fikir7 ANASAYFA´ya götürür
Fikir7.com|GencMümin|GencMümin islami Haberli Fikir Forumu|En güncel haberlerden ve Makalelerden|En güncel Fikirler|En güncel Yorumlar|Son dakika haber fikir forumu; fikir7 ANASAYFA´ya götürür fikir7 ANASAYFA´ya götürür
Aslan yürekli Cüce Casus
İşgalcilerin ve onların işbirlikçisi hainlerin 16 Mayıs 1919 da başlatarak Lozan Antlaşması ile noktaladıkları 'Türk Milletinden Kurtuluş Savaşı'na ka
ATATÜRK MİSAKİ MİLLİ KARARI OLARAK OSMAN
Yıllardır Atatürkçülerin, Atatürkçülük için utanç belgesi olduğundan dolayı ortadan kaybettikleri Atatürk Misak-i Milli Belgesi halen kayıp ama Atatür
M.KEMAL DEN BİRA DEVRİMİ!...
Laikliği İslâm’ın yerine ikame eden Atatürkçü Cumhuriyet, yâni Chp iktidarları alkollü hayatı devlet kurumlarında ve toplumda bir âdet olarak yerleşti
Atatürk Samsun a ingiliz vizesiyle gitti
Atatürk' ün Samsun'a ingiliz vizesiyle gittiginin Belgesi
CİNN, İNS NEDİR
Cinnler dumansız ateşten mi yaratıldı ve şeytanın akrabalarırımıdır? Kitab(Kur'an)daki cinn kavramı metafizisel, ontolojik varlıklardan mı yoksa bire

Bandirma Vapuru, Samsun, 19 Mayis Yalanlari BELGELER!

  Bu haber 10 Nisan 2011, Pazar 16:46:20 eklenmiştir. 2330 kez okunmuştur.
Bandirma Vapuru, Samsun, 19 Mayis Yalanlari BELGELER!
Izmir ile Istanbul arasindaki acik denizde(Ege Denizi) hat Vapuru, sürekli yolcu yük tasiyan bir gemi olup,tam 91 Personelle Samsun´a gitti.

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

BANDIRMA VAPURU

Gemi 1878 yılında İskoçya 'nın Glasgow kentinde Mac. Intyre Paisley - Huston and Cardett tersanesinde 21 sıra numarası ile 279 grostonluk yolcu ve yük vapuru olarak inşa edilmiştir.Yelken ve buhar donanýmlý, demir uskurlu ve 48,9 metre uzunluðunda , 6 metre geniþliðindeydi. Geminin ilk sahibi Dussey and Robinson şirketi gemiyi Torocaderto adı altında 5 yıl çalıştırdı.1883 yılında Yunanistan 'daki H. Psicha Preus Firmasına satıldı.Kymi adını alarak, geminin Londra'da olan kaydı Pire Limanına alınmıştır.1890 yılında H. Psicha Preus firması gemiyi başka bir Yunanlı firma olan Cap. Andereadis firmasına satmış ,12 Aralýk 1891'de Erdek  yakýnlarýnda  kayalara çarptý, batmak üzereyken, kurtarilarak yüzdürüldü.1915 Martýnda  Silivri açýklarýnda  bir Ýngiliz denizaltýsýndan  torpil yedi ama batmadan yine yüzdürüldü., Kıymı adı ile İstanbul Rama Derasimo firmasına satılarak İstanbul Limanına kayıt edilmiştir.

1894 yılında o zamanki Deniz Yolları İşletmesi anlamına gelen İdare-i Mahsusa'ya nakledilmiş ve Türk bayrağı çekilerek, adı Panderma(Bandirma) olarak değiştirilmiş,şimdiye kadar dünyanin her yerinde yolcu ve yük gemisi olarak caliştirildiktan sonra, Marmara Denizi kıyılarında, Tekirdağ , Mürefte, Şarköy , Karabiga , Erdek arasında yük ve yolcu seferleri yapma görevlerini üstlenmıştır.

İdare-i Mahsusanın statü değiştirerek 28 Ekim 1910 yılında Osmanlı Seyrüsefain İdaresi (Osmanlı Denizcilik İşletmesi) olunca geminin adı "Bandırma" olarak değiştirilerek posta vapuru haline getirilmiştir.

Mürefte-Şarköy posta seferini yaparken, Silivri açıklarında bir İngiliz denizatlısı tarafından vuruldu ama batırılmadan kuratilabildi. Denizden çıkarıldı, bakımı yapıldı ve tekrar sefere kondu.

BANDIRMA VAPURUNUN SAMSUN SEFERi iCiN TAHSiSi ve HAZIRLANMASI

İki kez batan, her seferinde yeniden yüzdürülen Bandırma Gemisi son kurtarilisindan sonra Padisah Vahdettine yat olarak tahsis edilerek "Bandirma" ismi sökülmüstü. 1 Mayis 1919 da Bandirma Gemisi, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Samsun yolculuğuna tahsis edildiği sırada bitmek üzere Haliç’te tezgâhtaydı. M.Kemal ve Arkadaslarinin Samsun´a göndermeye karar veren Ingiliz Baskomseri bu gemiye el koyarak, geminin bitirilmesinin ve 16 günde bu sefere özel  hazirlandirilmasini sagladi. Gemi yeniden elden geçirilip, onarıldi ve saraya ait bir yat olarak yeniden yapilandirilmis idi, Gemi, M.Kemal ve Arkadaslarinin Samsun seferi icin hazirlanirken "cikartilmis olan "Bandirma" ismi, Türk Milletinin bu misyona dikkati cekilmemesi icin yeniden takilmisti.

19 Mayıs 1919 tarihinde Atatürk ve Silah Arkadaşlarını Samsun 'a getirdikten sonra yine posta hizmetlerine devam etmiştir.1924’te Seyr-i Sefain İdaresi Umum Müdürlüğü emrinde, Tekirdağ- Mürefte arası posta vapurluğu yaptıgi esnada arýzalandý, tamir edilemeyince de Seyr-i Sefain İdaresi tarafından hizmet dışı bırakılmıştır.

Bandýrma gemisi,  1925, te Haliç Feneri'ndeki Türk armatör gemi hurdacisi Ýlhami  Söker'e satılmış ve aynı armatör tarafından 4 ay içinde hurda olarak parçalanmış, bu tarihi belge niteligindeki vapur “JİLET” fabrikasında parçalatılip jilet yaptırılmıştır.… Evet yanlış okumadınız, varligi Nutuk´a ters düşen önemli bir delil yok edilmiştir.Bandırma Vapuru küçük bir gemi değil, sanıldığından daha büyük ve yat konforunda, izmir-istanbul arasinda yillarca hatta calismis bir gemi idi. 16 günde de Padisah özel yati olarak yeniden yapilandirilmıştı.

Değişik zamanlarda, değişik yayın organlarında Bandırma Vapuru ile ilgili çeşitli yayınlar yapılmış, çeşitli yalan iddialar ortaya atılmıştır.

Gerçekte Osmanlı limanlarına kayıtlı Bandırma Vapuru diye bir gemi yoktu, hiç olmamıştı. Gemi, padişahın yatlarından biriydi. Padişah, bütün malların, mülklerin tek efendisi olduğu için mülkü olan yat ve gemileri limanlara kayıtlı değildi. İstanbul’u işgal altında bulunduran İngilizler, Padisahin bu yatina el koymuslar ve M.Kemal i, "Anadolu Direncini Kirma Misyonu‘ nda kullanmasi icin tahsis edilmisti. Gemiyi kamufle edebilmek icin ilk defa üstüne ‘Bandırma Vapuru’ adı yazılmıştı.

SAMSUN´A CIKIS KRONOLOJiSi

30 Ekim 1918 de 1. cihan savaşı kaybedilmiş ,  Mondros mütarekesi imzalanmış,

3 Kasım 1918’de mütarekeden hemen sonra Osmanlı Devleti’ni savaşa sokan Talat, Enver ve Cemal Paşaların Alman Denizaltisi ile gizlice Almanya´ya  yurt dışına kaçmaları olmuştu. 24 Kasım 1918’de Daily Mail gazetesi muhabirine beyanat veren Sultan Vahdeddin, Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesinin sorumluluğunu İttihat ve Terakki Fırkası’na yüklüyordu: ”Eğer siyasî vaziyetimizle coğrafî durumumuz ve millî menfaatlerimiz ciddi surette nazarı dikkate alınsaydı, vuku bulan teşebbüsün asla makul olmadığı açıkça anlaşılırdı. Maalesef o zamanki hükümetin basiretsizliği bizi bu badireye sürükledi ve felâketimize sebep oldu. Eğer ben makam-ı saltanatta bulunsaydım, bu elim vak’a katiyyen husule gelmezdi."

7 Kasım 1918 tarihinde Yıldırım Orduları lagv edilmiş

7 Kasim 1918 de Istanbul´daki ingiliz isgal Komserinin emri ile Padisah Vahdeddin, M.Kemal´i Karargah(Pera Palas)´a görevli olarak atadi ve onu Istanbul´a cagirdi.

10 Kasim 1918 de ingiliz isgal Komserinin emri ile Padisah Vahdeddin´in Istanbula cagirdigi M.Kemal Adana´dan trenle Istanbul´a hareket etti.

13 Kasim 1918 de Mustafa Kemal Paşa İstanbul' a geldi ve yillardan beri arkadasi olan ingiliz casusu Suriye Ermenilerinden Salih Fansa tarafindan tren garinda karşilanarak, alinip ingiliz işgal Komserinin tahsis ettigi Pera Palas´taki karargahina  getirilmişti. italya gibi diger itilaf Güclerinede makam karşiliginda hizmet edebilecegini bildirmesi ve ortak calisabilecegi istihbarati ingiliz istihbarati tarafindan alininca, M.Kemal apar topar Pera Palas´tan alinarak, Salih Fansa´nin Teşvikiye´deki evine misafir olarak erleştirilmiş, Burada da aşiri alkol alip, huzur vermeyincede Salih Fansa´nin haniminin sikayeti üzerine buradanda apar topar alinarak, Salih Fansa´nin Madam Kasabian dan ingiliz istihbarati adina kiraladigi Şişli´deki eve yerleştirilmişti. Bu ev kiralandigi günden itibaren ingilizlerle M.Kemal ve Arkadaslarinin bir gizli Karargahi olarak görev görmüştür. 

İstanbul' da yakın arkadaşları olan Ali Fuat Paşa ( Cebesoy ) İsmet bey ( İnönü ) , Rauf Bey ve diğer yakın arkadaşları ile Şişlideki evlerinde makam karsiliginda, ingilizlere hizmet etme için toplantılar yapılmakta çareler aranmakta idi

Şişli´deki Karargah evde iken ingilizler adina calismalari icin kazanilan ittihatcilar

  • Dokuzuncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa.
  • Üçüncü Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet
  • Kurmay Başkanı Albay Kâzım Beyefendi (General Kâzım Dirik 1880-1941).
  • Sağlık Müfettişi Albay İbrahim Tali Beyefendi (Milletvekili ve elçi, tıp doktoru İbrahim Tali Öngören 1875-1952).
  • Kurmay Binbaşı Arif Bey1 (Ayıcı Arif Bey 1882-1926).
  • Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey (Asker ve büyükelçi Hüsrev Gerede 1886-1962).
  • Topçu Müfettişi Binbaşı Kemal Bey (Korgeneral Kemal Doğan 1879-1951).
  • Sıhhiye Müfettiş Muavini Binbaşı Refik Bey (Başbakan Dr. Refik Saydam 1881-1942).
  • Yaver Piyade Yüzbaşı Cevad Efendi (Atatürk’ün yaveri ve milletvekili Cevad Abbas Gürer 1887-1943).
  • Yaver Piyade Yüzbaşısı Mustafa Efendi (Tokat milletvekili Mustafa Sabri Süsoy 1876-1934).
  • Piyade Yüzbaşı Ali Şevket Efendi (Gümüşhane milletvekili Ali Şevket Öndersev 1884-1940).
  • Piyade Yüzbaşı Mümtaz Efendi (Yüzbaşı Ali Mümtaz Tünay 1886-1946).
  • Piyade Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi (Başbakanlık özel kalem müdürü İsmail Hakkı Ede 1886-1943).
  • Tabib Yüzbaşı Behcet Efendi.
  • Piyade Asteğmeni Hayati Efendi (Cumhurbaşkanlığı özel kalem müdürü Hayati Bey 1892-1926).
  • Piyade Asteğmeni Arif Hikmet Efendi (Tümgeneral Arif Hikmet Gerçekçi 1894-1970).
  • Yaver Topçu Üsteğmeni Muzaffer Efendi (Atatürk’ün emir subayı ve Giresun milletvekili Muzaffer Kılıç 1897-1959).
  • Asteğmen Abdullah Efendi.
  • Adli müşavir Ali Rıza Bey.
  • Tabur hesap memuru Rahmi Efendi.
  • Tabur hesap memuru Ahmed Nuri Efendi.
  • Kátip Faik Efendi (Sağlık Bakanlığı memuru Faik Aybars 1880-1945).
  • Yedeksubay Tahir Efendi.
  • Kâtip Memduh Efendi (Cumhurbaşkanlığı memuru Memduh Atasev 1895-1930’lar).
  • Bu gemide Teşkilât-ı Mahsusa’dan kazanilmi ittihadci yedi tane de subay  vardi.

1 İzmir suikasti davasında İstiklâl Mahkemesi’nin kararıyla idam edildi.

Gemi icin kazanilan Mürettebat

      İsmail Hakkı (Durusu), Süvari

  • Üsküdarlı Tahsin, İkinci Kaptan
  • Hacı Süleyman, Başçarkçı
  • İsmail, Kâtip
  • Hasan Reis, Lostromo
  • Göreleli Şükrü oğlu Temel ,Serdümen
  • Ali oğlu Basri, Serdümen
  • Süleyman oğlu Mahmut, Ambarcı
  • Hasan oğlu Ahmet, Ambarcı
  • Süleyman oğlu Cemil, Hüseyin oğlu Rahmi, Mesut oğlu Temel, Tayfalar
  • Muharrem oğlu Hacı Tevfik (Ulusu), Birinci Kamarot
  • İbrahim oğlu Mehmet, Kamarot
  • Mustafa oğlu Hamit, Kamarot Yamağı
  • Yusuf oğlu Halit, Arif oğlu Mansur, Ateşçi
  • Osman oğlu Hamdi, Aşçı
  • Hasan oğlu Mehmet, Mehmet Ali oğlu Ömer Faik, Kömürcü
  • İsmail Hakkı, Ali oğlu Galip, Vinççi 

24 Kasım 1918’de Daily Mail gazetesi muhabirine beyanat veren Sultan Vahdeddin, Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesinin sorumluluğunu İttihat ve Terakki Fırkası’na yüklüyordu: ”Eğer siyasî vaziyetimizle coğrafî durumumuz ve millî menfaatlerimiz ciddi surette nazarı dikkate alınsaydı, vuku bulan teşebbüsün asla makul olmadığı açıkça anlaşılırdı. Maalesef o zamanki hükümetin basiretsizliği bizi bu badireye sürükledi ve felâketimize sebep oldu. Eğer ben makam-ı saltanatta bulunsaydım, bu elim vak’a katiyyen husule gelmezdi."

