 064 001

MiM

Bir Yol ki bu, Biz onu ;
* tranfer(nüzul) ettirdik ve 
* her bireye özel kıldık.

Umulur ki böylece siz indirdiğimizin içindeki apaçık, delillerle açıklanmış hüküm(âyet)leri hatırlarsınız. 024 064 001

NUR 024 064 002-009  

MiM
NiKAH ALTINDA ZiNA CEZASI

Şimdi, 

* zina eden nikahlı kadın ve 
* zina eden nikahlı erkeğin herbirinin ciltlerine yüz değnek vurun.
Eğer Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyorsanız. Onlara karşı duyduğunuz acıma, sizi 
* Allah'ın bu yasasını uygulamaktan alıkoymasın ve 
* inananlardan bir topluluk da onların cezalandırılmalarına şahit olsun. 
024 064 002  

ZİNAKAR ERKEK ve KADIN KİMLE EVLENEBİLİR?

* zina yapan erkek ancak zina etmiş olan veya Allah'a ortak koşan bir kadınla, 

* zina etmiş kadın ise, zina etmiş olan veya Allah'a ortak koşan bir erkekle 
nikâhlanabilir. 
Bu mü'minler üzerine haram kılındı. 
024 064 003

ŞAHİTSİZ SUÇ ATMA CEZASI

Çoğalabilme özelliğine sahip olan kadinları suçlayıp, sonra da dört şahit getiremeyen kimselere gelince, böylelerine yalnız cilde ve birinci derecede deriye tesir edecek şekilde seksen değnek vurun ve bundan sonra hiçbir zaman onların şahitliğini kabul etmeyin, çünkü bunlar gerçekten kul hakkı yiyen insanlar olup hak yolu olan doğru yoldan çıkmış kimselerdir! 024 064 004  

ŞAHİTSİZ SUÇ iSNATI - PİŞMANLIK - BAĞIŞLANMA

Ancak bu hatadan dolayı haksız yere suç atma günahını işledikten sonra, hatasını kabul edip, pişman olan ve tevbe eden, peşi sıra kendini düzelterek hata yapmamaya başlayıp, kul hakkı yemekten kurtulup, hak yolu olan doğru yola girenler dışında kalanların, bu hatalarından dolayı oluşan günahları konusunda bilmelidirler ki Allah çok bağışlayıcı ve çok kucaklayıp, besleyen, koruyan ve nesli devam ettirendiricidir. 024 064 00

EŞLERiN ŞAHİTSİZ SUÇ iSNATINDA 4 YEMiN

Eşlerden birbirlerine suç isnadında bulunupta, kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğu üzerine, dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesidir. 024 064 006

EŞLERiN ŞAHİTSİZ SUÇ iSNATINDA 5. YEMiN LANET GETİRİR

eğer yalancılardan ise, beşinci defada da, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. 024 064 007

ATILAN SUÇA KARŞI 4 YEMiN, 4 ŞAHİT SUÇLAMAYI ORTADAN KALDIRIR 

Dört defa onun mutlaka yalancılardan olduğuna dair Allah'ın şahit olarak gösterilmesi, ondan haksıylığı yani suçu, dolayısı ile günah azabını kaldırır. 024 064 00

ATILAN SUÇA KARŞI 5. YEMiN ALLAH IN GAZABINI GETİRİR

ve beşincisinde, doğruyu söylüyorsa, Allah'ın gazabına razı olduğununu onaylar.  024 064 009

NUR 024 064 010

MiM

Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten suçun günahını işledikten sonra, hatasını kabul edip, pişman olan ve tevbe eden, peşi sıra kendini düzelterek hata yapmamaya başlayıp, kul hakkı yemekten uyaklaşıp, hak yolu olan doğru yola girenlerin tevbelerini kabul eden hüküm veme ve hükmüyet sahibi olmasaydı n olurdu? 

NUR 024 064 011-013

MiM

O ağır suçlamayı planlayarak, birbirlerini desteklemek için,

birlikte uyduranlar, 

kesinlikle sizin kendi içinizden, 

sizden bir gruptur. 

Bu atılan suçu kendiniz için kötülük(şerr) sanmayın. 

Aksine o sizin için bir iyilik(hayr)dır. 

Onlardan her biri için, 

işledikleri günahın cezası ayrı ayrı vardır. 

İçlerinden suçlamayı ortaya atan asıl kişi, 

o günahın büyüğünü üstlenen olup en ağır azabında sahibidir. 024 064 011

zan ile suç atıldığını algıladıkları zaman, imanlı

erkekler ve 
kadınlar olarak, kendi nefsleri ile neden hakkaniyetlice doğru düşünüp:
- " Bu apacık uydurulmuş iftiradır” demediler? 024 064 012

SAHTE AYET!

Onlar bu iddialarını kanıtlamak için dört şahit getirselerdi ya! 

Mademki şahit getirmediler, 

o halde onlar,

AllA' ın katında yalancıların ta kendileridirler.  024 064 013

NUR 024 064 014-029

MiM

Eğer yakın(dünya)hayatı ve 

ameller sonrasındaki amel hesaplaşması hayatı(ahiret)nda, sizler için AllA’ın;

lütfu ve 

rahmeti olmasaydı, 

içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu! 024 064 014 

DEDİKODU
Dillerinizle ve 

ağızlarınızla, 

size ait olmayıp başkalarına ait olan, 

hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığınız şeyleri, 

büyük AllA ın katında onu;

telâkki edip,

sorgulayıp, öğrendiğiniz ve

günah olduğunu bildiğniz halde, 

önemsiz basit ve 

kolay bir iş kabul ederek söylüyorsunuz. 024 064 015

Mademki onu duydunuz, duyduğunuz zaman:

- "Bu konuda konuşmak bize düşmez kudret ve yüceliğinde sınırsız olan Sensinö şüphesiz bu çok kötü bir iftiradır!" demeniz gerekmez miydi? 024 064 016

Eğer siz hak yemeyen(mu'min)lerseniz böyle bir şey'ı hayatta bulunduğunuz sürece bir daha tekrarlamamanızı AllA emrediyor.  024 064 017

Kesinlikle bilesiniz ki AllA size, hüküm(âyet)leri beyan ederek açıklıyor.

AllA;

her şeyi hakkıyla bilen, 

hükmetme yeteneği sahibi(hüküm) ve 

hükmüyet sahibidir. 024 064 018

İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya, onlar için;

yakın(dünya) hazat ve

ameller sonrasındaki amel hesaplaşması hayatı(ahiret)ında;

elem dolu bir azabın olduğunu, Allah bilir, siz bilmezsiniz.024 064 019

Eğer AllA'ın fazladan verdiği(fazl) ve rahmeti üzerinizde olmasaydı,  

Eğer AllA çok acıyıp esirgeyen gerçek şefkat Sahibi olmasaydı..!  024 064 020

Ey Borçlu olduklarını kabul edip, ödeyenler!

Şeytanın adımlarına uyup ardından gitmeyin! 

Her kim şeytanın adımlarına uyarsa, 

şunu bilsin ki o; 

kul hakkı yiyerek,

inkar eden(münker) inkârını ve 

AllA'ın yasak ettiklerinden olan;

çirkin ve 

dogru olmayan her çeşit kötülüğü

yapmamanızı emreder.

AllA'ın size karşı;

lütfu ve 

rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbiri asla;

hatalarındani dolayısı ile

hataların günahlarından kurtulup temize çıkamazdı. 

Fakat AllA, dilediğini hataların günahlarından kurtarır temize çıkarır. 

Allah, 

herşeyi işiten, 

herşeyi bilendir.024 064 021

Bir de içinizden;

nimet ve 

varlık sahibi kişiler
yakınlarına, 

yoksullara ve 

AllA yolunda mecburiyetten ikamet ettikleri yerin dışına çıkarak, gurbete giden(muhacir)lere,

vergisini vermekte kusur etmesinler, 

affetsinler, 

kusurlarına aldırmasınlar! 

AllA'ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? 

AllA, bağışlayandır, merhamet sahibidir.

Bunun içindir ki, içinizden;

bolluk ve 

genişlik bahşetmiş olduğu kimseler;

yakınlarına, 

düşkünlere ve 

kötülük diyarından AllA için göç eden kimselere yardımdan el çekmesinler.

Onları affedip geçsinler.

AllA'ın da sizi bağışlamasını istemez misiniz?

AllA'ın çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcı olduğunu gördüğünüz halde? 024 064 022

Şüphe yok ki, 

namuslu, 

kötülükten habersiz hak yemeyen(mü'min) kadınlara zina suçu atanlar, 

yakın(dünya) hayatında ve

ameller sonrasındaki amel hesaplaşması hayatı(ahiret)nda lanetlenmişlerdir ve 

onlara büyük bir azap vardır. 024 064 023

* Dilleri, 
* elleri ve 
* ayaklarının 
yaptıklarına şahitlik edecekleri 
ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında,

* kendi dilleri, 
* elleri ve 
* ayakları bütün yaptıklarını açığa vurarak, onların aleyhine şahitlik edeceklerdir! 
024 064 024

ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında kararlar verildiğinde AllA, onlara; 

* paylaşım amellerinin karşıliginda, borçlanma sistem(din)lerine göre hak ettikleri karşılığı, kesintisiz tam olarak ödeyecek ve 
onlar;
hakkı belirleyenın, 
açıklayanın,
yerine getirenin 
sadece AllA olduğunu öğrenmis olacaklarlar. 024 064 025
* Hak kılınmayan kadınlar Hak kılınmayan erkeklere, 
Hak kılınmayan erkekler Hak kılınmayan kadınlara,
Hak kılınan kadınlar Hak kılınan erkeklere, 
Hak kılınan erkekler Hak kılınan kadınlara yaraşır. 
işte o(hak kılınan), diğer(hak kılınmayan)lerine nazaran daha yakın olan kullarından olanlar için bolca;
bağışlanma ve
rızık vardır. 024 064 026

Ey AllA´ a borçlu oldugunu kabul edip, ödeyenler!

Kendi özel(ev)lerinizden başka özel(ev)lere;
* sahiplerine 
yaklaşmadan, 

* sahipleri ile tanışmadan, 

* sahipleri ile paylaşımda bulunma(selamlama)dan,

* sahiplerinden izin almadan,

girmeyin! 

 Eğer karşılıklı haklarınızı dikkate alacak olursanız, bu sizin kendi iyiliğiniz içindir. 024 064 027

Bu nedenledir ki, onda  bir kimse bulamadığınız takdirde, size izin verilinceye kadar;
* içerisine girmeyin ve size 

* yaklaşmamanız istenıyorsa, uzaklaşın. 
Bu sizin için en uygun davranış tarzıdır. 

 

Çünkü, AllA yaşam işlevlerinizin hepsini bilir. 024 064 028

Sahıbi olmadığından,

* içinde oturulmayan,

* özele ait olmayan

* kamusal amaçlarla kullanılan

özel(ev)lere girmenizde bir sakınca yoktur. 
Fakat  AllA, 

* açıkça yaptıklarınızı da, 

* gizlice yaptıklarınızı da tamamen bilmektedir.  024 064 029

Kul:
- '' 
Hak yemeyen(mümin)ler için, cinsel algılama sistem ve araçlarını, algılanması yasak olanlardan uzak tutun ve koruyun.'' 

Hak yemeyerek temiz ve erdemli kalmaları bakımından en uygun davranış tarzı budur.  

Şüphesiz AllA onların işledikleri amellerinin hepsinden haberdardır."de. 024 064 030

Kul:
- ''Hak yemeyen kadınlar(müminati) için,
* cinsel algılama özelliklerini, algılaması yasak olanlardan uzak tutun ve koruyun. 
* cinsel organlarının dışında kalanlar istisna olmak kaydı ile, kendilerini kadın yapan cinsel organlar dışındaki en önemli degerlerini göstermesinler.
* alınıp değerlendirilmeye hazır karışımlarını mümkün olduğu kadar örterek kapatsınlar.
* Vücutlarının 
   - cinsel dikkatleri cezbeden, 
   - alımlı olan
cinsel algılama özelliklerini kimseye göstermesinler.
Bunlarin yaısıra, kendilerini kadın yapan cinsel organları dışındaki en önemli cinsel algılama degerlerini;
* kocalarından, 
* babalarından, 
* kocalarının babaları(kayinbabalar)ndan, 
* oğullarından, 
* üvey oğullarından, 
* erkek kardeşlerinden, 
* erkek kardeşlerinin oğullarından,  
* kız kardeşlerinin oğullarından, 
* müslüman kadınlardan, 
* emirleri altinda olan(köle)lardan, 
* erkekliği kalmamış hizmetçilerden,  
* henüz kadınların mahrem yerlerinden habersiz olan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler..- Gizledikleri,
- kendilerini kadın yapan
- çok  dikkat çeken
- önemli degerlerini 
sergilemek/bildirmek/algılatmak için dikkat çekecek davranışta bulunmasınlar.
Ey inanan(mü’min) kullar!
Sen, Ben,

 

Kadın, Erkek demeden, ayırımı yapmadan topluca AllA'ın öğütlerını uygulayın ki, başarılı olasınız. 024 064 031
SORUMLULUGUNUZ ve EMRiNiZ ALTINDA OLANLARI NiKAHLANDIRIN.

NiKAH YOKSUNLARINI ALLAH NiKAHLANDIRACAKTIR

İçinizden; 

* bekâr olanlardan, 
* ellerinizin altında olup, 
sorumlulugunu taşıdıklarınızdan ve 

* emriniz altinda olanlardan 
 - iyi, 
 - doğru, 
 - barışcıl olanları evlendirin. 

Eğer yoksul iseler, AllA onları kişiye özel nimetleriyle zenginleştirir. 
AllA ni'meti çok olandır, hakkıyle herşeyi bilendir
.(032)

(032)

EVLİLİGE KADAR İFFETİ KORUYUN.

SiZE BAGLI OLUP;

1. SiZDEN KOPMAK veya

2. SiZDEN KOPUP, EVLENMEK iSTEYEN KADINLARLA KOPMA ANLASMASI YAPARAK ONLARI MADDEN DESTEKLEYiN.

Nikâhlanamayanlar;

* AllA kendilerine lütfuyla bu imkanı verinceye kadar, 
* ruhi, 
* bedeni, 
* nefsi ve 
* akli avretlerini korusunlar.

Ellerinizin altında olup, sorumluluğunuz altnda olanlardan;
* yazılı anlaşma isteyenleri, eğer onlarda bir fayda olduğunu düşünüyorsanız, yazılı anlaşmaya tabi tutun. 
AllA' ın size verdiği rahmetleri olan ;
* ruhsal, 
* bedensel, 
* nefsel ve 
* akılsal mülklerinizden onlara verin. 
Yakın(dünyâ hayâtının, geçici metâını kazanacaksınız diye, ellerinizin altında olup, sorumlulugunuz altında olanlarınızı, 
* eğer kendileri de iffetli olmak isterlerse, siz fuhşa mecbur etmeyin. 
Kim onları 
fuhşa mecbur ederse, 

şüphesiz ki AllA ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında, 

onların zor altında yaptıkları günahlarının;

bağışlayıcısı, 

esirgeyicisidir. 024 064 033  

AYET NEDiR?  GEÇMİŞ NEDİR? 

Gerçek şu ki, Biz; 

* AllA'a karşı borcunu kabul edip, ödeyen ve 
AllA'a karşı kulluk görevi sorumluluğu bilinci taşıyan kimseler için, 

gerçeği işaret ederek, gösteren hüküm(ayet)lerle size; 

* sizden önce geçip gitmiş toplumlardan 

* ders niteliğinde örnekler,
öğütler transfer(nüzul) ettik. 024 064 034

NUR 024 064 035-040

MiM

gökler ve yer AllA in;
yaradılış, 
* yaşatılış ve 
* korunuluş idrai(nur)
leridir.

sana onun verdigi örnekler; 
* lamba içinde bulunan lambadaki bir kandil(ates), 
* uzay alemin 
içinde bulunan uzaydaki inci gibi parlayan bir yıldız(nur) gibidir.

Ne doğuda olmayan ve nede batıda olmayan mübarek yağ ağacınin yağı(yok olan), 
sirk ve küfür(ates)le tutuşturularak yakilirsa. hemen verecegi ates(azap)ini verir. 
ona ateş(sirk ve küfür) değmezse, verecegi;
   * yaradılış, 
   * yaşatılış ve 
   * korunuluş idraki(nur)
nden daha fazlasini kat kat verir.

AllA 
* insanlar için örnekler, misaller veren ve

* herşeyi en iyi bilendir. 024 064 035

SUUR NEDİR?

orada 

AllA´in belirledigi ve 
* kesinlikle kabul edilmesini istedigi, AllA adına(esma) ifadesının içinde mevcut olan esma hükümlerinin;

* orada
* sabahtan aksama kadar,

kendilerine gereksinim duyulduğunda 
her zaman hatırla(zikr)narak,

alınıp,
uygulanma(tesbih)ya hazırlandıkları
kendilerine ait idrak ve bilincin olusturulduğu 
şuur evi vardir
..
 024 064 036

MENFAAT, HAK YEMEYE NEDEN DEĞİLDİR!..

Birtakım insanların kendilerini, 

* ne ticaret 
* ve ne de kazanma hırsı ; 
AllA'ın verdiklerini gereksinim duyduklarında, anmaktan, alıp, kendisinden yararlanma(zikr)ktan ve
hak yemeden paylaşım amellerini yerine getirmekten, böylelikle temiz kalmak(ikâmi es salâti)tan
kendisine verilenleri devamlı ve duyarlı olarak diger kullarla paylas(zekat)maktan alıkoymaz.
Böyleleri;
kalplerin ve 
gözlerin dehşetle döneceği Ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasından korkarlar. 024 064 037
AllA yaşam paylaşımları esnasında yaptıkları amellerinden dolayı kendilerini 

* en iyisi, 
* en güzeli

* en fazla lütuf ve cömertliğini vererek ödüllendirir.

çünkü dilediğine hesapsız rızık bahşeden AllA'dır.024 064 038

SONUÇTA HESAPLAŞMA VAR!..

Yaşam amellerinde başkalarının haklarını yiyerek inkar edenlere gelince, 

Onların;
yaşam amelleri,

uğraşıları, 

dümdüz, 

engin ve

ıssız çöllerdeki bir serap gibidir ki,

susayan onun bir su olduğunu zanneder. 

Bu kadar uğraştan sonra nihayetinde ona vardığında, 

orada herhangi bir şey bulamaz ama, 

ona geçmiş yaşantısının amellerinin hesaplaşma sonuçlarını, 

tümüyle yaşatarak ödettirten AllA'ı bulur. 

AllA hesabı çok çabuk görür.  024 064 039

Veyahutta denizin derînligindeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu denizin katmanları kat üstüne katlarla kaplayıp bürümekdedir. 

 

 

Onun üstünde de bir bulut. birbiri üstüne  karanlıklar. 
İnsan, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. 
Bir kimseye AllA, 
* yaradılış, 
* yaşatılış ve 
* korunuluş idraki(nur)
ni vermezse, 
artık o kimsenin 
* yaradılış, 
* yaşatılış ve 
* korunuluş nimetlerinden yararlanması imkansızdır. 
024 064 040

NUR 024 064 041-045

MiM

SALAT, AllA A KARŞI KULLUK GÖREVLERİDİR
ALLAH A KARŞI KULLUK GÖREVLERİ, YAŞAM AMELLERİNDE HAK YEMEME İLE YAPILIR
Görmedin mi ki, göklerde ve yeryüzünde ne varsa ve saf saf kuşlar, 
AllA' a karşı kulluk görevleri(salat) için yaşam amellerini yerine getirirler(teşbih). 
Her biri AllA' a karşı 
kendi kulluk görevini hak yiyip, inkar etmeden yaşam amelleri(salat)ni ve 
kendi yaşam çalışmasını gerçekten bilmiştir. . . 
AllA yaptıklarını en iyi bilendir 024 064 041

ÇÜNKÜ HERŞEYİN MÜLKÜ, YÖNETİMİ ve TEK EGEMENLİĞİ ONA AİTTİR

ve çünkü, göklerin ve yerin 

* yaradılmış herşeyi , 
* yönetimi ve 
* tek egemenliği AllA'a aittir ve 
* bütün yollar Allah'a varmaktadır. 024 064 042

Baksana şu gerçeğe, 

* AllA bir bulut sevk ediyor, 
* sonra onun açıklığını birleştiriyor, 
* sonra onu yoğunlaştırıyor da 
* sen onun içinden yağmurun çıktığını görüyorsun. 
Bir de gökten, 
* ondaki dolu dağlarından bir dolu yağdırıyor ve

* onu dilediğine isabet ettiriyor, 
* dilediğinden uzaklaştırıyor. 
Az kalıyor ki, şimşeğinin parıltısı, gözleri gideriversin. 
024 064 043

Geceyle gündüze yer değiştirten AllA'dır.

Ve bunda da görmesini bilenler için, şüphesiz, bir ders vardır!  024 064 044

DABBE NEDiR?

AllA, bütün canlıları sudan yarattı. 

İşte bunlardan bir kısmı 
* insanların yaşamlarındaki amel(iş, işlev, içtihad)lerinin hepsinin,

hüküm(ayet)lerine ne kadar uyduklarının alınıp kaydedildigi, 
* işlenerek netıcelerinin saklandığı, 
* daimi olarak aktif çalışır halde olan 
dabbedir.
Bu nedenledir ki AllA, onlardan  dilediğinin;
* bir kısmını karnı üzerinde yürür,
* bir kısmını iki ayak üzerinde yürür, 
* bir kısmını da  dört ayak 
üzerinde
 yürür halketti,

 

Çünkü AllA, her şeye hakkıyla gücü yetendir.  024 064 045

NUR 024 064 046-064

MiM

******************************************************

Gerçek şu ki, Doğru olan hakikati bütün açıklığıyla ortaya koyan hüküm(ayet)ler transfer(nüzul) etmemize rağmen; AllA dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. 024 064 046

AllA' a a (ve Resulüne) 

- «inandık ve uyduk» demelerine rağmen, 

bunun arkasından içlerinden bir kısmı yüz çevirirler. 

Bunlar  iman etmiş insanlar değildir. 024 064 047

Onlar, aralarında hüküm vermesi için, AllA' ına (ve onun Resulüne) davet edildikleri zaman, bir kısmı hemen yüz çevirip dönücüdürler. 024 064 048

ve ama bir de hakkın kendilerinden yana olduğunu gördüklerinde, kendı hakları olmayan hakkı hemen kabul ederek boyun eğerler!

Onların beyinlerinde bir hastalık mı var? 

Yoksa şübhe mi ettiler? 

Veyahutta AllA'ın (ve resulünün) taraf tutarak, kendilerine haksızlık mı edeceğinden korkuyorlar? 

Hayır, Tam Tersine!

Asıl haksızlarla haksızlık edenler kendileridirler. 024 064 050

Kendi aralarında hüküm verildiği zaman AllA'a (ve Resûlüne) davet edildiklerinde, müminler beklenilen sözü ancak ;

- «İşittik ve uyduk» demeleridir. 

İşte asıl bunlar başarılı olup, 

sıkıntılardan kurtulup, 

huzura  kavuşanlardır. 024 064 051

ve çünkü, Allah'a (ve O'nun Rasulü'ne) uyanlar, Allah'tan korkup ve ona karşı kulluk görevi sorumlulugu bilinci(takva) sahibi olanlar; işte bunlardır, en büyük zafere erişecek olanlar! 

eğer sen onlara amellere değer vermelerini önemsettinse, 

mutlaka korktuklarndan zorla, kuvvetlice AllA üzerine yeminler çıkacaktır onlardan. 

Kul:

- " Yemin etmeyin! 

Bağlılık ve 

Uyum taktir edilendir. 

Muhakkak ki AllA yaptığınız amel(işev)lerin tümünden haberdardır." de. 024 064 053

RASUL TEBLİĞ İLE MÜKELLEFTİR ve YAPTIKLARINDAN SORUMLUDUR

Kul: 

- "AllA'a uyun (ve Rasul'e de). Ve eğer AllA' a yüz çevirirseniz;
o yalnız kendi yükümlülüklerinden sorumlu tutulacak, 

siz de yalnız kendi yükümlülüklerinizden sorumlu tutulacaksınız. 

Ama eğer o'na uyarsanız, doğru yola erişirsiniz.

Ayrıca, Rasul'e düşen yalnızca açıkça duyurmaktır." de 024 064 054

DiNi KABUL EDENLER, HAK YEMEYENLER HUZUR iCiNDE YASARLAR

AllA, sizden Kendisine karşı borçlu oldugunuzu kabul edip, ödeyenlerden ve 

yaşam işlev(amel)lerinşzde, hakkaniyet(hak dengesi)le, hakkı önde tutarak, barışı ve huzuru bulanlar olmanızı bekler. 

yer yüzündeki yaşam amelleri için, sizlerden öncekileri nasıl yeterli insan(halife) kılmışsa,  

sizleri de yeterli insan(halife) kılacağını kesinlıkle vaadetmiştir.  

Elbette ki onlara, kendileri için

uygun görüp, 

razı olduğu,

AllA´a karşı borçlanma sistemi(din)ini temkin edecektir. 

 

Muhakkak ki, kulluk ibadetini yerine getirenleri;

korkularından sonra 

bir güvenliğe çevirecektir.

 

Onlar Benden başkasına ilahi güçler ve

nitelikler yakıştırmazlar.

 

ve bundan sonra kim hak yiyip, hakkı inkar yolunu seçerse,

artık onlar günaha gömülüp gitmiş olanların ta kendileridir! 024 064 055

SALAT TA DUYARLI, DEVAMLI OL. RAHMETLERİ PAYLAŞ. 

SALAT KiRLERDEN ARINDIRIR
ZEKATINI VER
RASUL ÜN TAVSiYELERiNE UY...

Öyleyse, 

* Amel(iş)lerinizde hak yememe(salat)nızı, 

kendinizi kötülüklerden arındırarak yerine getir(ıkame)(ekamtum es salate)irken,

hak yemekten uzak durmada;

devamlı ve

duyarlı olun ki, kirlerinizden arınasınız.

* kendinize verilenleri diğer kullarla paylaş(zekat)ın ve 

* Rasul'ün tavsiyelerine uyun .
Umulur ki, rahmetlenenlerden yani alanlardan olasınız. 
 024 064 056

HAK YiYEN(KAFiR)LER AllA`I ACiZ BIRAKAMAZLAR

Sakın o başkalarınınn haklarını yiyip, kendilerine saklayıp, inkar eden(keferu)lerin yeryüzünde AllA' ı aciz bırakabileceklerini sanma.

Onların sığınacakları yer ateşdir. 

Şübhesiz o, ne kötü bir dönüşdür!

SALAT GÜNEŞİN DOGMASINDAN BATMASINA KADAR YERİNE GETİRİLİR

SALATIN BAŞLANGICINDAN AZ ÖNCE, BİTİMİNDEN AZ SONRA ve ÖGLE SAATİNDE CİNSEL SALAT YOK!..

Ey AllA'a karşı borçlu olduklarini kabul edip, ödeyenler!   

* Güç hakimiyetiniz altındakiler ve 
* sizden olupta, ruhen, bedenen, nefsen ve aklen bulûğ çağına
 erişmemiş olanlar, 

* günde üç kez;  

* Günes dogup, hak yemeden paylaşma amel(salat)lerinize  başlamadan önce,

* Elbiselerinizi çıkarttığınız öğle vaktinde ve

* Günes batıp, paylaşım amelleri(salat)nizin bitiminden az sonra yanınıza girmek için, sizden izin istesinler.

Bu üç zaman sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. 

Bu vakitlerin dışında, birbirinizin yanına girip, birbirinizle dolaşmanızda;

sizin ve

onların üzerine bir günah yoktur.

İşte böylece AllA, size hüküm(âyet)leri açıklıyor.

Ve AllA,

herşeyi iyi bilendir, 

 herşeyin hakîmidir. 024 064 058

Aranızdaki çocuklar ergenlik çağına girdikleri zaman, öteki yetişkinlerin yaptığı gibi, sizden izin istesinler.

