fikir7 ANASAYFA´ya götürür
Fikir7.com|GencMümin|GencMümin islami Haberli Fikir Forumu|En güncel haberlerden ve Makalelerden|En güncel Fikirler|En güncel Yorumlar|Son dakika haber fikir forumu; fikir7 ANASAYFA´ya götürür fikir7 ANASAYFA´ya götürür
Aslan yürekli Cüce Casus
İşgalcilerin ve onların işbirlikçisi hainlerin 16 Mayıs 1919 da başlatarak Lozan Antlaşması ile noktaladıkları 'Türk Milletinden Kurtuluş Savaşı'na ka
ATATÜRK MİSAKİ MİLLİ KARARI OLARAK OSMAN
Yıllardır Atatürkçülerin, Atatürkçülük için utanç belgesi olduğundan dolayı ortadan kaybettikleri Atatürk Misak-i Milli Belgesi halen kayıp ama Atatür
M.KEMAL DEN BİRA DEVRİMİ!...
Laikliği İslâm’ın yerine ikame eden Atatürkçü Cumhuriyet, yâni Chp iktidarları alkollü hayatı devlet kurumlarında ve toplumda bir âdet olarak yerleşti
Atatürk Samsun a ingiliz vizesiyle gitti
Atatürk' ün Samsun'a ingiliz vizesiyle gittiginin Belgesi
CİNN, İNS NEDİR
Cinnler dumansız ateşten mi yaratıldı ve şeytanın akrabalarırımıdır? Kitab(Kur'an)daki cinn kavramı metafizisel, ontolojik varlıklardan mı yoksa bire

ihanetin karargahi Pera Palas

  Bu haber 12 Şubat 2011, Cumartesi 04:26:05 eklenmiştir. 7460 kez okunmuştur.
ihanetin karargahi Pera Palas
Salih Fansa ingiliz Ajani olup, M. Kemal´i Allenby´in emrinde tutuyordu. Hükumet icerisindeki ingiliz dostu ittihadd-i terakkici devlet adamlari ile de baglanti kurulmustu.

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

1916 da Falkenhein Komutasinda Yildirim Ordulari kurularak,

17 Şubat 1917 Mustafa Kemal, Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığına atandı. Ancak bunu kabul etmedi.
7 Mart 1917 'de M.Kemal karargâhı Diyarbekir'de bulunan 2.Ordu Komutan Vekilliliğine atandı. M.Kemal Diyarbakir ´daki 2, Ordu komutanligini yürütürken. Hicaz Kuuveyi Seferiyesi Komutanlığına getirilmek istendi.

11 Mart 1917 İngilizler Bağdat'ı ele geçirdi.

16 Mart 1917 Mustafa Kemal, Hicaz Kuuveyi Seferiyesi Komutanlığına getirilmeyi istemeyince, Diyarbakır'daki 2. Ordu Komutanlığı'na asil olarak atandı.

26 Mart 1917 Birinci Gazze Muharebesinde İlk taarruz, Gazze'nin güneyideki Osmanlı siperlerine bir İngiliz tümeninin, saat 09:00'da saldırısıyla başlamıştır. Daha doğudan Gazze vadisini geçen İngiliz birlikleri saat 10:00 civarında Gazze'deki Osmanlı birliklerini kuşatmış oldu. Şehirdeki Osmanlı savunması 125. ve 79. Alaylar, 81. Alay'ın 2. Taburu, topçu ve makineli tüfek unsurlarıydı.

Kentteki Osmanlı savunmasının kilit noktası, güneydeki 84 rakımlı tepedir. Tepeye yönelen İngiliz taarruzu, tepeyi almış, Osmanlı karşı taarruzuyla yeniden Osmanlı Ordusu'nun eline geçmiştir. Akşam üstü yenilenen İngiliz taarruzu tepenin yeniden el değiştirmesiyle sonuçlanmıştır.

Kente yönelik İngiliz taarruzları güney-doğudan, doğudan ve kuzeyden tertiplenmiş, kent gün boyu kanlı sokak çatışmalarına sahne olmuştur.

27 Mart 1917 sabahi Çevredeki Osmanlı birlikleri öğleden sonra Gazze yönünde yürüyüşe geçmişlerdir. Bir grup kuzey-doğudan, diğer grup ise güneyden Gazzeye ilerlemiştir. Her iki grup da Gazze'deki İngiliz kuşatmasına taarruz etmiştir. Hemen ardından kentin güney kesiminde savunmada olan Osmanlı birlikleri 84 rakımlı tepeye süngü hücumuna girişip tepeyi işgal ettiler. Saat 11:00 dolaylarında İngiliz kuşatması yarılmıştı.

28 Mart 1917 sabahı tüm İngiliz birlikleri geri çekilmişti. Savaş alanlarında kalan 1.500 ingiliz ölüsü, Osmanlı Ordusu tarafından gömüldü. Gazze'de İngiliz kuşatması tamamlandığında, kenti savunan birliklerle Tellüşeria'daki Osmanlı komuta merkezi arasındaki temas da kesilmişti. Bu andan itibaren Gazze'yle ilgili tüm bilgi, 6 keşif uçağından oluşan Osmanlı hava unsurlarınca sağlanmıştır. 300. Paşa Teyyare Bölüğü'nün pilotları, tüm muharebe boyunca keşif uçuşlarını sürdürmüştür.

1. Gazze Muharebesini Talat Bey ve Kreß von Kressenstein yönetmistir. Muharabe Britanya açısından tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır.

19 Nisan 1917 İkinci Gazze Muharebesi I. Dünya Savaşı sırasında Filistin'in güneyinde gerçekleşmiş bir muharebedir. Britanya güçlerinin Gazze-Beerşeba hattındaki Osmanlı direnişini kırmaya yönelik ikinci girişimidir. Birinci Gazze Muharebesi Britanya güçlerinin başındaki General Charles Dobell'in askerlerini zafer kazanabilecek bir konumdayken geri çekmesi nedeniyle fiyaskoyla sonuçlanmıştı.

İlk zaferin verdiği cesaretle Osmanlı kuvvetleri Gazze-Beerşeba hattında kalmaya karar vermişlerdi. Bu nedenle Britanyalılar ikinci defa saldırmaya hazırlandıkları sırada Gazze'deki savunma hattı öncekinden de daha kuvvetliydi. Muharebe Britanya açısından yine bozgunla sonuçlandı ve Ocak 1916'dan beri Mısır ve Filistin'deki harekâtı yürüten General Archibald Murray'nin Mısır Sefer Gücü kumadanlığı görevinden alınmasına yolaçtı.

M. Kemal ve ittihadd-i Terakkicilerle anlasmaktan baska care bulamayan Ingilizler takviyelerini artırmaya başlayarak, Filistin Cephesinde toplanmaya basladilar, Bunu haber alan Cemal Paşa'nın uyarısıyla Yıldırım Ordularının Irak cephesinde kullanılmasından vazgeçilerek Filistin ve Suriye'de kullanılması kararlaştırıldı.

Aynı yıl 7. Ordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile yildirim ordularinin irak ta kullanilmasi konusunda yapay olarak anlaşamadı. Cünkü Cemal Pasa nin uyarisi ile zaten bu fikirden daha önce vazgecilmisti. Harbin yönetimini tenkit eden iki rapor yazdi.

24 Haziran 1917 tarihinde Halep'te, Enver Paşa'nın başkanlığında Osmanlı ve Alman komutanlarının katılmasıyla (M.Kemâl Paşa dahil) yapılan toplantıda, General Falkenhein'ın komutanlığında "Yıldırım Orduları Grubu" ("Heeresgruppe F") kurulması kararlaştırıltı. Bu yeni düzenleme Filistin-Suriye-Irak cephelerini, bünyesinde bir araya getirecekti. Bu düzenlemede bile Sina Cephesine fazla bir kuvvet ayrılmamıştı. Yalnız bu sefer Almanya, Yıldırım Ordularına 6000 kişilik bir yardım kuvveti gönderecekti ki, bunun bir kısmı da Sina Cephesine ayrılmıştı. günü yapılan Halep toplantısından sonra İstanbul'a dönen Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın ilk işi kararlaştırdığı Yıldırım Ordular Grubu'nun kurulması olmuştu.

27 Haziran 1917 Yunanistan, İtilaf Devletleri yanında savaşa girdi.

5 Temmuz 1917'de M.Kemal General Falkenhein'in komutasındaki Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'na bağlı olarak Halep'te oluşturulması kararlastırılan  7.Ordu Komutanlığına atamak araciligi ile, Başkomutan Vekili Enver Paşa tarafından İstanbul'a çağrılinca, Diyarbakır'dan İstanbul'a hareket etti..[7] Yildirim Ordularinin emrine verilen 6. ve 4. Ordularinda Mustafa Kemal Komutasina verilmesi kararlastirildi.

DiKKAT KONTROL EDiLECEK !!! M.Kemal bu görevi sırasında kendisi gibi ittihadd-i terakki Cemiyeti üyesi olup, Osmanli Devleti karsiti olan Ahmet Cemal Paşa ile birlikte, savaşta ülkeyi felakete sürüklediğine inandığı, kendisi gibi ittihadd-i terakki Cemiyeti üyesi olupta, Ingiltere´yi tutmayan ama  Almanya´yi tutan, ama Osmanli Devleti karsitliginda hemfikir oldugu Başkumandan Vekili Enver Paşa'ya karşı bir askerî darbe hazırlamakla suçlandı. Görevinden alınarak İstanbul'a çağırıldı.Cünkü M.Kemal 5 Temmutda 7.Ordu Komutanligina atanmis ve görevi üstlenmisti.Bu esnada halen görevinin basindaydi 

11 Temmuz 1917 da  General Falkenhein'ın Grup Komutanlığına tayinini  padişahın onayından geçirdikten sonra

15 Temmuz 1917'de Enver Yıldırım Ordular Grubu'nun teşkil emrini vermişti. Yıldırım Ordular Grubu'nun kuruluş amacı ilk başta Bağdat'ın geri alınmasıydı. Ancak kısa zamanda bu hedefin gerçekleşmesinin gerçekçi olmadığı anlaşılarak Filistin-Suriye cephesi esas alınarak düzenleme yapılmıştır. İlk başta gruba dahil edilen Irak'taki 6. Ordu ile Diyarbakır'daki 2. Ordu grup teşkilatından çıkarılarak Yıldırım Orduları Grubu 4, 7 ve 8. Ordulardan müteşekkil kılınmıştır.

17 Temmuz 1917 Rus Çarı, çıkan ayaklanma sonunda iktidardan çekildi. Sosyalistler, Sovyet Hükümetini kurdu.

15 Ağustos 1917 M.Kemal´in İstanbul'dan Halep'e hareketi (7.0rdu Karargâhı Halep'in Aziziye mevkiinde idi.

9 Eylül 1917 Avusturya Macaristan Hükümeti Mustafa Kemal'e, ikinci rütbe harp alameti Askeri Liyakat madalyası verdi.
20 Eylül 1917 Mustafa Kemal, 7. Ordu Komutanı sıfatıyla, memleketin ve ordunun durumunu   açıklayan tarihi raporunu İstanbul'a gönderdi.
20 Eylül 1917 M.Kemal´in, Halep'ten -genel durum değerlendirmesi ve General Falkenhein ile anlaşmazlığına dair- Sadrazam ve Dahiliye Nazırı Talât Paşa ile Başkomutan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa'ya raporu

Ekim 1917 da Sina Cephesindeki Osmanlı kuvvetlerinin mevcudu 40.000 kişi kadardı. Buna karşılık Allenby ise, 191.000 kişilik bir kuvvet toparlamıştı. Malzeme ve teçhizatı ise aynı şekilde çok fazlaydı.

2 Ekim 1917 tarihli tahriratın arıza-i cevabıdır:

MÜŞİR VON FALKENHEIN'A MEKTUBU
Yıldırım Orduları Grubu Kumandanlığına


Sina Cephesinde her türlü selahiyet mahfuz bir ordu kumandanı olarak istihdam edilmekte tereddütü gösterir bir şeyi kimseye söyleyemediğimi arz ederim. Hatırladığıma göre Miralay Von Dommez lütfen ziyaret için teşrif ettiği vakit benden "bizi terk etmek istediğinize pek müteessirim" demişlerdi. "Böyle bir şey düşünmedim" cevabında bulunmuştum. Söz arasında Grup'tan gelen emirle 7. ordunun lağvedilmiş olduğunu söyledim. Görüşme esnasında ordunun hakikaten şimdilik mülga olup bir vazife bulmak müşkül olduğu ve cephedeki kıtalara ve gideceklere kamilen Kres Paşanın kumanda edeceği ve acizlerine şimdilik 19. ve 20. fırkalardan ibaret iki fırka kaldığı bahis konusu edilmiştir.

İki fırkanın bir ordu değil bir kolordu olabileceğini nazarı dikkati çekince Von Dommez bunu dahi tasdik etmişlerdir. Bir kolorduya kumanda etmekliğim teklif olunamayacağı kanaatinde bulunmuştum.

-Bu görüşmemizi Müşir Paşa Hazretlerine (Mareşal Falkenhayn'e) nakledebilir miyim?

Sualine karşı da tarafımdan: "Müşir Paşa Hazretlerince bu ahval malumdur" cevabı verilmiştir. Esas itibariyle görüşme bundan ibarettir.

Şimdiye kadar tayin olunduğum vazifelerde ve Harbi Umumide geçirdiğim hayatta vazife ifasında hevessizlik göstermiş ve bahusus yanlış karar ve icraatla vatanıma zarar vermiş bir zabit değilim. Bütün kabiliyetimi sarf için hakiki bir orduya kumanda etmeye hazır ve böyle bir ordunun gösterilmesine muntazır bulunduğumu arz ederim.

7. nci Ordu Kumandanı Miriliva M. Kemal

Ekim 1917 baslarinda M.Kemal Falkenhein ile beraber calisamayacagini bahane ederek, Filistin Cephesi bozgunun müsebbibligini kabul etmeyerek, bu bozgunun sucunu Falkenhein´e yikti. Bu bahane ile 7. Ordu Komutanligindan istifa ettigini Istanbul´a telgrafla bildirdi.

4 Ekim 1917 tarihli emr-i devletleri ariza-i cevabiyesidir:

Yıldırım Orduları Grubu Kumandanlığına

Pek mühim olan yüksek meşgaleleriniz arasında benim hiçbir sun'um olmaksızın ve ne suretle zuhur ettiğini anlamaksızın çakirleri için mümkün olmayan işbu muharebatın devamından dolayı yüksek aflarını istirham ederim.

Kayıtsız ve şartsız vazife ifası her askerin tabii borcu olup madundan (aşağı rütbelerdekilerden) her vazife için ayrıca bir tekeffül beklemek mutat olmadığı kanaati arzetmekliğime müsaade buyurmaları kemal-i hürmetle rica olunur.

Bu hususta bilhassa acizlerine karşı talep izharına bir vesile geçmediğine ve şimdiye kadar telakki ettiğim emr-i devletlerinden hiçbirinin gecikmesini göstermem mümkün olmadığı için, Sina Cephesi hazırlıklarının geciktirilmeksizin başlaması hakkındaki düşüncelerin acizlerine taalluku olmadığının lütfen kabul buyurulacağına inanıyorum. İşar buyurdukları tabiye mülahaza ve ihtimallerine nüfuz-i kumanda vaziyetini en iyi bir surette hal için zatı devletlerine imkan bırakmak suretiyle olsun, arz-ı hizmet edebilmek maksadıyla acizleri ordu kumandanlığından kat-ı surette istifa ediyorum. Devam eden muharebeler ve daha evvel ki günlerin icraatı ile ve bil vasıta vuku bulan imalarla çekilmekliğim lüzumunu lütfen daha evvel irade buyurulmuş olduğuna ancak şimdi intikal edebilmekteyim. İdrakimdeki gecikmeden dolayı kusurumun affını ve daimi olan hürmet ve itaat hislerimin lütfen kabulünü rica ederim Müşir Paşa Hazretleri.

Mirlivalığı M. Kemal

5 Ekim 1917 gecesi M. Kemal Cepheyi terketmeden 1 gece önce ingiliz komutani Allenby ile , Allenby´in karargahinda gizli bir görüsme yapti.

6 Ekim 1917'de Mustafa Kemal 7. Ordu Komutanlığı'ndan, Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile anlaşamadıgi icin, Harbin yönetimini tenkit eden iki rapor yazarak komutanlıktan istifa etti. istifa ettiğini bir yazı ile Enver Paşa'ya bildirdi.

M.Kemal Cephede savasa hazir duran ordularini, komutanlıktan istifa ettigi icin ordusunu cephede bassiz birakarak savas alanini terketti.

Aynı yıl 7 Ordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile anlaşamadı

Mart 1918 başı ile 18 Mayıs arasındakiGeneral Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetlerinin  Telazur, 1 ve 2 Salt-Amman taarruzları başarıyla durduruldu Yığınaklarını artıran ve mevcudu 460000'e yükselen İngiliz ordusunun 19 Eylül 1918'de Filistin'de başlattığı taarruz hızla gelişti ve Filistin tamamen İngilizlerin eline geçti

9 Ekim 1917 M.Kemal´in tekrar Diyarbakır'da bulunan 2. Ordu Komutanlığı'na atanması (Atatürk, bu atamayı kabul etmediğinden işlem yürürlülük kazanmamış, kendisi 2. Ordu Komutanı sıfatiyle izinli sayılarak Halep'ten İstanbul'a gelmiştir.)

9 Ekim 1917 Rusya'da yeni bir ayaklanma çıktı. Sosyalistler Bolşevik Hükümeti'ni devirerek, 1. Dünya Savaşından çekildiler. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kuruldu.

15 Ekim 1917 7. Ordu Komutanlığı'ndan ayrılan Mustafa Kemal, 2. Ordu Komutanı sıfatıyla, izinli olarak İstanbul'a döndü.

 

Sevres Antlasmasi
10. Agustos 1920 Damad Ferid Paşa, Riza Tevfik Paşa, Hadi Paşa und Reşid Halis Bey Sevr Antlasmasini imzaladilar. Arap Ülkeleri Osmanlidan kopartilacak, araplarla imzalanan tüm haklar Osmanlidan itilaf güclerine gececek, itilaf gücleri Mandalari altina aliniyor. Anadolu isgal bölgelerine ayrilacak, itilaf güclerini  sadece Osmanli düsmani Lloyd George ve Lord Curzon temsil etmisti.Lloyd George Osmanlinin tamamen dagitilmasini istiyordu ama bu büyük karsi koymalarla karsilasti. itilaf gücleri o kadar ebüyük savas darbeleri almislardi ki, isgal edilecek yerleri ellerinde tutabilecek mecalleri bile kalmamisti. Manda Yönetimleri kurarak cekilmek, en dogru yol olacakti isgalciler icin. Bu nedenledirki kopartacaklari bir makam karsiliginda Vatan ve Milletini satmak icin kendilerine müracaat eden ittihadcilarl arasindan en iyi haini secmek yoluna gittiler. En isabetlisini ingilizler yaparak, daha önce kendilerine hizmet etmis M.Kemal´i sectiler. itilaf güclerinin kurdugu Ermenistan, ic savaslarla cöktü. Sowjetrusyasi M.Kemal ile
Ankara´da Yukardaki harita ittifak güclerinin Türkiye üzerinde kurulan manda yi acikca ortaya koymustur.

Ein Land und 2 Regierungen: Der Auftrag des Hüseyin Hilmi Paşa
Kemalistlerin Ankara´da yeni bir hükumet kurmalari üzerine M.Kemal´e karsi verilmis olan Seyh-ül islam Fetvasini yürürlüge sokmaya ve böylelikle 2 basliligi ortadan kaldirmak icin karar verildi. Fetvanin neden simdiye kadar devreye sokulmadigi problemini sorgulamaya basladilar. Sultan Vahideddin abisinin fikri olan "
2. irade olabilmek icin bir ordu sahibi olmak sart" fikrini ortaya atti. Buna göre Anavatanin savunulmasi icin yeni bir orduya ihtiyac vardir. Ingilz itilaf güclerine hizmet eden 1M.Kemal kendisi ile birlikte calisan ittihatcilarla 91 Mayis 1919 da Samsun´a inerek, yeni bir ihanet cephesi olusturmaya baslayinca, ikinci Irade Ordusunun kurulmasi icin Büyükelci ve eski Basbakan Hüseyin Hilmi Paşa görevlendirildi.Kemalistlerin isgal edemedikleri  bölgelerde Osmanli Hükumeti son kalelerini kurmaya basladi. Yeni bir osmanli ordusu bu  bölgelerden cikartilacak ve bu ordu sayesinde Osmanli Devleti nin bassehri istanbul ve Devlet Yönetimi isgal güclerinden kurtaracakti. bu deneme Kemalistlerin anadoluyu hakimiyetleri altina almalari yüzünden bosa cikti.i 1920 den beri iki Hükumet vardi Osmankli imoaratorlugu icinde: istanbul daki Osmanli Hükumeti ve An kara´daki TBMM Hükumeti

Mudafaa-i Hukuk Ordulari Vahdeddinin kurdugu ordulardi...
Der Vertrag von Lausanne
Zwischen der Sultansregierung und den Alliierten bestand im Jahre 1922 ständiger Kontakt, aus der eine Einladung zu den Friedensgesprächen und letzten Endes zum Vertrag von Lausanne hervorging. Inhalt des Vertrages war die Rückgabe von Ost- und Südanatolien (Einschließlich der Gebiete von Großarmenien, die den Armeniern im Vertrag von Sevres zuerkannt wurden), die Rückgabe Smyrnas (Izmir), die Rückgabe der Ost-Schwarzmeerküste und die Wideranschließung Ostthrakiens an das Osmanische Reich. Bevor jedoch dieser Vertrag von der osmanischen Regierung ratifiziert wurde, schuf die kemalistische Nationalversammlung am 1. November offiziell das Sultanat ab. Auf Druck der britischen Regierung unter Lloyd George, musste die Osmanische Regierung unter Ahmed Tevfik Paşa am 4. November 1922 zurücktreten. Das Ende des Osmanischen Reiches war besiegelt.

Der Sturz von Sultan Vahideddin Han und Exil
Nach dem das Osmanische Kabinett zurück trat, organisierte die kemalistische Nationalversammlung mit England einen Kreuzer (Malaya), der den letzten osmanischen Sultan und seine Gattin ins Exil bringen würde. Am 17. November 1922 verließ Sultan Vahideddin Han an Bord des Schiffes Malaya Istanbul. Nachdem Sultan Vahideddin in Malta ankam, reiste er in den Hedschas und ließ sich für einige Zeit in Mekka nieder. Sowohl Ägypten als auch Arabien sahen ihn nach seinem Sturz weiter als Kalifen an und boten ihm jeweils Exil, jedoch lehnte er ab und ließ sich in San Remo, Italien nieder. Mit ihm gingen 3 weitere Adjutanten ins Exil nach San Remo. Die italienische Regierung (auf Druck des italienischen Königs) stellte ihm eine angemessene Villa zur Verfügung, wo er bis zu seinem Tode am 15. Mai 1926 lebte. Als der ehemalige Innenminister Mehmed Ali Bey noch im selben Jahr das Hilafet Komitesi gründete, um Sultan Vahideddin Han die Rückkehr aus dem Exil zu ermöglichen, nahm der Sultan seine politische Tätigkeit wieder auf, jedoch musste diese nach mehreren Monaten einstellen, da San Remo ihm sonst die Aufenthaltgenehmigung fürs Exil entzogen hätte. Nachdem die kemalistische Regierung eine Beisetzung in der Republik Türkei untersagte, nahm Syrien den Leichnam des letzten osmanischen Sultans auf. Sultan Vahideddin Han wurde in Damaskus beigesetzt.

Zitate
"Der einzige der fähig war meinen Staat zu retten war Mustafa Kemal. Ich habe ihm diese Aufgabe gegeben. Er war aber untreu und ist uns in den Rücken gefallen. Das Volk hat Frieden gefunden jedoch ist die Dynastie zerstört worden." Sultan Vahideddin in einer Ansprache in San Remo 1923

"Bei jeder Revolution gibt es Opfer, wir waren das Opfer und er (Mustafa Kemal) der Henker." Cenaniyar Kalfa, Persönlicher Adjutant des Sultans

Büyük Bozgun

M.Kemal ingiliz Maresal Allenby ile Cephede karsi karsiya iken, bir gece Allenby´ile anlasarak vatan ve milletine karsi bir ihanet ortakligi kurdu Bu ortaklik istikametinde, cephedeki askerlerini komutansiz birakarak, cepheden kacti. M.Kemal´in diger ordulara ve kendi askerlerine haber vermeden cepheden kacmasi üzerine aniden ingiliz askerlerini karsilarinda bulan 4.Ordu.7.Ordu ve 6.Ordu asker ve subaylari ingilizlere karsi bir mermi atamadan bozguna ugradilar süngülenerek sehid edildiler ve 70 000 e yakin askerimiz esir alindi.

Ekim 1917 sonlarinda  M. Kemal´i  1917 deki Gazze Bozgunundan beri emri ve kontrolu altinda tutan ingiliz Maresal Allenby M.Kemal´i ve Suriye Ermenilerinden Salih Fansa yi da M.Kemal´i  kontrol altinda tutmasi icin  görevle istanbul´a gönderdi.M.Kemal, Halep'ten İstanbul'a döndükten sonra 9 ay kadar İstanbul'da önce Pera Palas Otelinde, sonra Salih Fansa´nin Tepebasi´indaki, Pera Palas Hotelinin tam karsisindaki ,evinde daha sonrada Salih Fansa´nin kendisi icin Bahçe içinde, "müstakil" aylik kirası çok yüksek, aylik on dört liraya kiraladigi Şişli`de dul bayan Madam Kasapyan`ın evine çıkartildiğı bilinir. (Bahçe bugün kaldırım.)

 

Mustafa Kemal`in İngiliz muhibbi 
M.Kemal Pera Palas´ta İngiliz-Fransız hariciyesi ve istihbarat subaylarıyla aynı ortamdadır. ingilizlerle tercümanligini Salih Fansa yapmaktaydi.  İstihbarat zabiti(Yüzbasi) Bennett Alman taraftarı İttihat Terakki karşısında Mustafa Kemal`in İngiliz muhibbi olduğunu belirtir.
Bu arada Mustafa Kemal yine Suriye`ye gider. Lübnan`da görüşmeleri olur. Filistin İngiliz; Lübnan Fransız işgali altındadır. Mustafa Kemal ile ilgili tarihin bu sayfaları henüz açılmamıştır. Mustafa Kemal burada kimlerle görüşür açık değildir;
28 Ekim 1918`de M.Kemal Kilis`e giriş yapar. Ve Kilis`teki heykelinin altındaki pirinç levhada şu ifadeler yer alır: "Misak-ı Milli sınırları buradan başlar. Mustafa Kemal, 1918" Oysa Sevr Antlaşması`nda tayin edilen sınırlardan sonra ne Osmanli Misak-ı Milli si sınırlarıyla ilgili tartışma henüz Meclis-i Mebusan`dai nede Atatürk´ün Sivas Misak-ı Milli si  Sivas Kongresinde gerçekleşmişti.
O zaman Lübnan-Suriye seferinden dönen Mustafa Kemal, Misak-i Mili deye bir kelime dahi ortada yokken, Misak-ı Milli sınırlarının Kilis`ten başladığını nereden bilmektedir?
Zaten 1921`de Ankara`da yapılan antlaşma ile Adana`dan Hakkari`ye kadar cetvelle çizilmiş bir çizgi ile sınırlar Fransızlarla belirlenir. Ve işgal toprakları Türk ordusu adımını bile atmadığı halde Fransızlar tarafından yenik Türkiye`ye devredilir.