7 Subat 1919 ingiliz Maresal Allenby Istanbul´a geldi

13 Subat 1919 isgal altindaki istanbul resmen isgal edildi.

13 Subat 1919 ingiliz Maresal Allenby Istanbul Fatihi olarak görkemli bir sekilde istanbul´a girdi.

9 Mart 1919 da Ingiliz Birlikleri Samsun´a cikarak buradaki Osmanli Makinali Birliginin teslim olmasini istedi. Teslim olmayi kabul etmeyen genc Tegmen Hamdi Bey Makinali birligini alarak daga cikti. Bu tarihten itibaren Samsun ingiliz isgaline gecti.

ikinci irade´nin başlatilmasi

Tarihçi Murat Bardakçı’nın Şahbaba adlı eserinden, Sultan Vahdettin’in hatıralarından bir kısım asagiya sadeleştirilerek alınmıştır :

Mütâlalarından ortaya çıkacağı gibi, Mütareke (ateşkes) günlerinde (30 Ekim 1918) I. Cihan Harbinin neticelerinden sorumlu olan suçlulardan (Devleti harbe sokan ve tüm cephelerde makam karsiliginda vatanini, milletini satmak icin onlarla isbirligi yaparak, askerlerini cephelerde onlara kirdirtip, Osmanli ordusunu yok ettirten İttihatç Subaylari ve Komutanları kastetmektedir) bana miras kalan ve biribirini takip eden musibetlere karşı, sadece ve sadece şahsımı (suclu bularak) siper eyledim.

Aslında bir taraftan tehlikeli bir yerde kalan hilafet merkezinde savaştan galip çıkan itilaf devletleri ile yüz yüze olmak ve onlar tarafından sıygaya çekilmek(emir altina alinmak) ve diğer taraftan Anadolu’yu istila eden Yunanlılara mukabele (karşılık) için mümkün ve mahrem(gizl, cünkü mütarkeye göre isgal kabul edilmis, saray isgalcilerin emirleri altina girmisti) vasıtalarla(M.Kemal´e gizli bir emir verilmisti) Anadolu’ya memur eylediğimiz yaverlerimizden Mustafa Kemal’in ihaneti ve bize karşı takındığı isyankar tavrı(M.Kemal´in Osmanli Padisahina ve Hükumetine, dolayisi ile vatanina ve milletine ihanet ettigini burada belirtmistir.) karşısında kalmıştım.

Bununla beraber  aziz vatanımın menfaatleri için 
(M.Kemal Komutasindaki) Kuvayı Milliye’nin sonradan şekil ve mahiyetinin değişeceği hususunda bende meydana gelen fikir ve kanaatlerime rağmen(M.Kemal´e güvenmedigini), yine fedakârlık mesleğini tercih ve takip eyledim. Sırf bu sebep ve hikmet ile, milli davalara itaatkar kabineleri iktidara getirdim ve senelerce Kuvayi Milliye’ yi takviye ettim ve gelişmesi için çalıştım..(En sonunda bana cephe alacaklarından emin olduğum halde, vatanın kurtuluşu için yine de Mustafa Kemal ve arkadaşlarına destek verdim demek isteniyor) Anadolu Zaferinin(Müdafaa-i Hukuk Teskilatlarinin, Ordularinin ve süralarin kurulmalari sayesinde)  ne gibi tehlikeli şartlar altında tarafımızdan hazırlandığını gösteren belgeler ile Anayasa gereği saltanat makamının korunacağını tasvir eden diğer mühim evrak tesbit edilerek derlenmiş olduğundan, bunların dahi zamanı gelince umumi erkara (kamu oyuna) açıklanarak, İslam’ın hizmetkarı veyahut yıkıcısı olanların teşhir ve tayin edileceğini temin eylerim”.

Hem bu hatıralar hem de Sultan Vahdettin ve Mustafa Kemal arasındaki Milli Mücadele başlamadan önce yapılan görüşmeler hakkında detaylı bilgiyi; Prof. Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ’ ün, BİLİNMEYEN OSMANLI adlı eserinin 299.-300.-301.-302. sayfalarına bakabilirsiniz.

6 Nisan 1919 ’da Milli mücadele için Anadolu’ya ilk çıkan paşa Mustafa Kemal değil, Erzurum’a giden Kâzım Karabekir Paşa’dır. İstanbul' dan yola çıkan Kazım Karabekir Paşa, Padisah Vahdeddin in "ikinci irade Projesi" ni uygulamayi baslatmak icin Erzurum' a gitti. 

12 Nisan 1919 Kazım Karabekir Paşa´nin istanbul´dan cikmis oldugunu ancak gizlice gittikten sonra M.Kemal  ögrenebilmiştı. Bunu haber alan M.Kemal durumu ingilizlerlede görüserek, Kazım Karabekir Paşa nin engellenmesinin zorunlu oldugunu belirtmistir. M.Kemal´in yakın arkadaşları da Mustafa kemal Paşa' ya acele olarak Anadolu' ya geçmesini önermekteydiler

1 Mayıs 1919 tarihinde Damat Ferit Paşa Dış işleri köşkünde Mustafa Kemal Paşa' ya bir çay ziyafeti vermiştir. Toplantıda Anadolu da ki asayiş durumu bahis konusu edilmiş, Kazım Karabekir Paşa´nin bunun icin Erzurum´a gönderildigini söylemisti.

1. Cihan harbi ardından Osmanlı donanması ağır hasar almıştı. Mevcut ve onarıma muhtaç olan gemiler de Almanya' ya bakım amaçlı gönderilmiştir. Bu bakımdan Mustafa Kemal Paşa ve Silah arkadaşlarının Samsun'a götürmek için eldeki olanaklara uyularak Bandırma Vapuru ayrılmışti.

1 Mayis 1919 tarihinde ismail Hakkı Kaptan Sisli´deki karargah evde M.Kemal tarafindan kabul edilerek, Bandirma gemisinin süvariliğine atandigi kendisine bildirildi. M.Kemal, smail Hakkı Kaptana, beraber calisabilecegi gemi personelini temin etmesini sölyedi. 16 Mayis 1919 da yola cikilacagi haberini gizli tuttu ama ona 2 hafta süre verdi.

1 Mayis 1919 da  Damat Ferit Paşa´dan gizli bilgileri alamayan M.Kemal ayni günün aksami ingiliz istihbarati, ingiliz Baskomseri, Ittihadcilar, Ermeniler ve Yahudilerin katildiklari büyük bir toplantida, kendisinin acilen Kazım Karabekir Paşa nin pesinden giderek, onu engellemesi gerektigini anlatarak, bu yönde bir karar almalarini istemistir.Yapilacak isler kararlastirilarak, M.Kemal´in en yakin zamanda Anadoluya gönderilmesine karar verildi.

1. Halic Tersanesindeki Bandirma Gemisi bitirilerek sefere hazirlanacak,

2. Padisah Vahdeddin´in atlarinin satilarak elde edilecek iradin, bu sefer icin alinmasina

3. Osmanli Kasasinda 25 000 Altinin bu sefer icin alinmasina,

4. Kazanilmis tüm ittihadcilarin M.Kemal ile Anadoluya gönderilmesine,

5. Gebze´ye 5 Pasa dan olusan bir misyon gönderilmesine,

6. Bandirma Gemisi icin disardan, agzi siki, güvenilir Kaptarn ve Mürettebat teminine

7. Inebolu Ankara arasindaki direncin Ingiliz Ordulari tarafindan kirilarak, M.Kemal icin yolun acilmasi,

8. Sinop Ankara arasindaki direncin Ingiliz Ordulari tarafindan kirilarak, M.Kemal icin yolun acilmasi,

9. Samsun Ankara arasindaki direncin Ingiliz Ordulari tarafindan kirilarak, M.Kemal icin yolun acilmasi

10. O zamana kadar olmayan 9. ordu nun kurulmasina,

11. Mustafa Kemal Paşa 9. ordu müfettişliğine atanmasina,

12. Mustafa Kemal Paşa´nin 9. ordu müfettişliğine atandiginin bütün kolordulara bildirilmesine,

13. Mustafa Kemal´in, Samsun ve Çevresindeki Karışıklığı yerinde incelemeler yaparak önlemesi emri

14. Samsun ve Sivasta asayişi bozan çeteler hakkında bir raporun M.Kemal´e verilmesi emri,

15. Mustafa Kemal Paşa ayrıca bahis konusu asayişi sağlamakla görevlendirilmesi emri,

16. Oordunun elindeki fazla silahların ve cephanenin, depolamak amaci ile Mustafa Kemal´e verilmesi emri,

17. Padisah Vahdeddin´in Doğu Anadolu' da kurduğu müdafaa-i Hukuk şuralarınin M.Kemal tarafindan dağıtilmasi emri

Ingiliz Baskomseri Padisah Vahdeddin´e bir muhtira vererek, 1. Mayis 1919 da aldiklari kararlarin icabini yerine getirmesini emrederek, gerekli imzali ve kaseli evraklarin M.Kemal´e verilmesini sagladi.

Mustafa Kemal Paşa, Istanbul´daki Ingiliz Baskomserinin emri ile Padisah Vahdeddin tarafindan, o güne kadar mevcut olmayan 9. Ordu icin 9. Ordu Genel Müfettişi olarak atattirildi ve 9. Ordu kagit üzerinde kurdurtuldu. Mustafa Kemal´in 9. Ordu Genel Müfettişi vazifesiyle ve mahiyeti ile birlikte İstanbul'dan Samsun'a Bandırma Vapuru ile gönderilmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Ingiliz Baskomserinin emri ve Sultan Vahidettin buyruğu ile Osmanlı Ordusu'nun dağıtılması ve isgalcilere karsi Anadoludaki direnci kirma sürecini denetleme ve asayiş için görevlendirilmişti.

Bunlarin haricinde;

12 Mayıs 1919 tarihinde de Mustafa Kemal Paşa 9. ordu müfettişliğine atandı. Atama bütün kolordulara bildirildi. Anadolu' ya geçme hazırlıkları ile meşgul olan Mustafa Kemal Paşa´nin istegi üzerine,  tekrar Damat Ferit Paşa' nın konağında yemeğe davet edilmiştir, yemekte Erkan-ı Harbiye Reisi (Genel Kurmay Başkanı) Cevat Paşa ' da (Çobanlı) bulunmaktaydı. Mustafa kemal paşa Samsun ve Çevresindeki Karışıklığı yerinde incelemeler yaparak önleyeceğini söylüyordu. Cevat Paşa ayrıca Samsun ve Sivasta asayişi bozan çeteler hakkında rapor istedi. Mustafa Kemal Paşa ayrıca bahis konusu asayişi sağlamakla beraber ordunun elindeki fazla silahları ve cephaneyi depolatacak, Doğu Anadolu' da kurulduğu söylenen şuraları dağıtacaktı. 

Samsun'dan Önce Bilinmeyen 6 Ay

Alev Coşkun'un yeni bir kitabı çıkti. Cumhuriyet Kitapları'ndan çıkan ve "Samsun'dan Önce Bilinmeyen 6 Ay" adını taşıyan kitabı okuyunca şaşırdım doğrusu... Çünkü kitapta yer alan çoğu bilgi, bildiğimiz ve okuduğumuz tarih; ama öyle bilgiler de var ki resmî tarih ile çelişiyor. Hele hele kitabın sonunda yayınlanan birkaç belge, resmî tarihin ve tabii ki "Cumhuriyet Gazetesi" 'nin klasik görüşlerinin tam tersini savunuyor. Mesela Samsun'a çıkışı sırasında Atatürk'e refakat edecek olan ekiple ilgili bir belgeye yer vermiş Alev Coşkun.

15 Mayıs 1919 tarihli Harbiye Bakanlığı'na gönderilen belgede , Atatürk ile birlikte 47 askerin daha adı var. Bunlardan 6'sı üst düzey subay, 16'sı subay ve 25'i de er. Yine gemide 3 binek hayvanı ve bir de otomobil yer alıyor. Bu belgede 1 otomobil yer alirken aslinda yukardaki kitapta üç otomobilin gemiye konuldugunu yaziyor. Belgeden çıkardığımıza göre Atatürk, İstanbul'dan kaçmamış. İngilizlerden gizli olarak yola çıkmamış; hükümet, bu isimler için İstanbul'u işgal altında tutan İngilizlerden emir aldigi halde tam tersine vize almış gibi görünüyor. Mustafa Kemal'in gidişinden devletin haberi var ve neredeyse bir birlik eşlik ediyor kendisine. Bir de devlet, Mustafa Kemal'e az da olsa (bin Osmanlı akçesi) para vermiş. Halbuki 25 000 Altin M.Kemal´e Vahdeddin´nin tutanak karsiligi para verdigi, 15 000 Altini da atlarini satarak verdigi belgelerle sarihtir.

 

Alev Coşkun, öyle sıradan bir isim değil. Cumhuriyet Gazetesi'nin CHP milletvekilliği yapmış, bakan olmuş bir yöneticisi. 2004'e kadar Cumhuriyet'in Yönetim Kurulu Başkanı'ydı. Şimdi de Cumhuriyet Vakfı Başkan Yardımcısı. Dolayısıyla onun yazdıkları Cumhuriyet Gazetesi'nin görüşü sayılır bir nebze...

****

15 Mayıs 1919 tarihinde Kaptan İsmail Hakkı Bey', Mustafa Kemal Paşa tarafından, 1 Mayis 1919 daki ilk görüsmeden sonra 2. defa Şişli' de ki Karargah evindeki makamına çağrıldı. Kaptan makama vardığında Paşa tarafından nazik bir şekilde karşılanarak, üzerinde haritalar bulunan bir masaya oturması kendisine işaret edildi. Paşa kaptandan gemi hakkında bilgi istemiştir. Beraber gidiş rotasını saptamışlardır. Kaptan önce geminin özelliklerini anlatmış. geminin 41 yaşında olduğunu , ama kısa bir hazırlık döneminden sonra bu yolculuğa hazırlıklı hale getirilebileceğini söyler. Mustafa Kemal Paşa anlatılanları sessizce dinledi, sonra da isteklerini söyledi. Yol boyunca geminin mümkün olduğu kadar kıyıya yakın bir rota izlemesini istedi.

"Bundan amaç düşman olarak kabul ettigi Osmanli savaş gemilerinin muhtemel saldırılarından korunup en hızlı yoldan karaya geçmekti. Yolculugun Inebolu, olmazsa Sinop, o da olmazsa Samsun' da noktalanacagini gizli tutarak, yolculugun Samsun´da noktalanacak. dedi

Cünkü muhtemel bir tehlike anında Gelibolu´ya, Sinop' a çıkabilirlerdi. Her şey gelişmelere bağlı idi. Kaptan izin isteyerek paşanın yanından ayrıldi. 16 gün gibi kısa bir sürede yolculuk için hazırlanan Bandırma Vapuru içersinde bulunan iki adet pusula ve pareketesinin son derece iyi çalıştığını, Kaptan M.Kemal´ e bildirdi.

Kaptan İsmail Hakkı Bey: "Hareketimizden bir gün evvel 15 Mayis 1919 Paşa beni idareden Sisli´deki Karargah evdeki Makamina çağırtmıştı. Gittim ve kabul buyuruldum. Sureti hareketimize dair bir takım izahatte bulundular. Lazım gelen cevapları verdim. ertesi gün de öğle üzeri hareket edileceğini ve geminin hazır bulundurulmasını emir buyurdular. Filhakika o gün zevalde gemiyi teşrif ettiler. Ingiliz Kontrol heyeti geldi. Hemen hareket edebileceğimizi söylediler. derhal hareket ettik."

16 Mayis 1919 da Mustafa Kemal Paşa , ingiliz Baskomserinin emri üzerine Padişah Vahdettin tarafından' da kabul edildi. Ingiliz Baskomserinin yine emri ile, ortada madalyalik bir basari yok iken, Anadolu´da M.Kemal´e fors kazandirsin diye, "Fahri Yaverlik" Madalyasi verdi.
Yine Şişlide ki evinde yol hazırlıkları ile meşgul olurken bir taraftan da güvendiği arkadaşları ve Ingiliz Baskomseri ile görüşmelerini sürdürüyordu.


16 Mayıs 1919 İSTANBUL 
Mustafa Kemal Paşa, Yıldız’da Hamidiye Camii’ndeki Cuma Selâmlığı’ndan sonra Mahfil-i Hümayun’da Padişah Vahdettin tarafından ayaküstü kabul edilmiştir. Cuma Selâmlığı’ndan sonra Şişli’deki evine dönmüştür.