AllA mesajlarını size işte böyle açıklamaktadır, çünkü O;

doğru hüküm ve

hükmüyetle buyuran mutlak ve

sınırsız bilgi Sahibidir! 024 064 059

YASLILARDA CiNSELLiGi SAKINMA

Artık 

* cinsel arzu duymayacak kadar kocadıklarından nikah olasılığı kalmamış kadınların,

açığa vurma niyeti taşımaksızın, cazibe ve güzelliklerini gösteren, üstlük giysilerini çıkarmalarında bir sakınca yoktur. 

Ama böylelerinin bile sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur.

AllA, mutlak ve sınırsız bilgi sahibi olarak, her şeyi işitmektedir. 024 064 060

EKSiKLERE GÜNAH YOK.

* Kör, 

* sakat ve 
* hasta olankar için

bir günah sorunu yoktur. 024 064 061-1

NERELERDE YEMEK YEME GÜNAH DEGiLDiR?

* Kendinizin, 

* babalarınızın, 

* annelerinizin, 

* erkek kardeşlerinizin, 

* kız kardeşlerinizin, 

* amcalarınızın, 

* halalarınızın, 

* dayılarınızın, 

* teyzelerinizin , 

* anahtarlarına sahip olduklarinizin,  

* arkadaşlarınızin

evlerinde yemek yemenizde bir günah sorunu yoktur. 024 064 061-2

TOPLUCA ve TEK BASINA YEMEK YEME GÜNAH DEGiLDiR

* Topluca veya 

* ayrı ayrı yemeniz de size günah yoktur. 024 064 061-3

SELAM VERME FARZDIR
Evlere girdiğiniz zaman birbirinize AllA'ın katından 

* bir esenlik, 
* bir bereketlilik, 
* bir temizlik dileği 
olarak kendinize de

selam verin. 

İşte böylece AllA, size âyetlerini net bir şekilde açıklıyor. Umulur ki böylece siz aklınızı çalıştırabilesiniz. 024 064 061-4

iZiN VERME

sadece hak yemeyen(mümin)ler AllA'a (ve Resulüne) karşı borçlu olduklarını kabul edip, ödeyen kimselerdir.

Toplu olarak  birlikte  oldukları zaman, izin verilinceye kadarda bir iş için gitmezler. 

muhakkak ki işte senden izin isteyenler Allah a (ve Resulüne) karsi borclu olduklarini kabul eden insanlardır. 

öyleyse senden izin istedikleri zaman onlardan dilediğin bazilarına ;
* işlerini, 
* hallerini, 
* durumlarını gözeterel izin ver  ve 
onlar icin Allah'tan bağışlanma dile. 
muhakkak ki Allah bağışlayan ve rahmet edendir. 
024 064 062

AllA DAN İSTEME ile BİRBİRİNİZDEN İSTEME AYNI DEĞİLDİR!.

Birbirinizden isteme(dua)niz gibi, resulün dua ile isteme(dua)sini eşdeğer kabul etmekten sakının. 

Gerçek şu ki, AllA;  

aranızdan kimin bu isteme(dua)ye uymamak için,

teselli ederek, gizlice kaçıp sıyrılmak istediğini biliyor.

O halde, O'nun davetine karşı gelmek isteyenler, kendilerine;

bir belanın,

bir güçlüğün

ya da can yakıcı bir azabın gelmesinden korksunlar! 024 064 063

HALiNiZi, AMACINIZI ve YAPTIKLARINIZI AllA BiLiR

Unutmayın ki, göklerde ve yerde var olan her şey AllA'a aittir,

bundan dolayıdır ki O,

sizin içinde bulunduğunuz durumu ve

güttüğünüz amacı çok iyi bilmektedir.

* Ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında O'na dönecek ve

* o zaman O, 
* yaşarken amelleri ile yaptıkları her şeyi kendilerine bildirecek

* çünkü, AllA her şeyi tüm hakkaniyetiyle gerçeğiyle bilir. 024 064 064

******************************************************
******************************************************  

NUR 024 064 001

MiM

Bir Yol ki bu, Biz onu ;
* tranfer(nüzul) ettirdik ve 
* her bireye özel kıldık.

Umulur ki böylece siz indirdiğimizin içindeki apaçık, delillerle açıklanmış hüküm(âyet)leri hatırlarsınız. 024 064 001

 

سُورَةٌ أَنزَلْنَاهَا وَفَرَضْنَاهَا وَأَنزَلْنَا فِيهَا آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لَّعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Sûratun enzelnâhâ ve faradnâhâ ve enzelnâ fîhâ âyâtin beyyinâtin leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

****************************************************** 

NUR 024 064 002-009  

MiM
NiKAH ALTINDA ZiNA CEZASI

NUR 024 064 002  

MiM

Şimdi, 
* zina eden nikahlı kadın ve 
* zina eden nikahlı erkeğin herbirinin ciltlerine yüz değnek vurun.
Eğer Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyorsanız. Onlara karşı duyduğunuz acıma, sizi 
* Allah'ın bu yasasını uygulamaktan alıkoymasın ve 
* inananlardan bir topluluk da onların cezalandırılmalarına şahit olsun. 
024 064 002  

 

الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا مِئَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُم بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ
Ez zâniyetu vez zânî feclidû kulle vâhıdin min humâ miete celdetin ve lâ te’huzkum bi himâ ra’fetun fî dînillâhi in kuntum tu’minûne billâhi vel yevmil âhır(âhırı), vel yeşhed azâbehumâ tâifetun minel mu’minîn(mu’minîne).

****************************************************** 

ZİNAKAR ERKEK ve KADIN KİMLE EVLENEBİLİR?

NUR 024 064 003  

MiM

* zina yapan erkek ancak zina etmiş olan veya Allah'a ortak koşan bir kadınla, 
* zina etmiş kadın ise, zina etmiş olan veya Allah'a ortak koşan bir erkekle
 
nikâhlanabilir. 
Bu mü'minler üzerine haram kılındı. 
024 064 003

 

الزَّانِي لَا يَنكِحُ إلَّا زَانِيَةً أَوْ مُشْرِكَةً وَالزَّانِيَةُ لَا يَنكِحُهَا إِلَّا زَانٍ أَوْ مُشْرِكٌ وَحُرِّمَ ذَلِكَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ

Ez zânî lâ yenkihu illâ zâniyeten ev muşriketen vez zâniyetu lâ yenkihuhâ illâ zânin ev muşrik(muşrikun), ve hurrime zâlike alel mu’minîn(mu’minîne).

******************************************************

ŞAHİTSİZ SUÇ ATMA CEZASI

NUR 024 064 004  

MiM

Çoğalabilme özelliğine sahip olan kadinları suçlayıp, sonra da dört şahit getiremeyen kimselere gelince, böylelerine yalnız cilde ve birinci derecede deriye tesir edecek şekilde seksen değnek vurun ve bundan sonra hiçbir zaman onların şahitliğini kabul etmeyin, çünkü bunlar gerçekten kul hakkı yiyen insanlar olup hak yolu olan doğru yoldan çıkmış kimselerdir! 024 064 004  

 

وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانِينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً أَبَدًا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

Vellezîne yermûnel muhsanâti summe lem ye’tû bi erbeati şuhedâe feclidûhum semânîne celdeten ve lâ takbelû lehum şehâdeten ebedâ(ebeden), ve ulâike humul fâsikûn(fâsikûne).

******************************************************

ŞAHİTSİZ SUÇ iSNATI - PİŞMANLIK - BAĞIŞLANMA

NUR 024 064 005  

MiM

Ancak bu hatadan dolayı haksız yere suç atma günahını işledikten sonra, hatasını kabul edip, pişman olan ve tevbe eden, peşi sıra kendini düzelterek hata yapmamaya başlayıp, kul hakkı yemekten kurtulup, hak yolu olan doğru yola girenler dışında kalanların, bu hatalarından dolayı oluşan günahları konusunda bilmelidirler ki Allah çok bağışlayıcı ve çok kucaklayıp, besleyen, koruyan ve nesli devam ettirendiricidir. 024 064 00

 

إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِن بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

İllellezîne tâbû min ba’di zâlike ve aslehû, fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).

******************************************************

EŞLERiN ŞAHİTSİZ SUÇ iSNATINDA 4 YEMiN

NUR 024 064 006

MiM

Eşlerden birbirlerine suç isnadında bulunupta, kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğu üzerine, dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesidir. 024 064 006

 

وَالَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُن لَّهُمْ شُهَدَاء إِلَّا أَنفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ أَحَدِهِمْ أَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ

Vellezîne yermûne ezvâcehum ve lem yekun lehum şuhedâu illâ enfusuhum fe şehâdetu ehadihim erbeû şehâdâtin billâhi innehû le mines sâdıkîn(sâdıkîne).

******************************************************

EŞLERiN ŞAHİTSİZ SUÇ iSNATINDA 5. YEMiN LANET GETİRİR

NUR 024 064 007

MiM

eğer yalancılardan ise, beşinci defada da, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. 024 064 007

 

وَالْخَامِسَةُ أَنَّ لَعْنَتَ اللَّهِ عَلَيْهِ إِن كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ وَيَدْرَأُ

Vel hâmisetu enne la’netallâhi aleyhi in kâne minel kâzibîn(kâzibîne).

******************************************************

ATILAN SUÇA KARŞI 4 YEMiN, 4 ŞAHİT SUÇLAMAYI ORTADAN KALDIRIR 

NUR 024 064 00

MiM

Dört defa onun mutlaka yalancılardan olduğuna dair Allah'ın şahit olarak gösterilmesi, ondan haksıylığı yani suçu, dolayısı ile günah azabını kaldırır. 024 064 00

 

عَنْهَا الْعَذَابَ أَنْ تَشْهَدَ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ

Ve yedraû anhel azâbe en teşhede erbea şehâdâtin billâhi innehu le minel kâzibîn(kâzibîne).

******************************************************

ATILAN SUÇA KARŞI 5. YEMiN ALLAH IN GAZABINI GETİRİR

NUR 024 064 009

MiM

ve beşincisinde, doğruyu söylüyorsa, Allah'ın gazabına razı olduğununu onaylar.  024 064 009

 

وَالْخَامِسَةَ أَنَّ غَضَبَ اللَّهِ عَلَيْهَا إِن كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ

Vel hâmisete enne gadaballâhi aleyhâ in kâne mines sâdikîn(sâdikîne).

******************************************************

NUR 024 064 010

MiM

Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten suçun günahını işledikten sonra, hatasını kabul edip, pişman olan ve tevbe eden, peşi sıra kendini düzelterek hata yapmamaya başlayıp, kul hakkı yemekten uyaklaşıp, hak yolu olan doğru yola girenlerin tevbelerini kabul eden hüküm veme ve hükmüyet sahibi olmasaydı n olurdu? 

 

وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَأَنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ حَكِيمٌ

Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu ve ennellâhe tevvâbun hakîm(hakîmun).

******************************************************

NUR 024 064 011-013

MiM

NUR 024 064 011

MiM

O ağır suçlamayı planlayarak, birbirlerini desteklemek için,

birlikte uyduranlar, 

kesinlikle sizin kendi içinizden, 

sizden bir gruptur. 

Bu atılan suçu kendiniz için kötülük(şerr) sanmayın. 

Aksine o sizin için bir iyilik(hayr)dır. 

Onlardan her biri için, 

işledikleri günahın cezası ayrı ayrı vardır. 

İçlerinden suçlamayı ortaya atan asıl kişi, 

o günahın büyüğünü üstlenen olup en ağır azabında sahibidir. 024 064 011

 

إِنَّ الَّذِينَ جَاؤُوا بِالْإِفْكِ عُصْبَةٌ مِّنكُمْ لَا تَحْسَبُوهُ شَرًّا لَّكُم بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ لِكُلِّ امْرِئٍ مِّنْهُم مَّا اكْتَسَبَ مِنَ الْإِثْمِ وَالَّذِي تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظِيمٌ

İnnellezîne câû bil ifki usbetun minkum, lâ tahsebûhu şerren lekum, bel huve hayrun lekum, li kullimriin minhum mektesebe minel ism(ismi), vellezî tevellâ kibrehu minhum lehu azâbun azîm(azîmun).

******************************************************

NUR 024 064 012

MiM

zan ile suç atıldığını algıladıkları zaman, imanlı
erkekler ve 
kadınlar olarak, kendi nefsleri ile neden hakkaniyetlice doğru düşünüp:
- " Bu apacık uydurulmuş iftiradır” demediler? 024 064 012

 

لَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ الْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بِأَنفُسِهِمْ خَيْرًا وَقَالُوا هَذَا إِفْكٌ مُّبِينٌ

Lev lâ iz semi’tumûhu zannel mu’minûne vel mu’minâtu bi enfusihim hayran ve kâlû hâzâ ifkun mubîn(mubînun).

******************************************************

SAHTE AYET!

NUR 024 064 013

MiM

Onlar bu iddialarını kanıtlamak için dört şahit getirselerdi ya! 

Mademki şahit getirmediler, 

o halde onlar,

AllA' ın katında yalancıların ta kendileridirler.  024 064 013

 

لَوْلَا جَاؤُوا عَلَيْهِ بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء فَإِذْ لَمْ يَأْتُوا بِالشُّهَدَاء فَأُوْلَئِكَ عِندَ اللَّهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ

Lev lâ câû aleyhi bi erbeati şuhedâ(şuhedâe), fe iz lem ye’tû biş şuhedâi fe ulâike indellâhi humul kâzibûn(kâzibûne).

******************************************************

NUR 024 064 014 

MiM

NUR 024 064 014 

MiM

Eğer yakın(dünya)hayatı ve 

ameller sonrasındaki amel hesaplaşması hayatı(ahiret)nda, sizler için AllA’ın;

lütfu ve 

rahmeti olmasaydı, 

içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu! 024 064 014 

 

وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ لَمَسَّكُمْ فِي مَا أَفَضْتُمْ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ

Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu fîd dunyâ vel âhırati le messekum fî mâ efadtum fîhi azâbun azîm(azîmun).

***************************************************** 

DEDİKODU
NUR 024 064 0
15

MiM

Dillerinizle ve 

ağızlarınızla, 

size ait olmayıp başkalarına ait olan, 

hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığınız şeyleri, 

büyük AllA ın katında onu;

telâkki edip,

sorgulayıp, öğrendiğiniz ve

günah olduğunu bildiğniz halde, 

önemsiz basit ve 

kolay bir iş kabul ederek söylüyorsunuz. 024 064 015

 

إِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِأَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِأَفْوَاهِكُم مَّا لَيْسَ لَكُم بِهِ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّنًا وَهُوَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمٌ

İz telâkkavnehu bi elsinetikum ve tekûlûne bi efvâhikum mâ leyse lekum bihî ilmun ve tahsebûnehu heyyinen ve huve indallâhi azîm(azîmun).

******************************************************

NUR 024 064 016

MiM

Mademki onu duydunuz, duyduğunuz zaman:

- "Bu konuda konuşmak bize düşmez kudret ve yüceliğinde sınırsız olan Sensinö şüphesiz bu çok kötü bir iftiradır!" demeniz gerekmez miydi? 024 064 016

 

وَلَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُم مَّا يَكُونُ لَنَا أَن نَّتَكَلَّمَ بِهَذَا سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ

Ve lev lâ iz semi’tumûhu kultum mâ yekûnu lenâ en netekelleme bi hâzâ subhâneke hâzâ buhtânun azîm(azîmun).

******************************************************

NUR 024 064 017

MiM

Eğer siz hak yemeyen(mu'min)lerseniz böyle bir şey'ı hayatta bulunduğunuz sürece bir daha tekrarlamamanızı AllA emrediyor.  024 064 017

 

يَعِظُكُمُ اللَّهُ أَن تَعُودُوا لِمِثْلِهِ أَبَدًا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

Yeızukumullâhu en teûdû li mislihî ebeden in kuntum mu’minîn(mu’minîne).

******************************************************

NUR 024 064 018

MiM

Kesinlikle bilesiniz ki AllA size, hüküm(âyet)leri beyan ederek açıklıyor.

AllA;

her şeyi hakkıyla bilen, 

hükmetme yeteneği sahibi(hüküm) ve 

hükmüyet sahibidir. 024 064 018

 

وَيُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

Ve yubeyyinullâhu lekumul âyât(âyâti), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).

******************************************************

NUR 024 064 019

MiM

İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya, onlar için;

yakın(dünya) hazat ve

ameller sonrasındaki amel hesaplaşması hayatı(ahiret)ında;

elem dolu bir azabın olduğunu, Allah bilir, siz bilmezsiniz.024 064 019

 

إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

İnnellezîne yuhıbbûne en teşîal fâhışetu fîllezîne âmenû lehum azâbun elîmun fîd dunyâ vel âhırah(âhırati), vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

******************************************************

NUR 024 064 020

MiM

Eğer AllA'ın fazladan verdiği(fazl) ve rahmeti üzerinizde olmasaydı,  

Eğer AllA çok acıyıp esirgeyen gerçek şefkat Sahibi olmasaydı..!  024 064 020


وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَأَنَّ اللَّه رَؤُوفٌ رَحِيمٌ

Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu ve ennallâhe raûfun rahîm(rahîmun).

******************************************************

NUR 024 064 021

MiM

Ey Borçlu olduklarını kabul edip, ödeyenler!

Şeytanın adımlarına uyup ardından gitmeyin! 

Her kim şeytanın adımlarına uyarsa, 

şunu bilsin ki o; 

kul hakkı yiyerek,

inkar eden(münker) inkârını ve 

AllA'ın yasak ettiklerinden olan;

çirkin ve 

dogru olmayan her çeşit kötülüğü

yapmamanızı emreder.

AllA'ın size karşı;

lütfu ve 

rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbiri asla;

hatalarındani dolayısı ile

hataların günahlarından kurtulup temize çıkamazdı. 

Fakat AllA, dilediğini hataların günahlarından kurtarır temize çıkarır. 

Allah,

herşeyi işiten,

herşeyi bilendir.024 064 021

Bir de içinizden;

nimet ve 

varlık sahibi kişiler
yakınlarına,

yoksullara ve

AllA yolunda mecburiyetten ikamet ettikleri yerin dışına çıkarak, gurbete giden(muhacir)lere,

vergisini vermekte kusur etmesinler,

affetsinler,

kusurlarına aldırmasınlar! 

AllA'ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? 

AllA, bağışlayandır, merhamet sahibidir.

Bunun içindir ki, içinizden;

bolluk ve 

genişlik bahşetmiş olduğu kimseler;

yakınlarına, 

düşkünlere ve 

kötülük diyarından AllA için göç eden kimselere yardımdan el çekmesinler.

Onları affedip geçsinler.

AllA'ın da sizi bağışlamasını istemez misiniz?

AllA'ın çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcı olduğunu gördüğünüz halde? 024 064 022

Şüphe yok ki, 

namuslu, 

kötülükten habersiz hak yemeyen(mü'min) kadınlara zina suçu atanlar, 

yakın(dünya) hayatında ve

ameller sonrasındaki amel hesaplaşması hayatı(ahiret)nda lanetlenmişlerdir ve 

onlara büyük bir azap vardır. 024 064 023

 

إِنَّ الَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

İnnellezîne yermûnel muhsanâtil gâfilâtil mu’minâti luınû fid dunyâ vel âhırati ve lehum azâbun azîm(azîmun).

******************************************************

NUR 024 064 024

MiM

* Dilleri, 
* elleri ve 
* ayaklarının 
yaptıklarına şahitlik edecekleri 
ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında,

* kendi dilleri, 
* elleri ve 
* ayakları bütün yaptıklarını açığa vurarak, onların aleyhine şahitlik edeceklerdir! 
024 064 024

 

يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Yevme teşhedu aleyhim elsinetuhum ve eydîhim ve erculuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

******************************************************

NUR 024 064 025

MiM

ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında kararlar verildiğinde AllA, onlara; 
* paylaşım amellerinin karşılığında, borçlanma sistem(din)lerine göre hak ettikleri karşılığı, kesintisiz ve tam olarak ödeyecek ve 
onlar;
hakkı belirleyenın, 
açıklayanın,
yerine getirenin 
sadece AllA olduğunu öğrenmiş olacaklarlar. 024 064 025
 
يَوْمَئِذٍ يُوَفِّيهِمُ اللَّهُ دِينَهُمُ الْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ أَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ الْمُبِينُ
Yevme izin yuveffîhimullâhu dînehumul hakka ve ya’lemûne ennallâhe huvel hakkul mubîn(mubînu).
******************************************************
NUR 024 064 026
MiM
* Hak yiyen kadınlarHak yiyen erkeklere, 
Hak yiyen erkekler Hak yiyen kadınlara,
* namuslu kadınlar namuslu erkeklere, 
* namuslu erkekler namuslu kadınlara yaraş
tığı gibi
AllA, bu sonrakilerin haklarında, günahlarından ötürü çıkartılan kötü söylentilerin hepsinden haberdar olduğundan, 
bunların masum ve bu ithamlardan uzak olduklarını bilir. 
bağışlanma ve 
büyük/üstün bir rızık onların hakkıdır! 024 064 026
 
الْخَبِيثَاتُ لِلْخَبِيثِينَ وَالْخَبِيثُونَ لِلْخَبِيثَاتِ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّبِينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ أُوْلَئِكَ مُبَرَّؤُونَ مِمَّا يَقُولُونَ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
El habîsâtu lil habîsîne vel habîsûne lil habîsât(habîsâti), vet tayyibâtu lit tayyibîne vet tayyibûne lit tayyibât(tayyibâti), ulâike muberraûne mimmâ yekûlûn(yekûlûne), lehum magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
******************************************************

ÖZEL HAK, KiSiLiK HAKLARI
NUR 024 064 0
27

MiM

Ey Allah´ a borclu oldugunu kabul edip, ödeyenler!

Kendi özel(ev)lerinizden başka özel(ev)lere, 
* sahiplerinden izin almadan ve 
* onlara selam vermeden girmeyin! 
 Eğer karşılıklı haklarınızı dikkate alacak olursanız, bu sizin kendi iyiliğiniz içindir. 024 064 027

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tedhulû buyûten gayra buyûtikum hattâ teste’nisû ve tusellimû alâ ehlihâ, zâlikum hayrun lekum leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

******************************************************

ÖZEL MEN EDiLMiSSE, BUNA UYUN!...
NUR 024 064 0
28

MiM

Bu nedenledir ki, orada  bir kimse bulamadığınız takdirde, size izin verilinceye kadar içeri girmeyin ve size 

- "dönün" denirse dönün. 
Bu sizin için en uygun davranış tarzıdır. 

Çünkü, AllA yaşam işlevlerinizin hepsini bilir. 024 064 028

 

فَإِن لَّمْ تَجِدُوا فِيهَا أَحَدًا فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتَّى يُؤْذَنَ لَكُمْ وَإِن قِيلَ لَكُمُ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ أَزْكَى لَكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ

Fe in lem tecidû fîhâ ehaden fe lâ tedhulûhâ hattâ yu’zene lekum ve in kîle lekumurciû ferciû huve ezkâ lekum, vallâhu bimâ ta’melûne alîm(alîmun).

******************************************************

KAMUSALLASAN ÖZEL HERKESE ACIKTIR!..
NUR 024 064 0
29

MiM

İçinde oturulmayan, 

özele ait olmayan

ama kamusal amaçlarla kullanılan özel(ev)lere girmenizde bir sakınca yoktur. 
Fakat  AllA, açıkça yaptıklarınızı da, gizlediklerinizi de bütünüyle bilmektedir. 
 024 064 029

 

لَّيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ مَسْكُونَةٍ فِيهَا مَتَاعٌ لَّكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ

 

Leyse aleykum cunâhun en tedhulû buyûten gayre meskûnetin fîhâ metâun lekum, vallâhu ya’lemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn(tektumûne)

******************************************************

NUR 024 064 030-034

MiM

ERKEK ÖRTÜNMESi

ERKEK CİNSEL KORUNMASI 

İman eden erkeklere söyle, 

* cinsel algilama özelliklerini, algılaması yasak olanlardan sakınsınlar  ve 
* kendilerini erkek yapan özelliklerini korusunlar.
temiz ve erdemli kalmaları bakımından en uygun davranış tarzı budur.  

Şüphesiz Allah onların işledikleri her şeyden haberdardır." 024 064 030

 

قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ

Kul lil mu’minîne yaguddû min ebsârihim ve yahfezû furûcehum, zâlike ezkâ lehum, innellâhe habîrun bimâ yasneûn(yasneûne).

******************************************************

KADIN ÖRTÜNMESi
KADIN CİNSEL KORUNMASI (cınsel organlar, ziynetler)

İman eden kadınlara da söyle,

* cinsel algılama özelliklerini, algılaması yasak olanlardan sakınsınlar, 

* cinsel organlarını korusunlar ve

* cinsel organlarının dışında kalanlar istisna olmak kaydı ile, kendilerini kadın yapan cinsel organlar dışındaki en önemli degerlerini göstermesinler.

* alınıp değerlendirilmeye hazır karışımlarını mümkün olduğu kadar örterek kapatsınlar.

* Vücutlarının 
   - cinsel dikkatleri cezbeden, 
   - alımlı olan
cinsel algılama özelliklerini kimseye göstermesinler.

Bunlarin yaısıra, kendilerini kadın yapan cinsel organları dışındaki en önemli cinsel algılama degerlerini;

* kocalarından, 

* babalarından, 

* kocalarının babaları(kayinbabalar)ndan, 

* oğullarından, 

* üvey oğullarından, 

* erkek kardeşlerinden, 

* erkek kardeşlerinin oğullarından,  

* kız kardeşlerinin oğullarından, 

* müslüman kadınlardan, 

* emirleri altinda olan(köle)lardan, 

* erkekliği kalmamış hizmetçilerden,  

* henüz kadınların mahrem yerlerinden habersiz olan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler..
- Gizledikleri,

- kendilerini kadın yapan
- çok  dikkat çeken
- önemli degerlerini 
sergilemek/bildirmek/algılatmak için dikkat çekecek davranışta bulunmasınlar.
Ey inanan(mü’min) kullar!

Sen, Ben, 

Kadın, Erkek demeden, ayırımı yapmadan topluca AllA'ın öğütlerını uygulayın ki, başarılı olasınız. 024 064 031

 

وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Ve kul lil mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunneillâ mâ zahera minhâ, vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evit tâbiîne gayri ulîl irbeti miner ricâli evit tıflillezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn(zînetihinne), ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhel mu’minûne leallekum tuflihûn(tuflihûne).

******************************************************

SORUMLULUGUNUZ ve EMRiNiZ ALTINDA OLANLARI NiKAHLANDIRIN.

NiKAH YOKSUNLARINI ALLAH NiKAHLANDIRACAKTIR

İçinizden; 

* bekâr olanlardan, 
* ellerinizin altında olup, 
sorumlulugunu taşıdıklarınızdan ve 

* emriniz altinda olanlardan 
 - iyi, 
 - doğru, 
 - barışcıl olanları evlendirin. 

Eğer yoksul iseler, AllA onları kişiye özel nimetleriyle zenginleştirir. 
AllA ni'meti çok olandır, hakkıyle herşeyi bilendir
.(032)

(032)

 

وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِن يَكُونُوا فُقَرَاء يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

Ve enkihûl eyâmâ minkum ves sâlihîne min ibâdikum ve imâikum, in yekûnû fukarâe yugnihimullâhu min fadlih(fadlihî), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

******************************************************

EVLİLİGE KADAR İFFETİ KORUYUN.

SiZE BAGLI OLUP;

1. SiZDEN KOPMAK veya

2. SiZDEN KOPUP, EVLENMEK iSTEYEN KADINLARLA KOPMA ANLASMASI YAPARAK ONLARI MADDEN DESTEKLEYiN.

Nikâhlanamayanlar;

* AllA kendilerine lütfuyla bu imkanı verinceye kadar, 
* ruhi, 
* bedeni, 
* nefsi ve 
* akli avretlerini korusunlar.