Ev sahibesi bazı kaynaklarda Madam Osepyan, bazı yerlerde "Ermeni madam" bazı yerlerde "Rum madam" olarak, bazi kaynaklardada Ermeni Madam Kasabian olarak da geçer. (Atatürk`ün bir Ermeni`nin evinde oturduğunun bilinmesi istenmemiş galiba!) Bu dönemin bilgileri epey karışıktır, "bilinçli" olarak mı karıştırılmıştır, ahmaklıktan dolayı mı, emin olunamiyor ama bugünkü verilere göre bu dul bayan Ermeni Madam Kasabyan dir.

Annesini ve kız kardeşini de Şişli`ye, yanına almış, evin 3.Katina yerlestirmis, kendisi 2.kati kullaniyordu. Sonra Samsun`a gitti (Zübeyde ve Makbule Hanımlar tekrar Akaretler`e döndüler, çünkü oranın kirası bir liraydı), annesini ancak üç yıl sonra görebildi. Bu kez Ankara`ya aldırdı.

Alman Devleti ile Osmanli Devleti arasinda Cumhurbaskanligi düzeyinde Berlin´de cok önemli bir görüsme yapilacakti ve bu görüsmeden Allenby´i Istanbul´daki ittihadd-i terakkici Hükumeti icerisindeki Ingiltere dolayisi ile Allenby ve M.Kemal yanlisi ittihadd-i terakkici Devlet adamlari  haberdar etmisti. Allenby bu nedenle M.Kemal´i 7.Ordu Komutanligindan istifa ettirmis ve Istanbul´a göndermisti. M.Kemal´i istanbul´da yönetecek ve alt yapiyida hazirlayacak kisi Suriye Ermenisi Salih Fansa ise M.Kemal´den önce Allenby tarafindan Istanbul´a  gönderilmis ve Salih Fansa tarafindan Pera Palas´ta 101 numarali oda M.Kemal in ikameti icin bir oda reserve edilmisti.

Istanbul´a gelir gelmez M.Kemal Salih Fansa tarafindan karsilandi ve Pera Palas´a yerlestirildi.Salih Fansa Hükumet icerisindeki ingiliz dostu ittihadd-i terakkici devlet adamlari ile görüserek, Berlin´e gidecek en üst düzey Devlet adamina M.Kemal´in eslik etmesi icin gerekenleri yapmalarini söylemisti.

Bu esnada M. Kemal, Savas bakani Enver Pasa´nin, Enver Paşa’ya husumetiyle tanınan M.Kemal´e verdigi 2. Ordu komutanligi görevi M.Kemal´in alman yanlisi ittihadd-i terakki cemiyeti ve Osmanli Hükumeti nezdindeki ucuz degerini ortaya koymustu.  M.Kemal bu görevi derhal reddetti.

Dosya:Palestine-WW1-2.jpg

24 Ekim 1917'de Savaş hazırlıklarını tamamlayan İngilizler, komutasiz haldeki 7. Orduya karsi 138.000 askerle taarruza başladılar. Ordu komutasiz oldugundan savasmadan esir düstü. 7.Ordunun arkasinda bulunan  ordumuzda, 7. Orduda hicbir hareketlilik olmadan ingilizleri karsilarinda gördüklerinden panikleyerek kacmaya, teslim olmaya basladilar.

M. Kemal ve Allanby in anlasmalari sayesinde Filistin Cephesi cökmüs, Osmanlinin son kalan Ordusu hancerlenerek yok edilmisti.

Ingilizler M. Kemal in yardimi ile Birüsseba-Gazze Savaşı'nı kazandılar.

Ekim 1917′de M.Kemal karmaşık bir dizi siyasi entrikaya adı karıştıktan sonra  görevinden azledilerek İstanbul’a çağrılmıştır. Biyografisinin bundan sonraki sekiz aylık kısmı karanlıktır. Dünya Savaşı’nın bu en zorlu döneminde, bilindiği kadarıyla, herhangi bir resmî görevi yoktur.

27 Ekim 1917 Üçüncü Gazze Muharebes hazırlıklarını daha erken tamamlayan İngiliz Generali Allenby, Misir Sefer Gücü ile Cemal Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerine karşı sabahleyin Gazze'nin bombardımanı ile taarruza geçti. I. Dünya Savaşı sırasında Filistin'in güneyinde gerçekleşmiş bir muharebedir.7 Kasim 1917 ye kadar sürdü.

Bu taarruzda kara topçusuna, denizden de İngiliz ve Fransız gemileri yardım ediyordu. Aynı gün akşamı ise, Osmanlı cephesinin sol kanadını düşürmek için, Beer-Şeba üzerine hücum etti.

31 Ekim 1917  General Edmund Allenby'nin kumandanlığında Britanya güçleri Osmanlı Ordusu'nun Gazze-Beerşeba (Birüssebi) savunma hattını kırmış ve ilk gün Beerşeba'yı ele geçirmiş olmalarıdır.

2 Kasım 1917 de LORD BALFUR’UN MEKTUBU
Filistin bölgesindeki çatışmaların en can alıcı yerinde, 2 Kasım’da, yayınlanan bir mektup ortalığı karıştırır. Lloyg George hükümetinin Başbakanı Lord Balfur tarafından Lord Rotschield’e gönderilen mektup, şöyle der:
“Majesteleri hükümeti adına… Hükümetimize sunulan ve görüşmeler sonucu kabul edilen Yahudi emellere sempati ile yaklaştığımızı bildirmek isteriz.
Majesteleri Hükümeti, Filistin’de bir Yahudi ‘ulusal yuvası’ oluşturulması fikrini desteklediğini, bu amaca ulaşılmasını kolaylaştırmak için gerekli gayretin gösterileceğini, Yahudi olmayan halkın sosyal ve dini haklarını ve benzer şekilde diğer ülkelerde yaşayan Yahudilerin siyasi haklarını ve statülerini zora sokacak hiç bir adım atılmayacağını ifade etmek isteriz…”

5 Kasım 1917 de tehlikeli bir duruma girmiş olan.Gazze boşaltıldı.

 

7 Kasım 1917 'da İngilizler Gazze'yi ele geçirdiler.Bundan sonra ise, Osmanlı kuvvetleri çekilmeye, İngiliz kuvvetleri de ilerlemeye başlamıştı. Bundan sonra ise, Osmanlı kuvvetleri çekilmeye, İngiliz kuvvetleri de onlari kovalayarak ilerlemeye başlamıştı.

7 Kasım 1917 de Salih Fansa üzerinden Allenby´in emrini alan ingiltere yanlisi Ittihatci Hükumet üyelerinin kulis calismalari neticesinde M.Kemal´in, İstanbul'da Genel Karargâha tayini yaptirtildi.

9 Kasım 1917'de Ingiliz Maresal Allenby M.Kemal sayesinde Osmanli Ordularini bozguna ugratarak yok etmis ve hicbir direnisle karsilasmadan isgallere baslamisti. Kudüs düştü.

13 Kasim 1917de Allenby gerçekleştirdigi El-Mugar Muharebesi'nde Friedrich Kreß von Kressenstein komutasındaki Osmanlı 7. Ordu'sunu yendi ve EEF'in sol kanadı Yafa'da sağ kanadı ise Yahud Bölgesine kadar ilerledi.[3]

15 Kasım 1917 de İngilizler Yafa'yı da ele geçirince, Osmanlı kuvvetleri de Kudüs'e doğru çekilmeye başlamışlardı. Kudüs 'te kuvvetli bir savunma hattı meydana getiren Osmanlı kuvvetleri Allenby'in taarruzunu durdurmuşlardı. Bunun üzerine Allenby hareketini yavaşlatıp, malzemesini ve kuvvetlerini toplamaya basladi.Kuvvetlerini topladıktan sonra, yeniden Kudüs´e hareket etti.

Kasim 1917 Salih Fansa üzerinden Allenby´in emrini alan ingiltere yanlisi Ittihatci Hükumet üyelerinin kulis calismalari neticesinde Enver Pasa´nin M.Kemal´e 1 ay izin vermesi temin edildi. Bu süre Sultan yerine Veliaht Vahdeddin´in Almanya´ya gönderilmesinin ve kendisininde Vahdeddin ile Almanya´ya gönderilmesinin temini icin ingiltere yanlisi Ittihatci Hükumet üyelerinin kulis calismalari icin zorunluydu.

M.Kemal Sultan yerine Veliaht Vahdeddin´in Almanya´ya gönderilmesinin ve kendisininde Vahdeddin ile Almanya´ya gönderilmesi icin gerekli 1 aylik izni aldiktan sonra, aldigi izini Istanbul´da Pera Palas Otelinde Salih Fansa´nin denetiminde gecirdi.

İtilaf kuvvetlerinin eline geçen Osmanlı siperinin yanında oturan Britanyalı asker (Lut Gölü sahilinde, 1917)
Kudüs Muharebesi sırasında İtilaf kuvvetlerine teslim olan üzere Osmanlı Kudüs Belediye Başkanı Hüseyin Efendi (Hussein Salim al-Husseini),
 
8 aralik 1917 de Allenby, Korgeneral Philip Chetwode komutasındaki 20. Kolordu'ya Kudüs'ü almasını emretti. Karşısında Erich von Falkenhayn komutasındaki Osmanlı 7. Ordu'suna bağlı, Deir Yasin de dahil olmak üzere Kudüs etrefındaki tepelerindeki savunma noktaları vardı. 53. Tümen Hebron yolunu Beytüllahim'e doğru ilerledi. Solunda 60. Tümen, Nebi Samvil'deki 74. Tümen'in yardımıyla Hebron- Beytüllahim yoluna saldırdı. 74. Tümen'in solunda 10. Tümen ilerledi.[3 8 Aralık'ta sis ve yağmurdan dolayı 53. Tümen'in ilerlemesi durunca 60. Tümen'in güney kanadı açık bıraklıdı.

9 Aralık 1917 de Osmanlı birliklerinin moralleri bozulup geri çekilmeye başladıkları için ingiliz birlikleri zorlanmadan ilerlediler. Ancak Zeytindağ'da 60. Tümen ile Osmanlı birliği arasında çetin çatışma yaşandı.[3] 9 Aralık 1917  öğleninden sonra Kudüs belediye başkanı ve 60. Tümen komutanı, Tümgeneral J.S.M. Shea'ya teslim oldu.

9 Aralık 1917 sabah saat 8:00 Kraliyet Kara Kuvvetleri 60. Londra Tümeni'nin Londra Alayı 19. Tabur 2. Bölüğe bağlı çavuş Sedwick ve Hurcomb ile görüştü, )[1]
9 Aralık 1917 ′de Allenby Kudüs’ü zaptetti.kentin dini kimliğine saygı ifadesi olarak Yafa Kapısı’ndan yaya girerek  “Kudüs Fatihi” unvanını aldı.ve Selahattin Eyyubi nin mezarının başına ayağını koyarak işte yeniden geldik Selahattin deme cesaretini göstermiştir. Filistin yönetimini kurdu. Ancak Ürdün'ü ele geçirmeyi başaramadı.

11 Aralık 1917'de Kudüs´ün tesliminden İki gün sonra  Allenby, Kutsal Şehr'e saygı göstermek için yürüyerek Kudüs'e girdi ve dini mekân ve tesislerinin korunması için Sıkıyönetimi ilan etti. Allenby, Lloyd George'ye "Noel hediyesi" ni vermiş oldu.[5]

15 Aralık 1917 de M.Kemal, Osmanli Devletinin en üst düzey temsilcisi sifatli Veliaht Vahdettin Efendi'nin maiyetinde, Ingilizler adina Alman Devleti en üst düzeydeki istisarelerde olup bitenleri ve konusulacaklari ingilizlere bildirmek amaci ile casus olarak  Almanya'ya gönderildi. 15 Aralik 1917 ye kadar M.Kemal Pera Palas´ta Salih Fansa nin misafiri olarak 1 ay boyunca misafir edilmisti. Bu sürec icerisinde Salih Fansa Hükumet icerisindeki ingiliz taraftari ittihadd-i terakkici üyeler araciligi ile Sultan´in yerine Vaheddin´in ve onun maiyeti olarakta M.Kemal´in Almanya´ya gönderilmesini temin etmisti.Mustafa Kemal, Veliaht Vahdettin ile Almanya'ya gitti. Bu heyet 4 Ocak 1918 de Berlin´den geri döndü.

16 Aralık 1917 Mustafa Kemal'e "Birinci Rütbeden Kılıçlı Mecidi Nişanı" verildi.

26 Aralik 1917 de Mustafa Kemal Berlin escinsel muhiti olan Wittenbergplatz daki Kabare Nachtlokallerinde tanistigi genc erkekleri kaldigi Adlon Otel´ine davet ederek, onlarla gecelemelere basladi ve 1918 Yilbasi senlikleri esnasinda cinsel iliski ile Belsoguklugu hastaligini kendine bulastirdi.

1916-17′de Mustafa Kemal Paşa  ordu komutanı olarak Suriye ve Filistin cephelerinde bulunmuştu.

Aralık 1917da Allenby, emrindeki ittihadd-i terakkici Osmanli Hükumeti üyelerinin Hükumet üzerinde kurduklari baskilari ile Sultan V. Mehmed  kendisinin yerine Almanya ya  kardesi Vahdeddin´in gitmesini ve bu esnada Vahdeddin´e M.Kemal´in eslik etmesini kabul etti. M. Kemal´e göre Vahdeddin´in satin alinarak Türk Vatani ve Milletine karsi kurulan ortaklikta ortak olarak uyum icinde calismasi mümkündü. Allenby tarafindan M. Kemal´e verilen görev, Allenby adina Vahdeddin´i Almanya´da kontrol altinda tutmak ve Almanlarla görüsmelerini Ingiliz Maresal Alleny´e bildirmekti.

Veliaht Vahidettin Efendi ile birlikte Almanya’ya resmî bir ziyarette bulunan M.Kemal, Başkumandan Vekili Enver Paşa’ya husumetiyle tanınan ve Almanlarla arası hiç iyi olmayan genç bir subaydi.  Böyle hassas bir gezide, yeni veliahtın bir tür siyasi mihmandarı veya “gözeticisi” olarak görevlendirilmiş olması, ingiliz Maresal Allenby´in bu geziye ne kadar önem verdigini ortaya koymaktadir.

4 Ocak 1918 de Berlin´den Istanbul´a dönüşünde Pera Palas'ta Salih Fansa tarafindan adina ayirilan odada Salih Fansa´nin  misafiri olarak kalmış burada Salih Fansa nin gözetimi altinda tutuluyordu. Berlin´den dönen M.Kemal kassik sancilari ile kivranmaya basladi. Berlin´de Wittenbergplatz denen escinseller semtinde Varyete Nachtlokallerinde cinsel yolla Belsoguklugu hastaligini kendine bulastiran M.Kemal doktorlara bu gercegi söyleyemez ve bu sancilarin nedeni Böbrek Sancilari olarak tedavi edilirsede sancilar kesilemez. (Böbrek hastaligi vardi ifadesini Viyana, Berlin ve Karlsbad Klinikleri yalanlamistir.).Uzun süre Pera Palas´ta sancilarla kivranarak yasayan M.Kemal sancilardan kurtulamayinca Viyana´da tedavi ettirtilmesini Salih Fansa´dan ister ve bu istegi Salih Fansa´nin direktifi ile Ingiliz yanlisi Ittihadci Istanbul Hükumeti milletvekilleri tarafindan kabul ettirtilerek, M.Kemal Viyana´ya gönderilir.

23 Ocak 1918 ALİ FUAT (CEBESOY) PAŞA'YA MEKTUBU

"Kardeşim,

Sina Cephesinde başlayan Filistin askeri harekatının kan ve heyecanla dolu safhalarında kader icabı defedilemeyen felaketli günlerin tevalisinde ibraz buyurduğunuz cesaret ve askeri kudrete, resmi ve muhtelif membaların raporlarına dayanarak harekatı takibim sırasında vakıf olmuştum. Sonradan gelen zabitlerden dahi şifahen malümat almıştım. En nihayet yüksek hizmetlerinizin mirlivalığa terfiinizle resmen teyit ve ilan edildiğini işitmekle mübahi oldum. Suret-i mahsusa da tebrik ve bu rütbede dahi vatanımızı kurtarmak uğrunda parlak muvaffakiyetlere mazhariyetinizi temenni ederim.

Falkenhayn Paşa ile Sina harekatına dair ilk karar ve tedbirlerde ve sevk-u idare noktasında bugün vaki, o gün için bir tasavvurdan ibaret olan feci hakikatleri devlet ricalimize de kabul ettirmek ve ona göre sevk-ı tedbire muvaffak olmak mümkün olamaması yüzünden 7. Orduyu ve ondan sonra verilen 2. Orduyu kabul etmeyip İstanbul'a gelmiş olduğumu duymuşunuzdur. Burada pek aksi olarak rahatsızlıktan baş alamıyorum. Veliaht Hazretleriyle Almanya seyahatine yataktan kalkıp gittim.

Yirmi gün seyahat esnasında bir şey yok, tam avdette trende yeniden hastalandım. Bir aydır yine yataktayım. 1. ve 5. ordulardan Liman Paşanın idaresinde bir grup teşkili tekarrur etti. Bana 5. veya Esat Paşa ile becayiş suretiyle 1. Ordu kumandanlıklarından birini teklif ettiler. Ben 5. Orduyu tercih ve kabul ettim. Fakat icraat gecikti.

Bu mektubu eski arkadaşım ordunuz Sıhhiye Reisi Hüseyin Beyin hareketinden istifade ederek yazabiliyorum. Gözlerinizden öper ve inşallah bundan sonrada İngilizlerin geri çekilişiyle neticelenen muvaffakiyetlerinizi işitmekle mesut olurum kardeşim." M. Kemal

19 Şubat 1918 Mustafa Kemal, Alman İmparatoru tarafından, birinci rütbeden Kılıçlı Cordon ve Prussu nişanı ile taltif edildi.
Mart 1918 başı ile 18 Mayıs arasında General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetlerinin  Telazur, 1. ve 2. Salt - Amman taarruzları başarıyla durduruldu.  Ingilizler karsisilarindaki bu direnisi kirmak icin Allenby - M. Kemal iliskisini yeniden devreye sokarak M.Kemal´in 7. Ordu Komutanligina talib olmasini ve yeniden 7. Ordu komutanligina atanmasini sagladilar. 

1918 yılında Falkenhayn'ın yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na General Liman Von Sanders atandı. 7. Ordu Komutanlığına da BU GÖREVE YENIDEN TALiB OLAN Mustafa Kemal Paşa yeniden döndü.

13 Mayıs l9l8 M.Kemal, böbrek rahatsızlığı(asli Belsoguklugu Hastaligi) sebebiyle tedavi için İstanbul'dan Viyana'ya hareketi (Viyana ve Karlsbat'ta 2,5 ay kadar tedavi görmüştür.)

Haziran 1918′de FİLİSTİN TURNESİ Mustafa Kemal, sağlık gerekçesiyle Avusturya’ya giderek bir ay Viyana’da ve üç hafta kadar Karlsbad’da kalır. Bunlar, Almanya’nın savaşı kaybedeceğinin iyice anlaşıldığı ve çatırdamaya başlayan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun İngiltere ile ayrı bir barış arayışına girdiği günlerdir.

SİYASİ CÜRET

Mustafa Kemal’in 1917′de Filistin Cephesindeki görevden alınması ve 1918′de yeniden aynı göreve atanmasıyla gelişen olaylar zincirinde daha karmaşık bazı soru işaretlerinin bulunduğu kabul edilmelidir.

3 Temmuz 1918 de Sultan V.Mehmed Reşat ölür,

 

4 Temmuz 1918 ’da , Vahidettin tahta geçer. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa tedavisini yarıda bırakıp Türkiye’ye döner. İstanbul’a vardığının ertesi günü padişah tarafından kabul edilir ve birkaç gün sonra Filistin’de bulunan 7. Ordu kumandanlığına atanır. Bu görüşme sırasında padişaha Enver’i azlederek başkumandanlığı bilfiil üzerine almasını önerdiğini, ancak bu önerisine cevap alamadığını anılarında anlatmıştır.

Simdiye kadar Enver Pasa tarafindan ne ittihadd-i terakki Cemiyetinde ve nede Devlet Mekanizmasinda liderlige getirilmeyen M.Kemal, Allenby´in destegi ile Osmanli Devletini icten fethetmek icin Devlet icerisinde lider yapilmak istenmekteydi. M.Kemal´in Allenby´e verdigi bilgilere göre, Vahdeddin´in tahta cikmasini, M.Kemal´in liderlige yükseltilmesi icin büyük bir firsat olarak telakki eden Allenby, M.Kemal´e tedavisini kisa keserek Istanbul´a gelmesini emretti.

Istanbul´a gelen M.Kemal Vahdeddin ile görüssede, kendisini 7. Ordu komutanligina atamasina mani olamadi. Allenby´in Almanlarin yörüngesinde olan istanbul´daki ittihadd-i terakki cemiyeti emrindeki Istanbul Hükumeti icerisine M.Kemal´i sokma girisimi böylece bosa cikmis oldu.

4 Ağustos 19l8 M.Kemal´in Viyana'dan İstanbul'a dönüşü

7 Ağustos 1918 Mustafa Kemal, Filistin'de bulunan 7. Ordu Komutanlığı'na ikinci defa atandı.

7 Ağustos l918 M.Kemal´in, General Falkenhein'in yerine Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'na getirilmiş olan General Liman von Sanders'in emrindeki 7. Ordu'ya tekrar komutan olarak atanması

15 Ağustos l918 M.Kemal´in ikinci defa atandığı 7. Ordu Komutanlığı görevine başlamak üzere İstanbul'dan Halep'e gelişi (Halep'te bir gün kaldıktan sonra 7. Ordu Karargâhı'nın bulunduğu Nablus'a gitmiştir. )

28 Agustos 1918  M.Kemal´in ikinci defa atandığı 7. Ordu Komutanlığı görevine başlamak üzere İstanbul'dan Halep'e gelişe geldigi gün. (Halep'te bir gün kaldıktan sonra 7. Ordu Karargâhı'nın bulunduğu Nablus'a gitmiştir. )

Liman von Sanders in emriyle Yildirim Ordulari komutanligina getirildi ve Megiddo Cephesinde Allenby´e karsi giristigi savasi kaybetti. General Allenby'in Askerleri ile M.Kemal´in askerleri arasinda hicbirsey yoktu, tam karsikarsiyaydilar.M.Kemal bu durumda savasmaktan korkarak Arkerlerini birakarak, Ürdün istikametine kacti. Güya burada Allenby tarafindan sehid edilmeyip, esir olmayip kurtulan askerlerini toparlayacak, savunmasi daha kolay olan bir yere gidecekti..

1 Eylül 1918 7. Ordu Komutanlığı görevine başladı.

4 Eylül 1918 de Mustafa Kemal Paşa Filistin’de görevinin başına geçer. Resmen sadece 7. Ordu kumandanı olduğu halde, Cevat Paşa (Çobanlı) kumandasındaki 8. Ordu ve Cemal Paşa (Mersinli) kumandasındaki 4. Ordu da gerçekte onun direktifine tabidir.

7. Ordu kurmay başkanı olan von Falkenhausen, Mustafa Kemal’in görevi devralmasından hemen sonra onunla görüş ayrılığına düşerek istifa eder.

Yildirim Ordular Grubu kumandanı olan General Liman von Sanders, Yildirim ordularini olusturan  4.7. ve 8. ordulari kısa zamanda etkisiz hale getirilmesini saglayan M.Kemal sayesinde ordularini kaybetmis bir komutan haline getirilmisti.

Şam yenilgisinden sonra Liman von Sanders fiiliyatta yok olan Yildirim ordulari komutanligi görevi bırakır. Onun yerine, Mustafa Kemal Paşa artık fiilen yok olmuş olan Yildirim Ordular Grubu kumandanlığına getirilir.

Bu olaylardan çıkarılacak en basit sonuç, Mustafa Kemal Paşa’nın tarihte eşi görülmemiş ve hiç yenilmemiş bir kumandan olduğuna ilişkin yaygın görüşün sorgulanması olabilir.

19 Eylül 1918 Filistin Cephesi'ndeki, Yıldırım Ordular Grubu, İngilizlerin taarruzunu durduramadı. İngilizler Suriye'ye doğru ilerlediler.
19 Eylül 1918 de Yığınaklarını artıraran ve asker mevcudunu 460.000'e yükselen İngiliz ordusu komutani Maresal Allenby  Filistin'de başlattığı taarruzu hızla geliştirdi,  Ingilizlerin taarruzlari  baslamadan kisa süre önce yine M. Kemal, Allenby karsisinda güclü bir sekilde ayakta duran Ordusunu Allenby´le yaptigi anlasma geregi bassiz birakarak cepheden kacti,  Sir Edmund Allenby kumandasındaki İngiliz ordusu,  Kudüs’ün hemen kuzeyinde bulunan Mecidde Muharebesi cephesinde hücuma geçerek, Mustafa Kemal’in bizzat kumandasinda olan ama Cepheden kacarak bassiz biraktiiği 7. Ordusunu  darmadağın etmişti. Kendisine 7. Orduyu tampon olarak kullanan  4. ve 8. ordu ise önlerindeki 7. Ordunun sessizce esir alinisini hic beklemediginden, aniden ingiliz askerlerini karsilarinda bulduklarinda sasirmislar, neredeyse tüm mevcuduyla Ingiliz Maresali Allenby´e esir düsmüslerdi. Bu gürültüsüz ani bozgunu haber alan Ürdün’de islenmis bulunan 4. Ordu da panik içinde dağılmistı. Cephenin düsmesinin akabinde Telazur, 1. ve 2. Salt - Amman da ingilizlerin ellerine gecince Filistin´in tamamen İngilizlerin ellerine geçmesinin önü acildi.

Birinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde Allenby ve M.Kemal´in isbirligi icinde savasmalari neticesinde Türk ordusu Filistin cephesinde Allenby´e siparis üzere kirdirilmis feci bir yenilgiye uğratilmisti.

Bozguna ugrayan 7. Ordu birliklerinden bir kismi canlarini zor kurtararak Riyad'a, oradan da Halep'e çekildi. M.Kemal´in 7. Ordudan arta kalan askerlerle daha sonra Deraa’da, Şam’da, Hama’da ve Halep’te oluşturmaya çalıştığı savunma hatları da yarılmıştır.