Samsun Yolculugu

HEDEF SAPTIRTMA

Sultan Vahidettin’in büyük damadı olan İsmail Hakkı Okday, ,Türk ve İngiliz iş adamlarının da katıldığı Beyoğlu’nun “Tokatlıyan” oteli’ndeki bir toplantıya davetlidir. Bu toplantıda kafalar iyice dumanlandığı sıralarda çok saygın misafirlerle aynı zamanda Mustafa Kemal Paşa’ya Samsun’a gitmek için vizesine onay veren (Mustafa Kemal ve Karagah Subaylari Samsun’a bir İngiliz Yüzbaşısının verdiği onay ile gitti.) İşkenceci John Bennedıt Godolphın çıkagelmiştir. İçkiyi de biraz fazla kaçırdığı süsü verip, agzinda SIR durmuyor tavirlari segileyerek, damat İsmail Hakkı beyin de bulunduğu gurubun yanında, dolayli olarak onun duyacagi bir sekilde  "kizim sana söylüyorum, gelinim sen isit misali" güya korkunç olan haberi ağzından kaçırır; “Yarın bir Türk paşası, yanında kalabalık bir misyon ile ordu müfettişi olarak Anadolu’ya hareket edecektir. Bugün vizelerini imzaladım. Yarın öğleyin yola çıkıyorlar.Ancak hedeflerini ulaşamayacaklar.Çünkü onları Karadeniz’in azgın dalgaları arasına gömeceğiz. Ingiliz istihbaratinin en önemli bir istihbarat subayinin böyle bir gaf yapmayacagi ortadadir. Buradaki maksad, Mustafa Kemal emrindeki 89 subayin, vatana ve millete ihanet etrtikleri icin Osmanli Padisahi ve Hükumeti tarafindan saldiriya ugramasini önlemek icindi. Ismail Hakki Bey´in yaninda bu sirri dolayli olarak dile getirmesinin sebebi: Bu sirrin derhal Padisaha iletilmesini ve "Anadolu Direnisini Kirma Misyonu" nu korumak icinde. Nasil olsa M.Kemal Komutasindaki "Anadolu Direnisini Kirma Misyonu" ingilizler tarafindan Karadeniz’in azgın dalgaları arasına gömülecekti. 16 Mayıs 1919 günü Samsun’a dogru Mustafa Kemal Paşa ile beraber subay ve gemi mürettebatıyla toplam 89 kisi yola çıkacaktır. Yani tek başına ve pusulası bile bozuk bir gemi ile değil…

Bu arada Mustafa Kemal Paşa ertesi gün hareket edecektir.Yani zaman çok dardır. Kendisine ulaşılması için bir mucize gereklidir.O mucize de gerçekleşmiştir. Mustafa Kemal’in yakın arkadaşı Rauf Orbay bulunur. Bir gün sonra Mustafa Kemal ile vedalaşacaktır. Bunu öğrenen İsmail Hakkı bey derhal harekete geçer. Son dakikada Rauf Orbay’a ulaşmayı başarır. Bu durumdan padişah Vahidettin hanın da haberdar olduğunu hatıralarında kaydeden İsmail Hakkı bey, Rauf bey’e bu korkunç buldugu haberi aktardı.Nihayet Galata Rıhtımından Bandırma Vapuruna gitmek için kayığa binmekte olan Mustafa Kemal’e Rauf bey durumu anlatır. Haberi öğrenen Mustafa Kemal Paşa bir an düşünür; ve der ki ; “...Beni İstanbul’dan hareket etmeden tutuklayabilir, ya da öldürebilirler. Fakat niçin Karadeniz’de yok etmeyi düşünsünler ki?"  Evet bunlar benimle beraber Türkiye’yi kurtaracak olan heyeti de yok etmek hedefindedirler.”   M.Kemal, ingilizlerin kendisini  İstanbul’dan hareket etmeden tutuklayabileceklerini, ya da öldürebileceklerini kabul ettigi halde, kendisi ile Samsun´a birlikte yola cikacak diger Karargah arkadaslarinin  İstanbul’dan hareket etmeden tutuklanabileceklerini, ya da öldürülebileceklerini neden kabul etmeyebiliyor? Kisacasi ingilizler M.Kemal ve arkadaslarini, İstanbul’dan hareket etmeden tutuklayabilir, ya da öldürebilirlerdi. Niçin bunlari istanbul´da degilde Karadeniz’de yok etmeyi düşünsünler ki? Buradanda görülüyor ki, ingiliz istihbarati sefi John Bennedıt Godolp ingiliz Baskomseri ve ingiliz istihbarati ile ortak calisan M.Kemal ve arkadaslarina degilde, Padisah Vahdeddin ve Istanbul Hükumetine gönderme yapmis, bu gönderme ile kendi misyonlarina hizmet etmekte olan M.Kemal ve Arkadaslarini Samsun´a dogru götüren Bandirma vapuruna Osmanli devletinin saldirmamasini saglamaya calismisti.

ingilizler ve Mustafa Kemal Paşa, Sultan Mehmet Vahidettin hanın ve Istanbul Hükumetinin, M.Kemali ve arkadaslarini tasiyan Bandirma Vapuruna, ingilizlerin korumasi altinda oldugu icin istanbul´da suikast düzenleyemeceklerini biliyorlar. Böyle bir suikastin ancak Karadenizin acik sularinda mümkün olabilecegini biliyorlardi ve bundanda cok korkuyorlardi. Padisahin Damadı olan İsmail Hakkı Okday kaynaklı bu istihbari bilgi göndermeyle de Osmanl Devletine, "sizin suikast yapmaniz gerekmez, biz yapacagiz" göndermesi yaparak, korkularini azaltmak istemislerdir. Buna ragmen ingilizler ve M.kemal Padisah Vahdeddin´den ve Istanbul Hükumetinin Karadenizde Bandirma Vapuruna bir suikast beklediklerinden Bandırma’nın kaptanına, ani bir suikast durumunda hemen karaya ayak basarak kacmak icin hep kıyıya yakın gitmesi emirini vermişler. Gemiyi kıyıya 10-15 metre açıklıkta seyrettirtmişlerdir. Bu tedbirlere ragmen korkularindan bütün sefer boyunca, Bandırma Vapuruna Karadeniz de ingiliz zirhlisi “Malaya” nin refakat  etmesi karari verilmişti ve Bandirma Vapuru ingiliz zirhlisi “Malaya” nin refakatinde Samsun´a kadar gitmiştir.

Sonraki zamanlarda Mustafa Kemal Paşa hatıralarında bu hadiseyi anlatacak ve “...Bandırma Vapuruna suikast yapılıp batırılacağı gerçeğini bize padişah damadı bildirdi” diyerek, bu oyunun icerisinde ingilizlerin yalniz olmadiklarini dogrulamiştir. 

KAYNAKLAR;  

 

1- Son İmparator Vahdettin, Timuçin Mert, Karakutu yayınları, 3. baskı, sayfa 96-97-98-99

2- Şahbaba, Murat Bardakçı, Gri yayınları, 4. baskı, sayfa 125-144 

3-Son Padişah Vahdettin, Yılmaz Çetiner, Milliyet Gazetesi yayınları, 7. baskı, sayfa 150-151 
4-Yanya’dan Ankara’ya, İsmail Hakkı Okday, Sebil yayınları, sayfa 420-421-422

iNGiLiZ iSTiHBARATI - iNGiLiZ DEVLETi
 
Vizeyi veren İngiliz istihbarat subayı John Godolphin Bennett ile Nezih Uzel`in 1974 yılında, bu vize konusuyla ilgili yaptığı röportajın bazı bölümlerini yayınladı.

Bennett`in ismi Nutuk`ta geçiyor. Ayrıca Ömer Rıza Doğrul`un çevirdiği "Modern Türkiye`nin Doğuşu" adlı bir kitabının olduğu da biliniyor. Nezih Uzel`in aktardığı röportaja göre İngiliz istihbarat subayı olan Bennett, Mustafa Kemal ve 34 arkadaşına vize vermeye karşıdır. Ama İngiliz hariciyesi vize verilmesi direktifi verir. Yani vizeye asker karşıdır ama siyasiler vize vermektedir. Bu durum, işgal altında olan İstanbul`da İtilaf Devletlerinin hem kendi aralarında hem kendi içlerindeki Yeni Osmanlı`nın veya yeni kurulacak Türk devleti tasarımının tartışmalarıyla ilgili bir çekişmenin de yansımasıdır. 

16 Mayıs 1919 Rauf Bey (ORBAY)´in aldığı bir habere göre, Mustafa Kemal´in bir ihanet hazirligi icinde oldugunu haber almis olan Osmanli Hükumeti, işgal kuvvetleri komutanlığı tarafından himaye edilen Bandirma Gemisinin Istanbul´dan cikarak ihaneti baslatmasina izin vermeyecekti , ya da Bandırma Vapuru’ nu Karadeniz’ e çıktıktan sonra batıracakti. Bu nedenle Bandirma Vapuru gece oluncaya kadar Kizkulesi aciklarinda ingiliz Savas gemilerinin arasinda korumada bekletildi. Galata rıhtımları , Fransız, Sirkeci rıhtımları ve Kizkulesi aciklari İngilizler’ in İşgali altındaydı. Buralarda Bandirma Gemisine bir zarar verilmesi imkansizdi. Paşa bu varsayımları da göz önünde tutarak fikirini değiştirmiş , beşiktaş Akaretler’ de oturan anne si Zübeyde Hanımefendi ve kız kardeşi Makbule hanımefendi’ ye veda etmek için Beşiktaş’ taki evlerine gitmiştir. Onlarla bir süre görüştükten sonra, Karargahı ile beraber,  Beşiktaş Vapur İskelesinden “Askeri yollama” nın bir motoruna binmiş, Gemi İngilizler tarafından denetlenip, son kontrole tabi tutuldu ve denize acildi. M.Kemal´in Sirkeci rihtiminda gemiye binmesinin görülmemesi isteniyordu. Bu nedenle Mustafa Kemal Paşa, Sirkeci´den hareket edip, Kizkulesi aciklarinda kendisini bekleyen Bandirma Gemisine gizlice Beşiktaş'tan motora binerek, motorla Kızkulesi açıklarında vapura bindi.

16 Mayıs 1919 ögle saatlerinde istanbul´dan cikarak, Besiktas´ta Kizkulesi aciklarinda demirleyen gemi, burada havanin kararmasini,akşam olmasin bekledi. Ortalik kararinca da tarihi yolculuğuna başladı.

“Bahriye Nazırı Avni Paşa vapurun hazırlanması işini günler öncesinden halletmişti.

Bandirma Vapuru Karadeniz’e açılmadan hemen önce ingiliz Kontrol ekibi bir devriye hücumbotuyla geldi. Bandırmanın güvertesine çıkan İngiliz denizcileri vizeleri kontrol etmeleri ve “please proceed sir!”, yani “Lütfen efendim devam” demeleri sır olamayacak kadar tarihin malı olmuştur.

Bandirma Vapuru, 22 subay, 25 asker ve 8 yönetim personeliyle beraber 16 Mayıs 1919 tarihinde öğle üzeri, aksama dogru, karanlikta Kaptan İsmail Hakkı (Durusu) kaptanliginda, Ingiliz Kruvazörünün korumasi altinda istanbul´dan cikti.

Kaptan İsmail Hakkı Bey: "Maiyetlerindeki zevatı deniz tutuyor ve herkes birer birer kamaralarına yatıyorlardı. Maamafih Paşa bir köşeye dayanmış oturmakta ve kendilerinde fıtri bir haslet olan harikulbeşer metaneti kalbiyelerinin asarı olarak bilafütur ve daimi bir tefekkür içerisinde bulunmakta idiler."

BANDIRMA VAPURU iNEBOLU´DA

17 Mayıs 1919 tarihinde gece saat 23.00 civarında İnebolu limanına girdi. Sandallarla Inebolu´ya cikan M.Kemal ve Arkadaslari burada direncle karsilasinca, geri gemiye dönerek, Sinop´a dogru deniz yolu ile yola devam ettiler.

BANDIRMA VAPURU SiNOP´TA

18 Mayıs 1919 tarihinde öğle üzeri 12.00'de Sinop limanına yanaştı. Üsteğmen Hikmet Bey, sandal ile kıyıya çıktı, Sandallarla Sinop´a cikan M.Kemal ve Arkadaslari burada direncle karsilasinca, geri gemiye dönerek Samsun´a dogru deniz yolu ile yola devam ettiler.Sinopta iken "yolda olduklarını" Samsun Tümen Komutanlığına telgraf ile bildirdi. Mustafa Kemal Paşa, Sinop Mutasarrıfının davetine cevap vererek, davetine icabet edemeyecegini bildirerek, teşekkür etti. 

BANDIRMA VAPURU SAMSUN´DA

19 Mayıs 1919 da Bandırma Vapuru, Samsun'a vardı. Samsun limanları İngiliz işgali altındaydı. Ve bu işgal alanından İngiliz vizesiyle yol alan Mustafa Kemal, hemen sonra "Vatanı Kurtaran Aslan" konumuna gelmiştir. Nutuk´a göre Mustafa Kemal`in ve 19 arkadaşının kendi istekleriyle, Osmanliya karsi isyan ederek baslattiklari Milli Mücadele´nin Milli Mücadele olmayip, ingiliz emrindeki bir "Anadoludaki Direnci Kirma Misyonu" oldugu, kendisinin ve arkadaslarinin İngiliz vizesiyle yani oluru ile Anadolu`ya ulaştığı tarihtir. 

19 Mayıs heyecanı düne kadar gizli bir gerilla sızması formunda sunuluyordu. Şimdi ise İngiliz vizelerine ve oluruna bağlandığı açığa çıkıyor.
Vize deyip geçmemeli!
Resmi tarihin dayanma gücü aşınma eşiğinde!
Bu vize konusu önemli bir işaret taşı. Bu taş yerinden oynatıldıkça Mustafa Kemal`in "Milli Mücadele" süreci ve bir Türk milleti yaratmak mücadelesi ile ilgili değişik okuma biçimleriyle karşılaşmamız kaçınılmaz.
Temel bir yalan üzerine nice yıllar geçirdik.

23 Mayıs 1919-13 Ocak 1920 Sultanahmet Mitingleri

Ankara’da, 15-23 Nisan 1995 tarihleri arasında yapılan Kitap Fuarı sırasında, değişik yerlere büyük bir geminin afişi asıldı. Afişte büyük harfli “ BİZE  YALAN  SÖYLEDİLER” başlığı altında şunlar yazılıydı:

 “ 70 yıllık resmî tarihin kitaplarında, bizlere taka diye öğretilen, pusulası olmayan, kırık dökük, yol iz bilmeyen bir kaptanla yola çıkılan Bandırma vapurunun fotoğrafı ! Mustafa Kemal Paşa’ya maiyetiyle birlikte Anadolu’ya geçmesi için tahsis edilen taka, işte bu gemidir.”