Ellerinizin altında olup, sorumluluğunuz altnda olanlardan;
* yazılı anlaşma isteyenleri, eğer onlarda bir fayda olduğunu düşünüyorsanız, yazılı anlaşmaya tabi tutun. 
AllA' ın size verdiği rahmetleri olan ;
* ruhsal, 
* bedensel, 
* nefsel ve 
* akılsal mülklerinizden onlara verin. 
Yakın(dünyâ hayâtının, geçici metâını kazanacaksınız diye, ellerinizin altında olup, sorumlulugunuz altında olanlarınızı, 
* eğer kendileri de iffetli olmak isterlerse, siz fuhşa mecbur etmeyin. 
Kim onları 
fuhşa mecbur ederse, 

şüphesiz ki AllA ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında, 

onların zor altında yaptıkları günahlarının;

bağışlayıcısı, 

esirgeyicisidir. 024 064 033  

 

وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذِينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتَّى يُغْنِيَهُمْ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَالَّذِينَ يَبْتَغُونَ الْكِتَابَ مِمَّا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ فَكَاتِبُوهُمْ إِنْ عَلِمْتُمْ فِيهِمْ خَيْرًا وَآتُوهُم مِّن مَّالِ اللَّهِ الَّذِي آتَاكُمْ وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَاء إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّنًا لِّتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَن يُكْرِههُّنَّ فَإِنَّ اللَّهَ مِن بَعْدِ إِكْرَاهِهِنَّ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Velyesta’fifillezîne lâ yecidûne nikâhan hattâ yugniyehumullâhu min fadlih(fadlihi), vellezîne yebtegûnel kitâbe mimmâ meleket eymânukum fe kâtibûhum in alimtum fîhim hayren, ve âtûhum min mâlillâhillezî âtâkum, ve lâ tukrihû feteyâtikum alel bigâi in eradne tehassunen li tebtegû aradal hayâtid dunyâ ve men yukrıhhunne fe innellâhe min ba’di ikrâhihinne gafûrun rahîm(rahîmun).

******************************************************

AYET NEDiR?  GEÇMİŞ NEDİR? 

Gerçek şu ki, Biz; 

* AllA'a karşı borcunu kabul edip, ödeyen ve 
AllA'a karşı kulluk görevi sorumluluğu bilinci taşıyan kimseler için, 

gerçeği işaret ederek, gösteren hüküm(ayet)lerle size; 

* sizden önce geçip gitmiş toplumlardan 
* ders niteliğinde örnekler,
öğütler transfer(nüzul) ettik. 024 064 034

 

وَلَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ آيَاتٍ مُّبَيِّنَاتٍ وَمَثَلًا مِّنَ الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ

 

Ve lekad enzelnâ ileykum âyâtin mubeyyinâtin ve meselen minellezîne halev min kablikum ve mev’izaten lil muttekîn(muttekîne).

 

 

NUR 024 064 035-040

MiM

gökler ve yer AllA in;
yaradılış, 
* yaşatılış ve 
* korunuluş idrai(nur)
leridir.

sana onun verdigi örnekler; 
* lamba içinde bulunan lambadaki bir kandil(ates), 
* uzay alemin 
içinde bulunan uzaydaki inci gibi parlayan bir yıldız(nur) gibidir.

Ne doğuda olmayan ve nede batıda olmayan mübarek yağ ağacınin yağı(yok olan), 
sirk ve küfür(ates)le tutuşturularak yakilirsa. hemen verecegi ates(azap)ini verir. 
ona ateş(sirk ve küfür) değmezse, verecegi;
   * yaradılış, 
   * yaşatılış ve 
   * korunuluş idraki(nur)
nden daha fazlasini kat kat verir.

AllA 
* insanlar için örnekler, misaller veren ve

* herşeyi en iyi bilendir. 024 064 035

 

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Allâhu nûrus semâvâti vel ard(ardı),

meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh(mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh(zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun,

yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), 

vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun).

SUUR NEDİR?

orada 

AllA´in belirledigi ve 
* kesinlikle kabul edilmesini istedigi, AllA adına(esma) ifadesının içinde mevcut olan esma hükümlerinin;

* orada
* sabahtan aksama kadar,

kendilerine gereksinim duyulduğunda 
her zaman hatırla(zikr)narak,

alınıp,
uygulanma(tesbih)ya hazırlandıkları
kendilerine ait idrak ve bilincin olusturulduğu 
şuur evi vardir
..
 024 064 036

فِي بُيُوتٍ أَذِنَ اللَّهُ أَن تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ يُسَبِّحُ لَهُ فِيهَا بِالْغُدُوِّ وَالْآصَالِ

 

Fî buyûtin ezinallâhu en turfea ve yuzkere fîhesmuhu yusebbihu lehu fîhâ bil guduvvi vel âsâl(âsâli).

MENFAAT, HAK YEMEYE NEDEN DEĞİLDİR!..

Birtakım insanların kendilerini, 

* ne ticaret 
* ve ne de kazanma hırsı ; 
AllA'ın verdiklerini gereksinim duyduklarında, anmaktan, alıp, kendisinden yararlanma(zikr)ktan ve
hak yemeden paylaşım amellerini yerine getirmekten, böylelikle temiz kalmak(ikâmi es salâti)tan
kendisine verilenleri devamlı ve duyarlı olarak diger kullarla paylas(zekat)maktan alıkoymaz.
Böyleleri;
kalplerin ve 
gözlerin dehşetle döneceği Ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasından korkarlar. 024 064 037
 
رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًاتَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ
Ricâlun lâ tulhîhim ticâratun ve lâ bey’un an zikrillâhi ve ikâmis salâti ve îtâiz zekâti yehâfûne yevmen tetekallebu fîhil kulûbu vel ebsâr(ebsâru).

 

AllA yaşam paylaşımları esnasında yaptıkları amellerinden dolayı kendilerini 
* en iyisi, 
* en güzeli

* en fazla lütuf ve cömertliğini vererek ödüllendirir.

çünkü dilediğine hesapsız rızık bahşeden AllA'dır.024 064 038

 

لِيَجْزِيَهُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ وَاللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ

Li yecziyehumullâhu ahsene mâ amilû ve yezîdehum min fadlih(fadlihî), vallâhu yerzuku men yeşâu bi gayri hisâb(hisâbin).

 

SONUÇTA HESAPLAŞMA VAR!..

Yaşam amellerinde başkalarının haklarını yiyerek inkar edenlere gelince, 

Onların;
yaşam amelleri,

uğraşıları, 

dümdüz, 

engin ve

ıssız çöllerdeki bir serap gibidir ki,

susayan onun bir su olduğunu zanneder. 

Bu kadar uğraştan sonra nihayetinde ona vardığında, 

orada herhangi bir şey bulamaz ama, 

ona geçmiş yaşantısının amellerinin hesaplaşma sonuçlarını, 

tümüyle yaşatarak ödettirten AllA'ı bulur. 

AllA hesabı çok çabuk görür.  024 064 039

 

وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاء حَتَّى إِذَا جَاءهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئًا وَوَجَدَ اللَّهَ عِندَهُ فَوَفَّاهُ حِسَابَهُ وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ

Vellezîne keferû a’mâluhum ke serâbin bi kîatin yahsebuhuz zam’ânu mâe(mâen), hattâ izâ câehu lem yecidhu şey’en ve vecedallâhe indehu fe veffâhu hisâbeh(hisâbehu), vallâhu serîul hısâb(hısâbi).

Veyahutta denizin derînligindeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu denizin katmanları kat üstüne katlarla kaplayıp bürümekdedir. 

Onun üstünde de bir bulut. birbiri üstüne  karanlıklar. 
İnsan, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. 
Bir kimseye AllA, 
* yaradılış, 
* yaşatılış ve 
* korunuluş idraki(nur)
ni vermezse, 
artık o kimsenin 
* yaradılış, 
* yaşatılış ve 
* korunuluş nimetlerinden yararlanması imkansızdır. 
024 064 040

 

أَوْ كَظُلُمَاتٍ فِي بَحْرٍ لُّجِّيٍّ يَغْشَاهُ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ سَحَابٌ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَا أَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرَاهَا وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ اللَّهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِن نُّورٍ

Ev ke zulumâtin fî bahrin lucciyyin yagşâhu mevcun min fevkıhî mevcun min fevkıhî sehâb(sehâbun), zulumâtun ba’duhâ fevka ba’d(ba’dın), izâ ahrace yedehu lem yeked yerâhâ ve men lem yec’alillâhu lehu nûren fe mâ lehu min nûr(nûrin).

******************************************************

NUR 024 064 041-045

 

MiM
SALAT, AllA A KARŞI KULLUK GÖREVLERİDİR
ALLAH A KARŞI KULLUK GÖREVLERİ, YAŞAM AMELLERİNDE HAK YEMEME İLE YAPILIR
Görmedin mi ki, göklerde ve yeryüzünde ne varsa ve saf saf kuşlar, 
AllA' a karşı kulluk görevleri(salat) için yaşam amellerini yerine getirirler(teşbih). 
Her biri AllA' a karşı 
kendi kulluk görevini hak yiyip, inkar etmeden yaşam amelleri(salat)ni ve 
kendi yaşam çalışmasını gerçekten bilmiştir. . . 
AllA yaptıklarını en iyi bilendir 024 064 041

 

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ

E lem tera ennallâhe yusebbihu lehu men fîs semâvâti vel ardı vet tayru sâffât(sâffâtin), kullun kad alime salâtehu ve tesbîhah(tesbîhahu), vallâhu alîmun bimâ yef’alûn(yef’alûne).

******************************************************

ÇÜNKÜ HERŞEYİN MÜLKÜ, YÖNETİMİ ve TEK EGEMENLİĞİ ONA AİTTİR

ve çünkü, göklerin ve yerin 

* yaradılmış herşeyi , 
* yönetimi ve 
* tek egemenliği AllA'a aittir ve 
* bütün yollar Allah'a varmaktadır. 024 064 042

 

وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ

Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve ilallâhil masîr(masîru).

******************************************************

Baksana şu gerçeğe, 

* AllA bir bulut sevk ediyor, 
* sonra onun açıklığını birleştiriyor, 
* sonra onu yoğunlaştırıyor da 
* sen onun içinden yağmurun çıktığını görüyorsun. 
Bir de gökten, 
* ondaki dolu dağlarından bir dolu yağdırıyor ve

* onu dilediğine isabet ettiriyor, 
* dilediğinden uzaklaştırıyor. 
Az kalıyor ki, şimşeğinin parıltısı, gözleri gideriversin. 
024 064 043

 

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُزْجِي سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاء مِن جِبَالٍ فِيهَا مِن بَرَدٍ فَيُصِيبُ بِهِ مَن يَشَاء وَيَصْرِفُهُ عَن مَّن يَشَاء يَكَادُ سَنَا بَرْقِهِ يَذْهَبُ بِالْأَبْصَارِ

E lem tera ennallâhe yuzcî sehâben summe yuellifu beynehu summe yec'aluhu rukâmen fe teral vedka yahrucu min hılâlih(hılâlihî), ve yunezzilu mines semâi min cibâlin fîhâ min beredin fe yusîbu bihî men yeşâu ve yasrifuhu an men yeşâu, yekâdu senâ berkıhî yezhebu bil ebsâr(ebsâri).

******************************************************

Geceyle gündüze yer değiştirten AllA'dır.

Ve bunda da görmesini bilenler için, şüphesiz, bir ders vardır!  024 064 044

 

يُقَلِّبُ اللَّهُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِّأُوْلِي الْأَبْصَارِ

Yukallibullâhul leyle ven nehâr(nehâre), inne fî zâlike le ibreten li ulil ebsâr(ebsâri).

******************************************************

DABBE NEDiR?

AllA, bütün canlıları sudan yarattı. 

İşte bunlardan bir kısmı 
* insanların yaşamlarındaki amel(iş, işlev, içtihad)lerinin hepsinin,

hüküm(ayet)lerine ne kadar uyduklarının alınıp kaydedildigi, 
* işlenerek netıcelerinin saklandığı, 
* daimi olarak aktif çalışır halde olan 
dabbedir.
Bu nedenledir ki AllA, onlardan  dilediğinin;
* bir kısmını karnı üzerinde yürür,
* bir kısmını iki ayak üzerinde yürür, 
* bir kısmını da  dört ayak 
üzerinde
 yürür halketti,
Çünkü AllA, her şeye hakkıyla gücü yetendir.  024 064 045
 

وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِن مَّاء فَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاء إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Vallâhu halaka kulle dâbbetin min mâin, fe minhum men yemşî alâ batnih(batnihi) ve minhum men yemşî alâ ricleyn(ricleyni) ve minhum men yemşî alâ erba’(erbain), yahlukullâhu mâ yeşâu, innellâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).

******************************************************

NUR 024 064 046 -064

MiM

******************************************************

Gerçek şu ki, Doğru olan hakikati bütün açıklığıyla ortaya koyan hüküm(ayet)ler transfer(nüzul) etmemize rağmen; AllA dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. 024 064 046

 

لَقَدْ أَنزَلْنَا آيَاتٍ مُّبَيِّنَاتٍ وَاللَّهُ يَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

Le kad enzelnâ âyâtin mubeyyinât(mubeyyinâtin), vallâhu yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

************************************' ve Resulü Eki 

AllA' a a (ve Resulüne) 

- «inandık ve uyduk» demelerine rağmen, 

bunun arkasından içlerinden bir kısmı yüz çevirirler. 

Bunlar  iman etmiş insanlar değildir. 024 064 047

 

وَيَقُولُونَ آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالرَّسُولِ وَأَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلَّى فَرِيقٌ مِّنْهُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ وَمَا أُوْلَئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ

Ve yekûlûne âmennâ billâhi ve bir resûli ve ata’nâ summe yetevellâ ferîkun minhum min ba’di zâlik(zâlike) ve mâ ulâike bil mu’minîn(mu’minîne).

************************************' ve Resulü Eki 

Onlar, aralarında hüküm vermesi için, AllA' ına (ve onun Resulüne) davet edildikleri zaman, bir kısmı hemen yüz çevirip dönücüdürler. 024 064 048

,

وَإِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُم مُّعْرِضُونَ

Ve izâ duû ilallâhi ve resûlihî li yahkume beynehum izâ ferîkun minhum mu’ridûn(mu’ridûne).

************************************' ve Resulü Eki 

ve ama bir de hakkın kendilerinden yana olduğunu gördüklerinde, kendı hakları olmayan hakkı hemen kabul ederek boyun eğerler!


وَإِن يَكُن لَّهُمُ الْحَقُّ يَأْتُوا إِلَيْهِ مُذْعِنِينَ

Ve in yekun lehumul hakku ye’tû ileyhi muz’ınîn(muz’ınîne).

******************************************************

Onların beyinlerinde bir hastalık mı var? 

Yoksa şübhe mi ettiler? 

Veyahutta AllA'ın (ve resulünün) taraf tutarak, kendilerine haksızlık mı edeceğinden korkuyorlar? 

Hayır, Tam Tersine!

Asıl haksızlarla haksızlık edenler kendileridirler. 024 064 050

 

أَفِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَمِ ارْتَابُوا أَمْ يَخَافُونَ أَن يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُ بَلْ أُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

E fî kulûbihim maradun emirtâbû em yehâfûne en yehîfallâhu aleyhim ve resûluh(resûluhu), bel ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).

****************************************' ve Resul Eki

Kendi aralarında hüküm verildiği zaman AllA'a (ve Resûlüne) davet edildiklerinde, müminler beklenilen sözü ancak ;

- «İşittik ve uyduk» demeleridir. 

İşte asıl bunlar başarılı olup, 

sıkıntılardan kurtulup, 

huzura  kavuşanlardır. 024 064 051

 

إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

İnnemâ kâne kavlel mu’minîne izâ duû ilallâhi ve resûlihî li yahkume beynehum en yekûlû semi’nâ ve ata’nâ ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).

****************************************' ve Resul Eki

ve çünkü, Allah'a (ve O'nun Rasulü'ne) uyanlar, Allah'tan korkup ve ona karşı kulluk görevi sorumlulugu bilinci(takva) sahibi olanlar; işte bunlardır, en büyük zafere erişecek olanlar! 

 

وَمَن يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللَّهَ وَيَتَّقْهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ

Ve men yutıillâhe ve resûlehu ve yahşallâhe ve yettakhi fe ulâike humul fâizûn(fâizûne).

******************************************************

eğer sen onlara amellere değer vermelerini önemsettinse, 

mutlaka korktuklarndan zorla, kuvvetlice AllA üzerine yeminler çıkacaktır onlardan. 

Kul:

- " Yemin etmeyin! 

Bağlılık ve 

Uyum taktir edilendir. 

Muhakkak ki AllA yaptığınız amel(işev)lerin tümünden haberdardır." de. 024 064 053

 

وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِنْ أَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُل لَّا تُقْسِمُوا طَاعَةٌ مَّعْرُوفَةٌ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

Ve aksemû billâhi cehde eymânihim le in emertehum le yahrucunn(yahrucunne), kul lâ tuksimû, tâatun ma’rûfeh(ma’rûfetun), innellâhe habîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne)

****************************************' ve Resul Eki

RASUL TEBLİĞ İLE MÜKELLEFTİR ve YAPTIKLARINDAN SORUMLUDUR

Kul: 

- "AllA'a uyun (ve Rasul'e de). Ve eğer AllA' a yüz çevirirseniz;
o yalnız kendi yükümlülüklerinden sorumlu tutulacak, 

siz de yalnız kendi yükümlülüklerinizden sorumlu tutulacaksınız. 

Ama eğer o'na uyarsanız, doğru yola erişirsiniz.

Ayrıca, Rasul'e düşen yalnızca açıkça duyurmaktır." de 024 064 054


قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِن تَوَلَّوا فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُم مَّا حُمِّلْتُمْ وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ

Kul atîullâhe ve atîur resûl(resûle), fe in tevellev fe innemâ aleyhi mâ hummile ve aleykum mâ hummiltum, ve in tutîûhu tehtedû, ve mâ aler resûli illel belâgul mubîn(mubînu).

******************************************************

DiNi KABUL EDENLER, HAK YEMEYENLER HUZUR iCiNDE YASARLAR
AllA, sizden Kendisine karşı borçlu oldugunuzu kabul edip, ödeyenlerden ve 

yaşam işlev(amel)lerinşzde, hakkaniyet(hak dengesi)le, hakkı önde tutarak, barışı ve huzuru bulanlar olmanızı bekler. 

yer yüzündeki yaşam amelleri için, sizlerden öncekileri nasıl yeterli insan(halife) kılmışsa,  

sizleri de yeterli insan(halife) kılacağını kesinlıkle vaadetmiştir.  

Elbette ki onlara, kendileri için

uygun görüp, 

razı olduğu,

AllA´a karşı borçlanma sistemi(din)ini temkin edecektir. 

 

Muhakkak ki, kulluk ibadetini yerine getirenleri;

korkularından sonra 

bir güvenliğe çevirecektir.

 

Onlar Benden başkasına ilahi güçler ve

nitelikler yakıştırmazlar.

 

ve bundan sonra kim hak yiyip, hakkı inkar yolunu seçerse,

artık onlar günaha gömülüp gitmiş olanların ta kendileridir! 024 064 055


وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

Vaadallâhullezîne âmenû minkum ve amilûs sâlihâti leyestahlifennehum fil ardı kemestahlefellezîne min kablihim, ve leyumekkinenne lehum dînehumullezîrtedâ lehum ve le yubeddilennehum min ba’di havfihim emnâ(emnen), ya’budûnenî lâ yuşrikûne bî şey’â(şey’en), ve men kefere ba’de zâlike fe ulâike humul fâsikûn(fâsikûne).

******************************************************

SALAT TA DUYARLI, DEVAMLI OL. RAHMETLERİ PAYLAŞ. 

SALAT KiRLERDEN ARINDIRIR
ZEKATINI VER
RASUL ÜN TAVSiYELERiNE UY...

Öyleyse, 

* Amel(iş)lerinizde hak yememe(salat)nızı, 

kendinizi kötülüklerden arındırarak yerine getir(ıkame)(ekamtum es salate)irken,

hak yemekten uzak durmada;

devamlı ve

duyarlı olun ki, kirlerinizden arınasınız.

* kendinize verilenleri diğer kullarla paylaş(zekat)ın ve 

* Rasul'ün tavsiyelerine uyun .
Umulur ki, rahmetlenenlerden yani alanlardan olasınız. 
 024 064 056

 

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte ve atîûr resûle leallekum turhamûn(turhamûne).

******************************************************

HAK YiYEN(KAFiR)LER AllA`I ACiZ BIRAKAMAZLAR
Sakın o başkalarınınn haklarını yiyip, kendilerine saklayıp, inkar eden(keferu)lerin yeryüzünde AllA' ı aciz bırakabileceklerini sanma.

Onların sığınacakları yer ateşdir. 

Şübhesiz o, ne kötü bir dönüşdür!

 

لَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ وَلَبِئْسَ الْمَصِيرُ

Lâ tahsebennellezîne keferû mu’cizîne fîl ard(ardı), ve me’vâhumun nâr(nâru), ve le bi’sel masîr(masîru).

***********************************************

SALAT GÜNEŞİN DOGMASINDAN BATMASINA KADAR YERİNE GETİRİLİR

SALATIN BAŞLANGICINDAN AZ ÖNCE, BİTİMİNDEN AZ SONRA ve ÖGLE SAATİNDE CİNSEL SALAT YOK!..

Ey AllA'a karşı borçlu olduklarini kabul edip, ödeyenler!   

* Güç hakimiyetiniz altındakiler ve 
* sizden olupta, ruhen, bedenen, nefsen ve aklen bulûğ çağına
 erişmemiş olanlar, 

* günde üç kez;  

* Günes dogup, hak yemeden paylaşma amel(salat)lerinize  başlamadan önce,

* Elbiselerinizi çıkarttığınız öğle vaktinde ve

* Günes batıp, paylaşım amelleri(salat)nizin bitiminden az sonra yanınıza girmek için, sizden izin istesinler.

Bu üç zaman sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. 

Bu vakitlerin dışında, birbirinizin yanına girip, birbirinizle dolaşmanızda;

sizin ve

onların üzerine bir günah yoktur.

İşte böylece AllA, size hüküm(âyet)leri açıklıyor.

Ve AllA,

herşeyi iyi bilendir, 

 herşeyin hakîmidir. 024 064 058

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأْذِنكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ مِن قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ الظَّهِيرَةِ وَمِن بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاء ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَّكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَى بَعْضٍ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

Yâ eyyuhellezîne âmenû li yeste’zinkumullezîne meleket eymânukum vellezîne lem yeblugûl hulume minkum selâse merrât(merrâtin), min kabli salâtil fecri, ve hînetedaûne siyâbekum minez zahîrat(zahîrati), ve min ba’di salâtil ışâi, selâsu avrâtin lekum, leyse aleykum ve lâ aleyhim cunâhun ba’de hunn(hunne), tavvâfûne aleykum ba’dukum alâ ba’d(ba’dın), kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyât(âyâti), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).

****************************************

Aranızdaki çocuklar ergenlik çağına girdikleri zaman, öteki yetişkinlerin yaptığı gibi, sizden izin istesinler.

AllA mesajlarını size işte böyle açıklamaktadır, çünkü O;

doğru hüküm ve

hükmüyetle buyuran mutlak ve

sınırsız bilgi Sahibidir! 024 064 059

 

وَإِذَا بَلَغَ الْأَطْفَالُ مِنكُمُ الْحُلُمَ فَلْيَسْتَأْذِنُوا كَمَا اسْتَأْذَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

Ve izâ belegal etfâlu minkumul hulume felyeste'zinû kemeste'zenellezîne min kablihim, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtih(âyâtihî), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).

****************************************

YASLILARDA CiNSELLiGi SAKINMA

Artık 

* cinsel arzu duymayacak kadar kocadıklarından nikah olasılığı kalmamış kadınların,

açığa vurma niyeti taşımaksızın, cazibe ve güzelliklerini gösteren, üstlük giysilerini çıkarmalarında bir sakınca yoktur. 

Ama böylelerinin bile sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur.

AllA, mutlak ve sınırsız bilgi sahibi olarak, her şeyi işitmektedir. 024 064 060

 

وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاء اللَّاتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ أَن يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزِينَةٍ وَأَن يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَّهُنَّ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

Vel kavâıdu minen nisâillatî lâ yercûne nikâhan fe leyse aleyhinne cunâhun en yeda'ne siyâbehunne gayra muteberricâtin bi zîneh(zînetin), ve en yesta'fifne hayrun lehunn(lehunne), vallâhu semîun alîm(alîmun).

******************************************************

EKSiKLERE GÜNAH YOK.

* Kör, 

* sakat ve 
* hasta olankar için

bir günah sorunu yoktur. 024 064 061-1

NERELERDE YEMEK YEME GÜNAH DEGiLDiR?

NUR 024 064 061-2

* Kendinizin, 

* babalarınızın, 

* annelerinizin, 

* erkek kardeşlerinizin, 

* kız kardeşlerinizin, 

* amcalarınızın, 

* halalarınızın, 

* dayılarınızın, 

* teyzelerinizin , 

* anahtarlarına sahip olduklarinizin,  

* arkadaşlarınızin

evlerinde yemek yemenizde bir günah sorunu yoktur. 024 064 061-2

TOPLUCA ve TEK BASINA YEMEK YEME GÜNAH DEGiLDiR

NUR 024 064 061-3

* Topluca veya 

* ayrı ayrı yemeniz de size günah yoktur. 024 064 061-3

SELAM VERME FARZDIR
NUR 024 064 061-4

Evlere girdiğiniz zaman birbirinize AllA'ın katından 
* bir esenlik, 
* bir bereketlilik, 
* bir temizlik dileği 
olarak kendinize de

selam verin. 

İşte böylece AllA, size âyetlerini net bir şekilde açıklıyor. Umulur ki böylece siz aklınızı çalıştırabilesiniz. 024 064 061-4

 

لَيْسَ عَلَى الْأَعْمَى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى أَنفُسِكُمْ أَن تَأْكُلُوا مِن بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ آبَائِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَانِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَامِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَالِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُم مَّفَاتِحَهُ أَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَأْكُلُوا جَمِيعًا أَوْ أَشْتَاتًا فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلَى أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون

Leyse alel a'mâ haracun ve lâ alel a'raci haracun

ve lâ alel marîdı haracun ve lâ alâ enfusikum en te'kulû min buyûtikum ev buyûti âbâikum ev buyûti ummehâtikum ev buyûti ihvânikum ev buyûti ehavâtikum ev buyûti a'mâmikum ev buyûti ammâtikum ev buyûti ahvâlikum ev buyûti hâlâtikum ev mâ melektum mefâtihahû ev sadîkıkum,

leyse aleykum cunâhun en te'kulû cemîan ev eştâtâ(eştâten),

fe izâ dahaltum buyûten fe sellimû alâ enfusikum tehıyyeten min indillâhi mubareketen tayyibeh(tayyibeten),

kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyâti leallekum ta'kılûn(ta'kılûne).

************************************************************

Dikkat!..."ve Resul" tahrifati 

iZiN VERME
sadece hak yemeyen(mümin)ler AllA'a (ve Resulüne) karşı borçlu olduklarını kabul edip, ödeyen kimselerdir.

Toplu olarak  birlikte  oldukları zaman, izin verilinceye kadarda bir iş için gitmezler. 

muhakkak ki işte senden izin isteyenler Allah a (ve Resulüne) karsi borclu olduklarini kabul eden insanlardır. 

öyleyse senden izin istedikleri zaman onlardan dilediğin bazilarına ;
* işlerini, 
* hallerini, 
* durumlarını gözeterel izin ver  ve 
onlar icin Allah'tan bağışlanma dile. 
muhakkak ki Allah bağışlayan ve rahmet edendir. 
024 064 062

 

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلَى أَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتَّى يَسْتَأْذِنُوهُ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ فَإِذَا اسْتَأْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَن لِّمَن شِئْتَ مِنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

İnnelmel mu’minûnellezîne âmenû billâhi ve resûlihî

ve izâ kânû meahu alâ emrin câmiın lem yezhebû hattâ yeste’zinûh(yeste’zinûhu),

innellezîne yeste’zinûneke ulâikellezîne yu’minûne billâhi ve resûlih(resûlihi),

fe izeste’zenûke li ba’dı şe’nihim fe’zen li men şi’te minhum vestağfir lehumullâh(lehumullâhe),

innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).

******************************************************

AllA DAN İSTEME ile BİRBİRİNİZDEN İSTEME AYNI DEĞİLDİR!.

Birbirinizden isteme(dua)niz gibi, resulün dua ile isteme(dua)sini eşdeğer kabul etmekten sakının. 

Gerçek şu ki, AllA;  

aranızdan kimin bu isteme(dua)ye uymamak için,

teselli ederek, gizlice kaçıp sıyrılmak istediğini biliyor.