23 Eylül 1918 de Liman von Sanders in basinda oldugu Yildirim Ordularina bagli 7. Ordunun komutanligini General Ali Fuad Cebesoy yaparken Allenby´e karsi basarisiz olunca görevden alinarak yerine M.Kemal atandi.Fakat M.Kemal de basarisiz oldu.

26 Eylül 1918 7. Ordu, Şam doğrultusunda yürüyüşe geçti ve akşama doğru Der' a bölgesinde toplandı.
26 Ekim 1918 de Halep'in 17 km kuzeyinde  güclü bir savunma hattı kurulmus, Ingilizler durdurulmustu.

Osmanli Meclis-i Mebusani Misak-i Milli yasasini cikartarak Halep'in 17 km kuzeyindeki bu siniri Misak-i Milli siniri kabul etmisti.

Yıldırım Ordular Komutanı, Halep'te savunma düzeni kurma ve Halep´i savunma görevini Mustafa Kemal Paşa'ya bırakıp, Adana'ya gitti.

Haleb´in 17 km kuzeyinde tesis edilen direnisi kirmak icin Ingilizler yine M.Kemal i devreye soktular. İngilizleri durduran ordunun basina gecen M. Kemal, Allenbyle daha önce yapmis oldugu anlasma geregi, ordusunu yine cephede bassiz birakarak, Allenby´e kasri savasamadan teslim olmasini saglayarak, Haleb´inde ingilizlerin ellerine gecmesini saglayarak Kilis e kacti.

 

 

3 ve 4 Ekim’de Amerikan basınında, Türk Hükümeti’nin İsviçre kanalıyla barış teklifinde bulunduğuna dair haberler çıktı. Bundan birkaç gün sonra Talat Paşa başkanlığındaki kabine istifa etti. Mustafa Kemal Paşa kumandasındaki bir birlik Halep’te yeni bir savunma hattı oluşturmaya teşebbüs etti ise de 27 Ekim’de İngiliz birlikleri Halep’i işgal etti. Bu olaydan tahminen üç-dört gün önce İngilizler ateşkese hazır olduklarını bildirerek Türk hükümetinden bir temsilci göndermesini istediler. 28 Ekim’de Dışişleri Bakanı Rauf Bey gizli görüşmeler için Limni Adasının Mondros Limanı’na vardı. 30 Ekim’de ateşkes imzalandı. Ertesi gün İngiliz birlikleri İskenderun-Kilis hattında çarpışmalara son verdiler.

İngiliz kuvvetleri 42 gün süren bu kampanyada kuş uçuşuyla yaklaşık 550 kilometre ilerledi. Ele geçirdikleri alanda daha sonra İsrail, Ürdün, Suriye ve Lübnan devletleri kuruldu. Karar M.Kemal in Samsun a gönderilmesi idi.

29 Eylül 1918 7. Ordu, Şam'ın güneyine çekildi.
29 Eylül 1918 Bulgaristan, Selanik Ateşkes Antlaşması ile savaştan çekildi.
30 Eylül 1918 Bozguna uğrayan Yıldırım Ordular Grubu, 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa'nın gözetiminde derlenip toparlandı.

 

1 Ekim 1918 ’de Allenby Şam´i eline geçirdi.Sam dan sonrada

1 Ekim 1918 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, bölge valileri ile danışma toplantısı yaptı.
1 Ekim 1918 Beyrut bağımsızlığını ilan etti.
3 Ekim 1918 Yıldırım Ordular Grubu, Halep'e doğru çekilmeye başladı.                                        
3 Ekim 1918 Bölgedeki Arap halkı, İngilizlerin kışkırtmasıyla ayaklandı.

3 ve 4 Ekim 1918 ’de Amerikan basınında, Türk Hükümeti’nin İsviçre kanalıyla barış teklifinde bulunduğuna dair haberler çıktı. Bundan birkaç gün sonra Talat Paşa başkanlığındaki kabine istifa etti. Mustafa Kemal Paşa kumandasındaki bir birlik Halep’te yeni bir savunma hattı oluşturmaya teşebbüs etti ise de

4 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa'nın Karargahı, Halep'e getirildi.
5 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa, 7. Ordu'yu yeniden düzenlemeye başladı.

6 Ekim 1918 ’de Fransız donanması Beyrut’a girdi.

8 Ekim 1918 Talat Paşa kabinesi görevinden çekildi.
8 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa, Arapların düşmanca hareket ve propagandalarına karşı yeni tedbirler aldı.

11 Ekim 1918 Hükümeti kurmakla görevlendirilen Tevfik Paşa, görevden affını istedi.
14 Ekim 1918 Hükümeti kurma görevi, Ahmet İzzet Paşa'ya verildi.
14 Ekim 1918 Fransız savaş gemileri, İskenderun'u bombaladı.
14 Ekim 1918 ’de cepheden saraya gönderdiği bir telgrafta, ingilizlerle isbirligi yaparak, Osmanli Ordularini kirdirttigini, Osmanli Devletinin Ingilizlere ve dolayisi ile kendisine mahkum olduguna güvenerek,  Osmanli Devletine ultimatom veriyordu.

"M.Kemal Paşa, istifa eden Talat Paşa hükümeti yerine kurulmasını “zaruri” gördüğü yeni kabineyi bildirir.

1. “Nötr” bir asker olan Ahmet İzzet Paşa başkanlığında kurulacak olan hükümette,

2. Mustafa Kemal’in en yakın (ingiliz yanlisi ittihadd-i terakki Cemiyeti) arkadaşlarindan olan ve siyasi kader ortağı olan Fethi Bey İçişleri’ne, Rauf Bey Dışişleri’ne,

3. kendisi de Enver Paşa yerine Harbiye Nezaretine önermiştir."

Bir ayda üç ordu kaybetmiş olan bir generalin göstermiş olduğu siyasi cüretin arkasinda, ingilizlere asiri güvenmesinin, ingilizleri savasin baskahramani oldugunu kabul etmesinin yattigi apacik farkedilmektedir.

14 Ekim 1918 ’de Mustafa Kemal’in kendisi hariç önerdiği kişilerden oluşan bir kabine  göreve gelir. Ancak üç hafta sonra Alman yanlisi İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin yurt dışına kaçmaları üzerine M.Kemal´in önerdigi kabine istifa etmek zorunda kalır.

14 Ekim 1918 tarihli telgrafta, Ahmet İzzet’in hükümeti kurmaktan kaçınması halinde alternatif olarak Tevfik Paşa adını öneren de kendisidir.

16 Ekim 1918 4. Ordu kaldırıldı. 7. Ordu takviye edildi.
20 Ekim 1918 İngiliz, Fransız ve Amerikan Temsilcileri, Lazkiye' de geçici bir hükümet kurdu.
25 Ekim 1918 de ingiliz Maresal Allenby Halep´i ele gecirdi.

M.Kemal´in Ingiliz Ordularina verdigi destekler nedeni ile Osmanlinin arta kalan son ordularida yok edilmis, Osmanli devleti ateskesten baska care görememisti. Osmanli Devletinin Mütarekeyi imzalamasini Halep ten cektigi telgraflarla isteyen M. Kemal idi.

26 Ekim 1918 Mustafa Kemal'in Komuta ettiği 7. Ordu Birlikleri, İngilizlerin taarruzunu Halep'in kuzeyinde, durdurdu.

Kilis üzerinden Adana´ya gitti.

27 Ekim 1918 ’de Halep´in 17 km güneyine sinir cizmis olan Maresal Allenby Komutasindaki İngiliz birlikleri, M.Kemal´in Istanbul Hükumetine baski yapmasini saglamak amci ile  Halep’i işgal ederek önceki siniri Kilis´in 5 km kuzeyine kadar kaydirdi. Halbuki bu olaydan tahminen üç-dört gün önce İngilizler ateşkese hazır olduklarını bildirerek Türk hükümetinden bir temsilci göndermesini istemislerdi.

 

28 Ekim 1918 Yeniden düzenlenen, Yıldırım Ordular Grubu, Halep'in kuzeyine çekildi.
28 Ekim 1918 ’de Dışişleri Bakanı Rauf Bey gizli görüşmeler için Limni Adasının Mondros Limanı’na vardı. 2 gün süren görüşmelerde, İngiliz donanmasına ait bir gemide gerçekleşen Mondros görüşmelerinden İngiltere’nin müttefiki olan Fransa haberdar edilmemişti.

30 Ekim 1918 Yıldırım Ordular Grubu Komutanı Mareşal Liman Von Sanders'in,veda mektubu yayımlandı.

30 Ekim 1918 ’de ateşkes imzalandı. Ertesi gün İngiliz birlikleri İskenderun-Kilis hattında çarpışmalara son verdiler.

İngiliz kuvvetleri 42 gün süren bu kampanyada kuş uçuşuyla yaklaşık 550 kilometre ilerledi. Ele geçirdikleri alanda daha sonra İsrail, Ürdün, Suriye ve Lübnan devletleri kuruldu.

Mondros Mütarekesi ile belirlenen Suriye sınırı, sonradan Türkiye’ye katılan Hatay vilayeti haricinde, bugünkü Türkiye-Suriye sınırıdır. 1920′de ilan edilen Misak-ı Milli’nin savunmaya ant ettiği milli sınır, Mondros Mütarekenamesi’ne açıkça atıfta bulunularak tanımlanan bu sınırdır. Sivas Kongresi beyannamesi de, yine açıkça Mondros’u anarak, bu mütarekede belirlenen milli sınırların hiçbir şekilde pazarlık konusu edilemeyeceğini bildirir.

Istanbul Hükumetinin kabul ettigi Misak-i Milli sinirlari ise Ankara Hükumetinin kabul ettigi bu sinirlar degildi. Yani Ankara Hükumeti Türk Milletine Istanbul Hükumetinin ortaya koydugu sinirlari kabul edecegini söyleyerek  kendilerinin ortaya koyduklari misak-i milli sinirlarini Mondros Mütarekesi icerisine alarak kandirmistir.

FRANSA DEVRE DIŞI

30 Ekim 1918 ’de Ingilizlerin Osmanlilar ile anlasarak Mütareke imzaladigini fark eden Fransa hükümeti, Ingiliz Hükumetine sert bir notayla İngiltere’nin tavrını protesto ederek mütareke görüşmelerine katılmayı talep etti. Fakat Ingilizler çeşitli gerekçeler ileri sürerek bu talebi geri çevirdiler. (Yani Mondros Mütarekesi sadece  Ingiliz ve Osmanli Hükumeti arasinda parafe edildi.MiM)

Tarih, kim ne derse desin, ilginç bir konu. Doğru anlatılırsa.

ŞAŞIRTICI ATEŞKES

Savaşın Kilis sınırında sona erdirilmesinde 42 gün aralıksız savaşan İngiliz birliklerinin yorgunluğu muhakkak ki bir rol oynadığı gibi, hemen aynı günlerde Almanya’nın yenilgiyi kabul ederek teslim olması da pay sahibidir.

Ancak burada dikkat çekici olan bir başka hususa da parmak basılmalıdır. İngilizlerin ateşkesi kabul ettiği hat, tastamam Türk-Arap etnik sınırıdır. Sınırın her iki yanında küçük azınlıklar vardır, ancak hattın güneyindeki köyler yüzde 80-90 gibi bir çoğunlukla Arap, kuzeyindekiler de benzer bir çoğunlukla Türktür.

Daha dikkat çekici olan şudur. 1916 ve 1917′de Mark Sykes ve Georges Picot arasında müzakere edilen gizli anlaşmalar uyarınca İngiltere, Külek Boğazına kadar olan Kilikya’yı, yani Adana vilayeti ile Maraş sancağını işgal ettikten sonra bu yerleri Fransız yönetimine bırakmayı taahhüt etmiştir. Dolayısıyla İngilizlerin Kilis’te silah bırakması, Fransa’ya verilmiş olan sözün tutulamaması veya tutulmaması anlamına gelmektedir.

Ateşkesin imzalandığı tarihte cephede kayda değer nitelikte bir Türk askeri birliği kalmamıştır. Adana’da bulunan 2. Ordu bir kabuktan ibarettir. Dolayısıyla İngilizlerin ciddi bir direnişle karşılaşmadan Adana’yı ele geçirmesi, hatta kısa sürede Anadolu içlerine ilerlemesi pekâlâ mümkün görünmektedir.

UNUTULMUŞ BİR FELAKET

Standart Türk tarih yazımında Suriye “felaketi” hakkında neredeyse hiçbir ibareye rastlanmaz. Böyle bir olay sanki olmamıştır. Ders kitaplarında ve resmî tarihe ilişkin anlatımlarda konuya yer verilmediği gibi, döneme ait anılarda da Suriye yenilgisine pek değinilmez. Yenilginin analizi yapılmamış, “suçlular” aranmamış, sorumluluk taşıyan kişiler tevil ve inkâr yoluyla da olsa kendilerini savunmamıştır.

Bu kayıtsızlığın sadece “unutturma” çabasıyla ilgili olduğunu sanmıyorum. Dönemin günlük gazetelerini oturup okudum; Eylül ve Ekim 1918 ayları boyunca İstanbul basınında Suriye cephesine ayrılan yer çoğu zaman tek paragraflık resmî bildirilerden ibarettir. Çünkü (ittihadci olan isgal edilmis yerlerin valileri ile yine ittihadci olan M.Kemal, bu hezimetlet konusunda bilgilendirmedi Istanbul Hükumetini.MiM) Suriye olaylarıyla aynı günlerde İstanbul kamuoyu, Trakya cephesinden gelmesi beklenen çok daha büyük tehlike ile meşguldür. Savaşta Türkiye’nin müttefiki olan Bulgaristan, Eylül ayında yenilmiş ve Fransız-İngiliz seferi kuvveti tarafından işgal edilmiştir. Galip güçlerin her an İstanbul üzerine yürümesi beklenmektedir. O yönden gelecek bir saldırıya karşı İstanbul’un savunulamayacağı görüşü halka ve hükümet çevrelerine hakimdir.

Böyle bir panik ve karamsarlık ortamında Suriye’den gelen haberlerin Türk basınını hiç etkilememiş olmasını bir ölçüde anlayışla karşılamak gerekir. Daha büyük bir badireyle yüz yüze olan kamuoyu, Suriye’deki yenilginin farkına bile varmamıştır.

31 Ekim 1918'de M.Kemal Mondros Mütarekesi'nin Osmanli Devleti tarafindan imzalanmasini temin etti. Mütarekeyi imzalayan Osmanli Devleti, Mütareke neticesinde Istanbul u isgal eden düsman güclerin emri altina girmis, onlarin önlerine koyduklarini imzaliyordu.

M.Kemal´in 7.0rdu Komutanlığı da üzerinde kalmak üzere- Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'na atanması ve Katma'dan Adana'ya gelerek General Liman von Sanders'den komutanlık görevini devralması Ingilizlerin M.Kemal e verdikleri en büyük basari ödülü idi. Mütarekenin imzalanmasi 30 Ekim 1918 den 1 gün sonra Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na atadilar.

1-2 Kasim 1918 gecesi, I. Dünya Savaşı'ndan 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile Osmanli Devletinin yenik çıkmasınin müsebbibi Lider olarak bu 3 Pasa idi. Almanlarin kontrolu altindaki ittihadd-i Terakki Cemiyetinin ve bu Cemiyet  Hükumet icerisinde en önemli yerleri isgal eden üyelerinin basindaki liderler bu 3 kisi idi. Almanlarin parcala, Böl, Yönet Diktrinleri ile irkcilik unsurunu kullanarak, Araplarin Osmanliya karsi isyanlarina neden olan bu 3 Lider idi. Istanbul´da bu suclu 3 Lideri ve diger suclulari tespit ve yargilamakla görevli bir sıkıyönetim mahkemesinin kurulmasi icin harekete gecildi. Sıkıyönetim mahkemesinin kurulacagi haberini alan Cemal Paşa, Enver Paşa ve Talat Paşa  birlikte bir Alman denizaltısıyla Odessa'ya, oradan da Berlin'e kacma karari alarak, kactilar.

İstanbul'daki sıkıyönetim mahkemesince (Âliye Divan-ı Harb-i Örfi), Osmanlı'da yaşayan Arap unsurlarının isyanına sebep olmak suçundan gıyabında önce ordudan atılmasına, sonra da idamına karar verildi

2 Kasım 1918 Enver, Talat ve Cemal Paşalar, beraberindekilerle birlikte, bir Alman gemisi ile yurttan ayrıldılar.
3 Kasım 1918 İskenderun'a gelen bir İngiliz ve Fransız subayı, İskenderun'a kuvvet çıkarılacağını bildirdi. Mustafa Kemal Paşa bunu reddetti.
3 Kasım 1918 Musul, İngilizler tarafından işgal edildi.
4 Kasım 1918 Bir Fransız alayı, Uzunköprü - Sirkeci demiryolunu işgal etti.                                    
5 Kasım 1918 Kars'ta, "Kars İslam Şurası" kuruldu.
5 Kasım 1918 İttihat ve Terakki Fırkası kendi kendisini kapattı.
5 Kasım 1918 Mustafa Kemal Paşa, Mondros Ateşkes Antlaşması hakkındaki görüşlerini, bir raporla Başkomutanlığa bildirdi.
7 Kasım 1918 Yıldırım Ordular Grubu kaldırıldı. Mustafa Kemal Paşa, Harbiye nezareti emrine alındı.

7 Kasım 1918 Yıldırım Orduları Grubu ve 7.0rdu Komutanlıklarının kaldırılması ve Atatürk'ün Ordu Kumandanı sıfatiyle Harbiye Nezareti emrine verilmesi

8 Kasım 1918 Ahmet İzzet Paşa, sadrazamlıktan istifa etti.
9 Kasım 1918 Çanakkale Boğazı'nın iki yakası, İngilizlerce işgal edildi. Çanakkale'ye bir İngiliz Müfrezesi çıktı. Daha sonra 20 Kasım'da, Rumeli Yakası Fransızlara devredildi.
9 Kasım 1918 İngilizler, İskenderun ve Antakya'ya asker çıkardı.
10 Kasım 1918 Mustafa Kemal, Adana'dan trenle İstanbul'a hareket etti.
10 Kasım 1918 İstanbul'da "Garbi Trakya Cemiyeti" kuruldu.
10 Kasım 1918 M.Kemal´in Adana'dan trenle İstanbul'a hareketi

11 Kasım 1918 Ahmet İzzet Paşa'nın istifası üzerine, Tevfik Paşa yeni Osmanlı Hükümetini kurdu.
13 Kasım 1918 İtilaf Devletleri donanmaları ile Yunan savaş gemileri, İstanbul önüne demirledi.
13 Kasım 1918 Mustafa Kemal, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nın kaldırılması üzerine, İstanbul'a geldi.

13 Kasım 1918 M.Kemal´in Adana'dan İstanbul'a gelişi  

13 Kasim 1918 de M. Kemal,  Allenby´in emri üzerine Adana´dan ayrilarak istanbul´a geldi. Allenby M.Kemal´e Adana´dan istanbul´a gitmesi emrini vermeden önce  M.Kemal´i 1917 yilindan beri emri ve kontrolu altinda tutan ingiliz Maresal Allenby Suriye Ermenilerinden Salih Fansa yi istanbul´a gönderdi. 13 Kasim 1918 de M.Kemal´i istanbul da karsilayan Salih Fansa idi. Salih Fansa Haydarpasa garindan aldigi M.Kemal´i Pera Palas oteline götürerek, otelde ayirdigi 101 numarali odaya yerlestirdi. M.Kemal icin odayi reserve edende, masraflarini üzerine alanda ingiliz Maresal Allenby adina Salih Fansa idi. Salih Fansa´da Ingilter Devleti adina Ingiliz Maresal Allenby adina calisan bir ajandi.

13 Kasım 1918 ’da İstanbul’a dönen Mustafa Kemal, Ingiliz Maresal Allenby´in emri ile ayni gün padişahla görüşüp Tevfik Paşa başkanlığında bir hükümetin kurulmasını önlemeye çalışti ama bunda başarılı olamadi. Mustafa Kemal Tevfik Paşa ’nin ingilizlerle isbirligi yapmayacagini, dolayisi ile kendisine kabinede bir görev vermeyecegini biliyordu. Bu demek oluyordu ki, Ingilizler Devletin icerisine kendi ajanlari olan M.Kemal´i sokup, Devleti icten fethedemeyeceklerdi. M.Kemal´in Tevfik Paşa’ya karşı gösterdiği tepkide hem “ingiliz emperyalizmine karsi hanete uğramışlık” ve hemde kişisel bir “ihanete uğramışlık” duygusunun izleri görülür.

Bu Pera Palas ve Sisli´deki ev karargahta da Isgal güclerini, isgal ettikleri anadoluda barindirmayarak kovalayan Anadoludaki Türk Milletinin direnisine karsi M.Kemal i nasil kullanacaklari Planlarini yaptilar.

Annesinin Beşiktaş Akaretlerdeki evi ve bu evde oturacak M.Kemal´in kendisini, M.Kemal´i  vatan ve millet haini olarak taniyan Osmanli Devletine ve Türk Milletine karsi ingiliz şgal kuvvetlerin koruyamayacagindan ve M.Kemal Akaretlerdeki evde Salih Fansa tarafindan kontrol altinda tutulamayacagindan dolayi M. Kemal´in Pera Palas´ta ikamet ettirtilmesi ve göz altinda tutulmasi ingiliz işgal kuvvetleri Baskomseri tarafindan emredildi.

İstanbul’un işgal günleri; ingilizlerin disindaki bir kısım işgal kumandanı Pera Palas'ta salonunun bir köşesinde otururlar. Allenby ile Osmanli Devletine karsi her türlü ihaneti yaptigi ve hertürlü ihanete hazir oldugu bildikleri Mustafa Kemal  ile irtibata gecmeyi beklerlerdi. M. Kemal herkesle isbirligine hazirdi ve  onlarla irtibata gecmek icin can atardi.

Pera Palas´taki odada ittihadci fikir arkadaşlarıyla, salondada işgal kuvvetleri komutanlari ve gazetecileri ile buluşur ve durum değerlendirmesi yapardı onlarla. M. Kemal´in ingilizlerin emrinden cikarak itilaf güclerinden olan baskalarinin emri altina girmesi ihtimalinin ortaya cikmasi, Salih Fansa´yi, Allenby´i ve Ingiliz Baskomserini endiseye gark etmisti.

General Allenby´in tavsiyesi ile itilaf güclerinin gecici baskomutani ingiliz General Harrington ile burada gizli görüsmelerini yapardi. isgal ordularinin subaylari devamli Pera Palas´ta M.Kemal´i kendileri icin calismasi(Türk Milleti ve Vatanina ihanet isbirligi)  icin  ugrasiyorlardi.

M. Kemal 15 gün kadar Pera Palas´ta ikamet ettirtildikten sonra görüldü ki, M.Kemal diger Fransiz, Italyan, Yunan itilaf gücleri subaylariylada görüsüyor ve ingilizlere karsi dahi ihanete meyillidir,  Ingiliz itilaf gücleri Baskomseri General Harrington M.Kemal´in aniden buradan alinarak daha iyi kontrollari altinda tutabilecekleri Ermeni Salih Fansa´nin istanbul´daki evine, kisa bir süreliginede olsa,  tasinmasina karar verdi.

M.Kemal apar topar Pera Palas´tan alinarak Salih Fansa´nin istanbul´daki evine tasindi. M.Kemal, Salih Fansa'nın evinde kisa bir süre misafir edilirken, alkol taskinliklari nedeniyle Salih Fansa´nin esinin sikayeti üzerine, Ingiliz itilaf Gücleri Baskomseri General Harrington´un emri ile Salih Fansa´nin evinden alinip baska bir eve tasinmasina karar verildi.

M. Kemal´in Salih Fansa´nin evinden cikartilmasi zarureti ortaya cikinca aceleyle Aralık 1918 ayı başlarında M. Kemal´e baska bir ev arama zarureti hasil oldu. itilaf gücleri komseri Harrington´un emri ile Kira Mukavelesi Salih Fansa ile yapilmak kaydi ile Ermeni Madam Kasabyan´dan Şişli'deki 3 Katli ev kiralandi.

Salih Fansa tarafindan kiralanan Sisli´deki ev kullanimi icin Mustafa Kemal´e tahsis edildi. Salih Fansa tarafindan Salih Fansa´nin evinden alinan M.Kemal, Sisli deki eve yerleştirilmiştir.

ingiliz işgal kuvvetlerinin istedigi Manda altindaki Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun tohumları bu odada atıldı.

Şişli'deki Madam Kasabyan'ın üç katlı evine taşınıncaya kadar İstanbul'da bulunduğu günlerde önce Pera Palas otelinde, ardindan Salih Fansa´nin evinde kalmıştır.O günlerde annesi Zübeyde Hanımla kız kardeşi Makbule, Beşiktaş'ta Akaretler mahallesindeki bir evde oturuyorlardı. Atatürk, Şişli ye taşınınca annesi ve kız kardeşini de yanına almış, evin üçüncü katını onlara ayırmıştı. Kendisi orta katta oturuyor, bu katın arka bahçeye bakan odasını da yatak odası olarak kullanıyordu. Büyük salonu, toplantı odası olarak ayırmıştı. Alt katta ise yaveri bulunuyordu. M.Kemal, İstanbul'un düşman işgali altında bulunduğu bu karanlık günlerde, evinde vatan haini ingiliz yanlisi ittihadd-i terakki cemiyeti üyesi arkadaşlarıyla birlikte sık sık gizli toplantılar yapmışti.

çeşitli temaslarda bulunmuş ve  Allenby’nin bu görev için bir isim önerip önermediği konusunda kaynaklar çelişkilidir.

15 Kasım 1918 Mustafa Kemal Paşa, Vahideddin ile görüştü.
21 Kasım 1918 Mustafa Kemal, Fethi Bey (Okyar) ile birlikte, Minber gazetesini çıkardı.
29 Kasım 1918 Milli Kongre, İstanbul'da toplandı.
30 Kasım 1918 1. Kars Milli İslam Şurası toplandı.
1 Aralık 1918 Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi kuruldu.
3 Aralık 1918 Urfa' da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.
4 Aralık 1918 Vilâyet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti, İstanbul'da kuruldu.
6 Aralık 1918 İngilizler, Kilis'i işgal etti.
7 Aralık 1918 Fransızlar, Antakya'yı işgal etti.        