Bandırma Vapuru

 


 

 

 

 

 

 

 

GEMiDEKi KARARGAG SUBAYLAR

Mustafa Kemal Paşa , Kurmayları ve Silah Arkadaşları

 

  1. 9. Ordu Müfettişi Mirliva(Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa (Atatürk)
  2. 3. Kolordu Komutanı Erkan-ı Harp Mir Alayı (Kurmay Albay) Re'fet (Bele Paşa)
  3. Müfettişlik Kurmayı Başkanı Erkan-ı Harp Mir Alayı Manastırlı Kazım (Dirik Paşa)
  4. Müfettişlik Sağlık Daire Başkanı Tabip Miralay İbrahim Tali (Öngören)
  5. Kurmay Başkan Yardımcısı Erkan-ı Harp Kaymakamı (Kurmay Yarbay) Mehmet Arif Bey (Ayırıcı)
  6. Karargah Erkan-ı Harbi ve İstihbarat ve Siyasi şube Müdürü Erkan-ı Harp Binbaşısı Hüsrev Gerede
  7. Müfettişlik Topçu konutanı Topçu Bin Başı Kemal Bey (Doğan)
  8. Müfettişlik Sağlık Daire Başkan Yardımcısı Tabip Bin Başı Refik Bey (Saydam)
  9. Müfettişlik Baş Yaveri Yüz Başı Cevat Abbas Bey (Gürer)
  10. Dr. Yüzbaşı Behçet Efendi
  11. Kurmay Mülhakı Mümtaz (Tunay)
  12. Kurmay Mülhakı Yüz Başı İsmail Hakkı (Ede)
  13. Müfettişlik Emir Subayı Yüz Başı Ali Şevket (Öndersev)
  14. Karargah Komutanı Yüz başı Mustafa Vasfi (Süsoy)
  15. Mülhak Yüz Başı Rauf
  16. Yüz Başı Hersekli Ahmet Efendi
  17. Kurmay Başkanı Emniyet Subayı Üsteğmen Hayati
  18. Kurmay Mülhakı 3. Kolordu Komutan Yaveri Üsteğmen Arif Hikmet (Gerçekçi)
  19. İAŞ Subayı Üsteğmen Abdullah (Kunt)
  20. Mülhak Teğmen Zebur
  21. Müfettişlik İkinci Yaveri Teğmen Muzaffer (Kılıç)
  22. Emir Subayı Teğmen Ruhsat
  23. Adli Müşavir Ali Rıza Efendi
  24. Tabur Hesap Memuru Rahmi Efendi
  25. Tabur Hesap Memuru Ahmet Nuri Efendi
  26. 1.Sınıf Katip Faik Efendi (Aybars)
  27. 4.Sınıf Katip Memduh Bey (Atasev)
  28. Zabit Vekili Tahir Efendi
  29. Alay Katibi Yahya Efendi
  30. Tabur Katibi Süleyman Fehmi Efendi
  31. Hesap Memuru Şükrü Efendi
  32. Kıdemli Çavuş Osman Nuri Oğlu Ali Faik
  33. Kıdemsiz Çavuş İbrahim İzzet Oğlu Atıf
  34. Çavuş Mustafa Oğlu Kemal
  35. Çavuş Kemal Oğlu Mustafa
  36. Onbaşı Tevfik Oğlu Adem
  37. Onbaşı Ali Oğlu Refet
  38. Onbaşı Abdullah Oğlu Ali
  39. Nefer Hüseyin Oğlu Mehmet
  40. Nefer Ahmet Oğlu Emin
  41. Nefer Mustafa Oğlu İsmail
  42. Nefer İbrahim Oğlu Ömer
  43. Nefer Kerem Oğlu Mehmet
  44. Nefer Mehmet Oğlu Mehmet
  45. Nefer Hasan Oğlu Ulvan
  46. Nefer Mehmet Oğlu Durmuş
  47. Nefer Mehmet Oğlu Ali
  48. Nefer Şakir Oğlu Nuri
  49. Nefer Hasan Oğlu Hüseyin
  50. Nefer Abdullah Oğlu Musa
  51. NeferAbdullah Oğlu Mehmet
  52. Nefer Mehmet Oğlu Hasan
  53. Nefer Bekir Oğlu Mahmut
  54. Nefer İhsan Oğlu Mehmet Lütfi
  55. Nefer Ali Oğlu Musa olmak Üzere Toplam 55 kişi

Gemide : Atatürk ve kurmayı 22, Er ve erbaşlar 25, Müşavir ve katipler 8, Gemi personeli 21 olmak üzere toplam 76 kişi bulunmaktaydı.
Kaynak : Genel Kurmay Atase ve Dent. Başkanlığı 

Dokuzuncu Ordu Müfettişi ve Fahri Yaver-i Şehriyari (Padişah Yaveri) Mirliva Mustafa Kemal Paşa?
Üçüncü Kolordu Kumandanı Erkân-ı Harp Miralayı (Kurmay Albay) Re'fet (Bele Paşa)? Müfettişlik Kurmayı Başkanı Erkân-ı Harp Miralayı Manastırlı Kâzım (Dirik Paşa)? Müfettişlik Sağlık Daire Başkanı Tabip Miralay İbrahim Tali (Öngören)? Kurmay Başkan Yardımcısı Erkân-ı Harp Kaymakamı (Kurmay Yarbay) Mehmet Arif Bey (Ayırıcı)? Karargâh Erkân-ı Harbi ve İstihbarat ve Siyasi Şube Müdürü Erkân-ı Harp Binbaşısı (Kurmay Binbaşı) Hüsrev Bey (Gerede)? Müfettişlik Topçu Komutanı Topçu Binbaşı Kemal Bey (Doğan)? Müfettişlik Sağlık Daire Başkan Yardımcısı Tabip Binbaşı Refik Bey (Saydam)? Müfettişlik Baş Yaveri Yüzbaşı Cevat Abbas Bey (Gürer); 
Dr. Yüzbaşı Behçet Efendi; Kurmay Mülhakı Yüzbaşı Mümtaz (Tunay); Kurmay Mülhakı Yüzbaşı İsmail Hakkı (Ede); Müfettişlik Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket (Öndersev); Karargah Komutanı Yüzbaşı Mustafa Vasfi (Süsoy); Mülhak Yüzbaşı Rauf; Yüzbaşı Hersekli Ahmet Efendi? Kurmay Başkanı Emniyet Subayı Üsteğmen Hayati; Kurmay Mülhakı Üçüncü Kolordu Komutan Yaveri Üsteğmen Arif Hikmet (Gerçekçi); İaşe Subayı Üsteğmen Abdullah (Kunt); Mülhak Teğmen Zebur; Müfettişlik İkinci Yaveri Teğmen Muzaffer (Kılıç); Emir Subayı Teğmen Ruhsat; Adli Müşavir Ali Rıza Efendi?
Tabur Hesap Memuru Rahmi Efendi; Tabur Hesap Memuru Ahmet Nuri Efendi; Birinci Sınıf Kâtip Faik Efendi (Aybars); Dördüncü Sınıf Kâtip Memduh Bey (Atasev); Zabit Vekili Tahir Efendi; Alay Kâtibi Yahya Efendi; Tabur Katibi Süleyman Fehmi Efendi; Hesap Memuru Şükrü Efendi; Kıdemli Çavuş Osman Nuri oğlu Ali Faik; Kıdemsiz Çavuş İbrahim İzzet oğlu Atıf; Çavuş Mustafa oğlu Kemal; Çavuş Kemal oğlu Mustafa; Onbaşı Tevfik oğlu Adem; Onbaşı Ali oğlu Refet; Onbaşı Abdullah oğlu Ali; Nefer (er) Hüseyin oğlu Mehmet; Nefer Ahmet oğlu Emin; Nefer Mustafa oğlu İsmail; Nefer İbrahim oğlu Ömer; Nefer Kerem oğlu Mehmet; Nefer Mehmet oğlu Mehmet; Nefer Hasan oğlu Elvan; Nefer Mehmet oğlu Durmuş; Nefer Mehmet oğlu Ali; Nefer Şakir oğlu Nuri ve Nefer Ali oğlu Musa. 
Kısaca söylemek gerekirse, Bandırma Vapuru'nda Atatürk'le birlikte 22 kurmay subay, 25 er ve erbaş, 8 müşavir ve kâtip, 21 gemi personeli olmak üzere toplam 76 kişi Samsun'a çıktı.

________

BANDIRMA VAPURU’NDAKİ İSİMSİZ MUTASARRIF

Kurtuluş Savaşı’nın anlatıldığı Nutuk, bir yanıyla Mustafa Kemal Atatürk’ün güncesi gibidir: Şöyle başlar: “1919 yılı Mayıs'ının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Genel durum ve manzara:” diye başladıktan sonra  devam eder.

Kurtuluş Savaşı’nı anlatan önemli kaynaklardan birisi de Hasan İzzettin Dinamo’nun Kutsal İsyanı’dır. Dinamo, 6 ciltlik kitabının 4. cildinde Sinop’la ilgili konuları anlatır. İlk paragrafın hemen başlarında şöyle yazar:” …Mustafa Kemal, …karargah arkadaşlarıyla Bandırma vapurunda İstanbul’dan Samsun’a giderken Sinop’a yeni atanmış olan …Sinop mutasarrıfına da rastlamıştı. Mustafa Kemal, bu genç adamda bir Hürriyet ve İtilafçı tipi bulmuş, İstanbul’dan Sinop’a dek üzerinde işleye işleye onu ihtilalci aydınlardan biri olarak yetiştirmişti. İstanbul’dan bir Hürriyet ve İtilaf Partili olarak çıkan Mashar Tevfik Bey, Sinop’a bir Kuvay-ı Milliyeci olarak ayak basmıştı.” diye yazar.

Mustafa Kemal’i Samsun’a götüren Bandırma Vapuru’nda kimlerin var olduğu hala tam olarak bilinmemektedir. Samsun’a gideceklere, Bandirma Vapuru istanbul´dan hareket etmeden önce  vize veren İşgal Kuvvetleri Komutanlığı’nın İngiliz Şefi John Godolphin. Bennett, Mustafa Kemal’in karargahı olarak 35 kişiye vize verdiğini anılarında belirtmiştir. Ama Kurtuluş Savaşı tarihini okuyanlar , M.Kemal´in agzindan Nutuk´ta, bu sayıyı 18 olarak öğrenmişlerdir. Vizeli 18 kisi M.Kemal Nutkunda ve ingilizler 35 kisi beyan etselerde, Gemideki yolcularin sayisinin 76 kisi oldugu belgelerle sabittir. Demekki, asil mürettebat sayisini belegelerle tespit eden Ingilizler dogruyu simdi söylüyor ve belgeliyor ama Osmanli Hükumetine ve Türk Milletine karsi bu yanlis beyanlar yapilmistir. Refet Bele atlar arasında vizesiz gittiğine göre, sayıyı  19 olarak kabul edebiliriz. Vize alanlar arasında İsmet İnönü’de olduğu halde tahminlere göre yetişemediği için gidemediği yazılıdır. 

O günlerde Sinop, Kastamonu Mutasarrıflığı’na bağlıdır. Mutasarrıflığı olmayan Sinop’a mutasarrıf atanmış ve o mutasarrıf,  güya İngilizlerin kuşkulandığı Mustafa Kemal ile aynı gemide bulunmakta ve adı da kayıtlarda bulunmamaktadır. Mustafa Kemal’in gemide karşılaşıp Kuvay-ı Milliyeci yaptığı yazılan Mazhar Tevfik’in bu listelerde adı geçmemektedir. Yaptığım tüm araştırmalara karşın bu isme rastlayamadım.

Bandırma Vapuru yolcularının tam ismini belki hiçbir zaman bulamayacağız. En azından belge olarak bulamayacağız. Çünkü Mustafa Kemal’in kendi beyanlarina göre karargah arkadaşlarının bile listesi oldukça çelişkili. Liste giderek değişiyor. Son ulaştığım listeye göre, Mustafa Kemal ve kurmay arkadaşları 22 kişi, Er ve Erbaşlar 25 kişi, Müşavir ve katipler 8, gemi personeli 21 olmak üzere toplam 76 kişi imişler. ingilizlerin hesap ve belgelerine göre ise bu sayi 22+25+8+21=76 degil, 35+25+8+21= 89 dur.

Araştırmalarım sonucu Mazhar Bey’in ailesine ulaştım. Kızı ve torunu ile görüştüm. Kendilerine buradan teşekkür ediyorum. Mazhar Beyin’in tüm memurluğunu gösteren Hizmet cetvelini ve birkaç resmini, evlenme cüzdanın suretini verdiler. Üzerinde çalışmakta oluğum kitabıma koymayı düşünüyorum. Yaptığım görüşme de Mazhar Beyin akrabaları da olup bitene bir anlam veremiyorlar. Mustafa Kemal ile yazışmalarından, Nutuk’ta söz edilenlerden ailenin de haberi var. Ama o kadar…

Bilindiği gibi, o günlerde Osmanlı toprakları içinde bir yerden bir yere gitmek için İşgal Kuvvetleri Komutanlığı’ndan vize almak gerekiyordu. Bu işin başında görevli subay, İngiliz Ordusunda görevli John Godolphin Bennett idi. Anıları yayımlandı. Bennnett’e göre 35 kurmay subaya vize verilmiş. Bennett´in ifadesine göre gemide toplam 89 kisi vardir.. ingilizlerin listesinde İsmet Bey (İnönü) de var. Ama gemide bu subaylardan çoğu yok görünüyorlardi Mustafa Kemal´in ifadelesine göre.89 kisinin listede olmamasini Mustafa Kemal’in bir an önce İstanbul’dan ayrılmasına bağlayanlar çok. Ama Nutkunda neden bu rakkami vermiyor? Ayriyeten Sisli´deki karargah evde, ingiliz Baskomseri baslanliginda, M.Kemal Gnl Sekreterliginde yapilan 1 Mayis 1919 tarihli Karargah toplantisinda da, ingilizlerin ortaya koyduklari belgelerdeki kisiler mevcut bulunmustular ve "Anadolu Direncini Kirma Misyonu" na katilacaklari tespit edilmisti.  

Kurtuluş Savaşı tarihini yazmış olanlar, yakın zamana kadar İngilizlerin  gemiyi takip ettiklerini, batırmak istediklerini yazmışlardır. Bu konuda da somut bir belgeye rastlanılmamakta olup, Bir ingiliz Zirhlisinin gemiye , geminin ingiliz Misyonunun bir parcasi olmasi nedeni ile  tüm seyahati boyunca refakat ettigide hem mantikli ve hemde belgelidir. 

Bennett’in listesinde olmadığı halde, gemide  Refet Bey’de (Bele) bulunmaktadır. Vizesi olmadığı için atlar arasında gittiği yazılıdır.  Görüleceği gibi, vizesi olmadığı halde, gemide bulunanların ismi var. Ama Vali olarak,gönderilen Mazhar Bey’in ismi yok.

Mazhar Tevfik Bey,in Sinop Mutasarrıfı (Valisi) olarak görevlendirilmesi, Damat Ferit Kabinesi’nin Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey tarafından (Nazım Hikmet’in dayısı olur.) yapıldığına göre, vize almaması düşünülemez. Hürriyet ve İtilaf Partili olduğu bilindiğine göre vize sorunu asla olamaz.

Özetlersek ingiliz ve Osmanli Devleti belgelerine göre gemide 89 kisinin gemide olduklari, vize kontrolunda sabitlenmistir. Nutuk´a göre 2 kisininde gemide kacak oldugu belirtildigine göre, gemideki Karargah mensuplarinin sayisi 91 dir.

Bu konular açıklanmaya muhtaçtır. İz üzerindekilerin yazıları takip edildiğinde iplerin uçları bulunuyor. Bulduklarımızı birbirine bağladığımızda tarih doğru yazılmış olacaktır.

________

GEMi MÜRETTEBATI

  • İsmail Hakkı (Durusu), Süvari
  • Üsküdarlı Tahsin, İkinci Kaptan
  • Hacı Süleyman, Başçarkçı
  • İsmail, Kâtip
  • Hasan Reis, Lostromo
  • Göreleli Şükrü oğlu Temel ,Serdümen
  • Ali oğlu Basri, Serdümen
  • Süleyman oğlu Mahmut, Ambarcı
  • Hasan oğlu Ahmet, Ambarcı
  • Süleyman oğlu Cemil, Hüseyin oğlu Rahmi, Mesut oğlu Temel, Tayfalar
  • Muharrem oğlu Hacı Tevfik (Ulusu), Birinci Kamarot
  • İbrahim oğlu Mehmet, Kamarot
  • Mustafa oğlu Hamit, Kamarot Yamağı
  • Yusuf oğlu Halit, Arif oğlu Mansur, Ateşçi
  • Osman oğlu Hamdi, Aşçı
  • Hasan oğlu Mehmet, Mehmet Ali oğlu Ömer Faik, Kömürcü
  • İsmail Hakkı, Ali oğlu Galip, Vinççi 
  •  
  •  
  • Bandirma gemisinin bir taka oldugu, acik denizlerde yüzemedigi ve yüzemeyecegi, dalgalara dayanikli olmadigi yalanlarina tokat gibi bir BELGE

  • (Asagidaki Belge bir mektup olup, el yazisi ile Alman Ajani Ulrich Kahrstedt tarafindan Alman Istihbarat Sefi Eduard Meyer´e 05.04.2014 te izmir´de yazilmis bir gizli istihbarat mektubudur.)