O halde, O'nun davetine karşı gelmek isteyenler, kendilerine;

bir belanın,

bir güçlüğün

ya da can yakıcı bir azabın gelmesinden korksunlar! 024 064 063

 

لَا تَجْعَلُوا دُعَاء الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاء بَعْضِكُم بَعْضًا قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنكُمْ لِوَاذًا فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

Lâ tec’alû duâer resûli beynekum ke duâi ba’dıkum ba’da(ba’den), kad ya’lemullâhullezîne yetesellelûne minkum livâzâ(livâzen), fel yahzerillezîne yuhâlifûne an emrihî en tusîbehum fitnetun ev yusîbehum azâbun elîm(elîmun).

******************************************************

HALiNiZi, AMACINIZI ve YAPTIKLARINIZI AllA BiLiR

Unutmayın ki, göklerde ve yerde var olan her şey AllA'a aittir,

bundan dolayıdır ki O,

sizin içinde bulunduğunuz durumu ve

güttüğünüz amacı çok iyi bilmektedir.

* Ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında O'na dönecek ve

* o zaman O, 
* yaşarken amelleri ile yaptıkları her şeyi kendilerine bildirecek

* çünkü, AllA her şeyi tüm hakkaniyetiyle gerçeğiyle bilir. 024 064 064
******************************************************
******************************************************
NUR 024 064 001-016
MiM

Bir Yol ki bu, Biz onu ;
* indirdik ve 
* her bireye özel kıldık. 

Umulur ki böylece siz indirdiğimizin içindeki apaçık, delillerle açıklanmış hüküm(âyet)leri hatırlarsınız. 024 064 001

Şimdi, 
* zina eden nikahlı kadın ve 
* zina eden nikahlı erkeğin herbirinin ciltlerine yüz değnek vurun.
Eğer Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyorsanız. Onlara karşı duyduğunuz acıma, sizi 
* Allah'ın bu yasasını uygulamaktan alıkoymasın ve 
* inananlardan bir topluluk da onların cezalandırılmalarına şahit olsun. 
024 064 002 

* zina yapan erkek ancak zina etmiş olan veya Allah'a ortak koşan bir kadınla, 
* zina etmiş kadın ise, zina etmiş olan veya Allah'a ortak koşan bir erkekle
 
nikâhlanabilir. 
Bu mü'minler üzerine haram kılındı. 
024 064 003

Çoğalabilme özelliğine sahip olan kadinları suçlayıp sonra da dört şahit getiremeyen kimselere gelince, böylelerine yalnız cilde ve birinci derecede deriye tesir edecek şekilde seksen değnek vurun ve bundan sonra hiçbir zaman onların şahitliğini kabul etmeyin, çünkü bunlar gerçekten kul hakkı yiyen insanlar olup hak yolu olan doğru yoldan çıkmış kimselerdir!  (004)

Ancak bu hatadan dolayı haksız yere suç atma günahını işledikten sonra, hatasını kabul edip, pişman olan ve tevbe eden, peşi sıra kendini düzelterek hata yapmamaya başlayıp, kul hakkı yemekten kurtulup, hak yolu olan doğru yola girenler dışında kalanların, bu hatalarından dolayı oluşan günahları konusunda bilmelidirler ki Allah çok bağışlayıcı ve çok kucaklayıp, besleyen, koruyan ve nesli devam ettirendiricidir.  (005)

Eşlerden birbirlerine suç isnadında bulunupta, kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğu üzerine, dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesidir. (006)

eğer yalancılardan ise, beşinci defada da, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.  (007)

Dört defa onun mutlaka yalancılardan olduğuna dair Allah'ın şahit olarak gösterilmesi, ondan haksıylığı yani suçu, dolayısı ile günah azabını kaldırır. (008)

ve beşincisinde, doğruyu söylüyorsa, Allah'ın gazabına razı olduğununu onaylar. (009)

Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten suçun günahını işledikten sonra, hatasını kabul edip, pişman olan ve tevbe eden, peşi sıra kendini düzelterek hata yapmamaya başlayıp, kul hakkı yemekten uyaklaşıp, hak yolu olan doğru yola girenlerin tevbelerini kabul eden hüküm veme ve hükmüyet sahibi olmasaydı n olurdu?  (010)

O ağır suçlamayı planlayarak, birbirlerini desteklemek için birlikte uyduranlar, kesinlikle sizin kendi içinizden, sizden bir gruptur. Bu atılan suçu kendiniz için kötülğk(şerr) sanmayın. Aksine o sizin için bir iyilik(hayr)dır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası ayrı ayrı vardır. İçlerinden suçlamayı ortaya atan asıl kişi, o günahın büyüğünü üstlenen olup en ağır azabında sahibidir. (011)

O ağır suçlamayı planlayarak, birbirlerini desteklemek için birlikte uyduranlar, kesinlikle sizin kendi içinizden, sizden bir gruptur. Bu atılan suçu kendiniz için kötülğk(şerr) sanmayın. Aksine o sizin için bir iyilik(hayr)dır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası ayrı ayrı vardır. İçlerinden suçlamayı ortaya atan asıl kişi, o günahın büyüğünü üstlenen olup en ağır azabında sahibidir. (012)

Onlar bu iddialarını kanıtlamak için dört şahit getirselerdi ya! Mademki şahit getirmediler, o halde onlar Allah ın katında yalancıların ta kendileridirler. (013)

Eğer size dünya ve ahirette Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu!  (014)

Dillerinizle ve ağızlarınızla, size ait olmayıp başkalarına aıt olan, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığınız şeyleri, büyük Allah ın katında onu telâkki edip, sorgulayıp, öğrendiğiniz ve günah olduğunu bildiğniz halde, önemsiz basit ve kolay bir iş kabul ederek söylüyorsunuz. (015)

Mademki onu duydunuz, duyduğunuz zaman:

- "Bu konuda konuşmak bize düşmez kudret ve yüceliğinde sınırsız olan Sensinö şüphesiz bu çok kötü bir iftiradır!" demeniz gerekmez miydi? (016)

 

Eğer siz îman edenlerseniz böyle bir şey'ı hayatta bulunduğunuz sürece bir daha tekrarlamamanızı Allah emrediyor.(017)

Kesinlikle bilesiniz ki Allah, size âyetleri beyan ederek açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hükmüyet sahibidir.(018)

İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya, onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (019)
Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti üzerinizde olmasaydı,  Eğer Allah çok acıyıp esirgeyen gerçek şefkat Sahibi olmasaydı..! (020)

Ey Borçlu olduklarını kabul edip, ödeyenler!

Şeytanın adımlarına uyup ardından gitmeyin! 

Her kim şeytanın adımlarına uyarsa, 

şunu bilsin ki o; 

kul hakkı yiyerek,

inkar eden(münker) inkârını ve 

AllA'ın yasak ettiklerinden olan;

çirkin ve 

dogru olmayan her çeşit kötülüğü

yapmamanızı emreder.

AllA'ın size karşı;

lütfu ve 

rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbiri asla;

hatalarındani dolayısı ile

hataların günahlarından kurtulup temize çıkamazdı. 

Fakat AllA, dilediğini hataların günahlarından kurtarır temize çıkarır. 

Allah, 

herşeyi işiten, 

herşeyi bilendir.024 064 021

Bir de içinizden;

nimet ve 

varlık sahibi kişiler
yakınlarına, 

yoksullara ve 

AllA yolunda mecburiyetten ikamet ettikleri yerin dışına çıkarak, gurbete giden(muhacir)lere,

vergisini vermekte kusur etmesinler, 

affetsinler, 

kusurlarına aldırmasınlar! 

AllA'ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? 

AllA, bağışlayandır, merhamet sahibidir.

Bunun içindir ki, içinizden;

bolluk ve 

genişlik bahşetmiş olduğu kimseler;

yakınlarına, 

düşkünlere ve 

kötülük diyarından AllA için göç eden kimselere yardımdan el çekmesinler.

Onları affedip geçsinler.

AllA'ın da sizi bağışlamasını istemez misiniz?

AllA'ın çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcı olduğunu gördüğünüz halde? 024 064 022

Şüphe yok ki, 

namuslu, 

kötülükten habersiz hak yemeyen(mü'min) kadınlara zina suçu atanlar, 

yakın(dünya) hayatında ve

ameller sonrasındaki amel hesaplaşması hayatı(ahiret)nda lanetlenmişlerdir ve 

onlara büyük bir azap vardır. 024 064 023

Dilleri, elleri ve ayaklarının yaptıklarına şahitlik edecekleri gün,

o Gün ki, kendi dilleri, elleri ve ayakları bütün (bu) yaptıklarını (açığa vurarak) onların aleyhine şahitlik edecektir! (024)

Yargi Günü Allah, onlara 
* paylasim amellerinin karşıliginda, borclanma sistem(din)lerine göre hak ettikleri karşılığı, kesintisiz tam olarak ödeyecek ve 

* onlar hakkı belirleyen, açıklayan yerine getirenin muhakkak ki Allah olduğunu öğrenmis olacaklar. (025)

* Kötü kadınlar kötü erkeklere,
* kötü erkekler kötü kadınlara,
* namuslu kadınlar namuslu erkeklere,
* namuslu erkekler namuslu kadınlara yaraş
tığı gibi
(Allah, bu sonrakilerin,) haklarında çıkarılan kötü söylentilerin hepsinden masum ve uzak olduklarını (bildiğine göre), günahlarından ötürü bağışlanma ve büyük/üstün bir rızık onların hakkıdır! (026)

Kendi evlerinizden başka evlere, 
* sahiplerinden izin almadan ve 
* onlara selam vermeden girmeyin! 

 Eğer (karşılıklı haklarınızı) dikkate alacak olursanız bu (öğüt) sizin kendi iyiliğiniz içindir. (027)

Öyleyse, orada  bir kimse bulamadığınız takdirde, size izin verilinceye kadar içeri girmeyin ve size 

- "dönün" denirse dönün. Bu sizin için en uygun davranış tarzıdır. 

Çünkü, Allah yaşam işlevlerinizin hepsini bilir. (028)

İçinde oturulmayan ama kamusal amaçlarla kullanılan evlere girmenizde bir sakınca yoktur. Fakat  Allah, açıkça yaptıklarınızı da, gizlediklerinizi de bütünüyle bilmektedir. (029)

***********************************************************

 

NUR 024 064 001

MiM

Bir Yol ki bu, Biz onu ;
* tranfer(nüzul) ettirdik ve 
* her bireye özel kıldık.

Umulur ki böylece siz indirdiğimizin içindeki apaçık, delillerle açıklanmış hüküm(âyet)leri hatırlarsınız. 024 064 001

 

سُورَةٌ أَنزَلْنَاهَا وَفَرَضْنَاهَا وَأَنزَلْنَا فِيهَا آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لَّعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Sûratun enzelnâhâ ve faradnâhâ ve enzelnâ fîhâ âyâtin beyyinâtin leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

1. sûratun : bir suredir 2. enzelnâ-hâ : onu biz indirdik 3. ve faradnâ-hâ : ve onu biz farz kıldık 4. ve enzelnâ : ve biz indirdik 5. fî-hâ : onun içinde 6.âyâtin : âyetler, hükümler  7. beyyinâtin : apaçık, delillerle açıklanmış 8. lealle-kum : umulur ki böylece siz 9. tezekkerûne : tezekkür edersiniz

 

****************************************************** 

NUR 024 064 002-009  

MiM
NiKAH ALTINDA ZiNA CEZASI

NUR 024 064 002  

MiM

Niyet etmeksizin,

bilinçsiz kadınla bilinçsiz erkeğin,

herikisinin cild temasıyla yekvücud olmaları durumunda,

cilde tesir etmelerinin karşılığında; 

AllA' ın borçlanma sistemi(din)nde 

herikisinide esirgeme ve  

herikisine de merhamet etme konusunda, 

ameller sonrasındaki amel hesaplaşması hayatı(ahiret)nda size engel yoktur, eger siz AllA' karşı hak yemiyorsanız,  

İkisinin azabına hak yemiyenlerden bir grup şahit olsun. 024 064 002  

 

الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا مِئَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُم بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ

Ez zâniyetu vez zânî feclidû kulle vâhıdin min humâ miete celdetin ve lâ te’huzkum bi himâ ra’fetun fî dînillâhi in kuntum tu’minûne billâhi vel yevmil âhır(âhırı), vel yeşhed azâbehumâ tâifetun minel mu’minîn(mu’minîne).

1. ez zâniyetu : zina yapan nikahlı kadın, zan+niyet kelimelerinden oluşan bir kelime olup anlamı: bilinçsiz niyetli kadın, bilinçsiz ve nıyetsiz kadın, kasıtsız, zan: kasıt, bilincsiz, tahmin, sanı

2. ve ez zânî : ve zina yapan nikahlı erkek, bilinçsiz erkek

3. feclidû (fe iclidû) : o zaman, o takdirde vurun, cild teması

4. kulle vâhıdin : herbiri, birleşerek yekvücud olanlar

5. min-humâ : ikisinden

6. miete : yüz (100), kullanım karşılığı

7. celdetin : yalnız cilde tesir edecek şekilde

8. ve lâ te'huz-kum : ve sizi almasın, tutmasın, mani olmasın

9. bi himâ : ikisini, ikisine

10. ra'fetun : şefkat, merhamet, Ar. Cinsiyet: Kız, Acıma, esirgeme, merhamet etme

11. fî dîni allâhi : Allah'ın dîninde, AllA' ın borçlanma sistemi(din)nde

12. in kuntum : eğer siz olduysanız

13. tu'minûne : siz îmân ediyorsunuz, inanıyorsunuz, siz hak yemiyorsanız

14. bi allâhi : Allah'a

15. ve el yevmi el âhırı : ve ahir gün, ahiret günü, ve ameller sonrasındaki amel hesaplaşması hayatı(ahiret)nda  

16. ve li yeşhed : ve şahit olsun

17. azâbe-humâ : ikisinin azabı

18. tâifetun : bir taife, bir grup

19. min el mu'minîne : mü'minlerden, hak yemiyenlerden 

****************************************************** 

BİLİNÇSİZ ve NİYETSİZ ERKEK ANCAK BİLİNÇSİZ ve NİYETSİZ KADINLA EVLENEBİLİR?

NUR 024 064 003  

MiM

nıyetsiz ve bilinçli olmayan erkek,
ortak(şirk) koşan ve
bilinçli olmayan kadından başkasını nikâhlayamaz
nıyetsiz ve bilinçli olmayan kadın,
ortak(şirk) koşan ve
 
bilinçli olmayan erkekten başkasını nikâhlayamaz
Bu hak yemeyen(mü'min)ler üzerine haram kılındı. 024 064 003

 

الزَّانِي لَا يَنكِحُ إلَّا زَانِيَةً أَوْ مُشْرِكَةً وَالزَّانِيَةُ لَا يَنكِحُهَا إِلَّا زَانٍ أَوْ مُشْرِكٌ وَحُرِّمَ ذَلِكَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ

Ez zânî lâ yenkihu illâ zâniyeten ev muşriketen vez zâniyetu lâ yenkihuhâ illâ zânin ev muşrik(muşrikun), ve hurrime zâlike alel mu’minîn(mu’minîne).

1. ez zânî : zina yapan erkek, bilinçsiz erkek 2. lâ yenkihu : nikâh yapmaz, nikâhlayamaz 3. illâ : den başka, hariç 4. zâniyeten : zina yapan kadın, bilinçsiz ve nıyetsiz kadın 5. ev : veya 6.muşriketen : müşrik olan kadın 7. ve ez zâniyetu : ve zina yapan kadın 8. lâ yenkihu-hâ : onu nikâhlayamaz 9. illâ : den başka, hariç 10. zânin : zina yapan erkek 11. ev : veya 12. muşrikun : müşrik olan erkek 13. ve hurrime : ve haram kılındı 14. zâlike : bu 15. alâ : üzerine 16. el mu'minîne : mü'minler

******************************************************

ŞAHİTSİZ SUÇ ATMA CEZASI

NUR 024 064 004  

MiM

4 şahidi olmaksızın, çoğalabilme özelliğine sahip olan kadınları suçlayarak hakkını yiyen kimselere gelince, 

böylelerine yalnız cilde ve birinci derecede deriye tesir edecek şekilde seksen değnek vurun ve bundan sonra hiçbir zaman onların şahitliğini kabul etmeyin, çünkü bunlar,

gerçekten kul hakkı yiyen insanlar olup hak yolu olan doğru yoldan çıkmış kimselerdir! 024 064 004 

 

Deutsch

Und diejenigen, die züchtige Frauen vorwerfen, jedoch nicht vier Zeugen zu 80 فاجلدوهم Streifen und niemals akzeptieren ihr Zeugnis, und das sind die Ungerechten

وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانِينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً أَبَدًا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

Vellezîne yermûnel muhsanâti summe lem ye’tû bi erbeati şuhedâe feclidûhum semânîne celdeten ve lâ takbelû lehum şehâdeten ebedâ(ebeden), ve ulâike humul fâsikûn(fâsikûne).

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar

2. yermûne : atarlar, suçlamak, suç atmak, (dt) vorwerfen

3. el muhsanâti : iffetli, namuslu kadınlar, Yararlı, iyi, güzel işler yapan kadınlar, çoğalabilme özelliğine sahip olan kadinlar,(dt) züchtige Frauen 

4. summe : sonra

5. lem ye'tû bi : getirmezler

6. erbeati : dört

7. şuhedâe : şahitler

8. feclidûhum (fe iclidû-hum) : o zaman, o taktirde onlara celde vurun

9. semânîne : seksen (80)

10. celdeten : yalnız cilde ve birinci derecede deriye tesir edecek şekilde vurulan sopa

11. ve lâ takbelû : ve kabul etmeyin

12. lehum : onların

13. şehâdeten : şahitlik

14. ebeden : ebediyyen

15. ve ulâike : ve işte onlar

16. hum : onlar

17. el fâsikûne : fasık olanlar, fasıklar, kul hakkı yiyen insanlar olup hak yolu olan doğru yoldan çıkmış kimseler

******************************************************

ŞAHİTSİZ SUÇ iSNATI - PİŞMANLIK - BAĞIŞLANMA

NUR 024 064 005  

MiM

Ancak bu hatadan dolayı haksız yere suç atma günahını işledikten sonra, hatasını kabul edip, pişman olan ve tevbe eden, peşi sıra kendini düzelterek hata yapmamaya başlayıp, kul hakkı yemekten kurtulup, hak yolu olan doğru yola girenler dışında kalanların, bu hatalarından dolayı oluşan günahları konusunda bilmelidirler ki Allah çok bağışlayıcı ve çok kucaklayıp, besleyen, koruyan ve nesli devam ettirendiricidir. 024 064 00

 

Deutsch

Außer denen, die danach bereuen und sich bessern, Allah ist verzeihend, barmherzig

إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِن بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

İllellezîne tâbû min ba’di zâlike ve aslehû, fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).

1. illâ ellezîne : o kimseler hariç 2. tâbû : tövbe ettiler, hatasını kabul edip, pişman olan ve tevbe eden 3. min ba'di zâlike : bundan sonra 4. ve aslehû : ve ıslâh oldular, kendini düzelterek hata yapmamaya başlayıp, kul hakkı yemekten kurtulup, hak yolu olan doğru yola girdiler 5. fe : o zaman, o taktirde6. innallâhe : muhakkak ki Allah 7. gafûrun : mağfiret eden 8. rahîmun : rahîm olan, Rahîm esmasıyla tecelli eden 

******************************************************

EŞLERiN ŞAHİTSİZ SUÇ iSNATINDA 4 YEMiN

NUR 024 064 006

MiM

Eşlerden birbirlerine suç isnadında bulunupta, kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğu üzerine, dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesidir. 024 064 006

 

وَالَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُن لَّهُمْ شُهَدَاء إِلَّا أَنفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ أَحَدِهِمْ أَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ

Vellezîne yermûne ezvâcehum ve lem yekun lehum şuhedâu illâ enfusuhum fe şehâdetu ehadihim erbeû şehâdâtin billâhi innehû le mines sâdıkîn(sâdıkîne).

1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar

2. yermûne : suç atarlar

3. ezvâce-hum : onların eşleri

4. ve lem yekun : ve olmadı, yoktur

5. lehum : onların

6. şuhedâu : şahitler

7. illâ : den başka

8. enfusu-hum: onların kendileri

9. fe : o zaman

10. şehâdetu : şahitlik

11. ehadi-him : onlardan biri, herbiri

12.erbeû : dört

13. şehâdâtin : şahitlikler

14. bi allâhi : Allah'a

15. innehû : muhakkak ki o

16. le : muhakkak, mutlaka

17. min es sâdıkîne : sadıklardan, doğru sözlülerden

******************************************************

EŞLERiN ŞAHİTSİZ SUÇ iSNATINDA 5. YEMiN LANET GETİRİR

NUR 024 064 007

MiM

eğer yalancılardan ise, beşinci defada da, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. 024 064 007

 

وَالْخَامِسَةُ أَنَّ لَعْنَتَ اللَّهِ عَلَيْهِ إِن كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ وَيَدْرَأُ

Vel hâmisetu enne la’netallâhi aleyhi in kâne minel kâzibîn(kâzibîne).

1. ve el hâmisetu : ve beşinci

2. enne : olduğu

3. la'nete allâhi : Allah'ın lâneti

4. aleyhi : onun üzerine

5. in : eğer6. kâne : oldu

7. min el kâzibîne : yalan söyleyenlerden

******************************************************

ATILAN SUÇA KARŞI 4 YEMiN, 4 ŞAHİT SUÇLAMAYI ORTADAN KALDIRIR 

NUR 024 064 00

MiM

Dört defa onun mutlaka yalancılardan olduğuna dair Allah'ın şahit olarak gösterilmesi, ondan haksıylığı yani suçu, dolayısı ile günah azabını kaldırır. 024 064 00

 

عَنْهَا الْعَذَابَ أَنْ تَشْهَدَ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ

Ve yedraû anhel azâbe en teşhede erbea şehâdâtin billâhi innehu le minel kâzibîn(kâzibîne).

1. ve yedraû : ve savar, kaldırır 2. an-hâ : ondan (kadından) 3. el azâbe : azap 4. en teşhede : şahitlik etmesi 5. erbea : dört 6. şehâdâtin : şahitlikler7. bi allâhi : Allah'a 8. innehu : muhakkak ki o9. le : muhakkak, mutlaka10. min el kâzibîne : yalan söyleyenlerden 

******************************************************

ATILAN SUÇA KARŞI 5. YEMiN ALLAH IN GAZABINI GETİRİR

NUR 024 064 009

MiM

ve beşincisinde, doğruyu söylüyorsa, Allah'ın gazabına razı olduğununu onaylar.  024 064 009

 

وَالْخَامِسَةَ أَنَّ غَضَبَ اللَّهِ عَلَيْهَا إِن كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ

Vel hâmisete enne gadaballâhi aleyhâ in kâne mines sâdikîn(sâdikîne).

1. ve el hâmisete : ve beşinci 2. enne : olduğu 3. gadabe allâhi : Allah'ın gadabı, öfkesi, azabı 4.aleyhâ : onun üzerine, kendi üzerine 5. in : eğer6. kâne : oldu 7. min es sâdikîne : sadıklardan, doğru söyleyenlerden  

******************************************************

NUR 024 064 010

MiM

Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten suçun günahını işledikten sonra, hatasını kabul edip, pişman olan ve tevbe eden, peşi sıra kendini düzelterek hata yapmamaya başlayıp, kul hakkı yemekten uyaklaşıp, hak yolu olan doğru yola girenlerin tevbelerini kabul eden hüküm veme ve hükmüyet sahibi olmasaydı n olurdu? 

 

وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَأَنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ حَكِيمٌ

Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu ve ennellâhe tevvâbun hakîm(hakîmun).

1. ve lev lâ : ve eğer olmasaydı 2. fadlu allâhi : Allah'ın fazlı 3. aleykum : sizin üzerinize 4. ve rahmetu-hu : ve onun rahmeti 5. ve enne allâhe : ve muhakkak ki Allah 6. tevvâbun : tövbeleri kabul eden, suçun günahını işledikten sonra, hatasını kabul edip, pişman olan ve tevbe eden, peşi sıra kendini düzelterek hata yapmamaya başlayıp, kul hakkı yemekten uyaklaşanların tevbelerini kabul eden 7. hakîmun : hakim olan, hüküm ve hikmet sahibi olan

******************************************************

NUR 024 064 011-013

MiM

NUR 024 064 011

MiM

O ağır suçlamayı planlayarak, birbirlerini desteklemek için,

birlikte uyduranlar, 

kesinlikle sizin kendi içinizden,

sizden bir gruptur.

Bu atılan suçu kendiniz için kötülük(şerr) sanmayın.

Aksine o sizin için bir iyilik(hayr)dır.

Onlardan her biri için,

işledikleri günahın cezası ayrı ayrı vardır.

İçlerinden suçlamayı ortaya atan asıl kişi,

o günahın büyüğünü üstlenen olup en ağır azabında sahibidir. 024 064 011

 

إِنَّ الَّذِينَ جَاؤُوا بِالْإِفْكِ عُصْبَةٌ مِّنكُمْ لَا تَحْسَبُوهُ شَرًّا لَّكُم بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ لِكُلِّ امْرِئٍ مِّنْهُم مَّا اكْتَسَبَ مِنَ الْإِثْمِ وَالَّذِي تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظِيمٌ

İnnellezîne câû bil ifki usbetun minkum, lâ tahsebûhu şerren lekum, bel huve hayrun lekum, li kullimriin minhum mektesebe minel ism(ismi), vellezî tevellâ kibrehu minhum lehu azâbun azîm(azîmun).

1. innellezîne (inne ellezîne) : muhakkak o kimseler, onlar 2. câû : geldiler 3. bi el ifki : ifk ile, uydurulmuş iftira ile 4. usbetun : birbirine destek olan insanlar topluluğu, bir grup 5. min-kum : sizden, içinizden 6. lâ tahsebû-hu : onu zannetmeyin 7. şerren : bir şerr 8. lekum : sizin için 9. bel : hayır 10.huve : o 11. hayrun : hayırlıdır 12. lekum : sizin için 13. li kullimriin (li kulli imriin) : (hepsi, herkes) herbiri için vardır 14. min-hum : onlardan 15.mektesebe (ma iktesebe) : kazandığı şey 16. min el ismi : günahtan 17. vellezî tevellâ (ve ellezî tevellâ) : ve çeviren, yöneten kimse 18. kibre-hu : onun büyüğü 19. min-hum : onlardan 20. lehu : onun için, ona vardır 21. azâbun azîmun : büyük azap

******************************************************

NUR 024 064 012

MiM

zan ile suç atıldığını algıladıkları zaman, imanlı
erkekler ve
kadınlar olarak, kendi nefsleri ile neden hakkaniyetlice doğru düşünüp:
- " Bu apacık uydurulmuş iftiradır” demediler? 024 064 012

 

لَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ الْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بِأَنفُسِهِمْ خَيْرًا وَقَالُوا هَذَا إِفْكٌ مُّبِينٌ

Lev lâ iz semi’tumûhu zannel mu’minûne vel mu’minâtu bi enfusihim hayran ve kâlû hâzâ ifkun mubîn(mubînun).

1. lev lâ : olmasaydı, olmaz mıydı, gerekmez miydi 2. iz : o zaman 3. semi'tumû-hu : onu işittiniz, algılama 4. zanne : zanda bulundu 5. el mu'minûne : mü'min erkekler 6. ve el mu'minâtu : ve mü'min kadınlar 7. bi enfusi-him : kendi nefslerinde, kendi içlerinde 8. hayran : hayırlı 9. ve kâlû : ve dediler 10.hâzâ : bu 11. ifkun : uydurulmuş iftira 12. mubînun : açıkça, apaçık

******************************************************

SAHTE AYET!

NUR 024 064 013

MiM

Onlar bu iddialarını kanıtlamak için dört şahit getirselerdi ya!

Mademki şahit getirmediler,

o halde onlar,

AllA' ın katında yalancıların ta kendileridirler.  024 064 013

 

لَوْلَا جَاؤُوا عَلَيْهِ بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء فَإِذْ لَمْ يَأْتُوا بِالشُّهَدَاء فَأُوْلَئِكَ عِندَ اللَّهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ

Lev lâ câû aleyhi bi erbeati şuhedâ(şuhedâe), fe iz lem ye’tû biş şuhedâi fe ulâike indellâhi humul kâzibûn(kâzibûne).