10 Aralık 1918 Trabzon'da Milli Mücadeleyi destekleyen İstikbal Gazetesi yayın hayatına başladı.
11 Aralık 1918 Bir Fransız - Ermeni taburu Dörtyol'u işgal etti.
17 Aralık 1918 Tarsus, Ceyhan ve Adana, Fransızlar tarafından işgal edildi.
19 Aralık 1918 Bahçe, İslahiye, Hassa, Mamure ve Osmaniye, Fransızlar tarafından işgal edildi.
19 Aralık 1918 İşgalcilere karşı ilk direniş, Hatay Dörtyol'da başladı.
21 Aralık 1918 İstanbul'da, "Kilikyalılar Cemiyeti" kuruldu.
21 Aralık 1918 Meclis-i Mebusan padişah tarafından feshedildi.
24 Aralık 1918 İngilizler Batum' u işgal etti.
24 Aralık 1918 İlk Yunan savaş gemisi, İzmir açıklarında görüldü.
26 Aralık 1918 2. Ordu birlikleri, Pozantı'ya değin Adana'yı boşalttı.
27 Aralık 1918 Pozantı işgal edildi.
2 Ocak 1919 Lord Curzon' un, "Doğu Trakya'daki Türkler ile Batı Anadolu'daki Rumlar mübadele edilmelidir" yolundaki muhtırası açıklandı.
7 Ocak 1919 İngilizler, Kars, Ardahan ve Batum'un boşaltılmasını istedi.
10 Ocak 1919 Türk birlikleri, Medine'yi teslim etti.
12 Ocak 1919 İngilizler, Kars'a girerek bazı mevkilere yerleşti.
13 Ocak 1919 İstanbul'da ikinci Tevfik (Okday) Paşa Hükümeti kuruldu.
14 Ocak 1919 Hadımköy - Kuleliburgaz demiryolu istasyonları, Yunanlılarca işgal edildi. (Daha sonra Şark Demiryolları Müdürlüğü Fransızlarca işgal edildi).
15 Ocak 1919 İngilizler, Haydarpaşa Garı'nı işgal etti.
17 Ocak 1919 Kars'ta 2. İslam Şurası toplandı.
18 Ocak 1919 Paris Barış Konferansı toplandı.
22 Ocak 1919 Türk Kuvvetleri, Batum'u boşalttı. 

22 Ocak 1919 Bir İngiliz birliği, Konya'ya girdi.
22 Ocak 1919 Hürriyet ve İtilaf Fırkası, yeniden çalışmaya başladı.
26 Ocak 1919 Nurettin Paşa, İzmir Valisi olarak göreve başladı.
30 Ocak 1919 İttihat ve Terakki Fırkası'nın 27 üyesi, Divan-ı Harbe verildi.
2 Şubat 1919 Venizelos, Paris Barış Konferansı'nda Ege Adalarının, Trakya'nın ve Batı Anadolu'nun Yunanistan'a bırakılmasını istedi. 

5 Şubat 1919 Meşrutiyetin ilanı üzerine, 24.7.1908'de kaldırılmış olan sansür, yeniden İstanbul'da yürürlüğe kondu. (Kaldırılışı : 4 Ekim 1922)
7 Şubat 1919 İngiliz Mareşali Allenby, İstanbul'a geldi.                                                            

7 Şubat 1919'da M. Kemal yönetimindeki Filistin–Suriye Cephesini, M.Kemal´i satin alarak "yıldırım" hızıyla çökerten İngiliz general Allenby, mütarekeden üç ay kadar sonra İstanbul’a geldi.

Kudüs dahil Filistin topraklarını işgal eden General Allenby, 11 Aralık (1918) günü Şam'a gelip "Kudüs Fatihi" Selahaddin–i Eyyübî'nin türbesine gidiyor ve ayağıyla mezarına basarak şunları söylüyor: "Kalk Selahaddin. Bak, biz yine geldik!"
İşte, bu mağrur kumandan, aynı edâ ile İstanbul'a gelip bu kez Sultan Fatih'e nispet yaparcasına, at üzerinde şehri turlayarak, işgal rüzgârıyla "Hey Fatih! Bak, biz yine geldik" havasını estiriyor.
Sultan Fatih'e, Sultan Selahaddin'e bu derece kin kusan, Filistin topraklarını Yahudilere peşkeş eden bu gaddar generalin, bir Osmanlı paşasına duyduğu yakın ilgi ve itimadın sırrı, Pera Palas ta onlara sundugu Türk Milletine ve Vatanina karsi ihanet karsiliginda onlardan bir görev kopartmakta yatmaktadir.

7 Şubat 1919'da ingiliz Maresal  Allenby  "İşgal Orduları Kumandanı" sıfatıyla İstanbul'a gelir gelmez, ayağının tozuyla Osmanlı Hükûmetine nota verdi, ardı ardına muhtıralar verdi: "Şunu şöyle yapın; bunu böyle yapmayın!" diyerekten...
Bu işgalcinin İstanbul'daki marifetleri bununla da sınırlı değildi.
Ne acayiptir ki, General Allenby'in SadrâzamTevfik Paşaya yaptığı telkinlerden birinin M. Kemal Paşa ile ilgili olduğuna dair kuvvetli rivâyetler var.
Bir tanesi Halide Edib'e (Adıvar) de dayandırılan bu rivâyetlere göre, Tevfik Paşa ile görüşen Allenby, Mondros Mütarekesi şartlarının yerine getirilmesi için, Anadolu’da isgal güclerine karsi baş gösteren asayişsizliği kontrol altına almak üzere olağanüstü yetkilerle donatılmış bir genel müfettişlik makamı oluşturulmasını emretmiştir.M. Kemal Paşanın bu müfettislik makaminin basina getirilip özel yetkilerle donatıldiktan sonra "asayiş ve düzeni sağlamak" üzere Anadolu'ya gönderilmesini emretmistir. Allenby’nin tarif ettiği makam Damat Ferit Paşa hükümeti tarafından Mayıs 1919′da oluşturularak, bu göreve Mustafa Kemal Paşa atanmistir.

Daha çok yabancı kaynakların bildirdiğine göre (İngiliz savaş belgeleri), M. Kemal ile Allenby, 1917 yılında Gazze- Filistin–Suriye Cephesinde görüşüp tanışmışlar. Aralarında çatışıyormuş gibi görünmüslersede, atilan her adimi beraberce atmislardir. Allenby'in M. Kemal'i takdir ettiği ve ona güvendiği için, onun Anadolu'ya özel yetkiyle gönderilmesini istiyor.
Zaten, netice de öyle oluyor. Zira, İngilizlerin onay vermeyeceği M.Kemal baskanligindaki kalabalık bir subay heyetinin Bandırma Vapuruyla işgal altındaki İstanbul Boğazı'ndan geçerek Samsun´a dogru yol almasi imkân ve ihtimâl dışıdır.
Fatih'ten intikam  alıyor

8 Şubat 1919 23.11.1918'de, İstanbul'a vapurla gelmiş olan, Doğu Orduları Başkomutanı General Franchet D'Esperey, görkemli bir törenle İstanbul'a girdi.
9 Şubat 1919 Mareşal Allenby, İstanbul Hükümeti'ne muhtıra verdi.
12 Şubat 1919 Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti, kuruldu.
14 Şubat 1919 Nurettin Paşa, 17. Kolordu Komutanlığına atandı.
19 Şubat 1919 İstanbul'da "Teali-i İslam Cemiyeti" kuruldu.
19 Şubat 1919 Karadeniz Türkleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, kuruldu.
22 Şubat 1919 Maraş, İngilizler tarafından işgal edildi.

1 Mart 1919 Paris Konferansı'nda, İngiliz ve Fransız delegeleri, Anadolu'da Yunanlılara arazi verilmesini önerdi.
4 Mart 1919 Bir gün önce istifa eden Tevfik (OKDAY) Paşa Hükümeti yerine, Damat Ferid Paşa'nın Hükümeti geldi.
6 Mart 1919 İstanbul Rumları, bazı taşkınlıklar yaparak saldırılar gerçekleştirdi.
7 Mart 1919 Fransızlar, Kozan'ı işgal etti.
8 Mart 1919 Zonguldak ve Ereğli, Fransızlar tarafından işgal edildi. Kurtuluşu:20-21.6.1921
13 Mart 1919 Kazım KARABEKİR Paşa, Erzurum'da 15. Kolordu komutanlığına atandı.            
14 Mart 1919 Yunanlıların çıkarma planını, İngiltere Başkanı Lloyd George, Fransa Başkanı Clemenceau, İtalya Başkanı Orlando, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson, Paris'te kabul ettiler.
15 Mart 1919 İstanbul'da, Arnavut Teavün Cemiyeti kuruldu.
19 Mart 1919 İzmirli bir heyet, padişahla görüştü.
19 Mart 1919 İzmir Müdafa-i Hukuk kongresi toplandı.
19 Mart 1919 Mustafa Kemal Erzurum'a, örgütlenmeyi anlatan bir mektup gönderdi.
24 Mart 1919 İngilizler, Urfa' yı işgal etti.
28 Mart 1919 İtalyanlar, Antalya'yı işgal etti.
30 Mart 1919 İngilizler, Merzifon'u işgal etti.

30 Mart 1919 Damat Ferid Paşa, İngiltere'nin himayesini sağlamak üzere, Amiral Calthorphe'a bir proje verdi.
10 Nisan 1919 Boğazlıyan Kaymakamı, İstanbul'da idam edildi.
13 Nisan 1919 Kars, İngilizler tarafından işgal edildi.
16 Nisan 1919 Fransızlar, Afyonkarahisar' ı işgal etti.
20 Nisan 1919 Gürcü Birlikleri, Ardahan'a girdi.
24 Nisan 1919 İtalyan askerleri, Konya'ya girdi.
30 Nisan 1919 Mustafa Kemal, 9. Ordu Müfettişi oldu.

30 Nisan 1919 M.Kemal´in 9.0rdu Kıtaatı Müfettişliği'ne atanması
5 Mayıs 1919 Mustafa Kemal'in Samsun'a atanma emri, Takvimi Vaka-yi' de yayınlandı. 
5-6 Mayıs 1919 İngiltere Başkanı Lloyd George, Paris'te Barış Konferansı'nda Yunanlıların İzmir'e çıkarma yapmasını istedi
10 Mayıs 1919 İzmir'in işgali, Paris'te İtilaf Devletlerince kararlaştırıldı.
11 Mayıs 1919 Ali Batı ayaklanması başladı.
14 Mayıs 1919 Amiral Calthorphe, İzmir'in işgali için nota verdi.                                                   
14 Mayıs 1919 Genelkurmay başkanlığına Cevat Paşa atandı.
14 Mayıs 1919 Foça, Karaburun, Urla, Yenikale istihkamları İngiliz, Fransız ve Yunanlılarca işgal edildi.
14-15 Mayıs 1919 İzmir yurtseverleri, gece Yahudi Maşatlığı (şimdi park)'ında toplanarak "Redd-İ İlhak" ilkesini kabul ettiler. Kurulan Redd-i İlhak Heyet-i Milliyesi" halka bir bildiri yayınladı.
15 Mayıs 1919 İzmir, İtilaf Devletlerinin desteği ile, Yunanlılar tarafından işgal edildi ve ilk silahlı direniş başladı.
15 Mayıs 1919 İzmir'in işgalinden 4 saat 10 dakika sonra, Denizli Müftüsü Ahmed Hulusi Efendinin başkanlığında, "Denizli Heyeti Milliyesi" kuruldu.
15-16 Mayıs 1919 Damat Ferid Paşa Hükümeti, yeniden kuruldu.
16 Mayıs 1919 Balıkesirliler, işgali protesto ve silahlı mücadele kararı aldı.
16 Mayıs 1919 Yunanlılar, Urla ve Seferihisar'ı işgal etti.
16 Mayıs 1919 Mustafa Kemal, 9 uncu Ordu Müfettişi olarak Samsun'a gitmek üzere, Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan ayrıldı.

16 Mayıs 1919 tarihinde istanbul´dan Samsun'a hareketine kadar Şişli´deki evde oturmuştur. Annesi ve kizkardesi 1924 yilinda sisli deki evden Ankara, cankayaya tasinmislardir. Şişli'deki ev , Erzurum eski Milletvekili Tahsin Uzel'e geçmiş, daha sonra, 1942 yılında İstanbul Belediyesi İnkılap Müzesi kurmak üzere Tahsin Uzel'den satın almıştı. Şişli'de Halaskar Gazi caddesi üzerinde 1908 yıllarında yaptırılan ve Atatürk Evi olarak tanınan Evi, İstanbul Belediyesi onarmış, 1943 yılında da (İnkılap Müzesi ) olarak ziyarete açmıştır.

17 Mayıs 1919 Refet Bey (Bele), Sivas'ta 3. Kolordu komutanlığına atandı.
18 Mayıs 1919 İstanbul Dar-ül Fünunu, (Üniversite) işgali protesto için ilk toplantıyı düzenledi.
18 Mayıs 1919 Balıkesirliler, Alacamescid toplantısını düzenledi. Kuvayı Milliye hareketi ve kongre toplanması kararı alındı.
19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal, Samsun'a çıktı ve Kurtuluş Savaşı başladı.
19 Mayıs 1919 Damat Ferid Paşa, ikinci hükümetini kurdu.
20 Mayıs 1919 İngiliz Muhipleri Cemiyeti kuruldu.
20 Mayıs 1919 Albay Bekir Sami, 17. Kolordu komutanlığına atandı.                                            
20 Mayıs 1919 Seydiköy Yunanlılarca işgal edildi.
21 Mayıs 1919 Mustafa Kemal, Erzurum'da 15. Kolordu Komutanı Kazım KARABEKİR Paşa'ya şifre ile düşüncelerini bildirdi.
21 Mayıs 1919 16 Nisan'da, Fransızlar tarafından işgal edilen Afyonkarahisar, İtalyanların eline geçti.

22 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşa, Sadaret'e raporunda "Millet tek vücut olup hâkimiyet esasını ve Türklük duygusunu hedef kabul etmiştir." dedi.
22 Mayıs 1919 Kadıköy Mitingi düzenlendi ve Halide Edip, konuşma yaptı.
23 Mayıs 1919 Sultanahmet Meydanı'nda ve Sivas'ta mitingler düzenlendi.
23 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşa'nın bir telgraf çekerek, 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa (CEBESOY) ile ilk kez temas kurdu.
23 Mayıs 1919 Sait Molla, "İngiliz Muhipleri Cemiyeti"nin kurulduğunu belediye başkanlarına bildirdi.
25 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşa, Havza'ya geldi.
26 Mayıs 1919 Yunanlılar, Manisa'yı işgal etti.
26 Mayıs 1919 İstanbul'da Şuray-ı Saltanat, İngiliz mandasını kabule karar verdi.
27 Mayıs 1919 Yunanlılar, Aydın'ı işgal etti.
28 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Havza'dan, sivil ve asker yüksek memur ve komutanlıklara, işgaller üzerine mitingler düzenlenmesini bildirdi.

28 Mayıs 1919 Ödemiş dolaylarında Yunanlılarla çatışmalar başladı.
29 Mayıs 1919 Ayvalık'ta, Ali Bey (ÇETİNKAYA) komutasında, Yunanlılara karşı direniş başladı.
2 Haziran 1919 Kazım ÖZALP, 61. Tümen'de göreve başladı.
3 Haziran 1919 Mustafa Kemal Paşa'nın mitinglerle ilgili Harbiye Nezareti'ne cevabında : "Milletin heyecanını ve tezâhürât-ı milliyeyi (millî gösterileri) men ve tevkif için (durdurmak için) hiç kimsede kudret ve takat göremem".dedi
4 Haziran 1919 Nazilli, Yunanlılar tarafından işgal edildi.                                                               
6 Haziran 1919 Müttefik komutanlardan General Milne, Mustafa Kemal Paşa hakkında İstanbul Hükümeti'ne ültimatom verdi.
6 Haziran 1919 Damat Ferid ve yanındakiler, Paris Konferansı'na katılmak üzere yola çıktı.
8 Haziran 1919 Harbiye Nazırı, Mustafa Kemal Paşa'yı İstanbul'a geri çağırdı.
8 Haziran 1919 Rauf Orbay, Ankara'ya geldi.
9 Haziran 1919 Aydın Cephesinde, Kuvayı Milliye birliği kuruldu.

10 Haziran 1919 Mustafa Kemal Paşa'nın tamimi: "İstiklâl-i millîmiz (millî bağımsızlığımız) uğrunda bütün mevcudiyetimle... milletle beraber nihayetine kadar çalışacağıma mukaddesatım namına söz veririm".
11 Haziran 1919 Damat Ferid Paşa, Paris Barış Konferansına katılmak üzere, İstanbul'dan Paris'e gitti.
12 Haziran 1919 Mustafa Kemal, Havza'dan ayrıldı.
12 Haziran 1919 Alaşehir'de oluşturulan gönüllü müfreze ile Yunan kuvvetleri çarpıştı.
13 Haziran 1919 Mustafa Kemal, Amasya'da bir heyeti kabul etti.
16 Haziran 1919 Yörük Ali Efe bir Yunan, müfrezesini imha etti.
17 Haziran 1919 Erzurum İl Kongresi toplandı.
17 Haziran 1919 İstanbul'da İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, Mustafa Kemal'in geri çağırılması için Harbiye Nezaretine yazı yazdı.
18 Haziran 1919 Ali Batı ayaklanması bastırıldı.                                                                            
18 Haziran 1919 Mustafa Kemal Paşa, Anadolu ve Rumeli milli teşkilatının birleştirilmesi hakkında, bir genelge yayınladı.
18 Haziran 1919 Mustafa Kemal, Trakya'da bulunan kolordu komutanı Cafer Tayyar'a (EĞİLMEZ) şifre ile düşüncelerini bildirdi.
19 Haziran 1919 Ali Fuat Paşa ve Rauf Bey, Mustafa Kemal Paşa ile buluşmak üzere Amasya'ya geldi.
21 Haziran 1919 Mustafa Kemal, İstanbul'da bulunan tanınmış kişilere (Abdurrahman Şeref, Reşit Akif Paşa, Seyit, Halide Edip ADIVAR, Kara Vasıf, Nafia Nazırı Ferit Paşa, Sulh ve Selamet Fırkası Başkanı Ferit Paşa, Cami BAYKUT, Ahmet RIZA ) gönderdiği mektupta "Artık İstanbul Anadolu'ya hakim değil, tabi olmak mecburiyetindedir" dedi.
21 Haziran 1919 Amasya Tamimi hazırlandı.

21 Haziran 1919 M.Kemal´in İstanbul'da bulunan bazı ingiliz yanlisi ittihadd-i terakkici tanınmış kimselere Amasya'dan mektup göndererek Millî Mücadele'ye davet etmesi:"Artık İstanbul Anadolu'ya hâkim değil, tâbi olmak mecburiyetindedir." "Size teveccüh eden fedakârlık pek büyüktür" "Millî gaye elde edilinceye kadar âcizleri Anadolu'dan ve milletin sinesinden ayrılmayacağım ve bu noktada nihayete kadar bir millet ferdi gibi çalışacağımı millete karşı mukaddesatım namına söz verdim ve hiç bir kuvvet bu millî karara mâni olamayacaktır."

 

 

22 Haziran 1919 Mustafa Kemal, Amasya Genelgesiyle, milli kuvvetleri bir gaye ve bir teşkilat çevresinde toplamak amacıyla, Sivas'ta bir kongre toplanması gerektiğini duyurdu.

22 Haziran 1919 Erzurum İl Kongresi kapandı.
23 Haziran 1919 Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti tarafından görevinden alındı.
25 Haziran 1919 Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe kuvvetleri, Yunanlılarla çarpışmaya başladı.
25 Haziran 1919 Mustafa Kemal Paşa, Amasya'dan Sivas'a hareket etti.
26 Haziran 1919 1. Dünya Savaşı sonunda, İtilaf Devletleri ile Almanya arasında Versay Barış Anlaşması imzalandı.
27 Haziran 1919 Mustafa Kemal, Sivas'a geldi.
28 Haziran 1919 Mustafa Kemal, Sivas'tan Erzurum'a doğru yola çıktı.
28 Haziran 1919 1. Balıkesir Kongresi toplandı.
3 Temmuz 1919 Mustafa Kemal, Şark İlleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kongresine katılmak üzere, Erzurum'a geldi.
8 Temmuz 1919 Mustafa Kemal resmi görevinden ve askerlikten çekildi.
9 Temmuz 1919 Mustafa Kemal Paşa'nın görevine son verildiği hakkında, Harbiye Nazırı genelge yayınladı.
10 Temmuz 1919 Trakya - Paşaeli Kongresi başladı.
11 Temmuz 1919 Demirci Mehmet Efe, Kuvay-i Milliye saflarına katıldı.                                       
13 Temmuz 1919 Refet Bele Bey, İstanbul hükümeti tarafından görevinden (3. Kolordu Komutanlığı'ndan) alındı.
18 Temmuz 1919 Müttefik Yüksek Konseyi, işgal bölgeleri hakkında anlaşamayan İtalya ve Yunanistan arasında bölüştürme yaptı ve Aydın'ın İtalyanlara verilmesi kararlaştırıldı.
20 Temmuz 1919 Kazım Karabekir Paşa, 3. Ordu (eski adı 9. Ordu) Müfettişliği'ne Vekil olarak atandı.
20 Temmuz 1919 Mustafa Kemal, Mazhar Müfit'e (Kansu) ileride Cumhuriyet'in kurulacağını söyledi.
21 Temmuz 1919 Damat Ferid Paşa, 3. kez hükümeti kurdu.
23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi toplandı ve Mustafa Kemal, Erzurum Kongresi'ne Başkan seçildi.
23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi çalışmalarına başladı.
26 Temmuz 1919 2. Balıkesir Kongresi toplandı.

4 Ağustos 1919 3. Kafkas Tümeni Komutanı Yarbay Halit (General Karsıalan), Mustafa Kemal Paşa'ya bağlılık telgrafı çekti.
4 Ağustos 1919 İsmet Bey Askeri Şûra üyeliğine getirildi.
6 Ağustos 1919 1. Nazilli Kongresi toplandı.
7 Ağustos 1919 Erzurum Kongresi sona erdi.
7 Ağustos 1919 Mustafa Kemal Paşa,Yarbay Halit'in telgrafına karşılık verdi.
9 Ağustos 1919 1. Nazilli Kongresi çalışmalarını tamamladı.
9 Ağustos 1919 Mustafa Kemal, askerlikten çıkarıldı.
10 Ağustos 1919 Halide Edip ADIVAR, Mustafa Kemal'e bir mektup göndererek, Amerika'ya başvurmayı önerdi.
14 Ağustos 1919 Heyet-i Temsiliye' nin ilk toplantısı gerçekleştirildi.
16 Ağustos 1919 Alaşehir Kongresi açıldı.
24 Ağustos 1919 Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.                                              
25 Ağustos 1919 Alaşehir Kongresi, çalışmalarını tamamladı.
27 Ağustos 1919 Mustafa Kemal'e "Erzurum hemşehriliği" payesi verildi.
29 Ağustos 1919 Mustafa Kemal, Erzurum'dan ayrıldı.
2 Eylül 1919 Mustafa Kemal, Sivas'a geldi.
3 Eylül 1919 İstanbul Hükümeti, Sivas Kongresi'ni önlemeye çalıştı.
4 Eylül 1919 Sivas Kongresi toplandı ve Mustafa Kemal, Sivas Kongresi'ne Başkan seçildi.
7 Eylül 1919 Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.
8 Eylül 1919 Manda önerileri Kongre'de kabul edilmedi.
9 Eylül 1919 Sivas Kongresi'nin karar - tatbik yetkileri verdiği Heyet-i Temsiliye, Ali Fuat Paşa'yı Anadolu Umum Kuvay-ı Milliye Kumandanlığına tayin etti.
10 Eylül 1919 İtilaf Devletleri ile Avusturya arasında, Sen Jermen (Saint German) barış anlaşması imzalandı.
11 Eylül 1919 Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi Başkanlığına seçildi.
11 Eylül 1919 Sivas Kongresi sona erdi. 12 Eylül 1919 Padişah Mehmet Vahdettin, İngiltere ile manda anlaşmasını tasdik etti.
13 Eylül 1919 Mustafa Kemal Paşa'nın, mebus seçimi hazırlıkları hakkındaki genelgesi yayınlandı.
14 Eylül 1919 Sivas'ta "İrade-i Milliye" gazetesi yayımlandı.
16 Eylül 1919 3. Balıkesir Kongresi toplandı.
19 Eylül 1919 2. Nazilli Kongresi toplandı.
20 Eylül 1919 Vahdettin, İstanbul Hükümeti'ne yardımcı olunmasına ilişkin bir beyanname yayınladı.
22 Eylül 1919 Mustafa Kemal, General Harbourd ile görüştü.
27 Eylül 1919 3. Bozkır Ayaklanması çıktı.
27-28 Eylül 1919 Konya Valisi Cemal, İstanbul'a kaçtı.                                                                
30 Eylül 1919 Damat Ferid Paşa, sadrazamlıktan istifa etti.
2 Ekim 1919 Ali Rıza Paşa Hükümeti kuruldu.
2 Ekim 1919 Mustafa Kemal, İstanbul Belediyesine mektup yazarak, İstanbul ahalisini Anadolu'daki mücadeleye çağıran beyannamesini yayınladı.
3 Ekim 1919 Mustafa Kemal, yeni sadrazama çektiği telgrafta, hükümet, Erzurum ve Sivas kongreleri amaçlarına uyduğu takdirde, ulusal örgütlerin hükümete yardımcı olacağını belirtti.
4 Ekim 1919 1. Bozkır Ayaklanması bastırıldı. Aynı tarihte Mustafa Kemal, çektiği bir telgrafla, Yahya Kaptan adlı milis komutandan İzmit yöresinde güçlü bir örgüt kurmasını istedi.
7 Ekim 1919 Trakya Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi, Anadolu ve Rumeli Mudafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne katıldı.
7 Ekim 1919 Yunanlıların yaptıkları zulümleri incelemek üzere kurulmuş olan, Uluslararası İnceleme Komisyonu, hazırladığı raporu Paris'te Barış Konferansı'na verdi.
13 Ekim 1919 "Tasviri Efkar" gazetesi başyazarı Velit'in (Ebüzziya) Mustafa Kemal'e sorduğu sorulara Mustafa Kemal yanıt verdi.
15 Ekim 1919 Bahriye Nazırı Salih Paşa, Amasya'ya hareket etti.
16 Ekim 1919 1. Edirne Konferansı başladı.
16 Ekim 1919 Mustafa Kemal ve arkadaşları Sivas'tan, Amasya'ya doğru yola çıktılar.
17 Ekim 1919 Batı Trakya'daki İskeçe kasabası, Yunanlılar tarafından işgal edildi.
18 Ekim 1919 Mustafa Kemal ve arkadaşları Amasya'ya geldiler.
20 Ekim 1919 2. Bozkır Ayaklanması çıktı.
20-22 Ekim 1919 Mustafa Kemal, İstanbul'dan gelen Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Amasya'da görüştü. Amasya Protokolü imzalandı.
23 Ekim 1919 Pontus Hareketi (ve Doğu Trakya) için, İstanbul Rumlarca merkez kabul edildi.     

25 Ekim 1919 1. Anzavur isyanı başladı.
26 Ekim 1919 Bayburt'un Hart bucağında, Şeyh Eşref ayaklanması başladı.
27 Ekim 1919 Mustafa Kemal, Tokat'a gitti.
28 Ekim 1919 Mustafa Kemal Tokat'tan Sivas'a doğru yola çıktı.
28 Ekim 1919 Heyet-i Temsiliye, Ali Rıza Paşa kabinesini destekleme kararı aldı.
29 Ekim 1919 Fransızlar, Güneydoğuda İngiliz işgal kuvvetlerinin yerini aldı ve Fransızlar Antep' e girdi.
31 Ekim 1919 Maraş'ta, Sütçü İmam Olayı gerçekleşti.
3 Kasım 1919 "Karakol Cemiyeti" adlı direniş örgütü kuruldu.
3 Kasım 1919 General Milne, İzmir Cephesindeki Milli kuvvetlerin, 3 km. geri alınması gerektiğini, Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya bildirdi.
4 Kasım 1919 3. Bozkır Ayaklanması bastırıldı.
5 Kasım 1919 Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti kuruldu.   