    Standort des Dokuments: Berlin-Brandenburgische Akademie der Wissenschaften. Akademiearchiv. Nachlaß

    Eduard Meyer 

    Signatur des Dokuments: 779

    Art des Dokuments: Brief 

    Ausfertigung: handschriftlich

    Autor des Dokuments: Kahrstedt, Ulrich 

    Empfänger des Dokuments: Meyer, Eduard

    Datum des Dokuments: 05.04.1914

    Ort der Niederschrift des Dokuments: Smyrna 

    Volltranskription des Dokuments: 

    (Kopfbogen, Hg.:  

    Hotel Huck Smyrna  

    Succursale Ephesus Hotel Ayassoulouk.)  

    5. April 1914. 

    Hochverehrter Herr Geheimrat, 

    dieser Brief stellt einen Gruss nicht nur von mir sondern auch von Butler dar, von dessen 

    Grabungen in Sardes ich eben zurückgekommen bin und der mir unzählige Grüsse 

    aufgetragen hat. Es waren entzückende Tage bei den Amerikanern in Sardes im Grabungshaus 

    (übrigens ein Palast, Wasserleitung, Wasserspülung, Tennisplatz, Golflinks!), vergnügt und 

    lehrreich. Die Nekropolen sind höchst interessant, die Keramik führt vom spätmykenischen 

    bis zum späten Hellenismus herunter - die römische beim Erdbeben von 17 n. Chr. etwas 

    verlegte Stadt ist für sich. Die lydische Keramik ist ganz etwas Neues, ich wüsste keinerlei 

    Analogien, meist rotbrauner oder gelbbrauner Grund & schwarze Firnissmalerei,  

    Hauptmuster:  und  . Die lydischen Inschriften, speziell die beiden Bilinguen 

    (die bekannte lyd/aram., dazu eine kurze lyd/griech. v. c. 350/330 v. Chr.) habe ich mit dem

    nötigen Respekt betrachtet. - Ich bin lange mit Polybios’ Darstellung der Belagerung von 

    216/5 durch die Stadt gezogen, es ist aber topographisch & kriegsgeschichtlich nichts zu 

    holen, da die Profile der Burghänge & der anderen Höhen, auf die alles ankommt durch

    Regen & Erdbeben vollkommen verändert sind. Namentlich der erstere hat ganz seltsame

    Wirkungen gehabt, er hat die ganze Oberfläche der Akropolis herabgeschwemmt, 

    ausgenommen die Stellen, auf denen Mauern standen, die also gegen Feuchtigkeit von oben 

    gedeckt waren.  

    So stehen jetzt Türme und Mauerstücke hoch oben wie auf spitzen Nadeln balanzierend, in 

    der Regel unersteiglich: 

    Im Übrigen ist Sardes landschaftlich  

    ganz herrlich, speziell das Tal des grossen Artemistempels ist wunderschön. Das Wetter war gut, ebenso in Hierapolis und sonst am Maiander, nur ab und zu kam ein 

    Regen in Milet und Priene, ferner jede Nacht ein Gewitter, sodass man in den hoch und 

    exponiert liegenden deutschen Häusern kaum schlafen konnte vor Sturm und ratternden 

    Fensterläden. Leider war Milet fast ganz überschwemmt, Delphinion, Agorai, etc, alles 

    absolut unzugänglich, ich war nach 1 Vormittag einfach fertig und konnte nach Didyma 

    reiten.

    Bei Samos ist die Schattenseite, dass ringsherum Wasser ist, man sitzt unweigerlich fest. Erst 

    Sturm, sodass die Dampfer ausfielen, dann Boykott, sodass die griech. Segler sich nicht ans 

    türkische Ufer getrauten. Mit viel Geld habe ich eine Barke bekommen und mit weiterem 

    Geld habe ich trotz der türkischen Bestimmungen das Festland in Scalanova bei Ephesos 

    betreten. Erst wollte man uns garnicht an die Mole heranlassen. - Im Übrigen ist Samos sehr 

    eindrucksvoll, das Heraion sowohl wie die Wasserleitung des Polykrates. Der kolossalste 

    Eindruck ist aber doch Hierapolis, die grosse unverhältnismässig gut erhaltene Ruinenstadt an 

    den heissen Quellen, in denen ich mit Wonne gebadet habe, und an denen die Bauten durch 

    den verfliegenden Kalk der Quellen wie mit Zuckerkand überzogen sind. 

    Morgen geht das Schiff nach Konstantinopel; ich wollte eigentlich mit der neuen Bahn nach 

    Panderma fahren (Kyzikos), aber alles warnte, da kein Verlass auf die Dampfer von Panderma nach 

    Konstantinopel ist & man eventuell in dem elenden Nest festsitzt, und um alle Zweifel zu 

    beseitigen ist auch eine Brücke auf der Bahnlinie eingestürzt und der Verkehr sehr erschwert. 

    Ich komme um den 21. IV. zurück, auch nach Berlin und suche Sie dann auf, das genaue 

    Datum schreibe ich noch vorher. Mit besten Empfehlungen an Sie und die Ihren Ihr stets 

    dankbarer Ulrich Kahrstedt  

    zusätzliche Bemerkungen: 

    Kahrstedt verbindet „Smyrna“ aus dem Vordruck im Kopf der ersten Seite durch Querstrich 

    mit dem Datum

    Almanca aslindan (sadece koyu renkli bölüm) Türkceye Tercüme:

    Aslinda yeni yapilmis trenle izmir´den Bandirma´ya gitmek istiyordum ama yarim Istanbul´a bir gemi var. Duyduklarim beni izmir´den istanbul´a giden Bandirma Vapurunun bir yerlerde karaya oturabilecegi konusunda  ikaz etmis ve gemi yolculuguna. güvenmememi bana söylemislerdi. Bu nedenledir ki trenle Bandirmaya gitmeyi de arastirdim. izmir-Bandirma arsindaki tren yolunda bir köprünün cükmüs oldugunu, tren seferlerinin zorluluklarla dolu oldugunu duyarak, izmir den Istanbul´a Bandirma Vapuru ile gitmeyi tercih ederek, yarin izmir´den hareket etmeye karar verdim ve Istanbul´a bu gemiyle gittim. Ulrich Kahrstedt


    Izmir ile Istanbul arasindaki acik denizde(Ege Denizi)  sürekli yolcu yük tasiyan bir gemi olup, taka degildi. . 

    Izmir ile Istanbul arasindaki acik denizde(Ege Denizi)  sürekli yolcu yük tasiyan bir gemi Karadeniz de de emniyetle, Karadenizin dalgalarina dayanikla calisabilen bir gemiydi.

    _________________

    BANDIRMA VAPURU'NUN PUSULASI BOZUK VE KAPTANI ACEMİ MİYDİ? 

    Çeşitli kaynaklarda, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gidişine  bir esrarengiz hava vermek amacıyla, Bandırma vapurunun pusulasının bozuk, Kaptan İsmail Hakkı (Durusu ) Bey’ in , Karadeniz’e ilk defa çıkan acemi bir kaptan olduğu ileri sürülür.

     

  • GEMiNiN KAPTANI

  •  

  • Gerçekte, ne geminin pusulası bozuk, ne de kaptan acemiydi.

  • Bandırma Vapuru’nun Kaptanı İsmail Hakkı Durusu, 1871 yılında, Kayseri’nin Zincidere beldesinde  dünyaya gelmişti.

     

    Image

     

    Babası Kaptan Hacı Ahmet Efendi’dir.

    İsmail Hakkı, 1891 yılında “ Leyli Ticari Bahriye Mektebi”ni bitirdi.

    Bir yıl sonra, 24 Mart günü Kayseri Vapuru’nda stajyer kaptan olarak göreve başladı.

    Daha sonra sırasıyla “ Bahri Cedid “ ( 1892),

    “ Dolmabahçe” ( 1892 ),

    “ Ali Saib Paşa” ( 1893 ) gemilerinde üçüncü kaptanlık yaptı.

    İkinci Kaptanlığa terfi ettikten sonra “ Şeref “ (1897), “ Medine” ( 1897), “ Mekke”( 1899), “ Selanik” (1900), “ Kaplan” ( 1900), “ Sakarya “ ( 1901) gemilerinde çalıştı.

    1905 yılında hastalandığından bir süre denizlerden uzak kaldı.

    İsmail Hakkı Kaptan, “ Bahri Cedid” ( 1905), “ Sakarya” (1907), “ Kaplan” (1907) gemilerinde İkinci Kaptan olarak hizmet yaptıktan sonra, 1 Nisan 1915 günü Doğan Vapuru kaptanlığına atandı. Ancak, aynı yıl içinde bu vapur, bir fırtına sırasında Marmara Denizi’ nde battı.

    Kaptan İsmail Hakkı Bey, Osmanlı Seyr- i Sefain İdaresi’nce  suçlu bulunarak açığa alındıysa da, kısa süre sonra kusuru olmadığı anlaşılınca, yeniden göreve başladı.

    Bu kez Ankara Gemisi İkinci Kaptanı oldu.

    5 yıl Karadeniz’de sefer yaptı.

    1919 yılının 1 Mayıs günü, M.Kemal ve Arkadaslarinin önerileri üzerine, istanbul´daki ingiliz isgal Kuvvetleri Baskomserinin emri üzerine, M.Kemal ve Arkadaslarini Samsun´a götürmesi kararlastirildigindan ve atandigindan, bu kez Bandırma Vapuru kaptanlığına getirildi.

    Bandırma Vapuru’nun Kaptanı iken tarihe geçen ve bu tarihi seferi yaparken 27 yıllık denizci olan İsmail Hakkı Bey, 1922 yılının 10 Ağustos günü yaş haddinden emekliye ayrıldı.

    Soyadı kanunu çıkınca, DURUSU soyadını aldı.

    Ömrünün son yıllarını Kasımpaşa Çiviciler Mahallesi’ndeki  üç katlı ahşap evinde geçirdi.

    Kuş beslemek, bahçedeki çiçeklerle uğraşmak onu dinlendiriyordu.

    Atatürk, Misyon Savaşı’ndan  sonra ilk kez geldiği İstanbul’da, 1 Temmuz 1927 günü, ilk işlerinden biri  kaptanı aratıp buldurmak olmuştu. Yaverini göndererek onu Dolmabahçe Sarayı’na çağırttı. Ancak Hakkı Durusu Kaptan bu çağrıyı yerine getirmedi.

    Atatürk, daha sonraki istanbul´a gelişlerinden birinde daha onu çağırttı. Ne var ki, Hakkı Durusu Kaptan bu çağrıyı yerine getirmedi.

    İsmail Hakkı Durusu Kaptan, 22 Aralık 1940 günü, 69 yaşındayken aramızdan ayrıldı.

    Feriköy Mezarlığı’nda toprağa verildi.

    __________

     

    • Bandirma gemisinin bir taka oldugu, acik denizlerde yüzemedigi ve yüzemeyecegi, dalgalara dayanikli olmadigi yalanlarina tokat gibi bir BELGE

    • (Asagidaki Belge bir mektup olup, el yazisi ile Alman Ajani Ulrich Kahrstedt tarafindan Alman Istihbarat Sefi Eduard Meyer´e 05.04.2014 te izmir´de yazilmis bir gizli istihbarat mektubudur.)

      Standort des Dokuments: Berlin-Brandenburgische Akademie der Wissenschaften. Akademiearchiv. Nachlaß

      Eduard Meyer 

      Signatur des Dokuments: 779

      Art des Dokuments: Brief 

      Ausfertigung: handschriftlich

      Autor des Dokuments: Kahrstedt, Ulrich 

      Empfänger des Dokuments: Meyer, Eduard

      Datum des Dokuments: 05.04.1914

      Ort der Niederschrift des Dokuments: Smyrna 

      Volltranskription des Dokuments: 

      (Kopfbogen, Hg.:  

      Hotel Huck Smyrna  

      Succursale Ephesus Hotel Ayassoulouk.)  

      5. April 1914. 

      Hochverehrter Herr Geheimrat, 

      dieser Brief stellt einen Gruss nicht nur von mir sondern auch von Butler dar, von dessen 

      Grabungen in Sardes ich eben zurückgekommen bin und der mir unzählige Grüsse 

      aufgetragen hat. Es waren entzückende Tage bei den Amerikanern in Sardes im Grabungshaus 

      (übrigens ein Palast, Wasserleitung, Wasserspülung, Tennisplatz, Golflinks!), vergnügt und 

      lehrreich. Die Nekropolen sind höchst interessant, die Keramik führt vom spätmykenischen 

      bis zum späten Hellenismus herunter - die römische beim Erdbeben von 17 n. Chr. etwas 

      verlegte Stadt ist für sich. Die lydische Keramik ist ganz etwas Neues, ich wüsste keinerlei 

      Analogien, meist rotbrauner oder gelbbrauner Grund & schwarze Firnissmalerei,  

      Hauptmuster:  und  . Die lydischen Inschriften, speziell die beiden Bilinguen 

      (die bekannte lyd/aram., dazu eine kurze lyd/griech. v. c. 350/330 v. Chr.) habe ich mit dem

      nötigen Respekt betrachtet. - Ich bin lange mit Polybios’ Darstellung der Belagerung von 

      216/5 durch die Stadt gezogen, es ist aber topographisch & kriegsgeschichtlich nichts zu 

      holen, da die Profile der Burghänge & der anderen Höhen, auf die alles ankommt durch

      Regen & Erdbeben vollkommen verändert sind. Namentlich der erstere hat ganz seltsame

      Wirkungen gehabt, er hat die ganze Oberfläche der Akropolis herabgeschwemmt, 

      ausgenommen die Stellen, auf denen Mauern standen, die also gegen Feuchtigkeit von oben 

      gedeckt waren.  

      So stehen jetzt Türme und Mauerstücke hoch oben wie auf spitzen Nadeln balanzierend, in 

      der Regel unersteiglich: 

      Im Übrigen ist Sardes landschaftlich  

      ganz herrlich, speziell das Tal des grossen Artemistempels ist wunderschön.

    • Das Wetter war gut, ebenso in Hierapolis und sonst am Maiander, nur ab und zu kam ein 

      Regen in Milet und Priene, ferner jede Nacht ein Gewitter, sodass man in den hoch und 

      exponiert liegenden deutschen Häusern kaum schlafen konnte vor Sturm und ratternden 

      Fensterläden. Leider war Milet fast ganz überschwemmt, Delphinion, Agorai, etc, alles 

      absolut unzugänglich, ich war nach 1 Vormittag einfach fertig und konnte nach Didyma 

      reiten.

      Bei Samos ist die Schattenseite, dass ringsherum Wasser ist, man sitzt unweigerlich fest. Erst 

      Sturm, sodass die Dampfer ausfielen, dann Boykott, sodass die griech. Segler sich nicht ans 

      türkische Ufer getrauten. Mit viel Geld habe ich eine Barke bekommen und mit weiterem 

      Geld habe ich trotz der türkischen Bestimmungen das Festland in Scalanova bei Ephesos 

      betreten. Erst wollte man uns garnicht an die Mole heranlassen. - Im Übrigen ist Samos sehr 

      eindrucksvoll, das Heraion sowohl wie die Wasserleitung des Polykrates. Der kolossalste 

      Eindruck ist aber doch Hierapolis, die grosse unverhältnismässig gut erhaltene Ruinenstadt an 

      den heissen Quellen, in denen ich mit Wonne gebadet habe, und an denen die Bauten durch 

      den verfliegenden Kalk der Quellen wie mit Zuckerkand überzogen sind. 