1. lev lâ : olmasaydı, olmaz mıydı 2. câû : geldiler 3. aleyhi : ona 4. bi erbeati : dördü ile 5. şuhedâe : şahitler 6. fe : öyleyse 7. iz : olduğu zaman, olduğuna göre 8. lem ye'tû : getirmediler 9. bi eş şuhedâi : şahitleri 10. fe ulâike : o zaman işte onlar 11. indallâhi (inde allâhi) : Allah'ın katında 12.hum el kâzibûne : onlar yalancılar

******************************************************

NUR 024 064 014 

MiM

NUR 024 064 014 

MiM

Eğer yakın(dünya)hayatı ve

ameller sonrasındaki amel hesaplaşması hayatı(ahiret)nda, sizler için AllA’ın;

lütfu ve

rahmeti olmasaydı,

içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu! 024 064 014 

 

وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ لَمَسَّكُمْ فِي مَا أَفَضْتُمْ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ

Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu fîd dunyâ vel âhırati le messekum fî mâ efadtum fîhi azâbun azîm(azîmun).

1. ve lev lâ : ve olmasaydı

2. fadlullâhi (fadlu allâhi) : Allah'ın fazlı

3. aleykum : sizin üzerinize

4. ve rahmetu-hu : ve onun rahmeti

5. fî ed dunyâ : dünyada

6. ve el âhırati : ve ahiret

7. le : mutlaka

8. messe-kum : size dokundu

9.  : içinde, hakkında

10.  : şey

11. efadtum : siz daldığınız

12. fîhi : onun içine

13. azâbun : azap

14. azîmun : büyük

***************************************************** 

DEDİKODU
NUR 024 064 0
15

MiM

Dillerinizle ve 

ağızlarınızla,

size ait olmayıp başkalarına ait olan,

hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığınız şeyleri,

büyük AllA ın katında onu;

telâkki edip,

sorgulayıp, öğrendiğiniz ve

günah olduğunu bildiğniz halde, 

önemsiz basit ve

kolay bir iş kabul ederek söylüyorsunuz. 024 064 015

 

إِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِأَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِأَفْوَاهِكُم مَّا لَيْسَ لَكُم بِهِ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّنًا وَهُوَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمٌ

İz telâkkavnehu bi elsinetikum ve tekûlûne bi efvâhikum mâ leyse lekum bihî ilmun ve tahsebûnehu heyyinen ve huve indallâhi azîm(azîmun).

1. iz : olduğu zaman 2. telâkkavne-hu : onu telâkki ediyorsunuz, öğreniyorsunuz, soruyorsunuz 3. bi elsineti-kum : dillerinizle 4. ve tekûlûne : ve söylüyorsunuz 5. bi efvâhi-kum : ağızlarınızla 6.  : şeyi 7. leyse : değil, yok 8. lekum : sizin 9. bihi : onu, onun 10. ilmun : ilim, bilgi 11. ve tahsebûne-hu : ve onu sanıyorsunuz 12. heyyinen : kolay, basit, önemsiz 13. ve huve : ve o 14. indallâhi (inde allâhi) : Allah'ın katında 15. azîmun: büyük

******************************************************

NUR 024 064 016

MiM

Mademki onu duydunuz, duyduğunuz zaman:

- "Bu konuda konuşmak bize düşmez kudret ve yüceliğinde sınırsız olan Sensinö şüphesiz bu çok kötü bir iftiradır!" demeniz gerekmez miydi? 024 064 016

 

وَلَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُم مَّا يَكُونُ لَنَا أَن نَّتَكَلَّمَ بِهَذَا سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ

Ve lev lâ iz semi’tumûhu kultum mâ yekûnu lenâ en netekelleme bi hâzâ subhâneke hâzâ buhtânun azîm(azîmun).

1. ve lev lâ : ve olmasaydı, olmaz mıydı, olması gerekmez miydi 2. iz : olduğu zaman 3. semi'tumû-hu : onu işittiğiniz 4. kultum : dediniz 5. mâ yekûnu : olmaz 6. lenâ : bize, bizim için 7. en netekelleme : bizim söylememiz 8. bi hâzâ : bunu 9. subhâne-ke : sen sübhansın 10. hâzâ : bu 11. buhtânun : uydurulmuş iftira 12. azîmun : büyük

******************************************************

NUR 024 064 017

MiM

Eğer siz hak yemeyen(mu'min)lerseniz böyle bir şey'ı hayatta bulunduğunuz sürece bir daha tekrarlamamanızı AllA emrediyor.  024 064 017

 

يَعِظُكُمُ اللَّهُ أَن تَعُودُوا لِمِثْلِهِ أَبَدًا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

Yeızukumullâhu en teûdû li mislihî ebeden in kuntum mu’minîn(mu’minîne).

1. yeızukumullâhu : Allah size vaazediyor, emrediyor

2. en teûdû : sizin dönmeniz

3. li misli-hi : onun gibisine (onun gibi bir olaya)

4. ebeden : ebediyyen, sınırsız olarak

5. in kuntum : eğer siz iseniz

6. mu'minîne : mü'minler, iman etmiş olanlar, hak yemeyen

******************************************************

NUR 024 064 018

MiM

Kesinlikle bilesiniz ki AllA size, hüküm(âyet)leri beyan ederek açıklıyor.

AllA;

her şeyi hakkıyla bilen,

hükmetme yeteneği sahibi(hüküm) ve

hükmüyet sahibidir. 024 064 018

 

وَيُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

Ve yubeyyinullâhu lekumul âyât(âyâti), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).

1. ve yubeyyinullâhu : ve Allah beyan ediyor, açıklıyor

2. lekum el âyâti : size âyetleri

3. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah

4. alîmun : bilendir

5. hakîmun : hüküm ve hikmet sahibidir 

******************************************************

NUR 024 064 019

MiM

İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya, onlar için;

yakın(dünya) hazat ve

ameller sonrasındaki amel hesaplaşması hayatı(ahiret)ında;

elem dolu bir azabın olduğunu, Allah bilir, siz bilmezsiniz.024 064 019

 

Deutsch

Diejenigen, die unerhörte an die jenigen verbreiten mögen, die auch an den glauben, bekommen eine schmerzliche Strafe in dieser Welt und im Jenseits,

und Allah weiß, was sie nicht wissen ,

 

إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

İnnellezîne yuhıbbûne en teşîal fâhışetu fîllezîne âmenû lehum azâbun elîmun fîd dunyâ vel âhırah(âhırati), vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

1. inne ellezîne : muhakkak o kimseler, onlar 2. yuhıbbûne : severler 3. en teşîa : yayılması 4. el fâhışetu : fuhşiyat, kötülükler, fahişelik 5. fî ellezîne : o kimseler içinde 6. âmenû : âmenû olanlar, Allah'a ulaşmayı dileyenler 7. lehum : onların, onlar için vardır 8. azâbun : azap 9. elîmun : elîm, acı 10. fî ed dunyâ : dünyada 11. ve el âhırati : ve ahirette 12. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah 13. ya'lemu : o bilir 14. ve entum : ve siz 15. lâ ta'lemûne : bilmiyorsunuz, bilmezsiniz 

 

******************************************************

NUR 024 064 020

MiM

Eğer AllA'ın fazladan verdiği(fazl) ve rahmeti üzerinizde olmasaydı,  

Eğer AllA çok acıyıp esirgeyen gerçek şefkat Sahibi olmasaydı..!  024 064 020


وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَأَنَّ اللَّه رَؤُوفٌ رَحِيمٌ

Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu ve ennallâhe raûfun rahîm(rahîmun).

1. ve lev lâ : ve olmasaydı 2. fadlullâhi (fadlu allâhi) : Allah'ın fazlı 3. aleykum : sizin üzerinize 4. ve rahmetu-hu : ve onun rahmeti 5. ve enne allâhe : ve muhakkak Allah 6. raûfun : çok merhametli, çok şefkatlidir 7. rahîmun : Rahîm esmasıyla tecelli eden, rahmet nuru gönderendir

******************************************************

NUR 024 064 021

MiM

Ey Borçlu olduklarını kabul edip, ödeyenler!

Şeytanın adımlarına uyup ardından gitmeyin! 

Her kim şeytanın adımlarına uyarsa, 

şunu bilsin ki o; 

kul hakkı yiyerek,

inkar eden(münker) inkârını ve 

AllA'ın yasak ettiklerinden olan;

çirkin ve 

dogru olmayan her çeşit kötülüğü

yapmamanızı emreder.

AllA'ın size karşı;

lütfu ve 

rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbiri asla;

hatalarındani dolayısı ile

hataların günahlarından kurtulup temize çıkamazdı. 

Fakat AllA, dilediğini hataların günahlarından kurtarır temize çıkarır. 

Allah, 

herşeyi işiten, 

herşeyi bilendir.024 064 021

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَن يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَإِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ أَبَدًا وَلَكِنَّ اللَّهَ يُزَكِّي مَن يَشَاء وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).

1. yâ eyyuhâ ellezîne âmenû : ey âmenû olanlar 2. lâ tettebiû : tâbî olmayın 3. hutuvâti eş şeytâni : şeytanın adımları 4. ve men yettebi' : ve kim tâbî olursa 5. hutuvâti eş şeytâni : şeytanın adımları 6. fe : o zaman, o taktirde 7. inne-hu : muhakkak o, çünkü o 8. ye'muru : emreder9. bi el fahşâi : fuhuş ile, her çeşit kötülük ile 10. ve el munkeri : ve münker, inkâr, Allah'ın yasak ettikleri 11. ve lev lâ : ve eğer olmasa 12. fadlullâhi (fadlu allâhi) : Allah'ın fazlı13. aleykum : sizin üzerinize 14. ve rahmetu-hu : ve onun rahmeti 15. mâ zekâ : tezkiye olmaz 16. min-kum : sizden, içinizden 17. min ehadin : hiç kimse, hiçbiri 18. ebeden : ebediyyen 19. ve lâkinne : ve lâkin, fakat 20. allâhe : Allah 21. yuzekkî : temizler, tezkiye eder 22. men yeşâu : dilediği kimse, dilediği23. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah 24. semî'un : en iyi işiten 25. alîmun : en iyi bilen 

******************************************************

NUR 024 064 022

MiM

Bir de içinizden;

nimet ve 

varlık sahibi kişiler
yakınlarına, 

yoksullara ve 

AllA yolunda mecburiyetten ikamet ettikleri yerin dışına çıkarak, gurbete giden(muhacir)lere,

vergisini vermekte kusur etmesinler, 

affetsinler, 

kusurlarına aldırmasınlar! 

AllA'ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? 

AllA, bağışlayandır, merhamet sahibidir.

Bunun içindir ki, içinizden;

bolluk ve 

genişlik bahşetmiş olduğu kimseler;

yakınlarına, 

düşkünlere ve 

kötülük diyarından AllA için göç eden kimselere yardımdan el çekmesinler.

Onları affedip geçsinler.

AllA'ın da sizi bağışlamasını istemez misiniz?

AllA'ın çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcı olduğunu gördüğünüz halde? 024 064 022

 

وَلَا يَأْتَلِ أُوْلُوا الْفَضْلِ مِنكُمْ وَالسَّعَةِ أَن يُؤْتُوا أُوْلِي الْقُرْبَى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Ve lâ ye’teli ulul fadlı minkum ves seati en yu’tû ulil kurbâ vel mesâkîne vel muhâcirîne fî sebîlillâh(sebîlillâhi), vel ya’fû vel yasfehû, e lâ tuhıbbûne en yagfirallâhu lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).

1. ve lâ ye'teli : ve kusur etmesin, yemin etmesin 2. ulu el fadlı : fazilet sahipleri 3. min-kum : sizden, içinizden 4. ve es seati : ve varlıklı 5. en yu'tû : vermeleri 6. uli el kurbâ : yakınlık sahipleri, akrabalar, yakınlar 7. ve el mesâkîne : ve miskinler, yoksullar 8. ve el muhâcirîne : ve muhacirler, hicret edenler 9. fî sebîlillâhi (sebîli allâhi) : Allah'ın yolunda 10. vel ya'fû (ve li ya'fû) : ve affetsinler 11. vel yasfehû (ve li yasfehû) : ve vazgeçsinler, hoş görsünler 12. e lâ tuhıbbûne : sevmez misiniz 13. en yagfirallâhu (yagfire allâhu) : Allah'ın mağfiret etmesini 14. lekum : sizin için, size, sizi 15.vallâhu (ve allâhu) : ve Allah 16. gafûrun : mağfiret edendir 17. rahîmun : rahîmdir, rahmet nuru gönderendir, Rahîm esmasıyla tecelli edendir 

******************************************************

NUR 024 064 023

MiM

Şüphe yok ki, 

namuslu, 

kötülükten habersiz hak yemeyen(mü'min) kadınlara zina suçu atanlar, 

yakın(dünya) hayatında ve

ameller sonrasındaki amel hesaplaşması hayatı(ahiret)nda lanetlenmişlerdir ve 

onlara büyük bir azap vardır. 024 064 023

 

إِنَّ الَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

İnnellezîne yermûnel muhsanâtil gâfilâtil mu’minâti luınû fid dunyâ vel âhırati ve lehum azâbun azîm(azîmun).

1. inne ellezîne : muhakkak onlar 2. yermûne : (iftira) atarlar 3. el muhsanâti : muhsin, iffetli, evli kadınlar 4. el gâfilâti : gâfil olanlar 5. el mu'minâti : mü'min kadınlar 6. luınû : lânetlendiler 7. fî ed dunyâ : dünyada 8. ve el âhırati : ve ahiret 9. ve lehum : ve onlar için, vardır 10. azâbun : azap 11.azîmun : azîm, büyük 

******************************************************

NUR 024 064 024

MiM

* Dilleri,
* elleri ve
* ayaklarının
yaptıklarına şahitlik edecekleri 
ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında,

* kendi dilleri,
* elleri ve
* ayakları bütün yaptıklarını açığa vurarak, onların aleyhine şahitlik edeceklerdir! 
024 064 024

 

يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Yevme teşhedu aleyhim elsinetuhum ve eydîhim ve erculuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

1. yevme : o gün 2. teşhedu : şahitlik eder 3. aleyhim : onlara 4. elsinetu-hum : onların dilleri 5. ve eydî-him : ve onların elleri 6. ve erculu-hum : ve onların ayakları 7. bimâ : şeyleri 8. kânû : oldular 9. ya'melûne : yapıyorlar 

******************************************************

NUR 024 064 025

MiM

ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında kararlar verildiğinde AllA, onlara; 
* paylaşım amellerinin karşıliginda, borçlanma sistem(din)lerine göre hak ettikleri karşılığı, kesintisiz tam olarak ödeyecek ve 
onlar;
hakkı belirleyenın,
açıklayanın,
yerine getirenin
sadece AllA olduğunu öğrenmis olacaklarlar. 024 064 025
 
يَوْمَئِذٍ يُوَفِّيهِمُ اللَّهُ دِينَهُمُ الْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ أَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ الْمُبِينُ
Yevme izin yuveffîhimullâhu dînehumul hakka ve ya’lemûne ennallâhe huvel hakkul mubîn(mubînu).
1. yevme izin : izin günü, ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında kararlar verildiğinde 2. yuveffî-him : onlara ödeyecek 3. allâhu : Allah 4. dîne-hum : onların dînlerini, bedelini, karşılığını, borclanma sistem(din)lerini 5. el hakka : hak 6. ve ya'lemûne : ve bilecekler 7. ennallâhe (enne allâhe) : Allah'ın ..... olduğu, muhakkak 8. huve : o 9. el hakku el mubînu : hakk mübin , hakkı belirleyen, açıklayan yerine getiren 
******************************************************
NUR 024 064 026
MiM
* Hak kılınmayan kadınlar Hak kılınmayan erkeklere, 
Hak kılınmayan erkekler Hak kılınmayan kadınlara,
Hak kılınan kadınlar Hak kılınan erkeklere, 
Hak kılınan erkekler Hak kılınan kadınlara yaraşır. 
işte o(hak kılınan), diğer(hak kılınmayan)lerine nazaran daha yakın olan kullarından olanlar için bolca;
bağışlanma ve
rızık vardır. 024 064 026

 

الْخَبِيثَاتُ لِلْخَبِيثِينَ وَالْخَبِيثُونَ لِلْخَبِيثَاتِ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّبِينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ أُوْلَئِكَ مُبَرَّؤُونَ مِمَّا يَقُولُونَ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
El habîsâtu lil habîsîne vel habîsûne lil habîsât(habîsâti), vet tayyibâtu lit tayyibîne vet tayyibûne lit tayyibât(tayyibâti), ulâike muberraûne mimmâ yekûlûn(yekûlûne), lehum magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
1. el habîsâtu : habis kadınlar, kötü kadınlar 2. li el habîsîne : habis erkekler, kötü erkekler için 3. ve el habîsûne : ve habis erkekler, kötü erkekler 4. li el habîsâti : habis kadınlar, kötü kadınlar için 5. ve et tayyibâtu : ve temiz kadınlar 6. li et tayyibîne : temiz erkekler için 7. ve et tayyibûne : ve temiz erkekler 8. li et tayyibâti : temiz kadınlar için 9. ulâike : işte onlar 10. muberraûne : berî olanlar, uzak olanlar, yakın olanlar 11. mimmâ : şey(ler)den 12. yekûlûne : diyorlar, söylüyorlar 13. lehum : onlar için vardır 14. magfiretun : mağfiret, günahların sevaba çevrilmesi 15. ve rızkun : ve rızık 16. kerîmun : kerim, bol, Allah'ın ikramları 
******************************************************

KİMSENİN RUHUNA, BEDENİNE ve AKLINA, ONLARDAN İZİN ALMADAN, ONLARLA PAYLAŞIMDA BULUNMADAN GİRMEYİN

ÖZEL HAK, KiSiLiK HAKLARI
NUR 024 064 0
27

MiM

Ey AllA´ a borçlu oldugunu kabul edip, ödeyenler!

Kendi özel(ev)lerinizden başka özel(ev)lere;
* sahiplerine 
yaklaşmadan, 

* sahipleri ile tanışmadan,

* sahipleri ile paylaşımda bulunma(selamlama)dan,

* sahiplerinden izin almadan,

girmeyin! 

 Eğer karşılıklı haklarınızı dikkate alacak olursanız, bu sizin kendi iyiliğiniz içindir. 024 064 027

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tedhulû buyûten gayra buyûtikum hattâ teste’nisû ve tusellimû alâ ehlihâ, zâlikum hayrun lekum leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

1. yâ eyyuhâ ellezîne âmenû : ey âmenû olanlar 2. lâ tedhulû : girmeyin 3. buyûten : evler 4. gayra : başka, diğer 5. buyûti-kum : sizin evleriniz 6.hattâ : hatta, olmadıkça 7. teste'nisû : izin isteyin 8. ve tusellimû : ve selâm verin 9. alâ ehli-hâ : onun ehline, sahibine, halkına, 10. zâlikum : işte bu, bu 11. hayrun : hayırlı 12. lekum : sizin için 13. lealle-kum : umulur ki böylece siz 14. tezekkerûne : tezekkür edersiniz 

******************************************************

ÖZEL MEN EDiLMiSSE, BUNA UYUN!...
NUR 024 064 0
28

MiM

Bu nedenledir ki, onda  bir kimse bulamadığınız takdirde, size izin verilinceye kadar;
* içerisine girmeyin ve size 

* yaklaşmamanız istenıyorsa, uzaklaşın.
Bu sizin için en uygun davranış tarzıdır. 

Çünkü, AllA yaşam işlevlerinizin hepsini bilir. 024 064 028

 

فَإِن لَّمْ تَجِدُوا فِيهَا أَحَدًا فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتَّى يُؤْذَنَ لَكُمْ وَإِن قِيلَ لَكُمُ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ أَزْكَى لَكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ

Fe in lem tecidû fîhâ ehaden fe lâ tedhulûhâ hattâ yu’zene lekum ve in kîle lekumurciû ferciû huve ezkâ lekum, vallâhu bimâ ta’melûne alîm(alîmun).

1. fe in : artık, o zaman eğer 2. lem tecidû : bulamazsınız 3. fî-hâ : orada 4. ehaden : birisi 5. fe : o zaman 6. lâ tedhulû-hâ : ona (oraya) girmeyin 7.hattâ : oluncaya kadar 8. yu'zene : izin verilir 9. lekum : size 10. ve in : ve eğer 11. kîle : denir 12. lekum : size 13. irciû : dönün 14. ferciû (fe irciû): o zaman dönün 15. huve : o 16. ezkâ : daha temiz, daha uygun 17. lekum : sizin için 18. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah 19. bimâ : şeyleri 20.ta'melûne : yapıyorsunuz 21. alîmun : en iyi bilen 

******************************************************

KAMUSALLASAN ÖZEL HERKESE ACIKTIR!..
NUR 024 064 0
29

MiM

Sahıbi olmadığından,

* içinde oturulmayan,

* özele ait olmayan

* kamusal amaçlarla kullanılan

özel(ev)lere girmenizde bir sakınca yoktur.
Fakat  AllA,

* açıkça yaptıklarınızı da,

* gizlice yaptıklarınızı da tamamen bilmektedir.  024 064 029

 

لَّيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ مَسْكُونَةٍ فِيهَا مَتَاعٌ لَّكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ

Leyse aleykum cunâhun en tedhulû buyûten gayre meskûnetin fîhâ metâun lekum, vallâhu ya’lemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn(tektumûne).

1. leyse : değildir, yoktur 2. aleykum : sizin üzerinize 3. cunâhun : günah, vebal 4. en tedhulû : girmek, girmeniz 5. buyûten : evlere 6. gayre : dışında7. meskûnetin : oturulmayan evler 8. fî-hâ : içinde 9. metâun : meta, fayda 10. lekum : sizin için 11. vallâhu : ve Allah 12. ya'lemu : bilir 13.  : şey 14. tubdûne : açıklıyorsunuz 15. ve mâ : ve şey 16. tektumûne : ketmediyorsunuz, saklıyorsunuz

******************************************************

NUR 024 064 030-034

MiM

ERKEK ÖRTÜNMESi

ERKEK CİNSEL KORUNMASI 

NUR 024 064 030

MiM

Kul:
- '' 
Hak yemeyen erkek(mümin)ler için, cinsel algılama sistem ve araçlarını, algılanması yasak olanlardan uzak tutun ve koruyun.'

Hak yemeyerek temiz ve erdemli kalmaları bakımından en uygun davranış tarzı budur.  

Şüphesiz AllA onların işledikleri amellerinin hepsinden haberdardır."de. 024 064 030

 

قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ

Kul lil mu’minîne yaguddû min ebsârihim ve yahfezû furûcehum, zâlike ezkâ lehum, innellâhe habîrun bimâ yasneûn(yasneûne).

1. kul : de

2. li : için

2. li el mu'minîne : mü'minlere, mü'min erkeklere, iman eden erkeklere, mü'minler için

3. yaguddû : çeksinler, indirsinler, uzak tutsunlar, sakınsınlar 

4. min ebsâri-him : gözlerinden, bakışlarından, bakışlarını, cinsel algilama özelliklerinden

5. ve yahfezû : ve muhafaza etsinler, korusunlar

6. furûce-hum : ırzlarını, kendi cinsiyet özelliklerini

7. zâlike : bu

8. ezkâ : daha temiz

9. lehum : onlar için

10. inne allâhe : muhakkak Allah

11. habîrun : haberdar olandır

12. bimâ : şeylerden

13. yasneûne : yapıyorlar 

******************************************************

KADIN ÖRTÜNMESi
KADIN CİNSEL KORUNMASI (cınsel organlar, ziynetler)

NUR 024 064 031

MiM

Kul:
- ''Hak yemeyen kadınlar(müminati) için,
* cinsel algılama özelliklerini, algılaması yasak olanlardan uzak tutun ve koruyun. 
* cinsel organlarının dışında kalanlar istisna olmak kaydı ile, kendilerini kadın yapan cinsel organlar dışındaki en önemli degerlerini göstermesinler.
* alınıp değerlendirilmeye hazır karışımlarını mümkün olduğu kadar örterek kapatsınlar.
* Vücutlarının 
   - cinsel dikkatleri cezbeden, 
   - alımlı olan
cinsel algılama özelliklerini kimseye göstermesinler.
Bunlarin yaısıra, kendilerini kadın yapan cinsel organları dışındaki en önemli cinsel algılama degerlerini;
* kocalarından, 
* babalarından, 
* kocalarının babaları(kayinbabalar)ndan, 
* oğullarından, 
* üvey oğullarından, 
* erkek kardeşlerinden, 
* erkek kardeşlerinin oğullarından,  
* kız kardeşlerinin oğullarından, 
* müslüman kadınlardan, 
* emirleri altinda olan(köle)lardan, 
* erkekliği kalmamış hizmetçilerden,  
* henüz kadınların mahrem yerlerinden habersiz olan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler..- Gizledikleri,
- kendilerini kadın yapan
- çok  dikkat çeken
- önemli degerlerini 
sergilemek/bildirmek/algılatmak için dikkat çekecek davranışta bulunmasınlar.
Ey inanan(mü’min) kullar!
Sen, Ben,
Kadın, Erkek demeden, ayırımı yapmadan topluca AllA'ın öğütlerını uygulayın ki, başarılı olasınız. 024 064 031
 

Verz.2

Muhammed bin hamza 1424 yilinda cevrilmis. :

"Dakı eyit mu’mine avratlara: Örtsünler gözlerinin bir nicesin, dakı saklasınlar ferçlerini. Dakı göstermesinler bezeklerini. Dakı bıraksunlar derinceklerini göncükleri üzre." (24:31)

Günümüz Türkçesi ile:

"Ve söyle inanan kadınlara: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve saklasınlar cinsel organlarını. Ve göstermesinler ziynetlerini (süslerini). Ve yakaları üzerine bıraksınlar başörtülerini." 

وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Ve kul lil mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunneillâ mâ zahera minhâ, vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evit tâbiîne gayri ulîl irbeti miner ricâli evit tıflillezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn(zînetihinne), ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhel mu’minûne leallekum tuflihûn(tuflihûne).

1. ve kul : ve de

2. li el mu'minâti : mü'min kadınlara

3. yagdudne : çeksinler, indirsinler

4. min ebsâri-hinne : (onların) gözlerinden, bakışlarından, bakışlarını

5. ve yahfazne : ve korusunlar

6. furûce-hunne : (onların) ırzları

7. ve lâ yubdîne : ve açmasınlar

8. zînete-hunne : (onların) ziynetleri, cinsine baglı özel degerleri, kendilerini kadın yapan cinsel organlar dışındaki en önemli degerleri

9. illâ : dışında, hariç

10.  : şey

11. zahera : zahir oldu

12. min-hâ : ondan

13. vel yadribne (ve li yadribne) : ve örtsünler

14. bi humuri-hinne : (onların) başhörtüleri, hamurları, yenmeye hazır karışımları, alınıp değerlendirilmeye hazır karışımları

15. alâ : üzerine

16. cuyûbi-hinne : (onların) yakaları

17. ve lâ yubdîne : ve açmasınlar

18. zînete-hunne : (onların) ziynetleri, cinsine baglı özel degerleri

19. illâ : dışında, hariç

20. li buûleti-hinne : (onların) eşleri, kocaları

21. ev : veya

22. âbâi-hinne : (onların) babaları

23. ev : veya

24. âbâi buûleti-hinne : (onların) kocalarının babaları

25. ev : veya

26. ebnâi-hinne : (onların) oğulları

27. ev : veya

28. ebnâi buûleti-hinne : (onların) kocalarının oğulları

29. ev : veya

30. ıhvâni-hinne : (onların) erkek kardeşleri

31. ev : veya

32. benî ıhvâni-hinne : (onların) erkek kardeşlerinin oğulları

33. ev : veya

34. benî ehavâti-hinne : (onların) kız kardeşlerinin oğulları

35. ev : veya

36. nisâi-hinne : kadınlar

37. ev : veya

38. mâ meleket eymânu-hunne : (onların) ellerinin altında sahip oldukları, (cariyeler)

39. evit tâbiîne (ev et tâbiîne) : veya onlara tâbî olanlar, hizmetliler

40. gayri ulî el irbeti : kadına ihtiyaç duymayan

41. min er ricâli : erkeklerden

42. evit tıflillezîne : veya çocuklar ki onlar

43. lem yazharû : zahir olmaz, farkına varmaz

44. alâ avrâtin nisâ : kadınların avret yerlerine

45. ve lâ yadribne : ve vurmasınlar

46. bi erculi-hinne : (onların) ayakları

47. li yu'leme : bilinsin diye

48. mâ yuhfîne : gizlediklerini

49. min zîneti-hinne : (onların) ziynetlerinden, cinsine baglı özel degerlerinden

50. ve tûbû : ve tövbe edin

51. ilâllâhi (ilâ allâhi) : Allah'a

52. cemîan : topluca (hepiniz)

53. eyyu-hâ : ey

54. el mu'minûne : mü'minler

55. lealle-kum : umulur ki böylece siz

56. tuflihûne : felâha eresiniz 

Ayetin maksadinin mantiksal ve hukuksal önemi

1. Uyari, Tacize Tesvik Bir kadinin veya erkegin iffetini kontrol altindan cikartmasiyla karsi tarafi yani diger cinsiyeti negatif veya pozitif yönde provoke ederek kendine pozitif veya negatif anlamda tacizde bulunmasini saglamasi mümkündür.