 

 

Hain ittihadcilarin Devletin icerisine sokulmalari

M.kemal´in Devlet icerisine Sabiha Sultan üzerinden sokulma hamlesi

ittihadd-i Terakkicilerden hatta onlari yöneten Ermenilerin basinda gelen Salih Fansa, ermeni ve yahudilerden baska arkadasi olmayan Mustafa Kemal’in yakın arkadaşlarındandı. M.Kemal, Salih Fansa ve eşinin Beyoğlu’ndaki konağında sıkça misafir oluyordu.Vahdettin’in yeğenlerinden Muhibe Hanımla Salih Fansa´nin esi Selma Fansa tanisiyorlardi. Salih Fansa esi Selma hanimi, Selma Hanimda Vahdeddin´in yageni Muhibe hanimi devreye sokarak, Padişah Vahdeddin´inn 1894 yılında Ortaköy Sarayı’nda doğan kızı Sabiha Sultan ı Mustafa Kemal Paşa’ya ayarlamak istediler. Sabiha Sultan´i M.Kemal´in Sisli´de oturdugu eve gizlice gelmesi icin gizlice davet ettiler. Sabiha Sultan bu Gizli Davete icabet etmeyince M.Kemal´in dogrudan sabiha Sultan ile görüsmek icin ona gitmesini istedilersede, 1917 yili Aralik ayinda Berlin´de Belsoguklugu hastaligini kapmasi nedeniyle erkekligini kaybeden M.Kemal kadinlara hicbir ilgi ve istek duymadigindan dolayi Salih Fansa ve esi Selma Hanim in itelemelerini ve zorlamalarini kabul etmedi.

Sabiha Sultan sonraki senelerde bir sohbette “Mustafa Kemal’le biraraya getirilme ve evlendirilme” konusunu doğrular: “Kendilerini bir defa görmüştüm. Ama evlenemezdim, çünkü Faruk’u seviyordum”

M.kemal´in Devlet icerisine X Sultan üzerinden sokulma hamlesi

M. Kemal´in erkekligini hastalik nedeniyle kaybettiginden bihaber olan Salih Fansa ve esinin, M.Kemal´i evlendirerek saraya sokmak icin cok ugrastiklarini diger belgelerde göstermektedir.

Enver Pasa´nin Devlet icerisine X Sultan üzerinden sokulma hamlesi

M. Kemal´i saraydan bir Sultanla evlendirerek saraya sokma isini daha önce  Almanlar, Yahudi ve Ermenilerle isbirligi yaparak, ittihadci Enver Pasayi daha önce saraya sokarak basarmis ve Enver Pasayi evlilik üzerinden Harbiye Nazırlıgina getirmislerdi.  Enver Paşa  Vahdettin’in kardeşlerinden Süleyman Efendi’nin kızı Naciye Sultan’la evlenmiş ve böylelikle sarayda damat olmuştu. O dönem yahudi ve ermenilerin destekledikleri ittihadci askerlerin Osmanlı Hanedanı’na katılmaları bir gelenek halini almıştı.

Vatan ve Millet Hainleri sayesinde, Osmanli Devletini yikamayan dis düsmanlar Osmanli Devletini "parcala, böl ve yönet doktrini" geregi Balkanlarda ve Kuzey Afrikada cikarttiklari Osmanli Devletine karsi isyanlarla parcalamislar ama  yönetememisler, 1.Dünya savasina Enver pasa araciligi ile sokmus yenememisler ve yönetememisler, Osmanli Ordularini Ingiliz Maresal Allanby´e M.Kemal Tarafindan süngülettirtip yok etmisler ama yönetememisler. Osmanli Ordularindan geri kalan 180 000 kisilik son ordusununda Enver Pasa nin ihaneti ile, karsisina cikarabilecek düsman bulamamis Sarikamis´ta kara teslim ederek dondurarak öldürmüsler ama yönetememisler. Osmanli Devletinin ordularini M.Kemal ve Enver pasa araciligi ile yokettirttikten sonra, Osmanli adina mütareke imzalayarak, Osmanli topraklarina dis düsmanlari sokarak isgal ettirmisler ama yönetememisler.

En sonunda Papa nin dedigi "osmanliyi yikabilmek ve yönetebilmek icin Osmanlinin imanini yok edeceksiniz" sözünü M.Kemal´i Samsun´a göndereerek baslatmis ve hedeflerine varabilmis ve 31.Ekim 1918 den beri bu Vatani ve Milleti Mandalari altina alarak yönetmislerdir.

*****

Mc Donald´s - Salih fansa ve M.Kemal Atatürk

McDonald's Türkiye Genel Müdürü Sadi Fansa, ismini duyanlardan sadece tarih bilinci olanlarin "Fansa" soyadı dikkatlerini çekmektedir.

Sadi Fansa'nın dedesi Salih Fansa, Mustafa Kemal Atatürk'ün Ermeni, hristiyan arkadaşlarından olup, M.Kemal´in 1917 de Halep´te hastalanarak kaldigi evin sahibidir.

Mustafa Kemal İstanbul'da bir dönem Sisli´deki eve gecinceye kadar kisa süre  Salih Fansa'nın istanbul´daki evinde kaldı. Yani M.Kemal´i Halep´teki evindede, Istanbul´daki evindede misafir eden Suriye Ermenisi Salih Fansa dir .

Salih Fansa aslinda M.Kemal´i kullanan Ingiliz Maresal Allenby´in, M.Kemal´i kontrol altinda tutmak icin atadigi bir ingiliz ajani idi.  Şişli'deki evin itilaf güclerinden ingilizlerin M.Kemal icin tahsis edilmesinde Salih Fansa yardımcı oluyor. Salih Fansa, memleketi Halep'e döndükten sonra da Mustafa Kemal'le irtibatı kesilmiyor, hatta anadoluda isgalcilere karsi Türk Milletinin Vatani ve Milleti teslim etmemek icin yürüttügü Kurtuluş Savaşı'ni kirmak icin isgalciler tarafindan görevlendirilerek gönderilen M.Kemal´e Halep'ten deve kervanıyla silah, para gönderiyor.

Fansalar Halep'in halen en geniş ailelerindendir. Ancak torun Sadi Fansa bu konularda hiçbir kimseyi tanımıyor. Hiçbir sey bilmiyor.

M. Kemal,1915-1937 yılları arasında birçok kez Pera Palas' ta konaklamıştır.101 numaralı bu oda halen müze olarak muhafaza edilmektedir.

***

M. Kemal´in Pera Palas ayyasliklarindan bir örnek.

Atatürk çağdaş eğlence tarzını severdi ama, içki sofrasında fazla konuşulmasını pek sevmezdi. (Atatürk´ün her gece 70 lik bir Rakiyi ictigi ispatlaninca, Atatürk´ün bu alkol altinda dahi devlet islerini alkol masasinda yürüttügünü söyleyenler, Atatürk´ün Alkol Masasinda konuşulmasını pek sevmezdigini burada ögrenince, M.Kemal´in Alkol Masasi basinda devlet islerini nasil yürüttügüne hangi cevabi verebilecekler?)
Masasına da çok özel insanları davet ederdi. Bunları söyleyen zatı, 1980’li yılların başlarında Pera Palas’ın efsanevi “Orient” barında tanıdım. Söz konusu barın yöneticisiydim o günlerde. Mümtaz konuğum 80 yaşını aşkın tonton bir ihtiyardı ve Pera Palas’ın en kıdemli müdavimlerinden biriydi. Aynı zamanda da kendisi çok münevver bir rakı tiryakisiydi. Hemen her akşam bara gelir, genellikle de Atatürk’le ilgili konuları seçerdi hep.
Pera Palas’ın balo salonunda büyük bir kuruluşun yıldönümü daveti vardır. Atatürk, şeref misafiri olarak kendisine ayrılan yerde otururken, rakısını da sakince yudumlamaktadır. Ancak, hemen yan tarafında oturan kuruluşun genel müdürü, sürekli olarak “Ben başkan olarak kısa vadede şöyle projeleri hayata geçireceğim, orta ve uzun vadede de böyle projeleri uygulamaya koyacağım. Ben başkan olarak kuruluşumuzu ilk on yılda şuralara, ikinci on yılda buralara getireceğim. Ben başkan olarak…” der durur. Atatürk çok sıkılmıştır ama sabırla dinler başkanı. Bu arada şef garson gelerek elinde değişik türde balıkların bulunduğu fayansla masaya yaklaşır ve Atatürk’e,
- “Efendim, size hangi balığı hazırlamamı istersiniz?” diye sorar. Atatürk, balık fayansını yaklaştırmasını söyler şef garsona ve fayanstaki balıklardan birinin kuyruğunu tutup koklar. Bunu gören başkan,
- “Efendim, balık kokarsa baştan kokar, siz kuyruğunu kokluyorsunuz” der. Atatürk gayet sakince,
- “Efendi, ben sayenizde her şeyin baştan koktuğunu öğrenmiş bulunuyorum. Onun için de bu kokuşmuşluğun kuyruğa kadar sirayet edip etmediğini kontrol ediyorum” der. Daha sonra da sertçe,
- “Teminden beri sözünü ettiğiniz o kısa, orta ve uzun vadedeki işletme projelerinizi yarın sabah saat dokuzda masamın üzerinde görmek istiyorum” der ve şef garsona balık siparişini verir. Böylece, başkan gecenin sonuna kadar bir daha Atatürk’ü rahatsız edemez.
***

Pera Palas in Tarihcesi

Pera Palace , 19. yüzyılın sonlarında 1888 yılında Paris-İstanbul seferlerine başlayacak olan Dünyaca ünlü Orient Express´in yolcularını İstanbul’da, alışkın oldukları yüksek standartlarda agirlayabilecek bir otel olmadigindan dolayi  bu boşluğu doldurmak amaci ile  Pera Palas Hotelinin 1892 yılında kuruluş çalışmaları başlatildi ve 1895’te açılışi, acilis balosu ile yapılan bir Hotel olup, İstanbul’un en ihtişamlı yapılarından olup en lüx Hoteli idi.( Otelinin yapımı 1881 de başlamış 1891 Ekiminde tamamlandigi rivayetide vardir)

Bu Otel, Haliç’in muhteşem manzarasına hakim, kültürel faaliyetleri ve sosyal aktiviteleri nedeniyle ‘küçük Avrupa’ olarak bilinen Pera’nın Tepebaşı bölgesindeydi.

Pera Palace Hotel, İstanbul'daki ilk uluslar arası oteldir.

Haldun Taner'e göre Pera Palas, sosyetenin ve Orient Express yolcularının sevgili oteli idi, ve mutena balolar burada yapılırdı.

İstanbul’da Osmanlı sarayları dışında elektriğin verildiği, ilk elektrikli asansörün ve ilk akar sıcak suyun bulunduğu binaydı. Türkiye’nin Avrupa standartlarındaki ilk otelidir.

I. Dünya Savaşı, İstanbul’un işgali, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet’in ilanı ve II. Dünya Savaşı gibi birçok tarihi olayın sessiz ve vakur tanığı olan ve mülk olarak Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi’ne ait Pera Palace Hotel’in üst kullanım hakları 2006 yılından bu yana Beşiktaş Turizm Yatırımları A.Ş’ye ait.

Pera Palas´in Ünlü konuklar

Pera Palace Hotel’in ünlü konukları arasında Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Kral VIII. Edward, Kraliçe II. Elizabeth, Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph, Şah Rıza Pehlevi, Yugoslavya Devlet Başkanı Tito, General Franz von Papen, Zsa Zsa Gabor, Greta Garbo, Sarah Bernhardt, Alfred Hitchcock, Pierre Loti, Jacqueline Kennedy, Ernest Hemingway, Ninette de Valois, Mata Hari, Cicero, Mikis Theodorakis gibi isimler yer alıyor.

Pera Palace Hotel’in en ünlü müdavimlerinden biri de Agatha Christie. Dünyaca ünlü polisiye roman yazarının hayatında kimsenin bilmediği kayıp 11 günün sırrının; 1934 yılında yayımlanan ‘Doğu Ekspresi’nde Cinayet’ romanını tasarladığı Pera Palace Hotel’de olduğu söylenir.

 

101 Nolu odanın girişi 

 

101 nolu Atatürk Müze Odası

 

101 nolu Atatürk Müze Odası

 

Atatürk'ün kullandığı bazı kişisel eşyalar

 

Atatürk'ün kullandığı takım elbise, gömlek, ayakkabı ve şapka


                            Büyük Salon

 

 

Oda, 1981 yılında, zamanın Kültür BAkanı Cihat BABAN' ın büyük yardımlarıyla bir Atatürk Müzesine dönüştürüldü. Odadaki bütün eşya otantiktir.

Odada, bulunan en önemli eşya Atatürk' ün 32 parça zati eşyasıdır. Atatürk' ün 10 yıl süre ile koruma polisliğini yapmış olan Rıdvan Gürarı, Atatürk tarafından, eskidiği için atılacak olan bazı eşyaları rica ederek kendisinden almıştır. İçlerinde; manevra gözlüğü, okuma gözlüğü, diş fırçası, diş tozu, çatal, bıçak, elbise fırçası, çay fincanı, kahve fincanı, mahmuz, takim elbise markalı iç çamaşırları, muhtelif şapkalar, pijama ve terlikleri bulunan 32 parça zati eşya, Atatürk' ün ölümünden sonra, emekli olduğunda koruma polisince devlete sunularak makul bir ücret talep edilmişse de Rıdvan gürarı bu talebine olumlu bir yanıt alamamıştır.

Bu arada, Istanbul Pera Palas Oteli İşletmecisi Hasan Süzer' in bir Atatürk aşığı olduğu haberini almış ve elindeki bu eşyaları kendisine göstermek üzere İstanbula getirmiştir.

Hasan Süzer çok memnun olmuş ve büyük bir meblağ ödeyerek 32 parça zati eşyayı satın almış ve kurulmakta olan Atatürk müzesinde özel vitrinlerde sergilemiştir. Aynı müzede, Atatürk' ün manevi kızı Ülkü'ye Atatürk tarafından hediye edilen yatak örtüsüde Atatürk' ün yatağı üstündedir.

Müzede çok ilgi çeken bir diğer obje de ipek bir duvar halısıdır. 1929 yılında Atatürk2 ü ziyaret eden bir hint Mihracesi, Atatürk'e ipek bir duvar halısı hediye etmiştir. Bu halı üzerinde bir saat motifi vardır ve saat 09.07' yi göstermektedir. Bilindiği üzere Atatürk' ün ölüm saati 09.05' tir. Ancak beyin, kalpten sonra iki dakika daha yaşamaktadır. Buna göre, ölümünden 9 yıl önce kendisine hediye edilen bir halı üzerinde Atatürk' ün ölüm saatini gösteriri bir motifin bulunması, bütün Dünya TV ve yazılı basının ilgisini çekmektedir.

Odada bulunan bir diğer ilginç belge, 1934 yılında Yunan Başbakanı Elefterios Venizelos' un Atatürk' ü Nobel BArış ödülüne aday gösteren ve Nobel BArış Ödülü Komitesine yazılmış fransızca bir mektuptur.

Bütün bu objeler, yerli ve yabancı ziyaretçilere açık olmakla birlikte devamlı bir bakım altında olup titizlikle korunmaktadır.

 

 

 

 

 
****
Sisli deki ev
****
1921 - Atatürk'ün, Meclisle oluşan ikinci Grup'un faaliyetleri hakkında Kâzım Karabekir'e telgrafı:
 
"...Bir kısım üye vardır ki, her vesile ile millî davaya önder olanların nüfuzunu ortadan kaldırmak, yetenekli ve namuslu askerî liderleri görevlerinden uzaklaştırmak ve sonuç olarak maddî ve manevî kuvvetleri kendilerine hizmet edecek bir yöne yöneltmek istiyorlar. Bugünkü güçlü liderlerinden ilgisini kesecek ordunun, herhangi bir vatanî görevi yapmaya elverişli nitelik ve niceliği kaybedeceğinin farkına varmaksızın ve yalnız hayale dayanan bir kötü niyetle çalışan bu ikinci grubun faaliyeti, kendilerince istenilen neticeyi verirse doğacak vaziyet, ordunun tamamen dağılması ve sonucunda vatanın mahvı demek olacağından bütün kuvvet ve kudretimizle bu fikir ile mücadele edilmektedir. Bu mücadeleye şiddetle devam edilecek, memleketin harap ve perişan olmasına uzanacak bu cereyanı durdurmak için gereken her şey yapılacaktır. Bununla beraber söz konusu azınlığın Meclis'te tehlikeyi gerektirecek bir kuvvet oluşturması şimdilik muhtemel değildir." [Kocatürk]
 
***
1919 (12-13) - Atatürk'ün, Harbiye Nazırı Cemal Paşa'nın 9 Kasım 1919 tarihli telgrafına cevabı:
 
"...Millî örgüte karşıt düşüncede bulunanlar ancak memleket ve millete düşman olanlardır! ...Bildirdiklerinizden anladığımıza göre, İstanbul Hükûmeti, millî örgütün varlığını ihtimal ki, gereksiz görüyor. Gerçekten durum bu merkezde olup millî örgüte ihtiyaç olmaksızın memleketi kurtaracak kuvvete sahip bulunuyorsa, ona göre gerekenlerin yapılmak üzere açıkça bildirilmesini, aradaki her türlü yanlış anlamanın giderilmesi için arz ve rica ederiz."
***

****

Betrifft: Jüdische Mustafa Kemal war ein britischer Agent

Source: Ataturk, The Rebirth of a Nation, Quelle: Atatürk, The Rebirth of a Nation,
Lord Kinross, 1965, page: 141-142 Lord Kinross, 1965, Seite: 141-142

 

In the large room on the first floor of his house in Shishli the three friends talked and plotted to find a way out for their country. They formed in effect a secret revolutionary committee, whose aim was to force the resignation of the Government, to form a new one, if necessary to dethrone the Sultan.But one at least of their conferedates found Kemal too extreme.He feared the risk involved and the committee was disbanded.Maybe, after all, revolution was not the answer, for any attempt at it would immediately be suppressed by the Allies

Perhaps, it occurred to Kemal, something could be achieved through the Allies themselves. With his compelling presence and his immaculate uniform, emblazoned with medals and with the insignia of an ADC to the Sultan, he was already a conspicuous figure in the Pera Palace Hotel, its mock-Oriental marble halls now teeming with officers in the occupying forces and in the Inter-Allied High Commission.He attracted their curiosity as soon as it became known that he was the hero of the Dardanelles.At first he chose to keep his distance

But now he began to see that some contact with the Allies might serve his designs. They were, after all, in virtual control of the country.The French had landed in Alexandretta and were pressing forward into Cilicia.The Italians were about to land at Adalia, thence likewise to penetrate inland.The British had control officers scattered over Turkey from Thrace to the Caucasus, supervising demobilization and disarmament.The Sultan was in power, and unlikely to give Kemal a post of any consequence in the dwindling Turkish army.For what he sought -and this was just such a national resurgence as Curzon feared- any position of authority was better than none.Might he not obtain some post from the Allies themselves – preferably the British, who had no ultimate territorial designs on the country?Power obtained under their auspices, now that they had come, might well be turned into other and more patriotic channels once they had gone.

Deciding to sound them out indirectly, he chose as intermediary a British correspondent of repute, G. Ward Price, of the 'Daily Mail'. G. Ward Price, der "Daily Mail". Through the manager of the Pera Palace Hotel, he sent the correspondent an invitation to take coffee with him.After consulting the responsible colonel in the Intelligence Branch of the General Staff, Mr Ward Price accepted.He found Kemal not in uniform but in a frock-coat and fez. He struck him as handsome and virile, restrained in gestures, quiet and deliberate in voice.

Kemal confessed to him that his country had joined the wrong side in the war. The Turks should never have quarrelled with the British.They had done so as a result of Enver's pressure.They had lost – and now they must pay heavily.Anatolia was to be divided.Kemal was anxious that the French should be kept out of the country.A British administration would be less unpopular.

“If the British,” he said, “are going to assume the responsibility for Anatolia, they will need the co-operation of experienced Turkish governors to work under them.What I want to know is the proper quarter to which I can offer my services in that capacity

Ward Price gave the staff colonel an account of the interview. He dismissed it as unimportant, remarking, “There will be a lot of these Turkish generals looking for jobs before long.

Türkce

Sisli´de ingilizlerin sahsina tahsis ettikleri evin 1. katindaki büyük salonda 3 arkadas Vatanlari icin bir cikis yolu arama konusunda konusuyor ve notlar tutuyorlardi. Aslinda Osmanli Devleti Hükumetinin istifa etmeye zorlamak, istifa ettirdikten sonrada kendi adamlariyla yeni bir hükumet kurmak amaci ile bir gizli devrim komitesi kuruyorlardi. Eger gerekiyorsa Padisahi dahi devirrmek bu hedeflerinin icerisindeydi. M.Kemali diger dostlari cok extrem buluyorlardi. M. Kemal´in tehlikeleri tam göremedigi, bu nedenlede bu komitenin bozulacagindan korkuyorlardi. Belkide Devrim, icerisinde bulunulan durum icin dogru bir cözüm degildi. Belkide her atak isgal gücleri tarafindan bastirilacakti.

Belkide bu hedefler itilaf gücleri tarafindan M.Kemal ve Arkadaslarina ihtiyac duyulmadan ulasilabilirdi. Belkide M. Kemal olmadan bu hedefler M. Kemal in arkadaslari ve itilaf gücleri tarafindan ulasilabilirdi. Karsisindakilere güven veren gösterisi ve eksiksiz üniformalari, madalyalari ve Padisah tarafindan imzalanmis basari sertifikasi sayesinde Pera palas in mermer salonlarini dolduran itilaf gücleri subaylarinin ve itilaf gücleri yüksek komisyon üyelerinin arasinda dikkatleri üzerinde topluyordu. Kendini Canakkale Savaslarinin kahramani olarak tanitiyor ve herkesle mesafe koyuyordu.

itilaf gücleri ile kurdugu bazi baglantilar sayesinde, Osmanli Devletini ve Padisahini Devirme Projesinin gerceklesebilecegini görebiliyordu artik. Pera Palas taki baglantilari sayesinde Anadoluda ne olup bittigini bilebiliyordu. Fransizlar Iskenderun´a cikartma yapmis, Kilikyayi isgale baslamislardi. italyanlar Antalya´ya cikartma yapmis, ülke derinlerine gidiyorlardi isgallerle. Ingilizler Türkiye üzerinden trakya bölgesinden kafkaslara, halkin direncini kirmak ve silahsizlandirmak icin kontrol memurlari göndermislerdi. Padisah M.Kemal´e büyük bir ihtimalle bir görev vermeyecekti. Milliyetciligi yeniden canlandiarbilmek icin bir görev almak istiyordu. Curzon ise milliyetciligin kendileri icin zararli olabilecegini düsünsede, M.Kemal´e bir devlet görevi verilmesini, verilmemesine tercih ediyordu. M.Kemal´e Osmanli Devleti yüksek bir görev vermeyince, Ingilizler ona görev vermeye yanastilar.

M.Kemal ingiliz yüksek komserligi ile irtibata gecmek ve agizlarini aramak icin icin güvenilebilir bir ingiliz gazetecisi olan Ward´i araci olarak secer ve bu ingiliz gazetecisini Pera Palas Otelinin Müdürü araciligi ile, kahve icmek icin masasina davet eder.  Ward istanbul´daki ingiliz komutanligi ile irtibata gecer ve M.Kemal ile arkadasi Refet Bey´i onlarla tanistirir.

M.Kemal Osmanli Devletinin 1.Dünya savasinda yanlis tarafi tutarak savasa girdigini, Osmanli Devletinin asla ingilizlerle ters düsmemeleri gerektigini anlatarak, Enver Pasa´nin baskisi altinda bu hatalarin yapildigini ve simdi Osmanlilarin bu yanlisliklarin hesabini cok pahali ödemeleri gerektigini anlatti. Anadolu itilaf gücleri tarafindan parcalara bölünmüs, Fransizlarin sevilmedigini, ülkeden uzak tutulmalari gerektigini anlatarak "Türkiye´nin ingiliz yönetimi altina girmesi Türk Milleti tarafindan daha dogru bulunacaktir" dedi.

Ward Price  Personel Sefligine M.Kemal ve arkadasi Refet Bey ile yaptigi görüsmeyi bir raporla bildirerek su notu verdi:  ” M.Kemal kendi kendini önemli bir adam zannetsede ve bunu defalarca vurgulasada, M.Kemal ve arkadasi Refet Bey gibi, firsati kacirmamak icin aceleyele bize basvuracak, bir makam kapmak ve bunun icin vatanini ve milletini satmaya hazir karektersizlikte nice generaller cikacaktir."

in Deutsch

Im großen Raum im ersten Stock seines Hauses in Shishli die drei Freunde gesprochen und aufgezeichnet, um einen Ausweg zu finden für ihr Land.  Sie bildeten in der Tat eine geheime revolutionäre Komitee, dessen Ziel war, den Rücktritt der Regierung zu zwingen, um eine neue zu bilden, wenn nötig den Sultan zu entthronen.  Aber man wenigstens ihrer conferedates gefunden Kemal zu extrem.  Er fürchtete, das Risiko einschätzen und den Ausschuss wurde aufgelöst. . Vielleicht ja, Revolution war nicht die Antwort, denn jeder Versuch, es würde sofort von den Alliierten unterdrückt werden.

 

Vielleicht ist es zu Kemal aufgetreten ist, könnte etwas durch die Alliierten selbst erreicht werden. Mit seiner überzeugenden Präsenz und seine makellose Uniform, mit Orden und mit den Insignien eines ADC an den Sultan prangt, war er bereits eine auffällige Gestalt im Pera Palace Hotel, dessen Mock-Oriental Marmorhallen jetzt voller Offiziere in der Besatzungstruppen und in der Inter-Alliierten Hohen Kommission.  Er zog ihre Neugier, sobald es bekannt, dass er der Held der Dardanellen wurde wurde. . Auf den ersten wählte er seine Distanz zu halten.

Aber jetzt begann er zu sehen, dass einige Kontakte zu den Alliierten könnten seine Entwürfe dienen. Sie waren immerhin in virtuellen Kontrolle über das Land. Die Französisch hatte in Alexandrette gelandet und freuten Einpressen in Kilikien. Die Italiener waren etwa bei Adalia Land, von dort ebenfalls ins Landesinnere vordringen. Die Briten hatten Kontrollbeamten über die Türkei aus Thrakien verstreut in den Kaukasus, die Überwachung der Demobilisierung und Entwaffnung.  Der Sultan an der Macht war, und wahrscheinlich nicht geben Kemal einen Post von Belang in der schwindenden türkischen Armee. Denn was er ersehnte und dies war nur eine solche nationale Wiederaufleben als Curzon fürchtete jede Position von Autorität war besser als keine.  Könnte er nicht erhalten einige Post von den Alliierten selbst - am besten die Briten, die letztlich keine territorialen Designs auf das Land? Power erhalten unter ihrer Schirmherrschaft, jetzt, wo sie gekommen waren, vielleicht auch in andere Kanäle und patriotischer eingeschaltet werden, sobald sie gegangen waren.