      Morgen geht das Schiff nach Konstantinopel; ich wollte eigentlich mit der neuen Bahn nach 

      Panderma fahren (Kyzikos), aber alles warnte, da kein Verlass auf die Dampfer von Panderma nach 

      Konstantinopel ist & man eventuell in dem elenden Nest festsitzt, und um alle Zweifel zu 

      beseitigen ist auch eine Brücke auf der Bahnlinie eingestürzt und der Verkehr sehr erschwert. 

      Ich komme um den 21. IV. zurück, auch nach Berlin und suche Sie dann auf, das genaue 

      Datum schreibe ich noch vorher. Mit besten Empfehlungen an Sie und die Ihren Ihr stets 

      dankbarer Ulrich Kahrstedt  

      zusätzliche Bemerkungen: 

      Kahrstedt verbindet „Smyrna“ aus dem Vordruck im Kopf der ersten Seite durch Querstrich 

      mit dem Datum

      Almanca aslindan (sadece koyu renkli bölüm) Türkceye Tercüme:

      Aslinda yeni yapilmis trenle izmir´den Bandirma´ya gitmek istiyordum ama yarim Istanbul´a bir gemi var. Duyduklarim beni izmir´den istanbul´a giden Bandirma Vapurunun bir yerlerde karaya oturabilecegi konusunda  ikaz etmis ve gemi yolculuguna. güvenmememi bana söylemislerdi. Bu nedenledir ki trenle Bandirmaya gitmeyi de arastirdim. izmir-Bandirma arsindaki tren yolunda bir köprünün cükmüs oldugunu, tren seferlerinin zorluluklarla dolu oldugunu duyarak, izmir den Istanbul´a Bandirma Vapuru ile gitmeyi tercih ederek, yarin izmir´den hareket etmeye karar verdim ve Istanbul´a bu gemiyle gittim. Ulrich Kahrstedt


      Izmir ile Istanbul arasindaki acik denizde(Ege Denizi)  sürekli yolcu yük tasiyan bir gemi olup, taka degildi. . 

      Izmir ile Istanbul arasindaki acik denizde(Ege Denizi)  sürekli yolcu yük tasiyan bir gemi Karadeniz de de emniyetle, Karadenizin dalgalarina dayanikla calisabilen bir gemiydi.

      _________________

     

    aiyetlerindeki zevatı deniz tutuyor ve herkes birer birer kamaralarına yatıyorlardı

    1919 tarihinde Bandırma Vapuru ile Atatürk’ü İstanbul’dan alıp Samsun’a götürdüğümüz sefere gerek hareketimizden evvel gerekse yolda şahit olduğum ahvalden hatırıma gelenler aşağıya yazdım:

    Hareketimizden bir gün evvel 15 Mayis 1919 Paşa beni idareden Harbiye’deki dairesine çağırtmıştı. Gittim ve kabul buyuruldum. Sureti hareketimize dair bir takım izahatte bulundular. Lazım gelen cevapları verdim. ertesi gün de öğle üzeri hareket edileceğini ve geminin hazır bulundurulmasını emir buyurdular. Filhakika o gün zevalde gemiyi teşrif ettiler. Kontrol heyeti geldi. Hemen hareket edebileceğimizi söylediler. derhal hareket ettik. Boğazdan çıkarken müthiş bir fırtınanın icrayı hüküm etmekte olduğunu gördük. Ne kadar şiddetli fırtına olursa olsun, yolumuz devama karar vermiştik. Maiyetlerindeki zevatı deniz tutuyor ve herkes birer birer kamaralarına yatıyorlardı. Maamafih Paşa bir köşeye dayanmış oturmakta ve kendilerinde fıtri bir haslet olan harikulbeşer metaneti kalbiyelerinin asarı olarak bilafütur ve daimi bir tefekkür içerisinde bulunmakta idiler. Son hızımız olan yedi mil ile Karadeniz’in biaman dalgaları arasında yuvarlana yuvarlana 17 Mayis 1919 İnebolu ve 18 Mayis 1919 Sinop’a uğrayarak bin türlü müşkülat içerisinde bir gün şafak vakti 19 Mayis 1919 Samsun’a vardık. Ondan sonra vukua gelşen halatı kendileri daha iyi bilirler. On dokuz sene sonra o mesut seferimizi bu kadar hatırlayabildim.

    Bandırma Vapuru Kaptanı İsmail Hakkı Durusu'nun anıları

    __________

    16 gün gibi kısa bir sürede yolculuk için hazırlanan Bandırma Vapuru içersinde bulunan iki adet pusula ve pareketesinin son derece iyi çalıştığını, ancak daha sonraki yıllarda bunun aslından uzaklaştırılarak gemide sadece bir pusulanın ve bu pusulanında bozuk olduğu aynı zamanda Kaptan İsmail Hakkı Durusunun acemi bir kaptan olduğu, Karadeniz’ e ilk defa çıktığı  söylentileri yaygınlaşmış, bu haberler Kaptan İsmail Hakkı Durusu’ yu çok üzmüş, bunun üzerine 1930′ lar da verdiği beyanlarda, Karadeniz’ de 5 yıl çalıştığını, gemide iki adet iyi şekilde çalışan pusulalarının olduğunu ve kıyı şeridini takip etmelerinin tamamıyla Atatürk’ ün emri olduğunu açıklamıştır. Kaptan İsmail Hakkı Durusu’ nun vasiyeti itibari ile kendisine karşı duyduğumuz sorumluluğu yerine getirerek bu gerçekleri burada dile getiriyoruz. Ahmet MiM

  • __________

     

    iNGiLiZ & M.KEMAL KÜRT OYUNLARI

     

    Olaylar birdenbire başlamış değil.


    Neden bahsettiğim ortada…


    İnsan, tarih sayfaları arasında dolaşırken ilginç tespit veya raporlarla karşılaşabiliyor.

     

    “Benim sorunum Kürtler. Binbaşı Noel, Bağdat’tan buraya geldi. Çok iyi bir insan, çok güçlü biri. Fakat, diğer bakımdan da Kürtlerin peygamberi olmak istiyor. …Mezopotamya şimdi bizim olduğuna  göre ona bir Kürt devleti kurdurup kuzey dağlarını böylece koruyabiliriz. Binbaşı Noel, bir ‘Kürt Lawrence’dir!.

     

    Abdülkadir ve onun gibilerle konuştum. Onlara etki edebilmek için biz de Türklere hile yapıyoruz, diye belki beş defa  tekrarlamak mecburiyetinde kaldım. Ancak Kürtlere fazla güvenilmez.

     

    Majestelerinin hükümetinin amacı Türkleri elden geldiğince zayıflatmak olduğuna göre, Kürtleri bu şekilde harekete getirmek fena bir plân değil.” (Ulubelen/193)

     

    Bu sözler, İngiltere’nin 1919 yılındaki İstanbul’da görevli Büyükelçiliği Müsteşarı Hohler’indir.

     

    İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Sir A. Calthorpe, aynı günlerde Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a şu gizli raporu gönderiyordu:

     

    “Binbaşı Noel, Kürt şefleriyle görüş birliğine varırsa, bundan büyük faydalar sağlayacağını söylüyor. Bunlar, İstanbul’da Abdülkadir ve Bedirhan ve daha az önemli bazı kişilerdir. Bunlar, şüphe uyandırmamak için Noel’den ayrı olarak Kürt bölgesine gidecekler. Kürtler henüz Mustafa Kemal’e karşı ayaklanmadı. Noel bunu başaracağından emin.” (Ulubelen/ 193)

     

    Mustafa Kemal Paşa’nın , Sivas Kongresi’nde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bir Kürt isyanı çıkarmak isteyen İngiliz Binbaşı Noel hakkında söylediklerinin bir kısmı şöyledir:

     

    “…Noel adlı bir İngiliz Binbaşı, Bedirhanilerden Kamuran, Celadet ve Cemil Beylerle beraberyanlarında on beş kadar Kürt atlısı olduğu halde Malatya’dan gelmiş ve mutasarrıf Bedirhani Halil Bey tarafından karşılanmışlardır.

     

    …Bu İngilizlerin amacı, para ile memleketimizde propaganda yapmak ve Kürtlere Kürdistan kurmak sözü vererek aleyhimize ve bize karşı suikast düzenlemeye yöneltmek olduğu anlaşılmış, karşı önlemler alınmıştır.” (İğdemir/78)

     

    12 Eylül 1919 günü Damat Ferit Paşa  ve İngiltere Hükümeti adına M. Fresrer ve H. N. Churchill arasında imzalanan gizli antlaşmanın bazı maddeleri şöyledir:

     

    “3. Osmanlı Devleti,  bağımsız bir Kürdistan kurulmasına karşı koymaz.


    4. Buna karşılık, Osmanlı Hükümeti, İngiltere’ye Suriye ve Mezopotamya’daki egemenliğin korunması için destek veriri ve aynı amaca yönelik olarak Halife, Mezopotamya, Suriye ve diğer Müslümanların yaşadığı bölgelerde İngilizlere manevi destek vermeyi kabul eder.


    6. Osmanlı Devleti, Kıbrıs ve Mısır üzerindeki bütün istemlerinden vazgeçecektir.”  (Sonyel/ 135)

     

    İngiltere Dışişleri Bakanlığı gizli belgeleri, Kurtuluş Savaşı yıllarında İngilizlerin bir Kürt devleti kurdurmaya çalıştıkları gözler önüne seriyor.

     

    İngiltere’nin İstanbul’daki Yüksek Komiser Yardımcısı Amiral Webb’den Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderilen 19 Ağustos 1919 günlü raporda bu amaç açık açık yazılı:

     

    “Amerika, Trabzon ve Erzurum’u içine alan bir Ermenistan’ı himaye edecek. Geri kalan dört ili de bir Kürt devleti olarak İngilizlerin himayesine bırakıyor.”

     

    Müsteşar Hohler, 27 Ağustos 1919 günü Londra’ya şu görüşü bildirir:

     

    “Kürt sorununa verdiğimiz önem Mezopotamya bakımındandır. Kürtlerin  ve Ermenilerin durumları beni hiç ilgilendirmez.”

     

    29 Kasım 1919 günü, Mr. Kidston’dan Londra’ya gönderilen raporda şunlar yazılıyor:

     

    “Kürtlere her ne kadar inanmazsak da onları kullanmamız çıkarlarımız gereğidir.”  ( Ulubelen/ 196)

     

    9 Aralık 1919 günü Yüksek Komiser Amiral Sir F de Robeck, Londra’ya Lord Curzon’a şu raporu gönderir:

     

    “Mr. Hohler Kürt meselesi hakkında Kürt Başkanı olan Şeyh Sait Abdülkadir Paşa (Seyit Abdülkadir) ile görüştü. Kürtler bütün ümitlerini İngiliz hükümetine bağlamış durumdalar. Bu ara Mustafa Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Kuvvetler, Kürtleri Mustafa Kemal Paşa’ya karşı kullanmak için para ödemeye hazırdırlar.” (Şimşir/ 273)

     

    Aynı amacı sergileyen bir İngiliz belgesi de 26 Aralık 1919 tarihli ve 966/633 sayılı.

     

    “Kürt kabileleri İngiliz ve Fransız hakimiyetine konacak, Kürdistan’da hiçbir şekilde Türk bırakılmayacak. Bir tek Kürt devleti mi, yoksa bir çok Kürt devleti mi kurulacağı düşünülecek. Ermenilere Amerikalılar kanalıyla silâh sağlanacak.”

     

    Amiral Sir F de Robeck, 26 Mart 1920 günü Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a şu bilgileri veriyordu:

     

    “Kürdistan, Türkiye’den tamamen ayrılıp özerk olmalıdır. Ermeniler ile Kürtlerin çıkarlarını bağdaştırabiliriz. İstanbul’daki Kürt Kulübü Başkanı Seyit Abdülkadir ile Paris’taki Kürt delegesi Şerif Paşa emrimizdedir.” (Ulubelen/ 257)

     

    Robeck’in 29 Mart 1920 günü Lord Curzon’a gönderdiği rapor ile Şerif Paşa gözden çıkarılıyordu:

     

    “Kürtlerin çoğu bir başkan tarafından idare edilmek ister. Buna rağmen Şerif Paşa’nın Kürtler üzerinde bir etkisi yoktur. Şerif Paşa üzerinde hiç vakit kaybetmeyin.”(Ulubelen/257)

     

    Robeck’in Lord Curzon’a gönderdiği 28 Temmuz 1920 tarihli rapor, İngilizlerin Kürt plânını açıklıyor:

     

    “Kürt meselesi hakkında sizin fikrinizi biliyorum. Daha kesin bir karara varmanız için bunu yazıyorum. Damat Ferit bana geldi, sulh anlaşmasına göre Kürtler ayrı bir devlet olacaktır. Kürt liderleri, Mustafa Kemal’i sevmezler. Çünkü o Bolşevikliği getirmek istiyor. Siz Mustafa Kemal’den nefret ediyorsunuz, çünkü, o sizin yaptığınız anlaşmayı kabul etmiyor. O halde Kürtleri Mustafa Kemal’e karşı kullanalım, dedi. ”  (Ulubelen/ 264)

     

     

    Paris ve Londra Konferanslarında Kürdistan sorunu çözülememişti.

     

    Başkan Lioyd George kararlıydı, sorun çözülecekti.


    Kürtler İngiliz koruması altında bir Kürt devleti kurmak istiyorlardı.


    Öyleyse bu devleti kurmak gerekiyordu.

     

    ***

    Kısacası…


    Yörede stratejik çıkarları olanlar…


    Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu ve Güneydoğu toprakları üzerinden ellerini ve gözlerini hiç çekmediler.


    Geldiğimiz nokta da ortada…


    Gözümüzü dört açmak ve ülkemizin toprak bütünlüğünü korumak için azami dikkatimizi sarf etmek zorundayız.

     

    KAYNAKLAR:

    İĞDEMİR Uluğ, Sivas Kongresi Tutanakları, TTK Basımevi, Ankara, 1999.

    ULUBELEN Erol, İngiliz Belegelerinde Türkiye, Çağdaş Yayıncılık, İstanbul, 1982.

    SONYEL R. Salahi, Osmanlı- İngiliz Gizli Anlaşması, Belleten, C. XXXIV, Ankara.

    ŞİMŞİR Bilal, İngiliz Belgelerinde Atatürk, Cilt IV, TTK Basımevi, Ankara, 2005.


    Ahmet AKYOL
    1 Nisan 2011

     

     

    __________

    Bandirma Vapuru

    9 ay sonra bu defa Milli Mücadele'nin öncülerinden Yahya Kaptan ve çetesini yakalayıp öldürecek olan birlikleri Hereke limanına çıkaran "hain" gemi olduğu neden eklenmez? "Gazi" olunca iyi de, "hain" olunca kötü mü oldu Bandırma?

    Bunları yaşadık yakın tarihte. Rauf Orbay gibi bir kahraman bile 10 yıl 'kürek' cezası almamış mıydı anlı şanlı İstiklal Mahkemesinden? 

    Sevr

    Sevr Barış Projesi'nin tamamını okuyan var mıdır aramızda? (Bu arada Ankara Ticaret Odası Sevr'in tamamını Lozan'la beraber yayınladı, meraklılar kaçırmasın.)

    'Barış projesi mi?' dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet, yanlış okumadınız, Sevr bir 'barış projesi'ydi? Nereden mi çıkartıyorum? Hani şu hepinizin elinin altında olan ama bir türlü sonuna kadar okuyamadığınız "Nutuk"tan (ya da şimdilerde kesilip biçilerek iyice sulandırılan 'Söylev'den). Üzerinde yazdığı adıyla Gazi Mustafa Kemal "Nutuk"un sonlarında hem de 4-5 yerde Sevr'den 'proje' ("Söylev"de 'tasarı') olarak söz eder. Neden acaba?