Islami acidan karsi tarafi cinsel olarak provoke ederek ona cinsel olarak herhangi birsey yaptirtmak, onun kul hakkina bir tecavüzdür. Karsi tarafin bu motvasyonla zinasal tacize sevkettirtilmesi bir zinaya tesvik ve taciz sucudur.

2. Zina Zinaya Tesvik Bir kadinin veya erkegin iffetini kontrol altindan cikartmasiyla karsi tarafi yani diger cinsiyeti tacizdende fazla negatif veya pozitif yönde provoke ederek kendine pozitif veya negatif anlamda cinsel yaklasimda bulunmasini saglamasi mümkündür.

Karsi tarafin zina ya sokulmasi bir suctur.

Kisacasi bu ayetle, karsi tarafin zina tacizine ve zina sucuna itilmesi men edilmek istenmistir. Eger ayet anlamca ve manaca anlasilir iyi niyetle uygulanirsa tacizde, zinada engellenmis olur.

Cinsel Yasam Salat ibadeti Yukardaki ayet cinsel yasam salat ibadetinin hükümlerini ortaya koyan bir salat ibadetidir.

Allahin verdigi rahmet olan ruhsal, bedensel, nefsel ve akilsal cinsel rahmetlerin iki ayri cinsli kul tarafindan allah a kulluk yolunda, kul hakki dengesine göre paylasilmasi ibadetidir. Bu paylasimda dikkat edilecek hususlar:

1. Cinsel paylasimin allaha kulluk cercevesinde olmasi ve

2. Cinsel paylasimin kul hakki dengesi cercevesinde yapilmasi sarttir.

Allah kullarina rahmet olarak ruhi, bedeni, nefsi ve akli cinsine munazir cinsel iffetler vermistir ki, kullar bunlardan arinmak icin bunlari zekatla paylasmak mecburiyetindedirler.

Cünkü paylasilmayan hersey insanda fazlalik yani kir, pislik olusturur. Yani cinsel rahmetlerin zekatla diger kullara verilmesi sarttir.

Nisa 34 tede bu paylasimin ön sartinin nikah oldugu belirtilmistir.

******************************************************

SORUMLULUGUNUZ ve EMRiNiZ ALTINDA OLANLARI NiKAHLANDIRIN.

NiKAH YOKSUNLARINI ALLAH NiKAHLANDIRACAKTIR

NUR 024 064 032  

MiM

İçinizden; 

* bekâr olanlardan, 
* ellerinizin altında olup, 
sorumlulugunu taşıdıklarınızdan ve 

* emriniz altinda olanlardan 
 - iyi, 
 - doğru, 
 - barışcıl olanları evlendirin. 

Eğer yoksul iseler, AllA onları kişiye özel nimetleriyle zenginleştirir. 
AllA ni'meti çok olandır, hakkıyle herşeyi bilendir
.(032)

(032)

 

وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِن يَكُونُوا فُقَرَاء يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

Ve enkihûl eyâmâ minkum ves sâlihîne min ibâdikum ve imâikum, in yekûnû fukarâe yugnihimullâhu min fadlih(fadlihî), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

1. ve enkihû : ve nikâhlayın, evlendirin

2. el eyâmâ : eşi (karısı) olmayan erkekler, bekârlar

3. min-kum : sizden

4. ve es sâlihîne : ve salihler, 'iyi, doğru, barışcıllar'

5. min ibâdi-kum : sizin kölelerinizden, ellerinizin ve sorumlulugunuzun altinda olanlardan

6. ve imâi-kum : ve eşi olmayan kadınlarınız

7. in : eğer, ise

8. yekûnû : olurlar

9. fukarâe : fakirler, yoksullar

10. yugnihimullâhu (yugni-him allâhu) : Allah onları zengin kılar

11. min fadli-hî : onun fazlından, onun kişiye özel nimetlerinden

12. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah

13. vâsiun : vasidir, ihsanı, ni'meti çok olandır

14. alîmun : en iyi bilendir  

******************************************************

EVLİLİGE KADAR İFFETİ KORUYUN.

SiZE BAGLI OLUP;

1. SiZDEN KOPMAK veya

2. SiZDEN KOPUP, EVLENMEK iSTEYEN KADINLARLA KOPMA ANLASMASI YAPARAK ONLARI MADDEN DESTEKLEYiN.

NUR 024 064 033  

MiM

Nikâhlanamayanlar;

* AllA kendilerine lütfuyla bu imkanı verinceye kadar, 
* ruhi, 
* bedeni, 
* nefsi ve 
* akli avretlerini korusunlar.

Ellerinizin altında olup, sorumluluğunuz altnda olanlardan;
* yazılı anlaşma isteyenleri, eğer onlarda bir fayda olduğunu düşünüyorsanız, yazılı anlaşmaya tabi tutun. 
AllA' ın size verdiği rahmetleri olan ;
* ruhsal, 
* bedensel, 
* nefsel ve 
* akılsal mülklerinizden onlara verin. 
Yakın(dünyâ hayâtının, geçici metâını kazanacaksınız diye, ellerinizin altında olup, sorumlulugunuz altında olanlarınızı, 
* eğer kendileri de iffetli olmak isterlerse, siz fuhşa mecbur etmeyin. 
Kim onları 
fuhşa mecbur ederse,

şüphesiz ki AllA ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında,

onların zor altında yaptıkları günahlarının;

bağışlayıcısı,

esirgeyicisidir. 024 064 033  

 

Wer auch immer, eine Ehe nicht finden kann, bis Allah bereichert sie aus Seiner Fülle, und wer das Buch als proprietäre Vkatbohem wollen, wenn Sie sie besser und Illusionen des Geldes Gott, daß ihr nicht mögen Ihre Mädchen zur Prostitution, dass Jordan verbarrikadiert euch Display Leben der Welt und Alhendie Allah weiß, nach forcierter verzeihend und barmherzig.

وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذِينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتَّى يُغْنِيَهُمْ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَالَّذِينَ يَبْتَغُونَ الْكِتَابَ مِمَّا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ فَكَاتِبُوهُمْ إِنْ عَلِمْتُمْ فِيهِمْ خَيْرًا وَآتُوهُم مِّن مَّالِ اللَّهِ الَّذِي آتَاكُمْ وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَاء إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّنًا لِّتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَن يُكْرِههُّنَّ فَإِنَّ اللَّهَ مِن بَعْدِ إِكْرَاهِهِنَّ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Velyesta’fifillezîne lâ yecidûne nikâhan hattâ yugniyehumullâhu min fadlih(fadlihi), vellezîne yebtegûnel kitâbe mimmâ meleket eymânukum fe kâtibûhum in alimtum fîhim hayren, ve âtûhum min mâlillâhillezî âtâkum, ve lâ tukrihû feteyâtikum alel bigâi in eradne tehassunen li tebtegû aradal hayâtid dunyâ ve men yukrıhhunne fe innellâhe min ba’di ikrâhihinne gafûrun rahîm(rahîmun).

1. velyesta'fif : ve iffetli olsunlar, iffetlerini korusunlar# karsit cinsi harekete gecirebilecek özelliklerini korusunlar

2. ellezîne lâ yecidûne : bulamayanlar

3. nikâhan : nikâh

4. hattâ : hatta, ..... oluncaya kadar

5. yugniyehumullâhu : Allah onları gani (zengin) kılar

6. min fadli-hi : onun fazlından, onun getirilerinden

7. ve ellezîne : ve o kimseler ki, onlar

8. yebtegûne : talep ederler, isterler

9. el kitâbe : yazılı antlaşma, mukatebe

10. mimmâ (min mâ) : şeyden

11. meleket eymânu-kum : ellerinizin ve sorumlulugunuz altinda olduğunuz

12. fe : böylece, o zaman, o taktirde

13. kâtibû-hum : onlarla mukatebe yapın, onlarla yazılı antlaşma yapın,

14. in alimtum : eğer bilirseniz

15. fî-him : onlarda

16. hayren : bir hayır

17. ve âtû-hum : ve onlara verin

18. min mâli : maldan

19. allahi ellezî : Allah ki o

20. âtâ-kum : size verdi

21. ve lâ tukrihû : ve zorlamayın

22. feteyâti-kum : genç cariyeleriniz, size bağımlı kadınlarınız

23. alel bigâi (alâ el bigâi) : fuhşa, zinaya, nikah haricine

24. in eradne : eğer istedilerse (isterlerse)

25. tehassunen : namusunu korumak, iffetli kalmak

26. li tebtegû : talep etmek, elde etmek için

27. arada : dünya malı

28. el hayâti ed dunyâ : dünya hayatı

29. ve men yukrıhhunne : ve kim onları zorlarsa

30. fe : böylece, o taktirde

31. innellâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah

32. min ba'di : sonradan, bundan sonra

33. ikrâhihinne : onların zorlanmaları

34. gafûrun : gafûrdur, mağfiret edendir

35. rahîmun : rahîmdir, rahmet nuru gönderendir, 'içinde yaratıp, koruyan, besleyen, sahibi olup, hükmedeni, yöneteni olan'dır 

******************************************************

AYET NEDiR?  GEÇMİŞ NEDİR? 

NUR 024 064 034

MiM

Gerçek şu ki, Biz; 
* AllA'a karşı borcunu kabul edip, ödeyen ve 
AllA'a karşı kulluk görevi sorumluluğu bilinci taşıyan kimseler için, 

gerçeği işaret ederek, gösteren hüküm(ayet)lerle size; 

* sizden önce geçip gitmiş toplumlardan 
* ders niteliğinde örnekler,
öğütler transfer(nüzul) ettik. 024 064 034

 

وَلَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ آيَاتٍ مُّبَيِّنَاتٍ وَمَثَلًا مِّنَ الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ

Ve lekad enzelnâ ileykum âyâtin mubeyyinâtin ve meselen minellezîne halev min kablikum ve mev’izaten lil muttekîn(muttekîne).

1. ve lekad : ve andolsun, ve kesindir ki, Ve gerçek şu ki

2. enzelnâ : indirdik

3. ileykum : size

4. âyâtin : âyetler, Allah ın kelamları

5. mubeyyinâtin : açıklanmış

6. ve meselen : ve örnek, misal, ve ders nıteliğinde örnek

7. min ellezîne halev : daha önce gelip geçmiş kimselerden (nesillerden)

8. min kabli-kum : sizden önce

9. ve mev'izaten : ve bir öğüt, ve bir tavsiye, ve bir öneri

10. li el muttekîne : takva sahipleri için, Allah'a kul oldugunu kabul edip, Allah a karşı kulluk görevi sorumlulugu bilinci taşıyanlar için

******************************************************

 

NUR 024 064 035-038

MiM

gökler ve yer Allah in;
yaradılış, 
* yaşatılış ve 
* korunuluş idraki(nur)
leridir.

sana onun verdigi örnekler; 
* lamba içinde bulunan lambadaki bir kandil(ates), 
* uzay alemin 
içinde bulunan uzaydaki inci gibi parlayan bir yildiz(nur) gibidir.

Ne doğuda olmayan ve nede batıda olmayan mübarek yağ ağacınin yağı(yok olan), 
sirk ve küfür(ates)le tutuşturularak yakilirsa. hemen verecegi ates(azap)ini verir. 
ona ateş(sirk ve küfür) değmezse, verecegi;
   * yaradılış, 
   * yaşatılış ve 
   * korunuluş idraki(nur)
nden daha fazlasini kat kat verir.

Allah 
* insanlar için örnekler, misaller veren ve

* herşeyi en iyi bilendir 

 

Verz. 2

sana onun verdigi örnekler; lamba içinde bulunan lambadaki bir kandil(ates), uzay alemin içinde bulunan uzaydaki inci gibi parlayan bir yildiz(nur) gibidir.
Yok olan; 
sirk ve küfür(ates)le tutuşturularak yakilirsa. hemen verecegi ates(azap)ini verir. 
ona ateş(sirk ve küfür) değmezse, verecegi;
   * yaradılış, 
   * yaşatılış ve 
   * korunuluş idraki(nur)
nden daha fazlasini kat kat verir.

Allah 
* insanlar için örnekler, misaller veren ve

* herşeyi en iyi bilendir   (035)

orada 

Allah´in belirledigi ve 
* kesinlikle kabul edilmesini istedigi esma hükümlerinin;

* orada
* sabahtan aksama kadar,
her zaman hatirla(zikr)narak
* uygulama(tesbih)ya hazirlandiklari
onlara ait ıdrak ve bilincin olusturildugu 
şuur evi vardir
..(036)

(036)

Birtakım insanlarin kendilerini, 
* ne ticaret 
* ve ne de kazanma hırsı ; 
   * Allah'ı anmaktan, 
   * ve Allâh' a karşı kulluk görevlerinin kul hakki yenmeyen paylasim amelleriyle yerine getirilerek temiz kalinmasi(ikâmi es salâti) ibadetinden, 
   * kendisine verilenleri diger kullarla paylas(zekat)maktan,
   * devamlı ve duyarlı olmaktan alıkoymaz.

Böyleleri kalplerin ve gözlerin dehşetle döneceği Yargi Günün'den korkarlar. (037)

Allah yaşam paylasimlari esnasında yaptıkları amellerinden dolayı kendilerini 
* en iyisi, 
* en güzeli

* en fazla lütuf ve cömertliğini vererek ödüllendirir.

çünkü dilediğine hesapsız rızık bahşeden Allah'tır..(038) 

******************************************************

 

NUR 024 064 035

MiM

gökler ve yer AllA in;
yaradılış, 
* yaşatılış ve 
* korunuluş idrai(nur)
leridir.

sana onun verdigi örnekler;
* lamba içinde bulunan lambadaki bir kandil(ates), 
* uzay alemin 
içinde bulunan uzaydaki inci gibi parlayan bir yıldız(nur) gibidir.

Ne doğuda olmayan ve nede batıda olmayan mübarek yağ ağacınin yağı(yok olan), 
sirk ve küfür(ates)le tutuşturularak yakilirsa. hemen verecegi ates(azap)ini verir. 
ona ateş(sirk ve küfür) değmezse, verecegi;
   * yaradılış, 
   * yaşatılış ve 
   * korunuluş idraki(nur)
nden daha fazlasini kat kat verir.

AllA 
* insanlar için örnekler, misaller veren ve

* herşeyi en iyi bilendir. 024 064 035

 

Verz. 2

sana onun verdigi örnekler; lamba içinde bulunan lambadaki bir kandil(ates), uzay alemin içinde bulunan uzaydaki inci gibi parlayan bir yildiz(nur) gibidir.
Yok olan; 
*
sirk ve küfür(ates)le tutuşturularak yakilirsa. hemen verecegi ates(azap)ini verir.
ona ateş(sirk ve küfür) değmezse, verecegi;
   * yaradılış, 
   * yaşatılış ve 
   * korunuluş idraki(nur)
nden daha fazlasini kat kat verir.

Allah
* insanlar için örnekler, misaller veren ve

* herşeyi en iyi bilendir 

 

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Allâhu nûrus semâvâti vel ard(ardı),

meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh(mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh(zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun,

yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), 

vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun).

1. allâhu : Allah

2. nûru : nur, yaradıcı, yaşatıcı ve koruyucusu, verdikleri

3. es semâvâti : semalar, gökzüzü

4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü

5. meselu : misal, örnek

6. nûri-hi : onun nuru, onun yarattıgı, yaşattıgı ve korudugum,  sana onun verdikleri

7. ke : gibi

8. mişkâtin : kandil

9. fî-hâ : onun içinde vardır

10. mısbâhun : misbah, lâmba

11. el mısbâhu : (o) misbah, (o) lâmba

12.  : içinde

13. zucâcetin : sırça (cam)

14. ez zucâcetu : (o) sırça, (o cam)

15. ke ennehâ : o gibidir

16. kevkebun : yıldız

17. durrîyyun : inci gibi parlayan

18. yûkadu : yakılır

19. min şeceratin : ağaçtan

20. mubâraketin : mübarek

21. zeytûnetin : yağ (zeytin ağacı)

22. lâ şarkîyetin : doğuda olmayan (bulunmayan)

23. ve lâ garbiyyetin : ve batıda olmayan (bulunmayan)

24. yekâdu : neredeyse, hemen hemen, kendi kendine

25. zeytu-hâ : onun yağı

26. yudîu : ışık verir

27. ve lev : ve eğer

28. lem temses-hu : ona değmez

29. nârun : ateş

30. nûrun alâ nûrin : nur üzerine nur

Allah dilediği kimseye kendi nurunu hidayet eder

31. yehdîllâhu (yehdî allâhi) : Allah hidayet eder

32. li nûri-hi : onun nuruna, kendi nuruna

33. men yeşâu : dilediği kimse, dilediği kulu

34. ve yadribullâhul emsâle : ve Allah örnekler, misaller verir

35. lin nâsi (li en nâsi) : insanlar için, isanlara

36. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah

37. bi kulli şey'in : herşeyi

38. alîmun : en iyi bilendir 

******************************************************

SUUR NEDİR?

NUR 024 064 036

MiM

orada 

AllA´in belirledigi ve 
* kesinlikle kabul edilmesini istedigi, AllA adına(esma) ifadesının içinde mevcut olan esma hükümlerinin;

* orada
* sabahtan aksama kadar,

kendilerine gereksinim duyulduğunda 
her zaman hatırla(zikr)narak,

alınıp,
uygulanma(tesbih)ya hazırlandıkları
kendilerine ait idrak ve bilincin olusturulduğu
şuur evi vardir
..
 024 064 036


فِي بُيُوتٍ أَذِنَ اللَّهُ أَن تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ يُسَبِّحُ لَهُ فِيهَا بِالْغُدُوِّ وَالْآصَالِ

 

 

Fî buyûtin ezinallâhu en turfea ve yuzkere fîhesmuhu yusebbihu lehu fîhâ bil guduvvi vel âsâl(âsâli).

1.  : (içinde) vardır

2. buyûtin : evler,  şuur evi, ıdrak ve bilincin oldugu şuur evi

3. ezinallâhu (ezine allâhu) : Allah izin verdi, Allah belirledi

4. en turfea : yükseltilmesine, yüceltilmesine, kesinlikle kabul edilmesine

5. ve yuzkere : ve zikredilir

6. fîhesmuhu (fîhâ ismu-hu) : orada onun ismi

7. yusebbihu : tesbih eder, herdaim anarlar

8. lehu : onu

9. fîhâ : orada, onun içinde

10. bi : ile, de (dahi)

11. el guduvvi : sabah 

12. ve el âsâli : ve akşam 

el guduvvi ve el âsâli : sabahtan akşama (Bu bir deyimdir. Ör: sabahtan aksama seni düşünüyorum. yani gece gündüz seni düşünüyorum gibi.) 

****************************************************** 

MENFAAT, HAK YEMEYE NEDEN DEĞİLDİR!..

NUR 024 064 037

MiM

Birtakım insanların kendilerini,
* ne ticaret
* ve ne de kazanma hırsı ; 
AllA'ın verdiklerini gereksinim duyduklarında, anmaktan, alıp, kendisinden yararlanma(zikr)ktan ve
hak yemeden paylaşım amellerini yerine getirmekten, böylelikle temiz kalmak(ikâmi es salâti)tan
kendisine verilenleri devamlı ve duyarlı olarak diger kullarla paylas(zekat)maktan alıkoymaz.
Böyleleri;
kalplerin ve
gözlerin dehşetle döneceği Ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasından korkarlar. 024 064 037

رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًاتَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ

 

Ricâlun lâ tulhîhim ticâratun ve lâ bey’un an zikrillâhi ve ikâmis salâti ve îtâiz zekâti yehâfûne yevmen tetekallebu fîhil kulûbu vel ebsâr(ebsâru).

1. ricâlun : adamlar

2. lâ tulhî-him : onları alıkoymaz, meşgul etmez, vazgeçirmez

3. ticâratun : ticaret

4. ve lâ : ve olmaz

5. bey'un : alışveriş

6. an zikrillâhi : Allah'ın zikrinden

7. ve ikâmi es salâti : ve Allâh' a karşı kulluk görevlerinin kul hakki yenmeyen paylasim amelleriyle yerine getirilerek temiz kalinmasi

8. ve îtâi ez zekâti : ve zekâtın verilmesi

9. yehâfûne : korkarlar

10. yevmen : gün

11. tetekallebu : döner, dönecek

12. fîhi el kulûbu : kalplerin

13. ve el ebsâru : ve gözler, bakışlar, görüşler

****************************************************** 

NUR 024 064 038

MiM

AllA yaşam paylaşımları esnasında yaptıkları amellerinden dolayı kendilerini 
* en iyisi,
* en güzeli

* en fazla lütuf ve cömertliğini vererek ödüllendirir.

çünkü dilediğine hesapsız rızık bahşeden AllA'dır.024 064 038

 

لِيَجْزِيَهُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ وَاللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ

Li yecziyehumullâhu ahsene mâ amilû ve yezîdehum min fadlih(fadlihî), vallâhu yerzuku men yeşâu bi gayri hisâb(hisâbin).

1. li yecziye-hum : onlara karşılığını vermesi için

2. allâhu : Allah

3. ahsene : en güzel

4. mâ amilû : yaptıkları şeyler

5. ve yezîde-hum : ve onlara arttırır

6. min fadli-hi : fazlından, kisiye özel rizk

7. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah

8. yerzuku : rızıklandırır

9. men : kişi, kimse

10. yeşâu : diler

11. bi gayri : olmaksızın

12. hisâbin : hesap 

*****************************************************

NUR 024 064 039-040

MiM

SONUÇTA HESAPLAŞMA VAR!..

Yaşam amellerinde başkalarının haklarını yiyerek inkar edenlere gelince, 

Onların;
yaşam amelleri,

uğraşıları, 

dümdüz, 

engin ve

ıssız çöllerdeki bir serap gibidir ki,

susayan onun bir su olduğunu zanneder. 

Bu kadar uğraştan sonra nihayetinde ona vardığında, 

orada herhangi bir şey bulamaz ama, 

ona geçmiş yaşantısının amellerinin hesaplaşma sonuçlarını, 

tümüyle yaşatarak ödettirten AllA'ı bulur. 

AllA hesabı çok çabuk görür.  024 064 039

Veyahutta denizin derînligindeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu denizin katmanları kat üstüne katlarla kaplayıp bürümekdedir. 

 

Onun üstünde de bir bulut. birbiri üstüne  karanlıklar. 
İnsan, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. 
Bir kimseye AllA, 
* yaradılış, 
* yaşatılış ve 
* korunuluş idraki(nur)
ni vermezse, 
artık o kimsenin 
* yaradılış, 
* yaşatılış ve 
* korunuluş nimetlerinden yararlanması imkansızdır. 
024 064 040

******************************************************

SONUÇTA HESAPLAŞMA VAR!..

NUR 024 064 039

MiM

Yaşam amellerinde başkalarının haklarını yiyerek inkar edenlere gelince, 

Onların;
yaşam amelleri,

uğraşıları, 

dümdüz,

engin ve

ıssız çöllerdeki bir serap gibidir ki,

susayan onun bir su olduğunu zanneder.

Bu kadar uğraştan sonra nihayetinde ona vardığında,

orada herhangi bir şey bulamaz ama, 

ona geçmiş yaşantısının amellerinin hesaplaşma sonuçlarını,

tümüyle yaşatarak ödettirten AllA'ı bulur. 

AllA hesabı çok çabuk görür.  024 064 039

 

وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاء حَتَّى إِذَا جَاءهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئًا وَوَجَدَ اللَّهَ عِندَهُ فَوَفَّاهُ حِسَابَهُ وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ

Vellezîne keferû a’mâluhum ke serâbin bi kîatin yahsebuhuz zam’ânu mâe(mâen), hattâ izâ câehu lem yecidhu şey’en ve vecedallâhe indehu fe veffâhu hisâbeh(hisâbehu), vallâhu serîul hısâb(hısâbi).

1. vellezîne keferû : ve kâfirler, ve iman etmeyenler

2. a'mâlu-hum : onların amelleri, yaşam uğraşıları

3. ke serâbin : serap gibidir

4. bi kîatin : düz arazide

5. yahsebu-hu : onu zanneder

6. ez zam'ânu : susuz kalan, susamış olan

7. mâen : su

8. hattâ : olduğu zaman, olunca

9. izâ câe-hu : ona geldiği zaman, ulaştığı zaman

10. lem yecid-hu : onu bulamadı

11. şey'en : bir şey

12. ve vecedallâhe (vecede allâhe) : ve Allah'ı buldu

13. inde-hu : yanında

14. feveffâhu (fe veffâ-hu) : böylece ona tam olarak ödedi

15. hisâbe-hu : onun hesabını

16. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah

17. serîu : seri, çabuk

18. el hisâbi : hesap 

******************************************************

NUR 024 064 040

MiM

Veyahutta denizin derînligindeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu denizin katmanları kat üstüne katlarla kaplayıp bürümekdedir.

Onun üstünde de bir bulut. birbiri üstüne  karanlıklar. 
İnsan, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. 
Bir kimseye AllA, 
* yaradılış, 
* yaşatılış ve 
* korunuluş idraki(nur)
ni vermezse, 
artık o kimsenin 
* yaradılış, 
* yaşatılış ve 
* korunuluş nimetlerinden yararlanması imkansızdır. 
024 064 040

 

أَوْ كَظُلُمَاتٍ فِي بَحْرٍ لُّجِّيٍّ يَغْشَاهُ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ سَحَابٌ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَا أَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرَاهَا وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ اللَّهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِن نُّورٍ

Ev ke zulumâtin fî bahrin lucciyyin yagşâhu mevcun min fevkıhî mevcun min fevkıhî sehâb(sehâbun), zulumâtun ba’duhâ fevka ba’d(ba’dın), izâ ahrace yedehu lem yeked yerâhâ ve men lem yec’alillâhu lehu nûren fe mâ lehu min nûr(nûrin).