Die Entscheidung, sie zu sondieren indirekt, wählte er als Vermittler ein zuverlässige britischer Korrespondent, Durch den Leiter des Pera Palace Hotel, schickte er dem Korrespondenten eine Einladung zum Kaffee mit ihm zu nehmen. Nach Rücksprache mit den zuständigen Oberst der Intelligence Branch des Generalstabs, nahm Herr Ward Price.  Er fand nicht in Uniform, sondern in einem Gehrock und Fez Kemal. Er schlug ihn so schön und männlich, in Gesten zurückhaltend, ruhig und mit Bedacht Stimme. He was accompanied by his friend Refet. Er wurde von seinem Freund Refet begleitet.

 

Kemal gestand ihm, sein Land habe die falsche Seite in den Krieg eintrat.  Die Türken sollten niemals mit den Briten in Streit geraten. Sie hatten so als Ergebnis Envers Druck. Sie verloren hatten - und nun müssen sie teuer bezahlen. Anatolien war geteilt werden. Kemal war besorgt, dass die Französisch sollten aus dem Land gehalten werden. Ein britischer Verwaltung wäre weniger unbeliebt.

"Wenn die Briten," sagte er, "gehen, die Verantwortung für Anatolien annehmen, werden sie die Zusammenarbeit von erfahrenen türkischen Gouverneure müssen unter ihnen zu arbeiten. .” Was ich wissen möchte, ist die richtige Quartals, auf das ich meine Dienste in dieser Eigenschaft anbieten können. "

Ward Price gab das Personal Oberst einen Bericht über das Gespräch. Er tat es als unwichtig und bemerkte: "Es wird eine Menge von diesen türkischen Generäle, die Arbeit suchen, bevor lang sein."

***

ZÜBEYDE HANIMA MEKTUBU
1 Ağustos 1920


Muhterem valideciğim,

İstanbul'dan ayrılışımdan beri sizlere ancak birkaç telgraftan başka bir şey yazamadım. Bu sebeple büyük merak içinde kaldığınızı tahmin ediyorum. Bilhassa, hakkımda ötekinden berikinden ve gerek gazetelerden işittiğiniz tamam olmayan haberler şüphesiz merakınızı artırmıştır. Şimdi vereceğim bilgilerle tahmin olacağınız için endişe duyacak hiçbir şey yoktur.

Biliyorsunuz ki İstanbul'da iken yabancı devletler, devleti ve ulusu fevkalade sıkıştırmakta ve millete hizmet edebilecek ne kadar adamımız varsa hepsini hapis ve tevkifle, bir kısmını da Malta'ya sürerek herkesi sıkıntıya sokmakta pek ileri gidiyorlardı. Bana nasılsa ilişmemişlerdi. Fakat 3. Ordu Müfettişi olarak Samsun'a ayak basar basmaz İngilizler benden şüphelendiler, Hükümete benim gidiş nedenimi sordular.

Nihayet İstanbul'a çağırılmamı istediler, bunda ısrar ettiler. Hükümette beni kandırarak İstanbul'a gelmemi ve İngilizlere teslim olmamı sağlamak istedi. Bunun derhal farkına vardım. Tabiatıyla kendi ayağımla gidip esir olmam doğru değildi. Padişahımıza gerçek durumu yazdım ve gelemeyeceğimi bildirdim. Zatı şahanede önce uygun buldu. Fakat daha sonra İngilizlerin baskısı artmıştı. Sonunda O'da İstanbul'a dönmemi emretti.

Bu suretle artık resmi görevimde kalmaya imkan görmediğim gibi askerliğimi sürdürdükçe de İngilizlerin ve hükümetin hakkımdaki ısrarına karşı duyulamayacaktı. Bir taraftan da bütün Anadolu halkı, tüm ulus, hakkımda büyük bir sevgi ve güven gösterdi, "seni bırakmayız" dediler. Gerçekte vatan ve milletimizi kurtarabilmek için tek çare, askerliği bırakıp serbest olarak milletin başına geçmek ve milleti tek vücut bir hale getirmekle doğacak kudret ve ulusal gücü kullanmaktan başka çare yoktu. Bende öyle yaptım. Elhamdülillah başarılı oluyorum. Pek yakında elle tutulur sonucu bütün dünya görecektir. Ben bu suretle hareket edince İngilizler derhal yalvarmaya başladı. Ve beni kazanmaya çalıştı. Ve bütün suçu bizim hükümete attılar. Gerçekten hükümette benimle uğraşmak istedi. Fakat gücü buna yetmedi ve yetemez.

1-Daha bir zaman bu şekilde Anadolu içinde çalışmakla her şey hallolacaktır. Yakında Millet Meclisi toplanacak ve meşru bir hükümet iktidara gelecektir. Bende ihtimal o zaman İstanbul'a geleceğim. Sıhhat ve afiyetteyim, katiyen hiç merak etmeyiniz.

2-Salih Bey (Salih Fansa) Fuat Beyden alacağını aldı mı? Bunu bilgi almak bakımından soruyorum. Yoksa her ne olursa olsun, elhamdülillah hiç önemi yoktur. Siz müsterih olunuz ve bir sıkıntınız olursa derhal bana bildiriniz.

3-Bu mektubu getirecek olan "...." size benim hakkımda istediğiniz kadar bilgi verecektir. Kendisiyle bana bazı elbiselerimi gönderiniz.

4-Hemşiremin sıhhati nasıldır. Eve herhangi bir taraftan saldırıda bulunuldu mu? Hala orada mısınız? Çocuklar ne yapıyor, büyüdüler mi?

5- Salih(Fansa) Beyle Madam Salih Bey inşallah sıhhat ve afiyettedirler. Ben kendilerini daima yad ediyorum. Madamın benim hakkımda bir rüyası vardı. Galiba o çıkacaktır. İnşallah yakında sevinç içinde görüşeceğiz.

6-Ben, birkaç güne kadar bir kongre için Sivas'a gideceğim. Tekrar Erzurum'a döneceğim. Tekrar ediyorum: Her işittiğinize önem vermeyiniz. Pekala bilirsiniz ki ben, yaptığımı bilirim. Netice görmeseydim başlamazdım.

Saygı ile ellerinizden, hemşiremin gözlerinden öperim.

M. Kemal

***

8 Aralık 1919 Sivas MİRALAY FAHRETTİN (ALTAY) BEY'E MEKTUBU

Muhterem kardeşim,

Şemsettin Beyden sonra Hüseyin Beyin de Sivas'a gönderilmesi suretiyle kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmek hususunda ishar buyurulan samimiyete teşekkürlerimi arz eylerim, Şemseddin Bey son günlerin geciktirdiği müzakere ve kararlar hakkında siz biraderlerine malümat arz eylemiştir.

Hüseyin Beyde Suriye ve Ermenistan Fevkalade Komiseri iken İstanbul yolu ile Paris sulh konferansına giden François George Piqueau'nun Heyet-i Temsiliye'ye katılmak üzere Sivas'a gelmesindeki sebebi izah edecektir. Bu buluşmaya ait bir hülasa şifre ile takdim edildiği gibi bir sureti de Hüseyin Beyle takdim edilmiştir. İtalya'nın İstanbul Fevkalade Komiseri Mösyö Malis evvelce bazı mütalaalarını mektupla bildirdiği gibi bu defa da Sivas'a hususi bir memur göndererek iki taraf için bir anlaşma zemini araştırmaya başlamıştır. İngilizlerin Erzurum Kars havalisindeyken tanıştığımız ve sonradan Harbiye Nazırlarının daveti üzerine Londra'ya giden Kaymakam Rovlson bu defa İstanbul'a dönmüş ve görüşmek üzere Sivas'a gelmek istediğini Trabzon'daki mümessilleri vasıtasıyla bildirmiştir. Rovlson Londra'ya hareket edeceği sırada Erzurum'da veda etmek üzere görüşmüş ve "avdetimde daha müsait şartlar dahilinde görüşebileceğimizi ümit ederim." demişti. İstanbul umumiyetle Şarkta İngiliz siyasi memurlarının Türkleri tanımakta ve Trakya hakkında takip ettikleri siyasette yanlış yola gittiklerini ve bunda İstanbul muhiti ile Osmanlı Hükümet merkezinin zararlı amil olduklarını ilave etmişti.

Amerika Tahkikat Heyeti Reisi General Harbord ile Sivas'ta uzun uzadıya vuku bulmuş olan görüşmemizde müşarünileyhin ve Şarkta bulunan bütün Amerikalıların lehimizde olduğu anlaşılmış ve sonradan alınan mevsuk malümattan Harbord raporunun lehimizde yazıldığı anlaşılmıştır. Yalnız, Amerika ahalisi senelerden beri aleyhimizde işittikleri propagandanın tesirinden kolaylıkla kurtulamayacakları itiraf olunmuştur.

Avrupalıların Türkiye hakkındaki niyetleri memleketimiz üzerinde azami derecede ve daimi emin bir surette menfaatlerinin temini merkezindedir. Menfaatlerine uygun zemini hazırlamak ve temin etmek için dayanmak istedikleri sebep ve bahaneler: Osmanlı Hükümetinin aczi ve azınlıkların korunması için teminat.

Toplanacak olan Meclisi Mebusan, millete dayanır, vakur ve azimli bir vaziyet alırsa, millet ve vekillerine cidden mesnet olabilecek tam birlik gösterirse, mahvolmaktan kurtulabileceğimize emniyetim vardır.

Milletimizi mevcut ters ve zararlı cereyanlar arasında kuvvetli bir bütün halinde tutabilmek her şeyden evvel zat-ı biraderleri gibi kıymetli hamiyetli kumandan arkadaşlarımızın himmet ve fedakarlıklarına bağlıdır.

Mülkiye memurlarının başında bulunanlarının ekseriya mütelevvin olduklarını tecrübe göstermiştir. İşlerinde en hamiyetli olanlar bile daima askeri kumandanlara uymaktan başka bir şey yapmamışlardır.

Teşekküre ve hamde şayandır ki bugün istisnasız tekmil kolordu kumandanları arkadaşlarımız büyük bir iyi niyetle kurtuluşu noktasında fikirlerini birleştirmiş ve milleti müşekkel bir hale getirmek için alicenabane ve azimkarane bir surette çalışmaktadırlar.

Benim ve elyevm beraber bulunan Rauf Bey, Bekir Sami Bey gibi arkadaşlarımızın pek dikkatli olarak çalıştığımız esaslı nokta, bütün mesaimizin, arkadaşlarımızın düşüncelerine mutabık ve milli umumi efrarın muhassalasına uygun olmasıdır.

Buna rağmen Hüseyin Beyin, yolda bazı kimselerden bizim hiçbir vakit hatır ve hayalimizden geçmemiş ve geçmeyecek olan zararlı fikirler propaganda edildiğini söylemesi cidden teessürümüzü mucip oldu.

Mesela, diktatörlük gibi... Bu fikrin ne kadar manasız olduğu izan erbabınca kolaylıkla takdir olunur. Bir de bu hususta zerre kadar şüphe ve tereddüte düşen namus ve hasiyet erbabı için Heyet-i Temsiliyeye fiilen dahil olarak işbirliği etmek ve davranışları kontrol etmek daima mümkündür.

İstanbul'da bulunan yüksek zevatın serbest olanları, Ahmet İzzet Paşa vesaireyi devam ettim. Fakat bu gibiler hayatını tehlikeye koymak istemez, huzur ve rahatını feda edemezse ne yapılır?

Memleket ve milletin içinde bulunduğu elim şartlar, sonumuz hakkındaki karanlık ihtimaller bir an vicdan huzuru ile dönüşülecek olursa milli vahdeti, çalışmamızdaki ahengi bozacak ve kıl-ü kale sebebiyet verenler hakkında ne hüküm verilmek lazım geleceği kendi kendine anlaşılır

Heyeti temsiliye yakında Kayseri, Kırşehir üzerinden Ankara'ya ve oradan da Eskişehir yakınında Seydigazi'ye gidecektir. Bu intikali henüz mahrem tutmaktayız. Maksat, Eskişehir'den temin olunacak mebusların toplanmasına temas edebilmektir. Oraya intikal edecek Heyeti Temsiliye'ye, yeniden her liva mebuslarından Heyeti Temsiliye azası olarak davet olunacak birer mümessil ile takviye olunacaktır. Muvakkat bir toplantı ve kısa bir fikir danışmasından sonra Heyeti Temsiliye bir kısım azasıyla orada kalacak, geri kalanlar İstanbul'a gidecektir. Oralara geldiğimizde yakınlığı hasebiyle zat-ı ali-i biraderleriyle de müşerref olmayı temenni ederim.

Refet kendiliğinden İstanbul'a gidivermiş. Cephenin bir an evvel deruhtesi hakkındaki bildirileri üzerine kendisine yazdım, hatta habersiz İstanbul'a gidişini biraz da tenkit ettim.

Hürmetle gözlerinizden öper ve diğer arkadaşların selam ve muhabbetlerini takdim ederim kardeşim."

M . Kemal

***

 8 Aralık 1919 Sivas MİRALAY FAHRETTİN (ALTAY) BEY'E MEKTUBU

Muhterem kardeşim,

Şemsettin Beyden sonra Hüseyin Beyin de Sivas'a gönderilmesi suretiyle kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmek hususunda ishar buyurulan samimiyete teşekkürlerimi arz eylerim, Şemseddin Bey son günlerin geciktirdiği müzakere ve kararlar hakkında siz biraderlerine malümat arz eylemiştir.

Hüseyin Beyde Suriye ve Ermenistan Fevkalade Komiseri iken İstanbul yolu ile Paris sulh konferansına giden François George Piqueau'nun Heyet-i Temsiliye'ye katılmak üzere Sivas'a gelmesindeki sebebi izah edecektir. Bu buluşmaya ait bir hülasa şifre ile takdim edildiği gibi bir sureti de Hüseyin Beyle takdim edilmiştir. İtalya'nın İstanbul Fevkalade Komiseri Mösyö Malis evvelce bazı mütalaalarını mektupla bildirdiği gibi bu defa da Sivas'a hususi bir memur göndererek iki taraf için bir anlaşma zemini araştırmaya başlamıştır. İngilizlerin Erzurum Kars havalisindeyken tanıştığımız ve sonradan Harbiye Nazırlarının daveti üzerine Londra'ya giden Kaymakam Rovlson bu defa İstanbul'a dönmüş ve görüşmek üzere Sivas'a gelmek istediğini Trabzon'daki mümessilleri vasıtasıyla bildirmiştir. Rovlson Londra'ya hareket edeceği sırada Erzurum'da veda etmek üzere görüşmüş ve "avdetimde daha müsait şartlar dahilinde görüşebileceğimizi ümit ederim." demişti. İstanbul umumiyetle Şarkta İngiliz siyasi memurlarının Türkleri tanımakta ve Trakya hakkında takip ettikleri siyasette yanlış yola gittiklerini ve bunda İstanbul muhiti ile Osmanlı Hükümet merkezinin zararlı amil olduklarını ilave etmişti.

Amerika Tahkikat Heyeti Reisi General Harbord ile Sivas'ta uzun uzadıya vuku bulmuş olan görüşmemizde müşarünileyhin ve Şarkta bulunan bütün Amerikalıların lehimizde olduğu anlaşılmış ve sonradan alınan mevsuk malümattan Harbord raporunun lehimizde yazıldığı anlaşılmıştır. Yalnız, Amerika ahalisi senelerden beri aleyhimizde işittikleri propagandanın tesirinden kolaylıkla kurtulamayacakları itiraf olunmuştur.

Avrupalıların Türkiye hakkındaki niyetleri memleketimiz üzerinde azami derecede ve daimi emin bir surette menfaatlerinin temini merkezindedir. Menfaatlerine uygun zemini hazırlamak ve temin etmek için dayanmak istedikleri sebep ve bahaneler: Osmanlı Hükümetinin aczi ve azınlıkların korunması için teminat.

Toplanacak olan Meclisi Mebusan, millete dayanır, vakur ve azimli bir vaziyet alırsa, millet ve vekillerine cidden mesnet olabilecek tam birlik gösterirse, mahvolmaktan kurtulabileceğimize emniyetim vardır.

Milletimizi mevcut ters ve zararlı cereyanlar arasında kuvvetli bir bütün halinde tutabilmek her şeyden evvel zat-ı biraderleri gibi kıymetli hamiyetli kumandan arkadaşlarımızın himmet ve fedakarlıklarına bağlıdır.

Mülkiye memurlarının başında bulunanlarının ekseriya mütelevvin olduklarını tecrübe göstermiştir. İşlerinde en hamiyetli olanlar bile daima askeri kumandanlara uymaktan başka bir şey yapmamışlardır.

Teşekküre ve hamde şayandır ki bugün istisnasız tekmil kolordu kumandanları arkadaşlarımız büyük bir iyi niyetle kurtuluşu noktasında fikirlerini birleştirmiş ve milleti müşekkel bir hale getirmek için alicenabane ve azimkarane bir surette çalışmaktadırlar.

Benim ve elyevm beraber bulunan Rauf Bey, Bekir Sami Bey gibi arkadaşlarımızın pek dikkatli olarak çalıştığımız esaslı nokta, bütün mesaimizin, arkadaşlarımızın düşüncelerine mutabık ve milli umumi efrarın muhassalasına uygun olmasıdır.

Buna rağmen Hüseyin Beyin, yolda bazı kimselerden bizim hiçbir vakit hatır ve hayalimizden geçmemiş ve geçmeyecek olan zararlı fikirler propaganda edildiğini söylemesi cidden teessürümüzü mucip oldu.

Mesela, diktatörlük gibi... Bu fikrin ne kadar manasız olduğu izan erbabınca kolaylıkla takdir olunur. Bir de bu hususta zerre kadar şüphe ve tereddüte düşen namus ve hasiyet erbabı için Heyet-i Temsiliyeye fiilen dahil olarak işbirliği etmek ve davranışları kontrol etmek daima mümkündür.

İstanbul'da bulunan yüksek zevatın serbest olanları, Ahmet İzzet Paşa vesaireyi devam ettim. Fakat bu gibiler hayatını tehlikeye koymak istemez, huzur ve rahatını feda edemezse ne yapılır?

Memleket ve milletin içinde bulunduğu elim şartlar, sonumuz hakkındaki karanlık ihtimaller bir an vicdan huzuru ile dönüşülecek olursa milli vahdeti, çalışmamızdaki ahengi bozacak ve kıl-ü kale sebebiyet verenler hakkında ne hüküm verilmek lazım geleceği kendi kendine anlaşılır

Heyeti temsiliye yakında Kayseri, Kırşehir üzerinden Ankara'ya ve oradan da Eskişehir yakınında Seydigazi'ye gidecektir. Bu intikali henüz mahrem tutmaktayız. Maksat, Eskişehir'den temin olunacak mebusların toplanmasına temas edebilmektir. Oraya intikal edecek Heyeti Temsiliye'ye, yeniden her liva mebuslarından Heyeti Temsiliye azası olarak davet olunacak birer mümessil ile takviye olunacaktır. Muvakkat bir toplantı ve kısa bir fikir danışmasından sonra Heyeti Temsiliye bir kısım azasıyla orada kalacak, geri kalanlar İstanbul'a gidecektir. Oralara geldiğimizde yakınlığı hasebiyle zat-ı ali-i biraderleriyle de müşerref olmayı temenni ederim.

Refet kendiliğinden İstanbul'a gidivermiş. Cephenin bir an evvel deruhtesi hakkındaki bildirileri üzerine kendisine yazdım, hatta habersiz İstanbul'a gidişini biraz da tenkit ettim.

Hürmetle gözlerinizden öper ve diğer arkadaşların selam ve muhabbetlerini takdim ederim kardeşim."

M . Kemal

AFET İNAN'A MEKTUBU

Saravona yatı 14.6.1938

Afet,
H. R. Soyak ile, benden mektup beklediğini bildirmiştin. Arzun her gün hatırımdadır. Şifahen Celal'e (Üner) telefonla bildirmek üzere söylemekteyim. Ancak henüz kendim bir şey tespit edemedim.

Vazifem şudur: Bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış, ilerlemiştir. Vakitsiz ayağa kalkmak, yürümek hususiyetiyle burunda yapılan atuşman üzerine gelen kusma neticesi, yapılan istirahatleri hiçe indirmiştir. İstanbul'a gelince, Hükümet reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissenger'yi getirtti. Yeniden tetkik, muayene yapıldık. Karaciğeri eski halinden farksız ve karnı birkaç kiloluk birikmiş su ve gaz dolayısıyla şişkin ve defigüre bir halde buldular. Şimdilik Temmuz on beşe kadar yeni tiretman ve yeni rejim altında repo apsolüyü (Kesin istirahati) zaruri buldular. Bunun esası da yatak ve şezlong istirahatidir. Bu müddet sonunda Fissenger tekrar gelecektir. Umumi ahvalim iyidir. Tamamen iadeli afiyet ümit ve va'di kuvvetlidir. Senin için asla merakı ve endişeyi mucip olmamalıdır. Serinkanlılıkla imtihanlarını vererek muvaffakiyetle dönmeni bekler ve muhabbetle gözlerinden öperim.

İkamet için Savarona'yı tercih ettiler. Yat şimdilik saray karşısında demirlidir.

Malümun olan devlet işleri için Başbakan ve diğer bakanlar sık sık gelip yatta misafir olmaktadırlar.

Nutuk'unu Şükrü Kaya Türkçeye çevirmektedir. Matbuata verilecektir.

K. Atatürk

***

ROOSVELT'E MEKTUBU

Aziz Bay Cumhurbaşkanı,

Son günlerde Bay Julien Briyan tarafından alınmış olan filmi seyretmekten duyduğunuz memnuniyeti bildiren 6 Nisan 1937 tarihli lütufkar mektubunuzu hakiki bir sevinç ile aldım. Mektubunuzda ahval ve şerait müsaade eder etmez birbirimize bir gün mülaki olacağımız ümidini de izhar buyuruyorsunuz. Samimi duygularınızdan ve Türkiye'de elde edilen terakki hakkında takdirkar telakkilerinizden dolayı size fevkalade müteşekkir olduğuma inanmanızı rica ederim.

Bay Cumhurbaşkanı.

Bu fırsattan istifade ederek Amerika Birleşik Devletleri hakkındaki hayranlığımı tekrar bildirmek isterim. Bilhassa ki bizim iki memleketimiz, umumi sulh ve insanlığın saadetini hedef tutan aynı ideali gütmektedirler.

Size bir an evvel mülaki olmak benim de samimi arzum olduğundan harikulade işler yapmış olan sevimli ve kuvvetli şahsiyetinizi Türkiye'de selamlayabileceğim günü sabırsızlıkla intizar ediyorum.

Samimi saygılar ve bilhassa temennilerimle.
Vafakarınız
K. Atatürk

****

FRANSIZ MAREŞALİ LYATEY'E MEKTUBU
Ankara 13. Aralık 1921

"Sayın Mareşal,

Madam Berthe Georges-Gaulis, ricam üzerine birkaç satır yazının size ulaştırılmasını kabul etmekle şimdiye kadar gösterdiği sayısız dostluk delillerine yeni bir tanesini ilave etmek nezaketinde bulundu.

İstiklalimiz için giriştiğimiz savaşta bize karşı göstermek lütfunda bulunduğunuz sempatiden dolayı en derin minnet hislerimi ifade etmek için işte bu fırsattan faydalanıyorum.

Fransa, kendisinden umduklarımızda bizi hayal kırıklığına uğratmadı ve en yetkili şereflerinin muhabbet sözleriyle yaşadığımız o müşkül anlarda bizi teselli etmeyi, maneviyatımızı yükseltmeyi bildi. Fransa'nın yüksek menfaatlerini ve Akdeniz de işgal ettiği hususi mevkii idrak etmek basiretini gösteren Fransa'nın yakın Şark'ta ananelere dayanan politikasını devam ettirmeye taraftar olan kimseller arasında Ekselansınız birinci planda yer almış ve hiç şüphe yok ki yüksek müdahaleniz, terazinin bizden yana meyletmesine amil olmuştur.

Her iki tarafın karşılıklı olarak sarf ettiği gayretlerin Ankara Antlaşmasının akdi suretiyle meyvelerini vermiş olduğunu görmekle bahtiyarız. Ve iki millet arasında en geniş anlayış ve samimiyetle yeniden kurulan yüzlerce yıllık maziye sahip dostluk münasebetleri üzerine, en mutlu tesirleri yaratmaktan geri kalmayacak olan bu vesikaya büyük ümitler bağlamaktayız.

Yüksek değerini takdir ettiğimiz bu kıymetli sempatiyi, sayın Mareşal bizden esirgememekte devam edeceğinizi ümit ederim.

En derin hürmetlerimin kabulünü rica ederim, sayın Mareşal.

M. Kemal

****

M. Kemal 21 yasindaydi ve Erkan-i Harbiye´ye girmeye hak kazanmisti. Ali Fuat Bey ve diger ittihadci arkadaslari ile el yazisi bir gazete ile Osmanli karsiti darbe ve planlar üretip, yaydiklari bir gazete cikartmaya basladilar. Bos zamanlarinda genellikle Yabancilarin ugradigi mekanlarda, Alman Birahanesi veya John Pasa´nin icerisinde bari ve lokantasi olan bakkal dükkaninda takiliyorlardi. Ilk defa Whisky´i burada tadmis, whiskici olmuslardi. M.Kemal genellikle Rumlarin, Ermenilerin, Yahudilerin ve gayr-i müslimlerin mekanlari ve ugrak yerleri olan mekanlari seviyordu. Selanik´te oldugu gibi Istanbul´dad tüm arkadas cevresi gaqyr-i müslimlerdendi. Salih Fansa´da Suriye vatandasi bir hristiyan ermeni idi. 1904 yili araliginda 3 yillik Erkan-i Harbiyeyi bitirdi. Kurmay Yüzbasi oldu. Enver Pasa da Erkan-i Harbiye den 1. likle mezun bir subaydi.M.Kemal ve Ali Fuat Bey, devlet karsiti cete olusturmak sucundan tutuklandilar. Müfir Özdes de dahil olmak üzere daha sonra samdaki 5.orduya atandilar. 5.Ordu nun 30.Süvari Alayina verildiler.Bu alayin komutani Lütfi Bey de yine kendileri gibi ittihadci isyancilardandi.Lütfi Bey, M.Kemal ve Arkadaslarini Sam da sürgünde bulunan Vatan Cemiyeti adli gizli bir teskilati kuran ve yöneten diger bir ittihadci Mustafa Cantekin ile tanistirdi. M.Kemal, Ali Fuat ve Müfir özdes bu gizli teskilata girdiler ve bu teskilatta epey süre calistilar. Daha sonra M.Kemal bu teskilat icerisinden Vatan ve Hürriyet adinda yeni bir teskilat kurarak, baskanligina gecti. Bu teskilatin Makedinyada daha basarili olacagini düsündügünden, arkadaslari araciligi ile "ev izni" cikarttirtarak Selanik´e gitti.Selanik teki arkadaslari araciligi ile 4 aylik hava degisimi" izni cikarttirtarak, Selanik´te kalmaya ve bu teskilata üye toplamaya devam etti. Desifre edilincede apar topar selanik´ten kacti. Vatan ve Hürriyet bassiz kalinca üyelerini kaybetti. Bundan sonra baska ittihadcinin baskanliginda Osmanli Hürriyet Cemiyeti kuruldu. Bu Cemiyette, Merkezi 1906 da Berlin de Enver Pasa tarafindan kurulan Selanikte kurulacak olan ittihadd-i terakki cemiyetinin tabanini olusturdu.