    Bunun sebebini Prof. Sina Akşin, 1983'te "Yaba" dergisine şöyle açıklamış:

    "ABD 1919 sonunda Avrupa siyasetinden elini eteğini çekmek kararını aldı. İngiltere, Müslüman sömürgelerine ibret olsun diye Yunanistan'ı kendi uydusu yapıp Türkiye'yi ezmek kararındaydı. Fransa ve İtalya, onun müttefiki olarak bu karara katılıyor görünüyorlardı. Nitekim Sevres Antlaşması'nı birlikte yaptılar. Fakat anlaşılan kimse Sevres'i ciddiye almıyordu ki hiçbir devlet bu antlaşmayı onaylamadı. Sevres'i, garip bir şekilde, bile bile ölü doğurdular."

    Kafanız mı karıştı? Olabilir. "Türkiye'nin Önünde Üç Model" adıyla 1997'de çıkan kitabının 42. sayfasında aynen böyle yazıyor Kemalist tarihçi Akşin.

    Demek Sevr'i kimse, yani ne İngiltere, ne Fransa, ne de İtalya ciddiye almamış ve "garip bir şekilde bile bile ölü doğur"muşlar öyle mi? 'Öyleyse şimdiye kadar okuduklarımız masal mıydı?' diye sormayacak mıyız? Peki ya şu can sıkıcı gerçeklere ne diyeceksiniz?

    1- Paris'e giden Osmanlı barış heyeti başkanı Tevfik Paşa bu 'antlaşma (muahede) projesi'nin 'bağımsızlık' ve hatta 'devlet' kavramlarıyla bağdaşmasının mümkün olmadığını söylemiştir.

    2- Sevr şartlarının Türkiye'ye bildirilmesinin üzerinden sadece 10 gün geçmiştir ki, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Sultanahmet meydanında düzenlenen mitingde kürsüye çıkıp ateşli bir konuşma yapmış ve projedeki şartların asla kabul edilemeyeceğini haykırmıştır.

    3- Sonradan adı haine çıkartılacak olan Ali Kemal "Peyam-ı Sabah"ta Sevr şartlarını lanetlemiş, Veliahd Abdülmecid Sevr'in Türkiye'yi köleleştireceğini iddia ederek karşı çıkmış, Sultan Vahdettin ise ondan "mecelle-i mesâib", yani 'musibetler belgesi' diye söz etmiştir. Gördüğünüz gibi içeride de Sevr'den memnun olan yok, dışarıda da. Öyleyse neden zorla imzalatıldı Sevr? Demek ki, Sevr'i Sevr'in içinde kalarak anlayamayız. Sevr'in dışında bir "Arşimed noktası" yakalamak zorundayız onu hakkıyla değerlendirebilmek için.

    Şimdi gelelim Vahdettin'in Sevr'i imzalayıp imzalamadığı meselesine. İsterseniz bu konuyu ben değil, yukarıdaki bilgileri aktardığım Kemalist tarihçi Sina Akşin açıklasın ("İç Savaş ve Sevr'de Ölüm", T. İş Bankası Yayınları, 2010, s. 220 vd.):

    "Vahdettin imzalattığı Sevr Antlaşması'nı hiçbir zaman onaylamadı (...) İlginç olan başka bir şey, sonbaharda Vahdettin'in kendisi de feragat "silahını" kullanmaya başladı. (...) De Robeck bu olasılık karşısında hayli heyecanlandı, çünkü [eğer Vahdettin tahttan çekilirse] Abdülmecit'e bu antlaşmayı onaylatmak çok zor olacaktı. (...) Vahdettin San Remo'da dikte ettiği anılarında Sevr'i zorunluluktan ve zaman kazanmak amacıyla imzalattığını, ama onaylamaya hiç niyeti olmadığını söylemiştir."

    Gerçi Akşin hoca Vahdettin'in onaylamayışını son tahlilde Milli Mücadele'nin başarısına bağlamak istemişse de (ki bunda haklılık payı var), Sevr'in neden bir 'antlaşma' değil de, bir 'proje' olduğunu açıklamaktan kaçınmamıştır (s. 219). Akşin haklı olarak uluslararası antlaşmaların onay süreci tamamlanmadan yürürlüğe girmediğini, dolayısıyla Sevr projesinin Osmanlı heyetince imzalanmış bile olsa 'antlaşma' kimliğini kazanabilmesi için meclis ve padişahın onayından geçmesi gerektiğini yazıyor. Ne var ki, o sırada meclis kapalıydı ve üstelik padişah İngilizlere ayak diriyordu.

    Nitekim İngiltere Parlamentosu tutanaklarında yapılan bir araştırmada üyelerden birinin Sevr'i "insanlık kibrinin ve ahmaklığının anıtı" saydığını görüyoruz. Bir şeyi daha: Lozan görüşmelerini kabul etmek suretiyle Sevr'i "yırtan taraf" olarak İngiliz hükümetini tebrik ettiğini görüyoruz. (M. Çufalı, "Lozan konferansı ve...", ATAM, Temmuz 2000, s. 564.) Biliyorsunuz, Sevr'i bizim yırttığımızı söyler dururuz. Öğreniyoruz ki, İngilizler de ondan şikayetçiymiş.

    Atatürk Sevr'e 'proje' (tasarı) diyor, uyanmıyorlar. Akşin 'kimse ciddiye almadı' diyor, fark etmiyorlar. Bizzat İngilizler 'Hangi ahmak yaptı bu antlaşmayı?' diyorlar, duymuyoruz. Şeyhülislamından Padişahına kadar kimsenin kabul etmediğini yazıyorsunuz, yine tutturuyorlar 'Sevr'de bizi parçalamak istediler'.

    İnsanı söyletecekler: Sanki Lozan'da hareket noktası olarak Sevr'i almamışız, sanki Sevr'in bir çok maddesi Lozan'da güle oynaya kabul edilmemiş gibi...

    Elbette Osmanlı Devleti'ni parçalamak istediler ama neden? Devletleri parçalama sadizmi mi kaplamıştı İngilizleri, yoksa bir gaye için miydi bu? "Yurtta sulh, cihanda sulh" un bu gayeyle bir ilgisi var mıydı? İşgal altındaki Müslümanlarla bütün ilişkinizi keseceksiniz emrini veren Sevr'in 139. maddesinin 90 yıl sonra yırtılmaya başladığını söylemek neden cesaret ister?

    Atatürk'ü Anadolu'ya Vahdettin isteyerek mi gönderdi?

    Sivas'ta çıkan İrade-i Milliye gazetesinin 14 Eylül 1919 tarihli ilk sayısında çıkan Mustafa Kemal Paşa'nın Vahdettin'e çektiği telgrafın orijinali.

    İşte Vahdettin'in Kuva-yı Milliye'yi destekleyen hatt-ı hümayunu 
    2006 yılında bir çağrıda bulunmuştum bu köşeden. Gelin, demiştim, Milli Mücadele'nin Sivas'ta çıkan ilk yayın organı "İrâde-i Milliye" gazetesinin tamamını yeni harflere çevirip yayımlayalım. Doğrusu gösterdiğiniz alaka, heyecan aşılıyor meyus kalbime. Hâlâ cevap verenler, hazır olduklarını söyleyenler oluyor.

    Şimdi size ve o gönüllülere buradan duyurmak boynumun borcu oldu: Çağrımız Sivas'ta yankılandı ve bir grup öğretim üyesi elbirliği etmek suretiyle 40 kadar "İrade-i Milliye" nüshasını Latin harflerine çevirdiler, Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın Bey'in destekleriyle Buruciye Yayınları tarafından Osmanlıca orijinaliyle birlikte 2007 yılında yayınlandı. Yani eksik de olsa bu ilk resmi yayın organının bir koleksiyonuna sahibiz. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Keşke diğer gazete koleksiyonları da aynı bahtiyarlığı yaşayabilse. 

    Yine de bir iki noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Birincisi, kronik problemimiz olan ciddi okuma hataları. En basiti, kapı, eşik anlamına gelen 'südde' kelimesinin ısrarla 'sedde' yazılması (msl. s. 19) ya da "istiksâratımızın" (s. 159) kelimesinin doğrusunun "istiksar etmezler" olması gibi. Bunlar ufak tefek kusurlar gibi görünüyor ama yapılan işin önemi karşısında daha ciddi olunması gerekirdi. 

    "İrade-i Milliye" gazetesinin maalesef tam bir koleksiyonu hiçbir yerde yok. İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde de sadece mikrofilmleri mevcut. Asıllarını isteyince yok diyorlar. Nasıl yok olur? Anlamak mümkün değil. Allah'tan Amerikalılar var da, gazetenin Türkiye'de dahi bulunmayan bazı nüshalarını Chicago Üniversitesi Arşivi'nden temin edebiliyorsunuz. 

    Benim asıl üzerinde durmak istediği nokta, şeklinden şemailinden ziyade "İrade-i Milliye" gazetesinde yazılanlar. Kuva-yı Milliye dönemine ait çok önemli ve dikkatlerden kaçmış beyanlar ve telgraflar, haberler, sıcağı sıcağına tepkiler, en azından Ankara'ya gitmeden önce Mustafa Kemal tarafından yazılan başyazılar. Her biri önemli bizim için. 

    Mesela 14 Eylül 1919 tarihli nüshada daha önce de dile getirdiğim bir telgraf yer alıyor. Çeken "Üçüncü Ordu Müfettişi, Yaver-i Hazret-i Şehriyarileri Mustafa Kemal", çekilen kişi "Zat-ı Şahane" yani Sultan Vahdettin, çekildiği yer Havza. Tarih 14 Haziran 1919.

    Burada Mustafa Kemal Paşa, son görüşmelerini hatırlatıyor padişaha ve şöyle diyor: Huzurdayken İzmir'in işgali karşısında "pek mahzun olan" kalbinizin "bu nokta-i necâta ait ilhamatı"nı, yani ülkenin sizin öncülüğünüzde millî mukaddes bir kudretle kurtulacağına dair verdiğiniz ilhamları şu an gibi hatırlıyorum. Sizin "ilkâ"nızdan, yani Şemseddin Sami'nin "Kamus-i Türkî"sine bakılırsa, benim fikrimi çelmenizden aldığım imanın azmiyle görevime devam ediyorum


    Sivas'ta çıkan İrade-i Milliye gazetesinin 14 Eylül 1919 tarihli ilk sayısında çıkan Mustafa Kemal Paşa'nın Vahdettin'e çektiği telgrafın orijinali. 

    Müthiş bir metin tabii. Ancak telgrafın bu şeklini başka kaynaklarda bulabileceğinizi sanıyorsanız aldanıyorsunuz. "Nutuk" dahil diğer kaynaklarda "ilkâ" kelimesinin "ilham"a dönüştürüldüğünü görüp hayrete düşüyorsunuz (mesela "Atatürk'ün Bütün Eserleri", c. 2, s. 375). Meğer, diyorsunuz, Atatürk'ün kendi sözleri de zamanla kitabına uydurulmuş. 

    Peki sonradan tamamen unutulacak olan bu "fikir çelme" hadisesi neyin nesiydi? Ona dair de bazı ipuçları bulabiliyoruz aynı telgrafta. Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a çıktıktan bir ay kadar sonra şu gerçeği itiraf ediyor: 

    "İstanbul'da iken milletin bu kadar kuvvetli ve az vakitte felaketlerden bu derece müteyakkız [uyanmış] olduğunu tahayyül edemezdim." 

    İlginç değil mi? Devam ediyor Paşa: 

    "Millet baştan aşağı uyanık olup istiklal-i millet ve devleti ve hukuk-i âliye-i saltanat ve hilafeti teyid için kavi bir azim ve iman ile mücehhez bulunuyor." Yani uyanmış olan millet, milletin ve devletin bağımsızlığı ile saltanat ve hilafetin yüce haklarını desteklemek için sağlam bir kararlılık ve imanla donanmış durumda. 

    Mustafa Kemal Paşa'nın bir ay içerisinde çektiği bu net resim çok mu çok önemli. Neden? Piyasadaki inkılap tarihlerinde o yıllarda milletin yere serilmiş olduğu ve sonra Atatürk'ün gelip onu dirilttiği anlatılır da ondan. Oysa gerçek hiç de öyle değilmiş. Üstelik bunu bizzat kendisi söylüyormuş. 

    Daha neler söylüyormuş? Devam edelim okumaya. 

    Mustafa Kemal'e göre Vahdettin son hatt-ı hümayunuyla bütün milletin azim ve mücadele gücünü uyandırmış imiş. Peki kime karşıymış bu mücadele? Cevabını telgraf sahibi veriyor zaten: 

    Milletin beka ve varlığına düşman olanlara karşı. Yani İngilizlere ve İngilizlere yaltaklanmayı meslek edinen zayıf karakterlilere karşı. 

    Şimdi düşünelim: 

    Beni Anadolu'ya ikna ettiniz diyen kim? Atatürk. 

    Anadolu'ya geçmeden önce milletin bu kadar uyanık ve mücadeleye hazır olacağını hayal bile edemezdim diyen kim? Yine Atatürk. 

    Uyanmış olan milletin bağımsızlık ateşiyle tutuşmuş olduğunu ve saltanat ve hilafetin haklarını desteklemek için kararlılık içinde olduğunu söyleyen kim? Yine Atatürk. 

    Vahdettin'e, hatt-ı hümayununuz milletin mücadele gücünü uyandırdı diyen de o, İngilizlere ve onların destekçilerine karşı mücadele etmek üzere anlaştıklarını söyleyen de. 

    Peki Turgut Özakman neyi savunuyor: Canım Vahdettin gönderdi ama Atatürk'ün ne için gittiğini bilmiyordu ki. Bilse asla göndermezdi. 

    Şimdi Havza telgrafıyla görüyoruz ki, ikna eden de, gönderen de, hatt-ı hümayunuyla halka direniş mesajı veren de, İngilizleri barışa ikna etmek için Mustafa Kemal'le gizlice mutabakat sağlayan da Vahdettin'den başkası değil. Aralarında bütün bunlar önceden konuşulmamış olsa Mustafa Kemal ne diye anlatsın ki derdini sultana? 

    Üstelik Vahdettin'in Anadolu halkına, yanınızdayım mesajını veren bir beyannamesi var ki, gazete sütunlarında alkışla karşılanmış. Mustafa Kemal, 28 Eylül 1919 tarihli nüshada bu beyannamenin Osmanlı tarihinde her bakımdan benzersiz olduğunu yazıyor. "Padişahımız" diyor, "Anadolu harekâtının tamamiyle meşru olduğunu ilan ederek mevcut cereyanı, yani Kuva-yı Milliyeyi lütfen teşvik etmekte ve hatta katılarak kuvvetlendirmektedir." 


    Mustafa ARMAĞAN


    Zaman-Cumaertesi eki- KURŞUNKALEM 
    ----

    Geçen haftaki 'Cumhuriyet Gazetesinin Bandırma Vapuru itirafı' başlıklı yazımdan sonra pek çok mesaj aldım. Bu mesajlar arasında önemli bir belge de vardı. Padişah Vahidettin imzalı bu belgede resmî tarihçilerin pek kabul edemeyeceği gerçekler var. Atatürk'e örtülü ödenek tahsis edilmiş mesela. Çok geniş yetkilerle donatılmış, ordu lağv etmek ve yeni ordu kurmak gibi... Aslında belgeye padişah imzası taşıdığı için bir ferman da diyebiliriz. Resmî Gazete'de yayımlanan, o zamanki bakanlar kurulunun tüm üyelerinin imzaladığı bu belgeyi dikkatinize sunuyorum. Unutmadan bu belgede yeni değil; ama pek çok kimsenin bundan haberi yok. Ben şimdiye kadar bir kitapta görmüştüm sadece... 