1. ev : veya

2. ke zulumâtin : karanlıklar gibidir

3. fî bahrin : denizde

4. lucciyyin : (çok) derin

5. yagşâ-hu : onu örter, kaplar

6. mevcun : dalga

7. min fevkı-hi : onun üstünden

8. mevcun : dalga

9. min fevkı-hi : onun üstünden

10. sehâbun : bulutlar

11. zulumâtun : karanlıklar

12. ba'du-hâ : onun bir kısmı

13. fevka : üzerinde, üstünde

14. ba'dın : bir kısım

15. izâ ahrace : çıkardığı zaman

16. yede-hu : onun eli

17. lem yeked yerâ-hâ : neredeyse onu göremez

18. ve men : ve kimse

19. lem yec'alillâhu (yec'ali allâhu) : Allah kılmazsa

20. lehu : onu, ona

21. nûren : nur, yaratma, yaşatma ve koruma

22. fe : artık

23. mâ lehu : onun için yoktur

24. min nûrin : (nurlardan) bir nur, bir yaratma, yaşatma ve koruma

******************************************************

SALAT, AllA A KARŞI KULLUK GÖREVLERİDİR
ALLAH A KARŞI KULLUK GÖREVLERİ, YAŞAM AMELLERİNDE HAK YEMEME İLE YAPILIR
NUR 024 064 041-042
MiM
Görmedin mi ki, göklerde ve yeryüzünde ne varsa ve saf saf kuşlar, 
AllA' a karşı kulluk görevleri(salat) için yaşam amellerini yerine getirirler(teşbih). 
Her biri AllA' a karşı 
kendi kulluk görevini hak yiyip, inkar etmeden yaşam amelleri(salat)ni ve 
kendi yaşam çalışmasını gerçekten bilmiştir. . . 
AllA yaptıklarını en iyi bilendir 024 064 041

ÇÜNKÜ HERŞEYİN MÜLKÜ, YÖNETİMİ ve TEK EGEMENLİĞİ ONA AİTTİR

ve çünkü, göklerin ve yerin 

* yaradılmış herşeyi , 
* yönetimi ve 
* tek egemenliği AllA'a aittir ve 
* bütün yollar Allah'a varmaktadır. 024 064 042
******************************************************
SALAT, AllA A KARŞI KULLUK GÖREVLERİDİR
ALLAH A KARŞI KULLUK GÖREVLERİ, YAŞAM AMELLERİNDE HAK YEMEME İLE YAPILIR
NUR 024 064 041
MiM
Görmedin mi ki, göklerde ve yeryüzünde ne varsa ve saf saf kuşlar, 
AllA' a karşı kulluk görevleri(salat) için yaşam amellerini yerine getirirler(teşbih). 
Her biri AllA' a karşı 
kendi kulluk görevini hak yiyip, inkar etmeden yaşam amelleri(salat)ni ve 
kendi yaşam çalışmasını gerçekten bilmiştir. . . 
AllA yaptıklarını en iyi bilendir 024 064 041

 

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ

E lem tera ennallâhe yusebbihu lehu men fîs semâvâti vel ardı vet tayru sâffât(sâffâtin), kullun kad alime salâtehu ve tesbîhah(tesbîhahu), vallâhu alîmun bimâ yef’alûn(yef’alûne).

1. e lem tera : görmüyor musun, görmedin mi

2. ennallâhe (enne allâhe) : Allah olduğunu

3. yusebbihu : tesbih ederler, anarlar, yaşam çalışmalarını yaparlar

4. lehu : onun, onu

5. men : kimse(ler)

6. fî es semâvâti : semalarda, göklerde

7. ve el ardı : ve arz, yeryüzü

8. ve et tayru : ve kuşlar

9. sâffâtin : saf saf, saflar halinde

10. kullun : hepsi

11. kad : olmuştu

12. alime : bildi

13. salâte-hu : salatını, Allâh' a karşı kulluk görevlerinı

14. ve tesbîha-hu : ve tesbihlerini, ve yaşam çalışmalarını

15. vallâhu (ve allâh) : ve Allah

16. alîmun : en iyi bilendir

17. bimâ : şeyleri

18. yef'alûne : yapıyorlar 

******************************************************

ÇÜNKÜ HERŞEYİN MÜLKÜ, YÖNETİMİ ve TEK EGEMENLİĞİ ONA AİTTİR

NUR 024 064 042

MiM

ve çünkü, göklerin ve yerin 
* yaradılmış herşeyi , 
* yönetimi ve 
* tek egemenliği AllA'a aittir ve 
* bütün yollar Allah'a varmaktadır. 024 064 042

 

وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ

Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve ilallâhil masîr(masîru).

1. ve lillâhi (li allâhi) : ve Allah'a aittir

2. mulku : mülk, idare, yaradılmış herşey, yönetimi ve tek egemenliği

3. es semâvâti : semalar, gökyüzleri

4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü

5. ve ilâ allâhi : ve Allah'a

6. el masîru : dönüş 

******************************************************

 

NUR 024 064 043

MiM

Baksana şu gerçeğe,
* AllA bir bulut sevk ediyor,
* sonra onun açıklığını birleştiriyor,
* sonra onu yoğunlaştırıyor da
* sen onun içinden yağmurun çıktığını görüyorsun.
Bir de gökten,
* ondaki dolu dağlarından bir dolu yağdırıyor ve

* onu dilediğine isabet ettiriyor,
* dilediğinden uzaklaştırıyor.
Az kalıyor ki, şimşeğinin parıltısı, gözleri gideriversin. 
024 064 043

 

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُزْجِي سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاء مِن جِبَالٍ فِيهَا مِن بَرَدٍ فَيُصِيبُ بِهِ مَن يَشَاء وَيَصْرِفُهُ عَن مَّن يَشَاء يَكَادُ سَنَا بَرْقِهِ يَذْهَبُ بِالْأَبْصَارِ

E lem tera ennallâhe yuzcî sehâben summe yuellifu beynehu summe yec'aluhu rukâmen fe teral vedka yahrucu min hılâlih(hılâlihî), ve yunezzilu mines semâi min cibâlin fîhâ min beredin fe yusîbu bihî men yeşâu ve yasrifuhu an men yeşâu, yekâdu senâ berkıhî yezhebu bil ebsâr(ebsâri).

1. e lem tera : görmüyor musun, görmedin mi

2. enne allâhe : Allah'ın yaptığını

3. yuzcî : sevkeder

4. sehâben : bulutlar

5. summe : sonra

6. yuellifu : birleştirir

7. beynehu : onun arasını

8. summe : sonra

9. yec'alu-hu : onu kılar, yapar

10. rukâmen : küme küme, küme hali

11. fe tera : böylece görürsün

12. el vedka : yağmur

13. yahrucu : çıkar

14. min hılâli-hi : onun arasından

15. ve yunezzilu : ve indirir

16. min es semâi : semadan, gökyüzünden

17. min cibâlin : (dağlardan) bir dağ

18. fî-hâ : onun içinde

19. min beredin : buzdan, doludan

20. fe yusîbu : böylece isabet ettirir

21. bi-hi : onu

22. men : kimse

23. yeşâu : diler

24. ve yasrifu-hu : ve onu çevirir, uzaklaştırır

25. an men : o kimseden

26. yeşâu : diler

27. yekâdu : neredeyse, az kalsın

28. senâ : ışık, parıltı

29. berkı-hi : onun şimşeği

30. yezhebu : giderir

31. bi el ebsâri : görmeyi 

******************************************************

NUR 024 064 044

MiM

Geceyle gündüze yer değiştirten AllA'dır.

Ve bunda da görmesini bilenler için, şüphesiz, bir ders vardır!  024 064 044

 

يُقَلِّبُ اللَّهُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِّأُوْلِي الْأَبْصَارِ

Yukallibullâhul leyle ven nehâr(nehâre), inne fî zâlike le ibreten li ulil ebsâr(ebsâri).

1. yukallibu allâhu : Allah çevirir

2. el leyle : gece

3. ve en nehâre : ve gündüz

4. inne : muhakkak

5.  : içinde vardır

6. zâlike : bu

7. le ibreten : elbette ibret

8. li ulil ebsâri : basiret sahipleri için 

******************************************************

DABBE NEDiR?
NUR 024 064 0
45

MiM

AllA, bütün canlıları sudan yarattı.
İşte bunlardan bir kısmı 

* insanların yaşamlarındaki amel(iş, işlev, içtihad)lerinin hepsinin,

hüküm(ayet)lerine ne kadar uyduklarının alınıp kaydedildigi, 
* işlenerek netıcelerinin saklandığı,
* daimi olarak aktif çalışır halde olan 
dabbedir.
Bu nedenledir ki AllA, onlardan  dilediğinin;
* bir kısmını karnı üzerinde yürür,
* bir kısmını iki ayak üzerinde yürür,
* bir kısmını da  dört ayak 
üzerinde
 yürür halketti,
Çünkü AllA, her şeye hakkıyla gücü yetendir.  024 064 045
 

وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِن مَّاء فَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاء إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Vallâhu halaka kulle dâbbetin min mâin, fe minhum men yemşî alâ batnih(batnihi) ve minhum men yemşî alâ ricleyn(ricleyni) ve minhum men yemşî alâ erba’(erbain), yahlukullâhu mâ yeşâu, innellâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).

1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah

2. halaka : yarattı

3. kulle : her, hepsi, bütün

4. dâbbetin : insanlarin yaşamlarindaki içtihadlarının hepsinin ayet hükümlerine ne kadar uyduklarinin alınıp kaydedildigi, işlenerek netıcelerinin sakladığı, daimi olarak aktif çalışır halde olan sistem

5. min mâin : sudan

6. fe : o zaman, böylece

7. min-hum : onlardan

8. men yemşî : kimi yürür

9. alâ batni-hi : karnı üzerinde

10. ve min-hum : ve onlardan

11. men yemşî : kimi yürür

12. alâ ricleyni : iki ayak üzerinde

13. ve min-hum : ve onlardan

14. men yemşî : kimi yürür

15. alâ erbain : dört (ayak) üzerinde

16. yahluku allâhu : Allah yaratır

17. mâ yeşâu : dilediğini, dilediği şeyi

18. innellâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah

19. alâ kulli şey'in : herşeye

20. kadîrun : gücü yeten, kaadir 

******************************************************

NUR 024 064 046 -064

MiM

Gerçek şu ki, Doğru olan hakikati bütün açıklığıyla ortaya koyan hüküm(ayet)ler transfer(nüzul) etmemize rağmen; AllA dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. 024 064 046

AllA' a a (ve Resulüne) 

- «inandık ve uyduk» demelerine rağmen, 

bunun arkasından içlerinden bir kısmı yüz çevirirler. 

Bunlar  iman etmiş insanlar değildir. 024 064 047

Onlar, aralarında hüküm vermesi için, AllA' ına (ve onun Resulüne) davet edildikleri zaman, bir kısmı hemen yüz çevirip dönücüdürler. 024 064 048

ve ama bir de hakkın kendilerinden yana olduğunu gördüklerinde, kendı hakları olmayan hakkı hemen kabul ederek boyun eğerler!

Onların beyinlerinde bir hastalık mı var? 

Yoksa şübhe mi ettiler? 

Veyahutta AllA'ın (ve resulünün) taraf tutarak, kendilerine haksızlık mı edeceğinden korkuyorlar? 

Hayır, Tam Tersine!

Asıl haksızlarla haksızlık edenler kendileridirler. 024 064 050

Kendi aralarında hüküm verildiği zaman AllA'a (ve Resûlüne) davet edildiklerinde, müminler beklenilen sözü ancak ;

- «İşittik ve uyduk» demeleridir. 

İşte asıl bunlar başarılı olup, 

sıkıntılardan kurtulup, 

huzura  kavuşanlardır. 024 064 051

ve çünkü, Allah'a (ve O'nun Rasulü'ne) uyanlar, Allah'tan korkup ve ona karşı kulluk görevi sorumlulugu bilinci(takva) sahibi olanlar; işte bunlardır, en büyük zafere erişecek olanlar! 

eğer sen onlara amellere değer vermelerini önemsettinse, 

mutlaka korktuklarndan zorla, kuvvetlice AllA üzerine yeminler çıkacaktır onlardan. 

Kul:

- " Yemin etmeyin! 

Bağlılık ve 

Uyum taktir edilendir. 

Muhakkak ki AllA yaptığınız amel(işev)lerin tümünden haberdardır." de. 024 064 053

RASUL TEBLİĞ İLE MÜKELLEFTİR ve YAPTIKLARINDAN SORUMLUDUR

Kul: 

- "AllA'a uyun (ve Rasul'e de). Ve eğer AllA' a yüz çevirirseniz;
o yalnız kendi yükümlülüklerinden sorumlu tutulacak, 

siz de yalnız kendi yükümlülüklerinizden sorumlu tutulacaksınız. 

Ama eğer o'na uyarsanız, doğru yola erişirsiniz.

Ayrıca, Rasul'e düşen yalnızca açıkça duyurmaktır." de 024 064 054

DiNi KABUL EDENLER, HAK YEMEYENLER HUZUR iCiNDE YASARLAR

AllA, sizden Kendisine karşı borçlu oldugunuzu kabul edip, ödeyenlerden ve 

yaşam işlev(amel)lerinşzde, hakkaniyet(hak dengesi)le, hakkı önde tutarak, barışı ve huzuru bulanlar olmanızı bekler. 

yer yüzündeki yaşam amelleri için, sizlerden öncekileri nasıl yeterli insan(halife) kılmışsa,  

sizleri de yeterli insan(halife) kılacağını kesinlıkle vaadetmiştir.  

Elbette ki onlara, kendileri için

uygun görüp, 

razı olduğu,

AllA´a karşı borçlanma sistemi(din)ini temkin edecektir. 

 

Muhakkak ki, kulluk ibadetini yerine getirenleri;

korkularından sonra 

bir güvenliğe çevirecektir.

 

Onlar Benden başkasına ilahi güçler ve

nitelikler yakıştırmazlar.

 

ve bundan sonra kim hak yiyip, hakkı inkar yolunu seçerse,

artık onlar günaha gömülüp gitmiş olanların ta kendileridir! 024 064 055

SALAT TA DUYARLI, DEVAMLI OL. RAHMETLERİ PAYLAŞ. 

SALAT KiRLERDEN ARINDIRIR
ZEKATINI VER
RASUL ÜN TAVSiYELERiNE UY...

Öyleyse, 

* Amel(iş)lerinizde hak yememe(salat)nızı, 

kendinizi kötülüklerden arındırarak yerine getir(ıkame)(ekamtum es salate)irken,

hak yemekten uzak durmada;

devamlı ve

duyarlı olun ki, kirlerinizden arınasınız.

* kendinize verilenleri diğer kullarla paylaş(zekat)ın ve 

* Rasul'ün tavsiyelerine uyun .
Umulur ki, rahmetlenenlerden yani alanlardan olasınız. 
 024 064 056

HAK YiYEN(KAFiR)LER AllA`I ACiZ BIRAKAMAZLAR

Sakın o başkalarınınn haklarını yiyip, kendilerine saklayıp, inkar eden(keferu)lerin yeryüzünde AllA' ı aciz bırakabileceklerini sanma.

Onların sığınacakları yer ateşdir. 

Şübhesiz o, ne kötü bir dönüşdür!

SALAT GÜNEŞİN DOGMASINDAN BATMASINA KADAR YERİNE GETİRİLİR

SALATIN BAŞLANGICINDAN AZ ÖNCE, BİTİMİNDEN AZ SONRA ve ÖGLE SAATİNDE CİNSEL SALAT YOK!..

Ey AllA'a karşı borçlu olduklarini kabul edip, ödeyenler!   

* Güç hakimiyetiniz altındakiler ve 
* sizden olupta, ruhen, bedenen, nefsen ve aklen bulûğ çağına
 erişmemiş olanlar, 

* günde üç kez;  

* Günes dogup, hak yemeden paylaşma amel(salat)lerinize  başlamadan önce,

* Elbiselerinizi çıkarttığınız öğle vaktinde ve

* Günes batıp, paylaşım amelleri(salat)nizin bitiminden az sonra yanınıza girmek için, sizden izin istesinler.

Bu üç zaman sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. 

Bu vakitlerin dışında, birbirinizin yanına girip, birbirinizle dolaşmanızda;

sizin ve

onların üzerine bir günah yoktur.

İşte böylece AllA, size hüküm(âyet)leri açıklıyor.

Ve AllA,

herşeyi iyi bilendir, 

 herşeyin hakîmidir. 024 064 058

Aranızdaki çocuklar ergenlik çağına girdikleri zaman, öteki yetişkinlerin yaptığı gibi, sizden izin istesinler.

AllA mesajlarını size işte böyle açıklamaktadır, çünkü O;

doğru hüküm ve

hükmüyetle buyuran mutlak ve

sınırsız bilgi Sahibidir! 024 064 059

YASLILARDA CiNSELLiGi SAKINMA

Artık 

* cinsel arzu duymayacak kadar kocadıklarından nikah olasılığı kalmamış kadınların,

açığa vurma niyeti taşımaksızın, cazibe ve güzelliklerini gösteren, üstlük giysilerini çıkarmalarında bir sakınca yoktur. 

Ama böylelerinin bile sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur.

AllA, mutlak ve sınırsız bilgi sahibi olarak, her şeyi işitmektedir. 024 064 060

EKSiKLERE GÜNAH YOK.

* Kör, 

* sakat ve 
* hasta olankar için

bir günah sorunu yoktur. 024 064 061-1

NERELERDE YEMEK YEME GÜNAH DEGiLDiR?

* Kendinizin, 

* babalarınızın, 

* annelerinizin, 

* erkek kardeşlerinizin, 

* kız kardeşlerinizin, 

* amcalarınızın, 

* halalarınızın, 

* dayılarınızın, 

* teyzelerinizin , 

* anahtarlarına sahip olduklarinizin,  

* arkadaşlarınızin

evlerinde yemek yemenizde bir günah sorunu yoktur. 024 064 061-2

TOPLUCA ve TEK BASINA YEMEK YEME GÜNAH DEGiLDiR

* Topluca veya 

* ayrı ayrı yemeniz de size günah yoktur. 024 064 061-3

SELAM VERME FARZDIR
Evlere girdiğiniz zaman birbirinize AllA'ın katından 

* bir esenlik, 
* bir bereketlilik, 
* bir temizlik dileği 
olarak kendinize de

selam verin. 

İşte böylece AllA, size âyetlerini net bir şekilde açıklıyor. Umulur ki böylece siz aklınızı çalıştırabilesiniz. 024 064 061-4

iZiN VERME

sadece hak yemeyen(mümin)ler AllA'a (ve Resulüne) karşı borçlu olduklarını kabul edip, ödeyen kimselerdir.

Toplu olarak  birlikte  oldukları zaman, izin verilinceye kadarda bir iş için gitmezler. 

muhakkak ki işte senden izin isteyenler Allah a (ve Resulüne) karsi borclu olduklarini kabul eden insanlardır. 

öyleyse senden izin istedikleri zaman onlardan dilediğin bazilarına ;
* işlerini, 
* hallerini, 
* durumlarını gözeterel izin ver  ve 
onlar icin Allah'tan bağışlanma dile. 
muhakkak ki Allah bağışlayan ve rahmet edendir. 
024 064 062

******************************************************

AllA DAN İSTEME ile BİRBİRİNİZDEN İSTEME AYNI DEĞİLDİR!.

Birbirinizden isteme(dua)niz gibi, resulün dua ile isteme(dua)sini eşdeğer kabul etmekten sakının. 

Gerçek şu ki, AllA;  

aranızdan kimin bu isteme(dua)ye uymamak için,

teselli ederek, gizlice kaçıp sıyrılmak istediğini biliyor.

O halde, O'nun davetine karşı gelmek isteyenler, kendilerine;

bir belanın,

bir güçlüğün

ya da can yakıcı bir azabın gelmesinden korksunlar! 024 064 063

HALiNiZi, AMACINIZI ve YAPTIKLARINIZI AllA BiLiR

Unutmayın ki, göklerde ve yerde var olan her şey AllA'a aittir,

bundan dolayıdır ki O,

sizin içinde bulunduğunuz durumu ve

güttüğünüz amacı çok iyi bilmektedir.

* Ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında O'na dönecek ve

* o zaman O, 
* yaşarken amelleri ile yaptıkları her şeyi kendilerine bildirecek

* çünkü, AllA her şeyi tüm hakkaniyetiyle gerçeğiyle bilir. 024 064 064

******************************************************

NUR 024 064 046

MiM

Gerçek şu ki, Doğru olan hakikati bütün açıklığıyla ortaya koyan hüküm(ayet)ler transfer(nüzul) etmemize rağmen; AllA dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. 024 064 046

 

لَقَدْ أَنزَلْنَا آيَاتٍ مُّبَيِّنَاتٍ وَاللَّهُ يَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

Le kad enzelnâ âyâtin mubeyyinât(mubeyyinâtin), vallâhu yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

1. lekad : andolsun

2. enzelnâ : indirdik

3. âyâtin : âyetler

4. mubeyyinâtin : açıklanmış

5. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah

6. yehdî : hidayete erdirir

7. men yeşâu : dilediği kimseyi

8. ilâ sırâtın mustakîmin : Sıratı Mustakîm'e 

************************************' ve Resulü Eki 

NUR 024 064 047

MiM

AllA' a a (ve Resulüne)

- «inandık ve uyduk» demelerine rağmen,

bunun arkasından içlerinden bir kısmı yüz çevirirler.

Bunlar  iman etmiş insanlar değildir. 024 064 047

 

وَيَقُولُونَ آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالرَّسُولِ وَأَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلَّى فَرِيقٌ مِّنْهُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ وَمَا أُوْلَئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ

Ve yekûlûne âmennâ billâhi ve bir resûli ve ata’nâ summe yetevellâ ferîkun minhum min ba’di zâlik(zâlike) ve mâ ulâike bil mu’minîn(mu’minîne).

1. ve yekûlûne : ve onlar derler

2. âmennâ : îmân ettik

3. billâhi (bi allâhi) : Allah'a

4. ve bi er resûli : ve resûlüne

5. ve ata'nâ : ve itaat ettik, ve uyduk

6. summe : sonra

7. yetevellâ : dönerler

8. ferîkun : bir grup, bir kısım

9. min-hum : onlardan

10. min ba'di : sonradan, bundan sonra

11. zâlike : bu

12. ve mâ ulâike : ve onlar değiller

13. bi el mu'minîne : mü'min olanlar, iman etmiş olanlar 

************************************' ve Resulü Eki 

NUR 024 064 048

MiM

Onlar, aralarında hüküm vermesi için, AllA' ına (ve onun Resulüne) davet edildikleri zaman, bir kısmı hemen yüz çevirip dönücüdürler. 024 064 048


Deutsch

Und wenn sie zwischen ihnen zu richten zu dem Allah (und Seinem Gesandten) aufgerufen sind , werden einige Menschen sich ausstzen,

وَإِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُم مُّعْرِضُونَ

Ve izâ duû ilallâhi ve resûlihî li yahkume beynehum izâ ferîkun minhum mu’ridûn(mu’ridûne).

1. ve izâ duû : ve davet edildikleri zaman

2. ilâ allâhi : Allah'a

3. ve resûli-hî : ve onun resûlü

4. li yahkume : hüküm vermesi için

5. beyne-hum : onların arasında

6. izâ : olduğu zaman

7. ferîkun : bir grup, bir kısım

8. min-hum : onlardan

9. mu'ridûne : yüz çevirenler 

************************************' ve Resulü Eki 

NUR 024 064 049

MiM

ve ama bir de hakkın kendilerinden yana olduğunu gördüklerinde, kendı hakları olmayan hakkı hemen kabul ederek boyun eğerler!


وَإِن يَكُن لَّهُمُ الْحَقُّ يَأْتُوا إِلَيْهِ مُذْعِنِينَ

Ve in yekun lehumul hakku ye’tû ileyhi muz’ınîn(muz’ınîne).

1. ve in : ve eğer

2. yekun : olur

3. lehum : onların, onlar için

4. el hakku : hak

5. ye'tû : gelirler

6. ileyhi : ona

7. muz'ınîne : boyun eğerek, itaat ederek, hemen gelirler 

******************************************************

NUR 024 064 050

MiM

Onların beyinlerinde bir hastalık mı var?

Yoksa şübhe mi ettiler?

Veyahutta AllA'ın (ve resulünün) taraf tutarak, kendilerine haksızlık mı edeceğinden korkuyorlar?

Hayır, Tam Tersine!

Asıl haksızlarla haksızlık edenler kendileridirler. 024 064 050

 

أَفِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَمِ ارْتَابُوا أَمْ يَخَافُونَ أَن يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُ بَلْ أُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

E fî kulûbihim maradun emirtâbû em yehâfûne en yehîfallâhu aleyhim ve resûluh(resûluhu), bel ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).

1. e : mı, mi

2.  : içinde, var

3. kulûbi-him : onların kalpleri, onların beyinleri

4. maradun : hastalık

5. emirtâbû (em irtâbu) : veya, yoksa şüphe ettiler

6. em yehâfûne : veya, yoksa korkuyorlar

7. en yehîfallâhu (yehîfe allâhu) : Allah'ın taraf tutması

8. aleyhim : onlara

9. ve resûlu-hu : ve onun resûlü

10. bel : hayır

11. ulâike : işte onlar

12. hum : onlar

13. ez zâlimûne : zalimler 

****************************************' ve Resul Eki

 

NUR 024 064 051

MiM

Kendi aralarında hüküm verildiği zaman AllA'a (ve Resûlüne) davet edildiklerinde, müminler beklenilen sözü ancak ;

- «İşittik ve uyduk» demeleridir.

İşte asıl bunlar başarılı olup,

sıkıntılardan kurtulup,

huzura  kavuşanlardır. 024 064 051

 

Deutsch

Die einzige Aussage des Gläubigen, wenn sie zu Allah und Seinem Gesandten aufgerufen werden, um zwischen ihnen Urteile genannt werden, ist, dass sie sagen, und

- "wir gehorchen " und das sind die erfolgreichen

إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

İnnemâ kâne kavlel mu’minîne izâ duû ilallâhi ve resûlihî li yahkume beynehum en yekûlû semi’nâ ve ata’nâ ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).

1. innemâ : ancak, sadece

2. kâne : oldu

3. kavle : söz

4. el mu'minîne : mü'minler

5. izâ duû : çağrıldığı zaman, davet edildikleri zaman

6. ilâ allâhi : Allah'a

7. ve resûli-hî : ve onun resûlü

8. li yahkume : hüküm vermesi için

9. beyne-hum : onların aralarında

10. en yekûlû : demeleri, söylemeleri

11. semi'nâ : işittik

12. ve ata'nâ : ve itaat ettik, ve uyduk

13. ve ulâike : ve işte onlar

14. hum : onlar

15. el muflihûne : felâha ulaşanlar, başarılı olup, sıkıntılardan kurtulup huzura  varanlar

****************************************' ve Resul Eki

NUR 024 064 052

MiM

ve çünkü, Allah'a (ve O'nun Rasulü'ne) uyanlar, Allah'tan korkup ve ona karşı kulluk görevi sorumlulugu bilinci(takva) sahibi olanlar; işte bunlardır, en büyük zafere erişecek olanlar! 

 

وَمَن يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللَّهَ وَيَتَّقْهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ

Ve men yutıillâhe ve resûlehu ve yahşallâhe ve yettakhi fe ulâike humul fâizûn(fâizûne).

1. ve men : ve kim

2. yutıi allâhe : Allah'a itaat eder

3. ve resûle-hu : ve onun resûlü

4. ve yahşe allâhe : ve Allah'a huşû duyar

5. ve yettak-hi : ve ona karşı takva sahibi olur, ve ona karşı kulluk görevi sorumlulugu bilinci(takva) sahibi olur

6. fe : böylece, o taktirde

7. ulâike : işte onlar

8. hum : onlar

9. el fâizûne : kurtuluşa erenler 

******************************************************

NUR 024 064 053

MiM

eğer sen onlara amellere değer vermelerini önemsettinse,

mutlaka korktuklarndan zorla, kuvvetlice AllA üzerine yeminler çıkacaktır onlardan.

Kul:

- " Yemin etmeyin!

Bağlılık ve

Uyum taktir edilendir.

Muhakkak ki AllA yaptığınız amel(işev)lerin tümünden haberdardır." de. 024 064 053

 

وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِنْ أَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُل لَّا تُقْسِمُوا طَاعَةٌ مَّعْرُوفَةٌ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

Ve aksemû billâhi cehde eymânihim le in emertehum le yahrucunn(yahrucunne), kul lâ tuksimû, tâatun ma’rûfeh(ma’rûfetun), innellâhe habîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne)

1. ve aksemû : ve yemin ettiler

2. bi allâhi : Allah'a

3. cehde : güç, kuvvet

4. eymâni-him : yeminleri

5. le in : eğer

6. emerte-hum : sen onlara emrettin, Ar. em°r, (I) a. Aldırış etme, önem verme(II) a. (umu:ru) esk. İşler: “

7. le yahrucunne : mutlaka çıkacaklar

eğer sen onlara emrettinse mutlaka Allah üzerine onlardan korktuklarindan zorla kuvvetlice yeminler çıkacaktir

8. kul : kul de ki: 

9. lâ tuksimû : yemin etmeyin

kul de ki: - " yemin etmeyin

10. tâatun : bağlılık, itaat, uyum

11. ma'rûfetun : bilinen, taktir edilen

bağlılık ve uyum taktir edilendir

12. inne allâhe : muhakkak Allah

13. habîrun : haberdar

14. bimâ ta'melûne : yaptığınız şeylerden 

muhakkak ki Allah yaptığınız işevlerden haberdardir.