Selanik´ten kacip Yafa ya gelen M.Kemal Beyrut taki Ali Fuat beyi ziyaret etti.1907 de arkadaslari araciligi ile ön yüzbasiliga terfi ettirtilerek Sam daki 5.ordunun kurmay kadrosuna atandi. M.Kemal osmanli ya ihanet edebilecek insanlarin Makedinyada cok oldugunu bildiginden, osmanliya karsi ihaneti Makedinyada organize etmeyi, bunun icinde Makedonyaya tayinini istiyordu. Kendisi gibi ittihadci olan arkadasi Kurmay Albay Hasan in yardimi ile Selanik teki 3. ordunun komutanligina atanmasini sagladi. Selanik teki 3. orduyu kisa zamanda Osmanliya karsi Darbe icin kazandi.

Selanik merkezli ittihadcilar Balkanlarda milliyetcilik akimini baslatmis ve gelistirmislerdi. Osmanli Hürriyet Cemiyeti Fransa da da kurulmus olan Paris ittihadd-i terakki Cemiyetinin istilasina ugradi. Osmanliyi parcalamadan yoketmenin mümkün olmadigini bildiklerinden, Ittihadcilar Makedon, Sirp, Bulgar, Arnavut irki mensupalarini, kendi irklarini payda kabul eden birlesmelere yönlendirdiler ve bunlardan milliyetci komiteler kurdular. Mustafa Kemal Selanige geldiginde, ittihadd-i terakki Selanik teskilatinin basina gecirilmek icin mason locasina kaydoldu. Fakat kendisinden önce Fransiz Devleti tarafindan Selanik´e gönderilen JönTürkler ittihadd-i Terakki Teskilatini ele gecirmislerdi bile. Makedon, Sirp, Arnavut, Bulgar Milli Komitalari, ittihadd-i terakki cemiyeti tarafindan egitilerek, yahudi, alman, ingiliz ve fransizlar tarafindan finanse edilen silahlarla donatilarak, Osmanli Devletine karsi isyan faaliyetlerine fiilen gecirildiler.

M. Kemal 1908 Ekiminde Istanbul a geldiginde, Balkanlardaki halklari Osmanli Devletine karsi isyanlara geciren ittihadci liderlerden  Enver, Talat, Cemal, Dr. Nazim gibiler coktan Istanbul a gelmisler ittihadd-i terakki Cemiyetini burada da kurmuslardi. M. Kemal ve Arkadaslarida Subat 1908 de Istanbul daki ittihadd-i terakki teskilatina katildilar ama yönetim kadrosu disinda tutuldular. Cemiyetin verdigi tüm görevleri selanik-istanbul demir yolu müfettisligi esnasindada yerine getirdi. Cemiyet yönetim kadrosuna girme yolu kesildiginden, yönetimkadrolari ile tartismaya basladi. Hirs, Icki bagimliligi özelliklerine simdide liderlik tutkusu özelligi eklenmisti.

Temmuz 1908 de ittihadcilarin baskilari neticesinde II. Mesrutiyet(Abdulhamit Han in 1876 da askiya aldigi Anayasa yeniden yürürlüge sokuldu) ilan edildi. Bu esnada M.Kemal Selanik´te görevli bir Kurmay subaydi ve II.Mesrutiyetin ilanini saglayan icerisinde bulundugu grup idi. Osmanli Devleti ittihadcilarin vesayeti altina girmisti ama ittihadcilarin cözmeyi vaadettikleri hicbir sorun cözülememis ama ard niyetleri olan parcala, böl, yönet doktrini hizla yol aliyordu. Balkanlardaki isyanlarla Osmanli Devleti basedemezken ama herseye ragmen cökmedigini gördüklerinde, ittihadcilar Kuzey Afrikada, Osmanliya bagli olan halklarida irka dayali milliyetcilikle Osmanlidan kopartmaya karar verdiler.  Afrikada Osmanliya karsi kipirdanmalari farkeden ittihadd-i terakki cemiyeti M.Kemal´i buraya göndermeye karar verdi. Ocak 1909 a kadar Afrika ülkelerinde irkciligi körükledikten sonra Selanik´e cagrilarak kendisine 17. Redif Tümeni kurmay baskanligi görevi verildi. Bu esnada ittihadcilarin calismalari meyvelerini vermeye Avusturya-Macaristan´in Bosna-Hersek´i ilhaki, Girit´in Yunanistan ile birlesmesi ile bölünmeler basladi. Bölünmelerin müsebbibleri olan ittihatcilara karsi hükumet icerisinde sesler yükselmeye basladi.

Serbesti gazetesi bir belge yayinlayarak ittihatcilarin yolsuzluklarini belgeledi. Belgeci yazar Hüseyin Fehmi ittihadcilar tarafindan katledildi. Hükumeti elinde bulunduran ittihadcilarin cogunun ateist ve agnostik(bilinmezci) olmalarinin ortaya cikmasi ile panikleyen ittihatcilar, kendilerine karsi bir isyanin baslamakta oldugunu farkedince, ellerine gecirdikleri devleti ve cikarlari kaybetmemek icin Selanik´ten baslayacak isyani bastirmasi icin "hareket Ordusu" adi verilen ittihadcilarin bir ordusu olan birlik istanbul´a trenle getirtildi ve isyan bastirildi. Bu birligin basinda M.Kemal olmasada, bu birligi gönderen M.Kemal idi. Fakat M.Kemal´in bu hizmeti dahi ittihadd-i terakkiciler tarafindan M.Kemal´i liderler kadrosuna kabul etmeleri icin yeterli gelmedi.

Isyan bastirildiktan sonra ittihadci Milletvekilleri Yesilköy´de toplanarak Seyh-ül islama baski yaparak, Meclisin aldigi "Abdulhamid´in tahttan indirilerek kardesi Mehmet Resaad´in tahta gecirilmesi karari" ni onaylamasini istediler. Seyh-ül islam onlarin istegini yerine getirmedi ama onlar Seyh-ül islamin verdigi baska bir karari, bu istedikleri kararmis gibi göstererek Abdulhamid´i tahttan indirerek Mehmet Resat´i tahta gecirdiler.

ittihadd-i Terakkiciler iktidari ve istanbul´u tekrar eline gecirince, M.kemal´e tekrar Selanik yolu göründü.

***

Ahmed Cemal Paşa

6 Mayis 1872 de Midilli´de dogmus olup asker ve siyaset adamıdir, 1908 - 1918 döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önderlerindendir.Özellikle "Üç Paşalar İktidarı" olarak da bilinen 1913-1918 arasında Osmanlı Devleti'nin iç ve dış siyasetinin belirlenmesinde etkin rol oynamıştır. I. Dünya Savaşı'nda Filistin Cephesi'nin komutanı olarak görev yaptı. Osmanlı Devleti’nin savaştaki yenilgisinin birinci dereceden sorumlularından kabul edilmiştir.

Ahmed Djemal portrait Project Gutenberg eText 10338.png

1898'de Selanik'teki 3. Ordu'ya redif fırkası (tümeni) kurmay başkanı olarak atandı. Selanik’te iken o sırada gizli bir örgüt durumundaki İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girerek cemiyetin askeri kanadının örgütlenmesiyle görevlendirildi. 1899'da Selanik'te Seniha Hanım'la evlendi.

1905'te binbaşı oldu. Ertesi yıl Rumeli Demiryolları müfettişliğine getirildi. Bu görevi sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Rumeli'de örgütlenmesinde etkin rol oynadı; cemiyetin bölük adı verilen yerel birimlerini oluşturdu.

1907'de 3. Ordu kurmay heyetine atandı. Burada Binbaşı Ali Fethi Bey ve Kolağası Mustafa Kemal ile birlikte çalıştı.

İkinci Meşrutiyet

II. Meşrutiyet 'in ilanının (1908) ardından Selanik'teki İttihat ve Terakki Cemiyeti genel merkezi tarafından İstanbul'a gönderilen 10 kişilik temsil heyetinde yer aldı. Ardından cemiyetin genel merkez üyeliğine seçildi. Aynı yıl kaymakamlığa (yarbay) yükseltilerek Anadolu'ya gönderilen Heyet-i İslahiye üyeliğine getirildi.

31 Mart Olayı'nın (13 Nisan 1909) çıkması üzerine İstanbul'a dönerek Yeşilköy'de ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilen Hareket Ordusu'na katıldı. Ayaklanmanın bastırılmasının ardından Mayis 1909 da  Üsküdar muhafızlığına atandı..

Agustos 1909 da, 31 Mart 1909 Olayından kısa bir süre sonra Çukurova'da patlak veren Ermeni ayaklanmasını denetim altına almak üzere   Adana valiliğine getirildi.

1910 sonlarında hastalandığı için İstanbul'a döndü.

Ağustos 1911'de Arap aşiretlerinin çıkardığı ayaklanmaları bastırmak üzere Bağdat valiliğine atandı.

Temmuz 1912 de, almanya yanlisi İttihatçıların desteğindeki Mehmet Said Paşa hükümetinin istifa etmesi üzerine, Bagdat Valiligi görevinden ayrılarak İstanbul'a döndü.

Bir süre sonra Konya Redif Fırkası komutanı oldu. Ekim 1912'de miralaylığa (Albay) yükseldi.

Kasım 1912'de tümeniyle Balkan Savaşı'na katıldı. Pınarhisar-Vize'de Bulgarlara karşı ağır bir yenilgiye uğrayınca fırkası ile birlikte Çatalca'ya çekildi.

Aralık 1912'de İstanbul menzil müfettişi ve ordu idare reisi oldu.

Babıali Baskını

Babıali Baskını (23 Ocak 1913) olarak bilinen hükümet darbesinin ardından alman yörüngesindeki İttihatçılar başa geçince İstanbul muhafızlığına getirildi. Bu görevi sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne karşı gelişen muhalefeti bastırarak partinin yönetimine destek sağlamaya çalıştı. Aynı yıl Bulgarlarla yapılan barış görüşmelerine askeri üye olarak katıldı.

İstanbul muhafızlığının kaldırılması üzerine 1. Kolordu komutan vekili oldu. Aralık 1913'te mirlivalığa (Tuğgeneral) yükseldi.

26 Şubat 1914'te nafia (bayındırlık), 11 Mart 1914'te bahriye nazırlığına atandı. Bahriye Nezareti'nde (bakanlık) ve donanmada yeni düzenlemeler yaptı.

1906 dan beri Alman destegini arkasina alarak ittihadd-i terakki cemiyetini ve bununlada Hükumeti eline gecirmis, kendi adamlari haricindeki ittihadcilarin dahi önlerini kesiyordu.Öteden beri Fransız yanlısı olarak bilinen Cemal Paşa, I. Dünya Savaşı öncesinde Fransa'nın desteğini arkasina alarak, ittihadd-i terakki cemiyetini, Osmanli Devletini fransa yörüngesine sokarak, liderlige yükselmek istiyordu. Bu amacla Fransa'ya gitti. Ama siyasal ittifak sağlayamadı ve bunun üzerine Alman yanlısı Enver Paşa ve Talat Paşa ile birlikte 2 Ağustos 1914'te yapılan Osmanlı - Alman İttifakı'nı isteksizce kerhen destekledi.

1915'te Ferikliğe (Korgeneral) yükseldi. Mısır'ı İngilizlerden almak amacıyla düzenlenen Kanal Seferi olarak bilinen çarpışmalarda komuta ettiği Osmanlı güçleri ağır kayıplar verince geri çekilmek zorunda kaldı.

1916'da Enver Paşayı devirmek için darbe planladığı ama sonra korkarak bundan vazgeçtiği söylenir (Falih Rıfkı Atay'ın anılarında geçer).

Cemal Paşa Filistin Cephesindeki başka yenilgileride yasadi.

Kudüs'e giren Alman-Avusturya askerlerini teftiş eden Cemal Paşa (1916)

Temmuz 1917'de Filistin Cephesinde gittikçe kötüleşen durumu düzeltmek amacıyla Yıldırım Orduları Grubu kurularak 4. Ordu kaldırıldı. Cemal Paşa da  Suriye ve Batı Arabistan Orduları Genel Komutanlığına (Suriye, Filistin, Hicaz, Yemen ve Asir bölgesi komutanlığı) atandı ve birinci ferikliğe (Orgeneral) yükseltildi.

1918'de bölgenin denetimi Yıldırım Orduları Grubu'na verilince bu görevden de alındı.

Cemal Paşa Suriye'de bulunduğu sırada Halide Hanım'la birlikte çeşitli toplumsal hizmetlerin ve bayındırlık etkinliklerinin yaygınlaştırılması için çalıştı; yörenin arkeolojik özellikleriyle yakından ilgilendi. Bu arada Arap ileri gelenleri arasında ortaya çıkan siyasi hoşnutsuzluğa ve düşmanca yönelimlere sert önlemlerle tepki gösterdi.

Savaş Sonrası

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndan 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile yenik çıkması üzerine Cemal Paşa  1-2 Kasım 1918 gecesi Enver Paşa ve Talat Paşa ile birlikte bir Alman denizaltısıyla Odessa'ya, oradan da Berlin'e gitti.

Tam bu sırada İstanbul'daki sıkıyönetim mahkemesince (Âliye Divan-ı Harb-i Örfi), Osmanlı'da yaşayan Arap unsurlarının isyanına sebep olmak suçundan gıyabında önce ordudan atılmasına, sonra da idamına karar verildi (5 Temmuz 1919).

Ardından Almanlar tarafindan İngilizlere karşı mücadele eden Afgan ordusunun modernleştirilmesi kamuflaji altinda, Afgan Askerlerinin, Afgan Devletine karsi isyana gecmeleri için Afganistan'a gönderildi.

Bolşeviklerin siyaset değişikliği sonucu Tiflis'e geçti. Burada bir süre Enver Paşa ile bir grup İttihatçının Rusya ve tüm Asya'daki Türkleri antiemperyalist ve Turancı amaçlar etrafında birleştirerek, onlari Bolşeviklere karsi ayaklandirmaya ugrastilar..

Anadolu'daki M.Kemal baskanligindaki  Kurtuluş Savaşı Karsiti Hareketlerinnın önderleriyle ilişkiye gecerek, onlarin ingiliz yörüngesinden cikip, Alman yörüngesine girmeleri icin ugrasti.

21 Temmuz 1922'de, Türkiye'ye dönme hazırlıkları içindeyken Tiflis'te Karakin Lalayan ve Sergo Vartanyan adlı iki Ermeni komitacı tarafından öldürüldü. Mamafih, bu suikastın, Stalin'in emriyle, o sırada Gürcistan Çeka'sının başında olan Lavrenti Beria tarafından tertiplendiğine dair iddialar vardır.[1] Cenazesi Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir tarafından Erzurum'a getirilerek Karskapı Şehitliği'ne defnedildi.

Cemal Paşa, 1908 - 1918 döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önde gelen yöneticilerindendi. Özellikle Üç Paşalar İktidarı olarak da bilinen 1913 - 1918 arasında Osmanlı Devleti'nin iç ve dış siyasetinin Almanlarin yaninda belirlenmesinde önemli rol oynadı. Ayrıca I. Dünya Savaşı'nda en önemli cephenin komutanı olarak görev yaptı. Bundan dolayı yenilginin ve İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetiminin birinci dereceden sorumlularından sayıldı. Cemal Paşa'nın Seniha Hanım'la olan evliliğinden Ahmed, Mehmed, Kamuran, Nejdet ve Behçet isimli beş çocuğu vardır. Oğullarından Ahmed Cemal ünlü gazeteci Hasan Cemal'in babasıdır.

Ingiliz yanlisi ittihadcilardan olan Yazar Falih Rıfkı Atay, "Zeytindağı" kitabında Cemal Paşa'dan şöyle anlatır; "Hazin tâlih: Eşraf[2]larını öldürmüş olduğu Suriye'de Cemal Paşa'yı seven ve arayan çoktur. Cemal Paşa, Bolşevikler hesabına on binlercesini kendi eli ile hayat vermiş olduğu Ermeniler tarafından öldürülmüştür.

Halbuki gercekler bunun tam tersini ortaya koymaktadir. Suriye halki bu fasist irkciyi nefretle anmaktadir halen. Cemal Pasa sayesinde Suriye halki Fransiz Mandasi altina alinmis ve halen bu manadanin altinda sürünmektedir. Eger Cemal Pasa Suriyeli araplari Osmanli aleyhine kiskirtmasaydi, ne Osmanli Devleti düserdi ve nede Suriye manada yi kabul ederdi. Ermenilerle Müslümanlari birbirlerine düsüren ve ermenilere karsi yapilan mezalimlerinde sorumlusu Ahmed Cemal dir.

Ahmed Cemal Pasa Alman yörüngesindeki ittihadd-i terakki Cemiyetinin 3 Liderinden birisi olup, ingiliz yörüngesinde olan ittihadd-i terakki Cemiyeti ile giristikleri savasi kaybedenlerdendir.

***

http://www.isteataturk.com/resimler/a6237ata_90.jpg

 

1917 YILI HALEP

Mustafa Kemal’in Halep’te, bir aile dostu olan Salih Fansa nin konağının bahçesinde Abdürrahim Tuncak’la çektirdiği fotoğrafın hikayesini  yine Abdürrahim Tuncak’ın kendisinden dinletelim:

-“Annemle (Zübeyde Hanım’la) birlikte Halep’e gittik. Mustafa Kemal geçirdiği bir rahatsızlıktan sonra iyileşme dönemini Halep’te, (Suriyeli Ermeni vatandasi) İstanbul’lu dostları Salih (Fansa) Bey’in konağında geçiriyor, orada dinleniyordu. Salih Bey’in konağı, büyük bir portakal bahçesinin ortasındaydı. Mustafa Kemal Paşa sık sık bahçede otururdu. Ben de hep, onun çevresinde oynardım.

Bir gün bahçede oynadığım sırada beni çağırdı:

-"Senin burada bir fotoğrafını çektireyim mi ?" dedi.

-"Bende evet dedim."

Emir verdi, ordunun terzisini getirtti ve bana bir gecede, yöresel giysi diktirdi.

Orduda görevli bir doktor yüzbaşının fotoğraf makinesi vardı. Ertesi gün doktor yüzbaşı fotoğraf makinesiyle Salih Bey’in bahçesine girdi. Bana da içeride, yöresel giysilerimi giydirdiler.

Bahçeye, Mustafa Kemal Paşa’nın yanına gittiğimde, beni görünce gülmeye başladı:

-“Tam buralı bir delikanlı olmuşsun” dedi. Ve yanındaki yeri gösterdi:

-“Gel yanımda otur” dedi.

Doktor yüzbaşı fotoğraf makinesini hazırlamış, fotoğrafımızı çekmek üzereyken, Mustafa Kemal Paşa durmasını söyledi. Çanakkale’den beri yanından ayırmadığı tabancasını çıkarttı, benim belime taktı. Belimin öteki yanına ise, kuşağın arasına, kendi kasaturasını yerleştirdi.

-“İşte şimdi oldu” dedi ve doktor yüzbaşıya döndü:

-“Fotoğrafımızı şimdi çekebilirsin. Çünkü Abdürrahim hazırdır.”

Diyarbakır’lı Abdurrahim  (Tunçak) adlı çocukla Halep'te. (1917)

Halep’te annemle birlikte bir hafta yada on gün kaldık. Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a izinli olarak dönen bir çavuşa emanet etti bizi. O çavuş’la birlikte yine trenle, İstanbul’a döndük.

-“Halep’te Salih Bey’in bahçesinde Mustafa Kemal Paşa ile çekilen fotoğrafım, yıllar sonra Almanya’ya yüksek öğrenim yapmaya gittiğimde, tren istasyonunda kaybettiğim bavulumla birlikte yok olmuştu.”

Makbule Ablam (Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Atadan) 1956 yılında öldüğünde, bu fotoğrafın kartpostal büyüklüğünde bir kopyası, onun "evrakı" arasından çıktı."

 Kaynak: Başkent Üniversitesi Kültür Yayını, Bütün Dünya, Mart 2009 Sayfa: 44 - 45