    Bab-ı Âli Sadaret-i Uzmâ Mektûbî Kalemi 106 Mehmed Vahidüddin 
    Anadolu Fevkalade Müfettiş-i Umumiliği Vezaif ve Salahiyetine Dair Kararname
    Birinci madde: anadoluda takrir-i emniyet ve iade-i asayiş için muamelat-ı mülkiye ve askeriyede salahiyet-i kâmileyi haiz olmak üzere bir müfettiş-i umumilik ihdas edilmiştir. İşbu müfettiş-i umumilik refakatine cihet-i mülkiye ve adliyeden büyük mertebede mütehassıs müşavirler verilecektir



    İkinci madde: Anadolu'da takrir-i emn ü asayiş için istihdamına lüzum görülecek kâffe-i kuva-yı askeriye-i inzibatıye kuva-yı zabıta ve gönüllü kıtaatı müfettiş-i umumiliğin emri altındadır. Müfettiş-i umumilik alelıtlak kuva-yı mezkurenin sevk idaresiyle memurîn-i mülkiye ve askeriye ve zabıtanın teftiş ahvali hususatıyla salahiyet-i kamile dairesinde iştigal eyler. 

    Üçüncü madde: İktiza eden mahallerde badehü esbab-ı mucibesiyle arz ve inha etmek üzere müfettiş-i umumilik, idare-i örfiyye ilanına ve idare-i örfiyye kararnamesi ahkâmı dairesinde muamele ifasına mezundur. 


    Dördüncü madde: Müfettiş-i umumilik umur-ı mülkiye ve askeriyede ait olduğu nezaretlerle muhabereye mezin ve makam-ı sadarete merbuttur. 


    Beşinci madde: Müfettiş-i umumilik, teşkilat-ı mevcude-i askeriyenin indel-icab ilgasına veya yeniden kuva-yı inzibatiye teşkiline salahiyettardır. Alelumum teşkilatın teferruatı makamat-ı aidesince icra kılınacaktır. 

    Altıncı madde: Müfettiş-i umumiye maaşından başka şehrî bin lira muhassasat ve refakatine memur edilen mütehassısîn ve erkan ve ümera ve zabıtan ve mensubîn-i askeriyeyey mea tahsisat fevkalade muhassasat-ı şehriyeleri miktarı kadar zam verilir. İşbu zamaim Dersaadet'ten hareketten itibaren ita olunur ve hiçbir gûnâ tevkifata baliğ değildir. Müfettiş-i umumilik maiyyetinde müstahdem küçük zabitan ve neferata 18 Nisan 1336 tarihli kuva-yı inzibatiye kararnamesinin on ikinci maddesi ahkamına tevfikan tahsisat ita olunur. İşbu heyetin harcırahı yalnız maaş-ı aslileri üzerinden bilhisab harcırah kararnamesi ahkamına tevfikan tediye olunur. 

    Yedinci madde: Müfettiş-i umumilik heyetinin maaş ve muhassasatı ve zamaimim ve harcırahı 18 Nisan 1336 tarihli kuva-yı inzibatiye kararnamesiyle Harbiye Nezareti bütçesine ilave olunan bir milyon ikik yüz elli bin sekiz yüz otuz altı liralık tahsisat-ı mezkureden tesviye kılınacaktır. 

    Sekizinci madde: Müfettiş-i umumi kendi mesuliyeti altında sarf ve badehü hesabını heyet-i vükelaya ita etmek şartıyla mesarif-i mesture ve gayr-i melhuza olmak üzere şehrî yirmi beş bin liraya kadar akçenin yedinci maddede muharrer tahsisat meyanından sarfına mezundur. 
    Dokuzuncu madde: 28 Nisan 1336 tarihinden itibaren mer'i olacak olan işbu kararnamenin icra-yı ahkamına heyet-i vükela memurdur.

     

     

    Vahdettin hain miydi, değil miydi?

    26 Kasım 2007

    İngiliz hükümetinin gizli arşivlerinden Atatürk ve Vahdettin hakkındaki belgeler tarihi anlatıyor.

    Vahdettin, Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’e destek oldu mu? ‘Ne desteği!

    Mektuplarında Atatürk’e küfür bile ediyor’

    Tam 85 yıl önce, 17 Kasım 1922’de Osmanlı İmparatorluğu’nun son padişahı Sultan Vahdettin,  canini kendisine karsi asiri kinli olan ittihadcilardan korumak icin İngilizler’e siginarak, ingilizlere ait Malaya adlı askeri zirhli gemi(Bu gemi ile ingilizler 16-19 Mayis 1919 da M.Kemal ve Arkadaslarini Samsun´a götüren Bandirma Vapuruna refakat vererek korumuslardi)  ye binerek İstanbul’dan kaçıp, Malta’ya gitti. İşte o kaçış ve sonrasında yaşananlarla ilgili çok şey söylendi, yazıldı. Erciyes Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyeleri’nden Prof. Dr. Metin Hülagü’nün kaleme aldığı ve Timaş Yayınları’nda çıkan “İngiliz Belgeleriyle Vahdettin ve Osmanlı Hanedanı” adlı kitap büyük gürültü kopartacağa benziyor. Tarihin karanlıkta kalan birçok noktasına ışık tutacak ve beraberinde yeni tartışmalar yaratacak olan çalışma için Prof. Metin Hülagü, 3 yıl boyunca merkezi Londra’da bulunan Foreign Office’te (Yabancılar Ofisi) 400’e yakın belgeyi mercek altına aldı. 

    Özellikle belgeler padişah Vahdettin’in İstanbul’dan ayrıldığı 1922 ile öldüğü 1926 tarihleri arasındaki yaşadıklarını aydınlatırken; Osmanlı Hanedan üyelerinin 1940’lı yıllardaki sıkıntılarını, çırpınışlarını ve dünya liderlerinden ilginç isteklerini de gözler önüne seriyor.

    1- Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey vasıtasıyla, Makbuz karsiliginda Mustafa Kemal’e, 25 bin altın verildi. (Bu meblaga ilavetende, bu kadar büyük bir rakama ilaveten, Vahdeddin´in sahsina ait oldugundan, örtülü ödenek kayıtlarında görünmeyen, Çengelköy’deki değerli atlarını satarak elde ettigi 15 000 altin parayı da Mustafa Kemal’e teslim etti. )

    2- Saltanatın kaldırılmasından sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde şahsına yönelik sözlü saldırılardan, eski Dahiliye vekili ve Peyam-ı Sabah gazetesi başyazarı Ali Kemal’i linç ettirten Mustafa Kemal den, Vahdeddin ayni bu hadisenin kendi basina da gelebilecegini düsündügünden, Mustafa Kemal’le görüşmek için son bir teşebbüste bulundu. Talebine cevap alamayınca 16 - 17Kasım 1922 gecesi İngilizlere sığınarak ülkesini terk etti.

    Profesör Metin Hülagü, Londra’daki Foreign Office’te (Yabancılar Ofisi) yıllar sonra gün ışığına çıkan belgeleri inceledi. İngiliz kayıtlarına dayanarak son Osmanlı Padişah’ı Vahdettin ile Atatürk’ün ilişkisini kaleme aldı. Prof.Dr. Hülagü’nün çalışması Vatan Gazetesi’nden Bülent Günal kalemiyle yayınlandı.

     

    * İngiliz belgelerini incelediniz. Tüm bu çalışmaların ışığı altında en çok tartışılan soruyla başlamak istiyorum. Vahdettin bir hain miydi?

    İngiltere, Kurtuluş Savaşı ile Osmanlı Hanedanı’nın ve Vahdettin’in kaçışında baş aktörlerden biriydi. O yüzden İngiliz belgelerinde yazılanlar çok önemli. 

    Vahdettin bir Vatan ve Millet haini değildi 

    *17 Kasım 1922’de, yani bundan 85 yıl önce İngiliz Malaya gemisiyle Malta’ya kaçıyor. Ama Mustafa Kemal günler öncesinden Vahdettin’in kaçacağını biliyor.

     

    Atatürk, Vahdettin’in kaçacağını biliyordu, Nasıl biliyor? sarayda casusları vardı

     

    Çünkü sarayda bir casusu var! Vahdettin’in en yakınındaki kişilerden biri bu. Ama kim olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz Atatürk’ün o dönemde gazetelere yansıyan açıklamalarında söylediği, “Vahdettin’in kaçacağını günler öncesinden biliyordum” açıklaması... Atatürk Saray’daki gelişmelerden gün be gün haberdar. Neler oluyor, biliyor. İngiliz belgelerine de bu durum aynen yansımış.

    Padişah iddia edildiği gibi kaçarken yanında bir servet götürmüyor

    * Vahdettin söylendiği gibi sürgüne bir servet mi gitti?

    Hayır. Vahdettin’in İstanbul’dan ayrılırken yanına oğlu Ertuğrul’u, hizmetlilerinin bir kısmını ve sultan aylığı olan 50 bin Osmanlı Lira’yı alıyor. Bu da o günün parasıyla 20 bin İngiliz Sterlini ediyor. Paranın bugünkü değeri ise yaklaşık 215 bin YTL. Ayrıca bu paranın tümü nakit de değil. Aralarında Fransız ve İngiliz bonoları var.

    * Bu para bonolarla mı birlikte 20 bin lira ediyor?

    Evet. Zaten para da İstanbul Merkez Bankası’nda yatıyor. Ancak mevduat Londra’daki BTC Bank’a havale ediliyor. Belgelerde paranın nereden nereye aktarıldığı, hangi tarihlerde ne kadarı çekildiği belli. Bu para 1924 yılına kadar idare ediyor. İngilizler Vahdettin’i Malta’ya bıraktıktan sonra ’bizden bu kadar’ diyor, gerisine karışmıyorlar. Vahdettin sonraki tüm yolculuklarının parasını, harcamalarını kendi cebinden yapıyor. Ve istediği zaman da parasını çekemiyor. İngiliz yetkililerden izin aldıktan sonra parça parça parasını çekebiliyor. Bonoları bozduruyor ve beş parasız kalıyor, sefil düşüyor. Zaten beş parasız kaldıktan sonra da gerek Vahdettin gerekse Osmanlı hanedanı için son çırpınışlar başlıyor.

     


    Atatürk, arkasından Saray’da sayım yaptırdı, arası iyi olsa yapar mıydı?

     

    * Atatürk’ün Vahdettin için, ’Namuslu adamdı, isteseydi giderken Topkapı Sarayı’nı götürürdü’ diye bir açıklama yaptığı iddia ediliyor.

    Gerek Atatürk’ün bu açıklamalarını gerekse Vahdettin’in Atatürk için, “O bir Osmanlı Paşası’ydı. Kimse onun hakkında kötü bir söz söyleyemez’türünde yaptığı iddia edilen açıklamaları gerçekçi bulmuyorum. Bunların tümü Atatürk ile Vahdettin’in arasını bulma çabaları. Gerçeği yansıtmıyor. Vahdettin kaçar kaçmaz Ankara hükümeti ne yapıyor?

    * Ne yapıyor?

    Topkapı Sarayı’ndaki değerli hazinelere ve Kutsal Emanetler’e baktırıyor, sayımları yapılıyor. Acaba kaçırmış mı diye? Özellikle kutsal emanetlere Ankara Hükümeti büyük önem veriyor. Çünkü onlar bir bakıma halifeliğin simgesi.

    Padişah’ın kullandığı ifadeleri yazsam başım hakaretten belaya girer

    * Yani siz son günlerin hakim görüşünün aksine Atatürk ile Vahdettin’in arasının kesinlikle iyi olmadığını söylüyorsunuz.

    Bakın, öyle belgeler var ki, ben kitaba koyamadım. Niçin biliyor musunuz? Vahdettin’in İngiliz yetkililerine yazdığı kimi mektuplarda Atatürk için küfre varacak kadar sözleri var. Ben bu belgeleri yazsam hakaretten mahkemeler yakama yapışır. Sadece Vahdettin’in bu tür mektupları olduğunu belirttim ama belgeleri kelimesi kelimesine yazmadım. Vahdettin Atatürk’e bir bakıma düşman. Çünkü onu tahtından indirdi, saltanatına son verdi. Zaten Atatürk de Nutuk’ta Vahdettin için, ’sefil, aciz, anlayıştan yoksun, yaratık’ gibi kelimeleri kullanmış. 

    “Tahttan geçici feragat ettim” demiş; “yine başa geçerim” umudu taşımış

    *Peki Vahdettin kaçtıktan sonra kaderine razı mı oluyor yoksa tekrar bir gün İstanbul’a geri dönerim umudum taşıyor mu?

    Bakın burası çok önemli. Vahdettin son nefesini verene kadar tahtından vazgeçmiyor. Bir gün şartların olgunlaşacağını ve saltanatının başına geçeçiğini umut ediyor. 1923 yılında Hicaz’da Mekke Beyanname’sini açıklıyor. Orada diyor ki: ”Akıllı ve münevver kimseler fiilen, irsen ve istihkâken hilafet ve saltanat makamında bulunan (ki bu dünyadaki en büyük ve en ehemmiyetli makamdır) bir sultanın vatana hıyanet etme emel ve hırsına kapılmasını nasıl izah edebilirler? Bu makamın ve özellikle hilafetin şeref ve haysiyetini muhafaza etmek için tahtımı muvakkaten (geçici olarak) terk ettim, refah ve rahatımı bir kenara attım.’

    Yıllarca Ankara’dan “Genel Af” beklemiş mallarının iade edileceğini düşünmüş

    * Geçici olarak...

    Evet aynen öyle diyor. Ve ekliyor: ’Saltanattan ve vatandan ayrılmamın sebebi uyguladığım siyasetin hesaba çekilmesinden korktuğum için değil, canımı, şerefimi kurtarmak içindir. Güç yetiştirilmeyecek şeylerden uzak durmak peygamberimizin sünnetidir.’

    * Peygamber sünneti derken?

    Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye Hicret etmesine atıfta bulunuyor. Vahdettin açıklamasında, hilâfet meselesinde Ankara ve İstanbul’un almış olduğu kararı hiçbir surette kabul etmiyor. ’Aziz vatanına avdet edinceye kadar Hicaz’da kalacağını’ beyan ediyor ve tahtını geçici olarak terk ettiğini söylüyor. Sultan Vahdettin aynı zamanda genel bir af ilanının kısa bir süre içerisinde gerçekleşeceğine, kendi adının da söz konusu listenin başında yer alacağına ve bu af dolayısıyla Lozan Antlaşması’na uygun olarak Türkiye’de Ankara Hükümeti tarafından müsadere edilen malların kendisine tekrar iade edileceğine inanıyor.

     

    *******



ETİKETLER :

Bandirma Vapuru ,

Yorum Ekle

Tavsiye Et

Yazdır

YORUM YAPIN SÖZ SİZDE !
* ÜYE GiRiSi Eger üye olarak giris yapmak isterseniz, buraya tiklayiniz --> üye olarak girmenizi saglayan dügme
* MiSAFiR GiRiSi Eger misafir olarak giris yapmak isterseniz, buraya tiklayiniz --> misafir olarak girmenizi saglayan dügme



YORUMUNUZU YAPINIZ..
Yorumunuz Küfür, Tehdit ve Siddet icermedigi sürece yayinlanir.
T.Cumhuriyeti Anayasasi ve Kanunlari fikir7.com da hukuken gecerli degildir.
Fikir7.com AB Hukukuna tabidir.
Adınız (görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu : yorumu düzeltirtir yorumu gönderir
Fikir7.com|GencMümin|GencMümin islami Haberli Fikir Forumu|En güncel haberlerden ve Makalelerden|En güncel Fikirler|En güncel Yorumlar|Son dakika haber fikir forumu;
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
MAKALELER
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
 
Döviz
Alis----
Satis----
USD -
2.1767
2.1806
EUR -
2.8896
2.8948
Sterlin -
3.6032
3.6220
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
fikir7 ANASAYFA´ya götürür

ÖNEMLİ LİNKLER


fikir7 ANASAYFA´ya götürür