****************************************' ve Resul Eki

RASUL TEBLİĞ İLE MÜKELLEFTİR ve YAPTIKLARINDAN SORUMLUDUR

NUR 024 064 054

MiM

Kul:

- "AllA'a uyun ve Rasul'e de. Ve eğer AllA' a yüz çevirirseniz;
o yalnız kendi yükümlülüklerinden sorumlu tutulacak,

siz de yalnız kendi yükümlülüklerinizden sorumlu tutulacaksınız.

Ama eğer o'na uyarsanız, doğru yola erişirsiniz.

Ayrıca, Rasul'e düşen yalnızca açıkça duyurmaktır." de 024 064 054


قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِن تَوَلَّوا فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُم مَّا حُمِّلْتُمْ وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ

Kul atîullâhe ve atîur resûl(resûle), fe in tevellev fe innemâ aleyhi mâ hummile ve aleykum mâ hummiltum, ve in tutîûhu tehtedû, ve mâ aler resûli illel belâgul mubîn(mubînu).

1. kul : de (söyle)

2. atîu allâhe : Allah'a itaat edin, Allah'a uyun

3. ve atîu : ve itaat edin, ve uyun

4. er resûle : resûl

5. fe in : o zaman eğer

6. tevellev : yüz çevirirsiniz

7. fe innemâ : o zaman sadece, yalnız

8. aleyhi : onun üzerine

9.  : şey

10. hummile : yüklendi, yükletildi

11. ve aleykum : ve sizin üzerinize

12.  : şey

13. hummiltum : size yüklendi, size yükletildi

14. ve in : ve eğer

15. tutî'û-hu : ona itaat ederseniz, ona uyarsanıiz

16. tehtedû : hidayete erersiniz, dogru yola erersiniz

17. ve mâ : ve değildir

18. alâ er resûli : resûlün üzerinde

19. illâ : hariç, den başka

20. el belâgu : tebliğ

21. el mubînu : apaçık, açıkça 

******************************************************

DiNi KABUL EDENLER, HAK YEMEYENLER HUZUR iCiNDE YASARLAR
NUR 024 064 0
55

MiM

AllA, sizden Kendisine karşı borçlu oldugunuzu kabul edip, ödeyenlerden ve

yaşam işlev(amel)lerinşzde, hakkaniyet(hak dengesi)le, hakkı önde tutarak, barışı ve huzuru bulanlar olmanızı bekler. 

yer yüzündeki yaşam amelleri için, sizlerden öncekileri nasıl yeterli insan(halife) kılmışsa,  

sizleri de yeterli insan(halife) kılacağını kesinlıkle vaadetmiştir.  

Elbette ki onlara, kendileri için

uygun görüp,

razı olduğu,

AllA´a karşı borçlanma sistemi(din)ini temkin edecektir.

 

Muhakkak ki, kulluk ibadetini yerine getirenleri;

korkularından sonra

bir güvenliğe çevirecektir.

 

Onlar Benden başkasına ilahi güçler ve

nitelikler yakıştırmazlar.

 

ve bundan sonra kim hak yiyip, hakkı inkar yolunu seçerse,

artık onlar günaha gömülüp gitmiş olanların ta kendileridir! 024 064 055


وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

Vaadallâhullezîne âmenû minkum ve amilûs sâlihâti leyestahlifennehum fil ardı kemestahlefellezîne min kablihim, ve leyumekkinenne lehum dînehumullezîrtedâ lehum ve le yubeddilennehum min ba’di havfihim emnâ(emnen), ya’budûnenî lâ yuşrikûne bî şey’â(şey’en), ve men kefere ba’de zâlike fe ulâike humul fâsikûn(fâsikûne).

1. vaadallâhu (vaade allâhu) : Allah vaadetti

2. ellezîne amenû : Allah'a ulaşmayı dileyenler, âmenû olanlar, Allah´a karsi borclu oldugunu kabul edenler

3. min-kum : sizden

4. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel (nefs tezkiyesi) işlediler

5. le yestahlifenne-hum : onları mutlaka halife tayin edecek, halife: yeterli, usta: üstün yeterlikli, cirak: az yeterli.

6. fî el ardı : yeryüzünde

7. kemestahlefellezîne (kemâ istahlefe ellezîne) : halife tayin ettiğimiz kimseler gibi

8. min kabli-him : onlardan önce

9. ve le yumekkinenne : ve mutlaka sağlamlaştıracak ,

10. lehum : onlara, onlar için

11. dîne-hum : onların dîni

12. ellezî irtedâ : ki onu seçti, razı oldu, hoşnut oldu

13. lehum : onlar için, onlara

14. ve le yubeddilenne-hum : ve onlara mutlaka çevirecek

15. min ba'di : sonra

16. havfi-him : (onların) korkuları

17. emnen : emniyet, güven

18. ya'budûne-nî : bana kul olurlar

19. lâ yuşrikûne : şirk koşmazlar

20. bî şey'en : bir şeyi

21. ve men : ve kim

22. kefere : örttü, inkâr etti

23. ba'de : sonra

24. zâlike : bu

25. fe ulâike : işte onlar

26. hum : onlar

27. el fâsikûne : fasıklar 

******************************************************

SALAT TA DUYARLI, DEVAMLI OL. RAHMETLERİ PAYLAŞ. 

SALAT KiRLERDEN ARINDIRIR
ZEKATINI VER
RASUL ÜN TAVSiYELERiNE UY...

NUR 024 064 056

MiM

Öyleyse, 
* Amel(iş)lerinizde hak yememe(salat)nızı, 

kendinizi kötülüklerden arındırarak yerine getir(ıkame)(ekamtum es salate)irken,

hak yemekten uzak durmada;

devamlı ve

duyarlı olun ki, kirlerinizden arınasınız.

* kendinize verilenleri diğer kullarla paylaş(zekat)ın ve 

* Rasul'ün tavsiyelerine uyun .
Umulur ki, rahmetlenenlerden yani alanlardan olasınız. 
 024 064 056

 

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte ve atîûr resûle leallekum turhamûn(turhamûne).

1. ve ekîmû : ve ikame edin, ve yerine getirin

2. es salâte :Allah a karsi kulluk görevlerini yarine getirme ibadeti, Allah in emri ve itaati altinda, Allah icin ve Allah a Kur an daki  emirleri istikametinde yasaminda kulluk ederek, bunlarin karsiliginda rahmetlenip, huzurla mükafatlanma ibadeti

3. ve âtû : ve verin

4. ez zekâte : zekât

5. ve atîû : ve itaat edin, ve tavsiyelerine uyun

6. er resûle : resûl

7. lealle-kum : umulurki siz, böylece siz

8. turhamûne : rahmet olunasınız 

******************************************************

HAK YiYEN(KAFiR)LER AllA`I ACiZ BIRAKAMAZLAR
NUR 024 064 0
57

MiM

Sakın o başkalarınınn haklarını yiyip, kendilerine saklayıp, inkar eden(keferu)lerin yeryüzünde AllA' ı aciz bırakabileceklerini sanma.

Onların sığınacakları yer ateşdir.

Şübhesiz o, ne kötü bir dönüşdür!

 

لَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ وَلَبِئْسَ الْمَصِيرُ

Lâ tahsebennellezîne keferû mu’cizîne fîl ard(ardı), ve me’vâhumun nâr(nâru), ve le bi’sel masîr(masîru).

1. lâ tahsebenne : sakın zannetme

2. ellezîne keferû : inkâr edenleri,  iman etmeyenlerı

3. mu'cizîne : aciz bırakıcılar

4. fî el ardı : yeryüzünde

5. ve me'vâhu-mun : ve onların barınacağı yer

6. en nâru : ateş

7. ve le bi'se : ve elbette, mutlaka kötü

8. el masîru : bir dönüş (yeri) 

***********************************************

SALAT GÜNEŞİN DOGMASINDAN BATMASINA KADAR YERİNE GETİRİLİR

SALATIN BAŞLANGICINDAN AZ ÖNCE, BİTİMİNDEN AZ SONRA ve ÖGLE SAATİNDE CİNSEL SALAT YOK!..

NUR 024 064 058

MiM

Ey AllA'a karşı borçlu olduklarini kabul edip, ödeyenler!   

* Güç hakimiyetiniz altındakiler ve
* sizden olupta, ruhen, bedenen, nefsen ve aklen bulûğ çağına
 erişmemiş olanlar, 

* günde üç kez;  

* Günes dogup, hak yemeden paylaşma amel(salat)lerinize  başlamadan önce,

* Elbiselerinizi çıkarttığınız öğle vaktinde ve

* Günes batıp, paylaşım amelleri(salat)nizin bitiminden az sonra yanınıza girmek için, sizden izin istesinler.

Bu üç zaman sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. 

Bu vakitlerin dışında, birbirinizin yanına girip, birbirinizle dolaşmanızda;

sizin ve

onların üzerine bir günah yoktur.

İşte böylece AllA, size hüküm(âyet)leri açıklıyor.

Ve AllA,

herşeyi iyi bilendir, 

 herşeyin hakîmidir. 024 064 058

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأْذِنكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ مِن قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ الظَّهِيرَةِ وَمِن بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاء ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَّكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَى بَعْضٍ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

Yâ eyyuhellezîne âmenû li yeste’zinkumullezîne meleket eymânukum vellezîne lem yeblugûl hulume minkum selâse merrât(merrâtin), min kabli salâtil fecri, ve hînetedaûne siyâbekum minez zahîrat(zahîrati), ve min ba’di salâtil ışâi, selâsu avrâtin lekum, leyse aleykum ve lâ aleyhim cunâhun ba’de hunn(hunne), tavvâfûne aleykum ba’dukum alâ ba’d(ba’dın), kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyât(âyâti), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).

1. yâ eyyuhâ : ey, ya

2. ellezîne âmenû : Allah'a ulaşmayı dileyenler, âmenû olanlar, Allah'a karşı borşlu olduklarini kabul edip, ödeyenler

3. li yeste'zin-kum : sizden izin istesinler

4. ellezîne meleket eymânu-kum : sağ elinizin sahip oldukları yani güç hakimiyetiniz altındakiler,

5. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar

6. lem yeblugû : erişmemiş, ulaşmamış

7. el hulume : bulûğ çağına, ruhen, bedenen, nefsen ve aklen erginliğe

8. min-kum : sizden

9. selâse : üç

10. merrâtin : kere, defa, kez

11. min kabli : öncesinden evvel

12. salâti : ameller esnasında hak yememe 

13. el fecri : fecr, sabah, güneşin dogması

min kabli salâtil fecri : 

14. ve hîne : ve o vakit, o zaman

15. tedaûne : çıkarırsınız

16. siyâbe-kum : elbiseniz

17. min ez zahîrati : öğle vaktinden

18. ve min ba'di : ve sonra

19. salâti : ameller esnasında hak yememe 

20. el ışâi : yatsı

min ba’di salâtil ışâi, selâsu avrâtin lekum,

21. selâsu : üç

22. avrâtin : muhafazasız, açık, sakınılması gereken

23. lekum : sizin için

24. leyse : değildir, yoktur

25. aleykum : sizin üzerinize

26. ve lâ aleyhim : ve onlara yoktur

27. cunâhun : günah, kusur

28. ba'de hunne : onlardan sonra

29. tavvâfûne : karşılıklı dolaşırlar, karşılıklı tavaf ederler

30. aleykum : sizin üzerinize, size

31. ba'du-kum alâ ba'dın : birbirinizi

32. kezâlike : işte böyle

33. yubeyyine allâhu : Allah beyan ediyor, açıklıyor

34. lekum : size

35. el âyâti : âyetleri

36. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah

37. alîmun : en iyi bilen

38. hakîmun : hüküm ve hikmet sahibi

****************************************

NUR 024 064 059

MiM

Aranızdaki çocuklar ergenlik çağına girdikleri zaman, öteki yetişkinlerin yaptığı gibi, sizden izin istesinler.

AllA mesajlarını size işte böyle açıklamaktadır, çünkü O;

doğru hüküm ve

hükmüyetle buyuran mutlak ve

sınırsız bilgi Sahibidir! 024 064 059

 

وَإِذَا بَلَغَ الْأَطْفَالُ مِنكُمُ الْحُلُمَ فَلْيَسْتَأْذِنُوا كَمَا اسْتَأْذَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

Ve izâ belegal etfâlu minkumul hulume felyeste'zinû kemeste'zenellezîne min kablihim, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtih(âyâtihî), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).

1. ve izâ belegâ : ve ulaştığı, eriştiği zaman 2. el etfâlu : çocuklar 3. min-kum : sizden 4. hulume : erginlik çağı, bulûğ çağı 5. fe li yeste'zinû : o zaman izin istesinler 6. min kabli-him : onlardan önce 7. kezâlike : işte böyle, böylece 8. yubeyyinu allâhu : Allah beyan eder, açıklar 9. lekum : sizin için, size10. âyâti-hi : âyetlerini 11. vallâhu : ve Allah 12. alîmun : alîm, en iyi bilendir 13. hakîmun : hüküm ve hikmet sahibi

****************************************

YASLILARDA CiNSELLiGi SAKINMA

NUR 024 064 060

MiM

Artık
* cinsel arzu duymayacak kadar kocadıklarından nikah olasılığı kalmamış kadınların,

* açığa vurma niyeti taşımaksızın, cazibe ve güzelliklerini gösteren, üstlük giysilerini çıkarmalarında bir sakınca yoktur. 

Ama böylelerinin bile sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur.

AllA, mutlak ve sınırsız bilgi sahibi olarak, her şeyi işitmektedir. 024 064 060

 

وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاء اللَّاتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ أَن يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزِينَةٍ وَأَن يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَّهُنَّ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

Vel kavâıdu minen nisâillatî lâ yercûne nikâhan fe leyse aleyhinne cunâhun en yeda'ne siyâbehunne gayra muteberricâtin bi zîneh(zînetin), ve en yesta'fifne hayrun lehunn(lehunne), vallâhu semîun alîm(alîmun).

1. ve el kavâıdu : ve yaşlı kadınlar 2. minen nisâi : kadınlardan 3. ellatî lâ yercûne : onlar ümit etmezler 4. nikâhan : bir nikâh, evlilik 5. fe : böylece, artık 6. leyse : değil, yoktur 7. aleyhinne : onların üzerine, onlara 8. cunâhun : günah, kusur 9. en yeda'ne : çıkarmaları 10. siyâbehunne : onların elbiseleri 11. gayra muteberricâtin : açmaksızın 12. bi zînetin : ziynetleri 13. ve en yesta'fifne : ve iffetli olmayı istemeleri 14. hayrun : hayırlı 15.lehunne : onlara (kadınlara), onlar için (kadınlar için) 16. vallâhu : ve Allah 17. semîun : en iyi işiten 18. alîmun : en iyi bilendir

******************************************************

EKSiKLERE GÜNAH YOK.

NUR 024 064 061-1

MiM

* Kör,

* sakat ve 
* hasta olankar için

bir günah sorunu yoktur. 024 064 061-1

NERELERDE YEMEK YEME GÜNAH DEGiLDiR?

NUR 024 064 061-2

* Kendinizin,

* babalarınızın,

* annelerinizin, 

* erkek kardeşlerinizin, 

* kız kardeşlerinizin, 

* amcalarınızın, 

* halalarınızın, 

* dayılarınızın, 

* teyzelerinizin ,

* anahtarlarına sahip olduklarinizin,  

* arkadaşlarınızin

evlerinde yemek yemenizde bir günah sorunu yoktur. 024 064 061-2

TOPLUCA ve TEK BASINA YEMEK YEME GÜNAH DEGiLDiR

NUR 024 064 061-3

* Topluca veya

* ayrı ayrı yemeniz de size günah yoktur. 024 064 061-3

SELAM VERME FARZDIR
NUR 024 064 061-4

Evlere girdiğiniz zaman birbirinize AllA'ın katından
* bir esenlik,
* bir bereketlilik,
* bir temizlik dileği 
olarak kendinize de

selam verin. 

İşte böylece AllA, size âyetlerini net bir şekilde açıklıyor. Umulur ki böylece siz aklınızı çalıştırabilesiniz. 024 064 061-4

 

لَيْسَ عَلَى الْأَعْمَى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى أَنفُسِكُمْ أَن تَأْكُلُوا مِن بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ آبَائِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَانِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَامِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَالِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُم مَّفَاتِحَهُ أَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَأْكُلُوا جَمِيعًا أَوْ أَشْتَاتًا فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلَى أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون

Leyse alel a'mâ haracun ve lâ alel a'raci haracun

ve lâ alel marîdı haracun ve lâ alâ enfusikum en te'kulû min buyûtikum ev buyûti âbâikum ev buyûti ummehâtikum ev buyûti ihvânikum ev buyûti ehavâtikum ev buyûti a'mâmikum ev buyûti ammâtikum ev buyûti ahvâlikum ev buyûti hâlâtikum ev mâ melektum mefâtihahû ev sadîkıkum,

leyse aleykum cunâhun en te'kulû cemîan ev eştâtâ(eştâten),

fe izâ dahaltum buyûten fe sellimû alâ enfusikum tehıyyeten min indillâhi mubareketen tayyibeh(tayyibeten),

kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyâti leallekum ta'kılûn(ta'kılûne).

1. leyse : değil 2. alâ : üzerine 3. el a'mâ : âmâ, kör 4. haracun : güçlük, zorluk 5. ve lâ alâ : ve üzerine yoktur 6. el a'raci : topal, sakat 7. haracun : güçlük, zorluk 8. ve lâ alâ : ve üzerine yoktur9. el marîdı : hasta 10. haracun : güçlük, zorluk 11. ve lâ alâ : ve üzerine yoktur 12. enfusi-kum : size, kendinize 13. en te'kulû : yemek yemeniz 14. min buyûti-kum : evlerinizden 15. ev : veya 16. buyûti : evler 17. âbâi-kum : sizin babalarınız 18. ev buyûti : veya evler 19.ummehâti-kum : sizin anneleriniz 20. ev buyûti : veya evler 21. ihvâni-kum : erkek kardeşleriniz 22. ev buyûti : veya evler23. ehavâti-kum : sizin kız kardeşleriniz 24. ev buyûti a'mâmi-kum : veya amcalarınızın evleri 25. ev buyûti ammâti-kum : veya halalarınızın evleri26.ev buyûti ahvâli-kum : veya dayılarınızın evleri 27. ev buyûti hâlâti-kum : veya teyzelerinizin evleri 28. ev : veya 29. mâ melektum : sahip olduğunuz şey 30. mefâtiha-hu : onun anahtarları31. ev sadîkı-kum : veya sizin dostlarınız veya arkadaşlarınız 32. leyse : değil 33. aleykum : sizin üzerinize, size 34. cunâhun : günah 35. en te'kulû : yemek yemeniz 36. cemîan : topluca 37. ev : veya 38. eştâten : ayrı ayrı olarak 39. fe : böylece, o zaman 40. izâ dahaltum : girdiğiniz zaman41. buyûten : evler 42. fe : böylece 43. sellimû : selâm verin 44. alâ enfusi-kum : kendi üzerinize (birbirinize) 45. tehıyyeten : selâm vererek 46. min indi allâhi : Allah'ın indinden 47.mubareketen : mübarek, hayırlı, bereketli 48. tayyibeten : iyi, güzel, helâl 49. kezâlike : işte böyle, böylece 50. yubeyyinu allâhu : Allah beyan eder, açıklar 51. lekum : sizin için, size 52. el âyâti : âyetler53. leallekum : umulur ki böylece siz 54. ta'kılûne : akıl edersiniz 

************************************************************

Dikkat!..."ve Resul" tahrifati 

iZiN VERME
NUR 024 064 0
62

MiM

sadece hak yemeyen(mümin)ler AllA'a (ve Resulüne) karşı borçlu olduklarını kabul edip, ödeyen kimselerdir.

Toplu olarak  birlikte  oldukları zaman, izin verilinceye kadarda bir iş için gitmezler. 

muhakkak ki işte senden izin isteyenler Allah a (ve Resulüne) karsi borclu olduklarini kabul eden insanlardır. 

öyleyse senden izin istedikleri zaman onlardan dilediğin bazilarına ;
* işlerini,
* hallerini,
* durumlarını gözeterel izin ver  ve
onlar icin Allah'tan bağışlanma dile. 
muhakkak ki Allah bağışlayan ve rahmet edendir. 
024 064 062

 

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلَى أَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتَّى يَسْتَأْذِنُوهُ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ فَإِذَا اسْتَأْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَن لِّمَن شِئْتَ مِنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

İnnelmel mu’minûnellezîne âmenû billâhi ve resûlihî

sadece müminler Allah'a (ve Resulüne) karsi borclu olduklarini kabul eden kimselerdir

ve izâ kânû meahu alâ emrin câmiın lem yezhebû hattâ yeste’zinûh(yeste’zinûhu),

bir iş için toplu olarak birlikte olduklari zaman  izin verilinceye kadarda gitmezler 

innellezîne yeste’zinûneke ulâikellezîne yu’minûne billâhi ve resûlih(resûlihi),

muhakkak ki işte senden izin isteyenler Allah a (ve Resulüne) îmân eden insanlardir.

fe izeste’zenûke li ba’dı şe’nihim fe’zen li men şi’te minhum vestağfir lehumullâh(lehumullâhe),

öyleyse senden izin istedikleri zaman onların diledigin bazilarina işleri, halleri, durumlarına göre izin ver  ve onlar icin Allah tan bagis dile.

innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).

muhakkak ki Allah bagislayan ve rahmet edendir.

1. innemâ : ancak, sadece, fakat 2. el mu'minûne : mü'minler 3. ellezîne âmenû : Allah'a ulaşmayı dileyen, borçlu olduklarını kabul edip, ödeyen kimseler 4. billâhi (bi allâhi) : Allah'a 5. ve resûli-hi : ve onun resûlü

6. ve izâ : ve olduğu zaman 7. kânû : oldular, idiler 8. mea-hu : onunla birlikte, beraber 9. alâ emrin : bir iş üzerine, bir iş için 10. câmiın : toplu olarak, toplanmış olarak 11. lem yezhebû : gitmezler 12. hattâ : oluncaya kadar, olmadıkça 13. yeste'zinû-hu : ondan izin isterler 14. inne ellezîne : muhakkak o kimseler, onlar 15. yeste'zinûne-ke : senden izin isterler 16. ulâike : işte onlar 17. ellezîne yu'minûne : îmân edenler, hak yemeyenler 18. billâhi (bi allâhi) : Allah'a 19. ve resûli-hi : ve onun resûlüne 20. fe : öyleyse 21. izeste'zenû-ke (iza iste'zenû-ke) : senden izin istedikleri zaman 22. li ba'dı : bazısı için 23. şe'ni-him : onların işleri, halleri, durumları 24. fe'zen (fe izen) : o zaman izin ver 25. li men : o kimseye 26. şi'te : sen diledin 27. min-hum : onlardan 28.vestagfir (ve istagfir) : ve mağfiret dile 29. lehum : onlar için 30. allâhe : Allah 31. inne allâhe: muhakkak Allah 32. gafûrun : gafurdur, mağfiret edendir 33. rahîmun : rahîmdir, rahmet nuru gönderendir 

******************************************************

 

AllA DAN İSTEME ile BİRBİRİNİZDEN İSTEME AYNI DEĞİLDİR!.

NUR 024 064 063

MiM

Birbirinizden isteme(dua)niz gibi, resulün dua ile isteme(dua)sini eşdeğer kabul etmekten sakının. 

Gerçek şu ki, AllA;  

aranızdan kimin bu isteme(dua)ye uymamak için,

teselli ederek, gizlice kaçıp sıyrılmak istediğini biliyor.

O halde, O'nun davetine karşı gelmek isteyenler, kendilerine;

bir belanın,

bir güçlüğün

ya da can yakıcı bir azabın gelmesinden korksunlar! 024 064 063

 

Deutsch

Machen Sie nicht das Gebet des Propheten unter euch wie der Aufforderung an einander, Gott weiß, wer von denen unbemerkt abhaut. Dıe sollten davor achtnehmen , dass Nichtfolgen des Aufforderung mit einen Schwierigkeit, Erschwernis, grosseren Schmerz bestraft wird. 

لَا تَجْعَلُوا دُعَاء الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاء بَعْضِكُم بَعْضًا قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنكُمْ لِوَاذًا فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

Lâ tec’alû duâer resûli beynekum ke duâi ba’dıkum ba’da(ba’den), kad ya’lemullâhullezîne yetesellelûne minkum livâzâ(livâzen), fel yahzerillezîne yuhâlifûne an emrihî en tusîbehum fitnetun ev yusîbehum azâbun elîm(elîmun).

1. lâ tec'alû : kılmayın, yapmayın 2. duâe er resûli : resûlün çağırması, resûlün davetini , resûlün istegi3. beyne-kum : (sizin) aranızda 4. ke : gibi, aynı, eşit 5. duâi : çağırma6. ba'dı-kum ba'den : birbirinizi 7. kad ya'lemu : biliyordu 8. allâhu : Allah 9. ellezîne : onlar 10. yetesellelûne : gizlice çıkarlar 11. min-kum : sizden12. livâzen : bir şeyi siper ederek (görünmemeye çalışarak) 13. fel yahzeri (fe li yahzeri) : o zaman sakınsınlar, çekinsinler 14. ellezîne yuhâlifûne : hilâfet edenler, karşı gelenler 15. an emri-hi : onun emrinden 16. en tusîbe-hum : onlara isabet etmesi 17. fitnetun : bir fitne 18. ev : veya 19. yusîbe-hum : onlara isabet eder 20. azâbun : bir azap 21. elîmun : acı, elîm 

******************************************************

HALiNiZi, AMACINIZI ve YAPTIKLARINIZI AllA BiLiR

NUR 024 064 064

MiM

Unutmayın ki, göklerde ve yerde var olan her şey AllA'a aittir,

bundan dolayıdır ki O,

sizin içinde bulunduğunuz durumu ve

güttüğünüz amacı çok iyi bilmektedir.

* Ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında O'na dönecek ve

* o zaman O,
* yaşarken amelleri ile yaptıkları her şeyi kendilerine bildirecek
* çünkü, 
AllA her şeyi tüm hakkaniyetiyle gerçeğiyle bilir. 024 064 064

 

أَلَا إِنَّ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ قَدْ يَعْلَمُ مَا أَنتُمْ عَلَيْهِ وَيَوْمَ يُرْجَعُونَ إِلَيْهِ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

E lâ inne lillâhi mâ fis semâvâti vel ard(ardı), kad ya’lemu mâ entum aleyh(aleyhi), ve yevme yurceûne ileyhi fe yunebbiuhum bi mâ amilû, vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun).

1. e lâ : değil mi 2. inne : muhakkak 3. li allâhi : Allah'a aittir 4.  : şeyler 5. fî es semâvâti : göklerdeki 6. ve el ardı : ve yeryüzü, arz 7. kad ya'lemu: biliyordu 8.  : şeyi 9. entum : siz 10. aleyhi : üzerinde 11. ve yevme : ve o gün, Ameller sonrasındaki amel hesaplaşmasında 12. yurceûne : döndürülecekler 13. ileyhi : ona 14. fe yunebbiu-hum : o zaman onlara haber verecek 15. bi mâ amilû : yaptıkları şeyler 16. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah 17. bi kulli şey'in : herşeyi 18. alîmun : en iyi bilen

*****************************************************

 

Ayet Mealleriyle karsilastirmal icin, ayet numarasina tiklayin.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 

29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 3940 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 

54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64


Fikir7.com|GencMümin|GencMümin islami Haberli Fikir Forumu|En güncel haberlerden ve Makalelerden|En güncel Fikirler|En güncel Yorumlar|Son dakika haber fikir forumu;
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
MAKALELER
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
 
Döviz
Alis----
Satis----
USD -
2.1302
2.1341
EUR -
2.9505
2.9559
Sterlin -
3.5775
3.5962
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
fikir7 ANASAYFA´ya götürür

ÖNEMLİ LİNKLER


fikir7 ANASAYFA´ya götürür