**********

ATATÜRK ANADOLU'DA
Nurer UĞURLU başkanlığında bir kurul tarafından hazırlanmıştır.
Dizgi - Yayımlayan:
Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.
Baskı: Çağdaş Matbaacılık ve Yayıncılık Ltd. Şti.
Mayıs 2000
TEVFİK BIYIKLIOĞLU
ATATÜRK ANADOLU'DA
(1919-1921)
Kudret ve kabiliyetten mahrum olanlara iltifat olunmaz. (N. C. II., S.
645) ATATÜRK
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ 7
I
TÜRK İSTİKLÂL MÜCADELESİ ÜZERİNE
Prof. JÄSCHKE'NİN BİR İNCELEMESİ 13
1. Tezat içinde zafer politikası 14
2. Babıâlınin anlaşma politikası 19
3. Millî hakların müdafaası 26
4. Mustafa Kemal Paşanın Anadolu'ya gönderilmesi 30
5. Âsi Mustafa Kemal'le mücadele 34
6. 16 Mart 1921 Moskova andlaşması tarihçesi üzerine 43
7. Türk-İngiliz dostluğunun yenilenmesi 49
8. Yeni Türkiye'nin sınırları 52
EK: 1918 Osmanlı hükûmeti 54
II
Prof. JÄSCHKE'NİN ''TÜRK İSTİKLÂL MÜCADELESİ
TARİHİ''NE DAİR YAZISI ÜZERİNE MÜLAHAZALARIM
VE BU YAZININ TARTIŞILMASI 59
1. İtilâf devletlerinin tezatlı zafer politikası 62
2. Babıâlınin anlaşma ve uzlaşma politikası 66
3. Millî hakların savunulması 69
4. Mustafa Kemal Paşanın Anadolu'ya gönderilmesi 76
5. ''Âsi'' Mustafa Kemal ile mücadele 91
6. 16 Mart Moskova antlaşmasının tarihi üzerine 116
7. Türk-İngiliz dostluğunun yenilenmesi 129
8. Yeni Türkiyenin hudutları 133
1918-1922 yıllarında Osmanlı hükûmetleri 138
KRONOLOJİ 140
ÖNSÖZ
Bu günümüzü hazırlayan ''Türk İhtilâli''nin, henüz ilmî ve tam bir tarihini yazamamış
olmamız, en büyük kusurumuzdur. O vakitten beri, şöyle böyle, aradan kırk yıl geçti. Ortaya
koyabildiklerimiz, aralarında çok değerlileri bulunmakla beraber, ''hatıralar, incelemeler ve
denemeler''i aşmamaktadır. Bu konu üzerine, içeride ve dışarıda yazılanlar arasında, büyük
kurtarıcının öz eseri olan ''Nutuk'' tarih için en başta gelen bir kaynak olarak kıymetini
muhafaza etmektedir. Nutkun belgelerle desteklenmiş olması ona müstesna ve ilmî bir değer
de vermektedir. Çünkü, her olayı ''Tarihin yargılamasına bırakmamız'' sırf tarihin vesikalara
göre yazılmasından ileri gelmektedir.
Dahi yazarının, 1927 yılında, elindeki vesikalara göre yazılmış olan Nutuk, büyük kurtarıcının
9 uncu ordu müfettişi olarak Samsun'a çıkışıyla (19 Mayıs 1919) başlar ve 10 Kasım 1924
gününe kadar beş yıllık olayları içine alır. Atatürk, eserinde, 9 uncu ve 3 üncü Ordu müfettişi
(30 Nisan-8 Temmuz 1919), Doğu Anadolu (24 Ağustos-11 Eylül 1919), Anadolu ve Rumeli
Müdafaai Hukuk Cemiyetleri temsil heyetleri reisi (11 Eylül 1919-24 Nisan 1920), Büyük
Millet Meclisi Reisi (24 Nisan 1920-29 Ekim 1923), Başkumandan (5 Ağustos 1921-23
Ağustos 1923) ve en nihayet Cumhurbaşkanı (29 Ekim 1923) olarak Kasım 1924 başlarına
kadar davranışlarını umumî efkâra açıklamış bulunmaktadır.
Nutuk yazılırken muhteşem yazarının elinde yabancı arşiv vesikaları yoktu. Hatta, Osmanlı
sadaret ve hariciye nezareti ve Genelkurmayımız arşivlerinden bile faydalanmamıştır. Bu
büyük eser, Millî Mücadeledeki azim ve enerjiyle adeta bir solukta denecek kadar kısa bir
süre sayılabilen üç ay içinde yazılmıştır. Bu başarının hikmeti şudur: Onun Anadolu'ya geçişi
ile Büyük Millet Meclisinin açılması sırasında bir yıllık süre içinde her işi şahsen kendisi
idare etmiş, daha sonraki davranışlarından farklı olarak, her emir kendisinden ve kendi
imzasıyla çıkmıştır. Bu emirlerin asılları, hususî kaleminde bulunduğu için, bu bir yıllık devre
için, başka kaynaklara pek ihtiyaç duymamıştır. Bu devre ait İtilâf vesikaları çok sonra
yayınlanmıştır. Genel Kurmayımız harp tarihi dairesi ise ''Harp Tarihi vesikaları dergisi''ni,
ancak, altı yıldan beri çıkarmaktadır. Başvekâlet ve Hariciye arşivlerindeki ''Mütareke ve
Millî Mücadele'' vesikalarının henüz yayınlanmamış, hattâ ilmî bir şekilde bile tasnif
edilmemiş olması bilim dünyası için büyük bir boşluk teşkil etmektedir.
Karşı taraf vesikaları, bir kısım Türk hatıraları ve arşiv belgeleri meydana çıktıktan sonra dahi
anlaşılan gerçek şudur: Mustafa Kemal Paşa, karşı tarafın, yani İtilâf devletleriyle Amerika
ve Yunanistan'ın niyet ve takatlarini, Osmanlı Devletinin ve sarayının ne yapabileceğini gayet
doğru olarak takdir etmiştir. Askerlikte ve diplomaside karşı tarafın yapabileceklerini
kestirmekte işlenecek bir hatanın, başarısızlıktaki etkisi, herkesce bilinen bir gerçektir.
Atatürk'ün ''seziş'' kudret ve karar isabeti, ona başarıyı sağlayan âmillerin başında gelir.
Askerî yönetim sanatının en başta gelen bir ilkesi olarak yapılması gereken ''vazife ve amaç''ı
da en ağır ve buhranlı şartlar altında bile, daima gözönünde tutmuştur. Bununla beraber, o,
bütün davranışlarında, en çok kendi kuvvetine dayanmıştır. ''Kudret ve kabiliyetten mahrum
olanlara iltifat olunmaz'' düsturu onun en güvenilir ''hayat ve politika felsefesi'' olmuştur. Bu
görüşe göre kudret ve kabiliyetten yoksun olanların değil düşmanlardan, hatta dostlardan bile
''insanlık, adalet, mürüvvet icaplarını'' istemeye ve beklemeye hakkı olamayacaklarını kabul
etmiş ve buna göre davranmıştır.
Millet ve devlet işlerindeki görüşlerini anlatmaya çalıştığımız Mustafa Kemal Paşanın
karşısına taliin çıkardığı Vahidettin'in tutumu ise büsbütün başka idi. Mustafa Kemal Paşa
Anadolu'ya geçinceye kadar devlet idaresini, tek başına ve rakipsiz elinde tutan bu son
Osmanlı padişahı mütarekenamenin ağır şartlarını öğrenince sadrazamına şunu söylüyordu:
''- Şartlar ne kadar ağır olursa olsun hemen kabul edelim. İngiltere'nin şarktaki bize dost
politikası değişmemiştir. Daha sonra af ve mürüvvetlerini kazanabiliriz.''
Osmanlı padişahı, bu ümit ve tahmininde aldandığını, iş işten geçtikten sonra anlayabilmiş ve
bu kitapta bir fotokopisini koyduğumuz vesikanın da gösterdiği gibi, dostluğuna güvendiği
devletin himayesine sığınmakla ancak canını kurtarabilmiştir. Diğer taraftan, Mustafa Kemal
Paşa, boynunda, Osmanlı Devletinin idam fermanı olduğu halde, hayatına ve millî varlığa
karşı tertip edilen türlü suikast ağları arasında, şahsî emniyetini hiç düşünmeden, Türk istiklâl
ve vatanını kurtarmak için çarpışmaktan bir an geri kalmamıştır. Padişahın, Türk milletine ve
millî duygulara hiçbir değer vermediği de şüphe götürmeyen bir gerçektir. Sayın Rauf
Orbay'ın, bana açıklamak lütfunda bulunduğuna göre, Vahidettin, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa
kabinesinin istifa ettiği gün, Dolmabahçe Camiinde Cuma Selâmlığına Bahriye Nazırına
(Rauf Orbay), ibretle okunacak şu sözleri söylemiş:
''- Millet bir koyun sürüsüdür. Ona bir çoban lâzımdır. O da, benim.''
Vahidettin'in devlet idaresi ve Türk milleti hakkındaki fikirlerini gördükten sonra kendisinin,
hanedanın ve Osmanlı İmparatorluğunun akibetlerine hiç şaşmamalıyız.
Mütareke yıllarında Osmanlı Devletini, kendi başına, Orta Çağ anlayışıyla idare eden
Vahidettin'le, mütarekeden altı ay sonra Türk milletinin başına geçen Arıburnu ve Anafartalar
kahramanı Mustafa Kemal Paşanın yukarıda anlattığımız fikirleri karşılaştırılınca netice
hakkında hiç şüphe ve tereddüde düşülmeyeceğini sanıyorum. Mütarekede, gerçekte,
Vahidettin'in şahsında cehalet, taassup ve gerilikle Mustafa Kemal'in şahsında müspet bilim
ve Batı anlayış ve kültürü çarpışmış ve beklendiği gibi ikincisi üstün gelmiştir. Mücadelenin
ilk günlerinden itibaren Mustafa Kemal Paşaya katılan Sayın Rauf Orbay'ın, Atatürk'ün millî
mücadeledeki rolü hakkında samimî düşüncesi ve kanaati de kesin ve açıktır:
''Mustafa Kemal Paşa mücadeleye atılmasaydı bu memleket kurtulamazdı. Anadolu'nun
tehlikeye düşen yerlerinde, batıda, doğuda ve güneyde başlayan bir yurtsever düşüncenin
mahsulü olan zayıf millî mukavemet hareketleri Mustafa Kemal Paşa tarafından
birleştirilmeseydi, her biri ayrı ayrı kolayca bastırılabilirdi. Nur içinde yatsın Büyük
Kurtarıcı''.
Bu küçük kitabımızda da açıkladığımız gibi, Atatürk ve eseri hakkında, yukarıdaki mütalâayı
teyit eden birçok vesika ve beyanlar vermiş bulunmaktayız. Bununla beraber, bütün bunlar
arasında, Sayın Rauf Orbay'ın kanaati, özel bir önem taşımaktadır.
Umumî efkâra sunduğum ''Atatürk Anadolu'da'' adlı bu küçük kitap Millî mücadelemizin,
başından sonuna kadar eksiksiz bir tarihi değildir. Bununla beraber, bu küçük incelemede,
Millî Mücadelemizin başlıca olayları üzerinde, güçlükle bulabildiğim resmî ve özel belgelerin
ışığı altında, dikkatle durulmuştur. Millî Mücadele tarihimizin her bakımdan
aydınlatılabilmesi için, herkesin her şeyden ümit kesmiş bulunduğu mütarekenin ilk altı
ayında bir kahramanın neye dayanarak mücadeleye başlamış olduğu, üzerinde durulması
gereken bir problemdir. Samsun'a çıkan Mustafa Kemal Paşa'nın bir ''Millî mukavemet''
cephesi kurabilmesi ise, Anadolu'ya geçmesinden daha kolay olmamıştır. Türk ihtilâlinin,
şimdiye kadar, vesikalarla gerektiği gibi aydınlatılmamış olan kısmı Mondros Mütarekesi'nin
imza edilmesiyle Büyük Millet Meclisi'nin toplandığı günler arasında bir buçuk yıllık bir
süredir. Bu devrenin ilk altı ayında (13 Kasım 1918-16 Mayıs 1919) Mustafa Kemal Paşa
İstanbul'dadır. Bu süre içinde, Türk mukaddeleri, istilâcılarla sarayın elinde gibi
görünmektedir. İtilâf devletleri, birçok sebep yüzünden, bu altı ay içinde, aralarında anlaşıp
Osmanlı Devletiyle barış yapamazlar. Bu sırada, İtilâf yardımıyla, Türk topraklarında
''Rumluk ve Ermenilik'' yaratılmak tehlikesi karşısında mahallî ''Müdafaai Hukuk
Cemiyetleri'' kurulmuştur. İstiklâl Mücadelemizi ilmî bir metodla incelemek için, buna göre:
- Müttefiklerin doğu politikasını ve aralarındaki anlaşmazlıkları,
- Babıâli'nin tutumunu ve davranışını
- Millî hakların korunması için mahallî Müdafaai Hukuk Cemiyetlerinin kurulması
problemini,
Bunun arkasından da:
- Mustafa Kemal Paşanın Anadolu'ya gönderilmesi meselesini incelemek gerekmektedir.
Büyük kumandanın, Anadolu'daki davranışları da:
- Mustafa Kemal Paşa - İstanbul çatışmasını doğurmuştur. Âcizleri de Profesör Yeşke'nin ilmî
bir şekilde ele aldığı bu sıra ile yukarıdaki problemleri, daha geniş bir ölçüde ve Sayın
Profesörün göremediği vesikaların da yardımıyla işlemeyi uygun buldum.
Bundan sonra Ankara'da toplanan Büyük Millet Meclisinin karşılaştığı en önemli iki problem
olarak:
- Sovyet Rusya ile işbirliği
- Başta İngiltere olmak üzere Batı ile münasebet;
Ve sonuncu mesele olarak da:
- Atatürk ihtilâlinin, Yeni Türkiye'ye kazandırdığı bugünkü hudutlarımızın elde edilmesi
incelenmiş bulunmaktadır.
Bu küçük kitapta, Profesör Yeşke'nin bir makale çerçevesi içinde önümüzde serdiği
yukarıdaki problemi, başvekalet ve hariciye arşivlerinde uzun yıllar süren araştırmalarıma,
Millî Mücadele yıllarında dikkatle tuttuğum ve ''Anadolu İhtilâlinin kısa askerî tarihi'' adını
verdiğim şahsî notlarıma dayanarak daha geniş ölçüde okuyucularıma sormak istedim. Bu
çalışmalarımda, lütfen, her çeşit maddî ve manevî yardımlarını esirgemeyen ve Millî
Mücadelede değerli hizmetleri geçmiş olan zatlara kalbî şükranlarımı sunmayı bir vazife
bilirim. Sırası geldikçe metinde adlarını belirttiğim milliyetçi ve Atatürkçü yazarlarımızın,
Atatürk ve Türk devrimleri üzerindeki yayınları geniş ölçüde faydalandığım kaynakların
başında yer almaktadırlar. Bundan önce çıkardığım ''Trakya'da Millî Mücadele'' kitaplarım
için olduğu gibi bana, devamlı yardımlarını esirgemeyen Emekli valilerimizden Ali Seyfi
Tülümen'e minnettarlığım sonsuzdur. Çok çetin biyografik bilgileri tamamlamak yolundaki
lûtuflarından ötürü Emekli Orgeneral Muharrem Mazlum Iskora'ya da teşekkür etmek isterim.
Bu saydığım yurtsever zatların yardımı olmaksızın ne bu küçük kitap, ne de bundan sonraki
yayınlarımın mümkün olamayacağını açıklarsam, gerçeğin ancak kendisini ifade etmiş
olurum. 1958-1959 kışı, ''Türk ordusu ve Türk Cumhuriyetinin kuruluşu'' adlı kitabını
bütünlemek için, Ankara'da çalışan Princeton Üniversitesi profesörlerinden Dr. A. Rustov'un,
her yöndeki yardımlarını da, buradan açıklamak benim için zevkli bir vazifedir.
Değerli edip ve düşünürümüz Hasan-Âli Yücel'in teşvik ve uyarmalarının minnetdarıyım.
Türk Tarih Kurumu'nun gayretli ve bilgili Genel Direktörü Uluğ İğdemir'in anlayışlı
yardımları olmaksızın bu küçük kitap bile, çok kısa bir süre içinde çıkamazdı. Bu aziz
dostuma ve tashihleri yapmak, kronolojik ve indeks levhalarını hazırlamak lûtfunda bulunan
Doç. Şerafettin Turan'a şükranlarım sonsuzdur.
Bu küçük kitabımla Millî Mücadelemizin ilk devrinin bir az daha aydınlatılmasına en ufak bir
hizmetim olmuşsa bundan büyük bir zevk duyacağımı arzetmek isterim.
TEVFİK BIYIKLIOĞLU
I
TÜRK İSTİKLÂL MÜCADELESİ ÜZERİNE
Prof. JÄSCHKE'NİN BİR İNCELEMESİ
Almanya'da Münster Üniversitesi ''Doğu Semineri'' Profesörlerinden Dr. Jäschke bundan 27
yıl önce, 1932'de ''Türk Milletinin Hürriyet Mücadelesi'' başlıklı 16 sahifelik bir inceleme
yayınlamıştı(1). Şimdiye kadar VII. cildi çıkmış olan ''Dünya Harbinden Beri Türkiye'' adlı
''Tarih Takvimi''nin(2) de müellifi olan Prof. Jaschke'nin, 26 yıl süren araştırma ve
incelemeden sonra ''Türk Milletinin Hürriyet Mücadelesi'' üzerine çıkardığı ilk yazısını
tamamlamak üzere, Die Welt des Islams ''İslâm Dünyası'' dergisinde, (N. S. Vol, V, No. 1-2,
1957) ''Beitrage zur Geschichte des Kampfes der Türkei um ihre Unabhangigkeit'' konulu 64
sahifelik yeni bir etüd daha yayınlamış olduğu büyük memnunlukla görülmüştür.
Prof., ikinci yazısınnı hazırlarken Sovyet kaynaklarından başka 1937'den sonra çıkmış olan
İngiliz ve Amerikan resmî vesikalarından(3) ve bizde çıkmakta olan ''Harf Tarihi Vesikaları
Derğisi'(4), ''Tarih Vesikaları''(5) gibi ana kaynaklardan da faydalanmış bulunmaktadır.
Prof. Jäschke, sözü geçen son yazısında sırasıyla aşağıdaki konuları incelemektedir:
1. İtilâf devletlerinin tezatlı zafer politikası
2. Babıâli'nin uzlaşma ve tâviz politikası
3. Millî hakların savunulması
4. Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya gönderilmesi
5. ''Âsi'' Mustafa Kemal'le mücadele
6. 16 Mart 1921 Moskova Andlaşması tarihi üzerine
7. Türk-İngiliz dostluğunun yenilenmesi
8. Yeni Türkiye'nin sınırları
Ek: 1918-1922 Osmanlı hükümeti. İstanbul'da İtilâf Yüksek Komiserleri. Kaynaklar ve baskı
esnasında yapılan düzeltmeler ve ilâveler.
Millî mücadele tarihimizin belli başlı problemlerini içine alan yukarıki konular ısırasıyla
özetlemeye çalışacağım. Bunu yaparken Sayın Profesörün önemli olaylar hakkındaki ana
fikirlerini olduğu gibi tanıtmaya dikkat ettim. Dayandığı kaynaklara dair sahife altı notlarını
vermedim. Daha fazla incelemek isteyenler aslına başvurabilirler. Sunduğum özetteki sahife
altı notları benimdir.
I. TEZAT İÇENDE ZAFER POLİTİKASI
Anadolu'da İtalyan payı, İzmir meselesi
Profesör Jäschke, Osmanlı İmparatorluğunun tasfiyesi için, I. Dünya Harbi yıllarında, İtilâf
devletleri arasında yapılan gizli anlaşmalarla bunlara aykırı açıklamaları karşılaştırarak Türk
problemlerinde müttefikler ve ortakları arasındaki davranış ve görüş farkları üzerinde
durmaktadır. Harp içinde, Osmanlı toprakları müttefikler arasında paylaşılırken evvelâ, 26
Nisan 1915 Londra anlaşmasıyla Antalya vilâyeti civarında Akdeniz bölgesinde haklı bir pay
ve arkasından 17 Nisan 1917 St. Jean de Maurienne anlaşmasıyla bütün Güney-Batı Anadolu
birer nüfuz bölgesiyle birlikte, Rus hükümetince tasdik edilmek kaydıyla, İtalya'ya ayrılır.
''İzmir ve arka bölgesi'', hemen darbe katılmasını bir mükâfatı olarak, 1915'de, Yunanistan'a
vaad olunmuştur. Fakat, her iki şart yerine getirilmediği için, harp sonlarında, ''İzmir
meselesi'' açık kalmıştı. Bununla beraber, müttefikler, Wilson'un barış notasına verdikleri 10
Ocak 1917 tarihli cevapta ''Yabancı unsurları, Batı medeniyetine düşman Osmanlı idaresinden
kurtarmayı ve Osmanlı Devletini Avrupa'da dışarı atmayı'' ana davalar arasında
göstermişlerdir.
Loyd Core, Wilson ve Lord Curzon'un
İngiliz Başvekili Loyd Corc'un 5 Ocak 1918, (6) Amerikan Başkanı Wilson'un 8 Ocak
1918'de Türkiye hakkındaki beyanları (7), Osmanlı Devletinin paylaşılması planıyla ''Tezat''
halindedir. Lord Curzon da, 2 Ocak 1918 tarihli muhtırasında
Türk problemi hakkındaki fikirleri
''Türklere de, kendi mukadderatlarını kendilerinin tayin etmeleri hakkı tanınmalı (selfdetermination)
ve Türklerin asıl vatanı olan Anadolu'nun hürriyet ve istiklâlıyla toprak
bütünlügü garanti altına alınmalı, fakat, Avrupa'daki yerleri Türklerden alınmalı, İstanbul ve
Boğazların idaresi başkalarına verilmelidir'' diyordu.
Barış konferansında Yunan işleri
komisyonunun İzmir raporu
İngiliz ve Amerikan liderlerinin Türkler lehindeki bu sözlerine rağmen, Venizelos, barış
konferansından, Meis adası - Marmara denizi çizgisinin batısında kalan Anadolu'nun
Yunanistan'a bırakılmasını, 30 Aralık 1918 tarihli muhtırasıyla istemekten geri kalmamıştır.
Yunan arazi isteklerini incelemekle görevli komisyon, 30 Mart 1919 raporuyla, İtalyan
üylelerinin itirazları karşısında, ''İzmir'in ve arka bölgesi''nin Yunanistan'a verilmesini kabul
ve tavsiye etmiştir.
İzmir'de oturan Avrupa kolonisi, İstanbul İngiliz Yüksek Komiserliği, bu delice kararın
doğuracağı tehlikeler üzerine dikkati çektiler. Kabine üyesi Lord Curzon bile, 18 Nisan 1919
muhtırasında şöyle diyordu.:
''- Selânik kapılarının beş mil dışında asayişi sağlıyamayan Yunanistan'ın, Aydın vilâyetinde
barış ve güvenlik sağlamakta nasıl görevlendirilebileceğini anlayamıyorum''.
Üç büyüklerin 14 Mayıs 1919 günkü kararları
Loyd Corc, komitenin tavsiyesine uymuştur, Amerikan Başkanı Wilson, İngiliz Başvekilinden
daha ileri giderek 21 Nisan 1919'da; 'Yunanlıları kendi yurtlarında, her şeye hâkim
yapabilmek için İzmir ve civarının, Yunanistan'la birleştirilmesini'' istiyordu. Bu hava içinde,
üç büyükler (Loyd Corc, Klemanso ve Wilson' 14 Mayıs 1919'da ''Meğri batısında bir noktaya
kadar'' uzanan bölgede Yunan mandasına karar verirler.
Profesör jaschke, Yunanlıları İzmir'e çıkarmakta başlıca hata ve sorumluluğun, Loyd Corc'da
olduğunu, Üçler Konseyinin tutanağına dayanarak ileri sürmektedir:
Loyd Corc, 5 Mayıs günkü Üçler Konseyinde, şöyle konuşur: -''İtalyanların, doğuda, bütün
davranışları şüphelidir. Batı Trablus'da yapılan İtalyan seferi de gizlilik içinde tertiplenmişti.
Şimdi de Anadolu'ya öyle bir sefer yapmalarından şüphelenmekteyim. Günün birinde,
İtalyanları Anadolu'yu zaptetmiş bir halde görebiliriz. Onları, oradan çıkarmak güç olur.
Rumlar öldürülmekte olduğundan Yunanlılara, İzmir'i işgal müsaadesi verilmelidir.
Türkiye'de işgal kuvvetleri işini, İtalyanlar, Paris'e dönmeden(8), çözmeliyiz. Mümkünse
bugün öğleden sonra... İtalyanlarla birlikte bu iş görüşülecek olursa, daha evvel
davranacaklardır''.
6 Mayısta da: ''Türkiye'deki Rumları korumak için, Venizelos'a İzmir'e 2-3 tümen çıkarmak
müsaadesi verilmelidir'' demesi üzerine Klemanso ve Wilson da razı olurlar.
Aynı gün öğleden sonra, çıkarmanın teferruatı görüşülürken askerî mütehassıslar şu
mütalâada bulunurlar:
İtilâf askerî mütehassıslarının şüphe ve tereddütleri
''-Bu gibi bir hareketin mütareke hükümlerine uygun olduğuna emin olmadığımız için İtalyan
ve Türk hükûmetine, bundan, haber verileceğini kabul ediyoruz''.
Venizelos, Türklere, çıkarmadan
12 saat evvel haber verilmesini istiyor.
Venizelos, üçlerin 10 Mayıs oturumunda ''Türklere, çıkarmadan ancak 12 saat önce haber
verilmesine'' önem veriyordu. O, ''Türkleri ben çok iyi bilirim. Olaydan biraz evvel, onlara
söylenirse mukavemet etmezler. Bununla beraber hiç tehlike yok değildir'' diyordu.
Gerçekte, İzmir'e, bir İtalyan çıkarmasını ihtimali pek yoktu. Limandaki müttefik harp
gemileri, böyle bir hareketi önleyebilirlerdi.
İzmir'de Yunan işgali üzerine soruşturma yapmaya memur edilen Milletlerarası komisyonun 7
Ekim 1919 tarihli raporunda ''Mütarekeden beri, Aydın vilâyetinde Hıristiyanlar, tehlikede
değillerdi. Güvenlik şartları, mütarekenamenin 7 inci maddesine dayanılarak İzmir
istihkâmlarının işgalini gerektirmez. Asayişin korunması için yapılan işgal, gerçekte, bir
ilhakın bütün şekillerini göstermektedir'' denilmektedir.
General Harbord ve Çörçil müttefikleri sorumlu görüyorlar.
Amerikalı General Harbord da 16 Ekim 1919 tarihli raporunda ''İşgalden sonra İzmir'de çıkan
karışıklıklardan büyük devletlerin sorumlu olduklarını'' kaydetmiştir.
Churchill'in bu konudaki kanaati ise şudur: ''hak, şimdi, yan değiştirmiş bulunmaktadır.
Galiplerden kaçan adalet, şimdi karşı tarafa gitmiştir''.
''Ermenileri kurtarma politikası'' da Yunan işlerindekinden daha çok ''tezat'' içindedir. Harpten
hemen sonra Kafkasya'da, Ermenilere yardım için faaliyete geçen ''Yakın Doğu Yardım
Teşkilâtı'', (Neâr East Relief), biraz sonra siyasî anlaşmazlıklara yol açtı. Bogos Nubar Paşa,
On'lar konseyinden, 26 Şubat 1919'da, Ermeniler için ''Maraş'la birlikte Kilikya'yı, altı doğu
vilâyetimizi(9) ve Trabzon vilâyetinin bir kısmını ister ve bir rakam söyleyemeden,
Ermenilerin oralarda azlıkta olduklarını kabul etmez''. 22 Haziran 1919'da, Amerikalı
uzmanlar, ''Ermenistan'ın henüz işgal edilmeyen kısmını işgal etmek için Ermenilere verilmek
üzere 50 bin silâha, Ermenilerin dönmesini sağlamak için de 60 bin kişilik bir yabancı
kuvvete ve kurulacak bir Ermeni hükûmetine yardım ve asayişi korumak üzere de, yıllarca en
az 30 bin kişilik bir kuvvete lüzum olduğunu'' konferansa açıklarlar. Fakat, bu kuvvetleri kim
verecekti? İngiliz kuvvetleri (22 bin kadar) (Batum müstesna) 15 Ağustos 1919'dan itibaren
Kafkasya'dan çekilirler.
Wilson, Senatonun tasdik etmesi kaydıyla
Ermeni mandasını kabul ediyor.
İtalyanlar, böyle bir maceraya yanaşmazlar. Klemanso, 29 Ağustosta, Kilikya üzerinden
Ermenistan'a 12 bin Fransız göndermek vaadinde bulununca Wilson, bu teklifi iyi karşılar ve
hatta buna k atılmak arzusunu da gösterir. Amerikan Başkanı, Senatonun muvafakati
kaydıyla, 14 Mayısta kabul ettiği ''Ermeni mandası''nı Akdeniz'e kadar genişletmeye hazır
olduğunu açıklark. Wilson, daha ileri giderek, Amiral Bristol vasıtasıyla Damad Ferit'e
verdiği 21 Ağustos 1919 tarihli bir notada ''Ermenilerin, Türkler, Kürtler veya diğer
Müslümanlar tarafından Kafkasya'da veya başka yerlerde öldürülmesine mani olmadığı
takdirde, Osmanlı İmparatorluğunun Türklerle meskûn kısımlar için barış prensiplerinin 12
inci maddesiyle vaad olunan istiklâl geri alınacağı gibi, bu husus, Osmanlı İmparatorluğunun
büsbütün dağılmasını ve barış şartlarının Türkler aleyhine değiştirilmesini mucip olabilir''
demiştir.
Osmanlı İmparatorluğunun Türklerle meskûn kısmının istiklâli tanınacağını barış
prensiplerinin 12 inci maddesiyle bütün dünyaya açıklayan Amerikan başkanının, bu nota
verildiği sıralarda, Türk idare ve hâkimiyetinde olmayan Kafkasya'da Ermenilere mezalim
yapılmasından Osmanlı Devletini sorumlu tutmasını ve Türk milletini her türlü haklarından
mahrum etmekle korkutmasını, galip devlet adamlarının içine düştükleri ''Tezad''ların en
büyüğü olarak vasıflandırmak mümkündür. Bu tezatlar içinde çırpınan Wilson'un, 14 Mayısta,
Üçler Konseyine Loyd Corc'un getirdiği Türkiye'nin paylaşılması plânına, ne gibi bir ruh
haleti içinde razı olduğu daha kolay anlaşılır. 14 Mayısta, senatonun tasvibi şartıyla,
Ermenistan mandasını kabul eden Wilson, Türkiye'nin parçalanmasına mani olmak için,
İstanbul'daki bazı nüfuzlu unsurların bütün Osmanlı Devletini Amerikan mandası altına
aldırmaya çalışmalarını, kendi düşüncelerini gerçekleştirmeyi güçleştirici bir gayret olarak
sayıyordu.
Türk barışının geri bırakılması kararı.
Wilson, Amerika'ya dönmeden önce, Osmanlı Devletiyle, hemen hudutları tesbit eden kısa bir
barış yapılması görüşülmüş, fakat, bu kararları uygulamak imkânı olmadığı anlaşılınca
bundan vaz geçilmiş ve Üçler Konseyinin 27 Haziran 1919 oturumunda, ''Türk probleminin,
Amerika Birleşik Devletlerinin bir manda kabul edip etmeyeceği anlaşılıncaya kadar geri
bırakılması'' kararı verilmiştir.
Amerikan Senatosunun kararını, hemen altı ay bir süre bekleyen Loyd Corc, hiç farkında
olmaksızın Türk davasına en büyük yardımı yapmış oluyordu.
Boğazlar problemi
Boğazlar için bir Amerikan mandası fikri, Curzon'da, 2 Ocak 1918 tarihli ilk muhtırasında
belirir. Ruslar ve Amerikalılar işten çıkınca çözülecek iki problem kalıyordu:
1. Padişah İstanbul'da kalacak mıdır, yoksa Bursa veya Konya'ya mı gitmelidir?
2. Boğazların milletlerarası idaresi nasıl olmalıdır?
Bu iki problem üzerine yalnız müttefikler arasında değil, Britanya kabinesi içinde bile uzun
müddet bir anlaşmaya varılamamıştır.
Konseyin, 11, 12 ve 22 Aralık 1919 oturumlarında bir karar varılamadan, padişahın İstanbul,
Bursa ve Konya'dan hangisinde oturması uygun olacağı konuşulmuş ve en nihayet Curzon en
doğru ve gerçekçi sözü ortaya atmıştır:
''-Müttefiklerin, kuvvetle destekliyemeyecekleri bir barışı zorla kabul ettirmek bir felâket
olur.''
İngilizler, Osmanlı Devletiyle yalnız Amiral Calthorpe'un mütareke yapması yetkisini
alıyorlar.
Osmanlı İmparatorluğunun çökmesinden sonra, Loyd Core, Yüksek Harp Konseyinin 6 Ekim
ve 3 Ekim ve 3 Aralık 1918 kararıyla, Boğazların, Mareşal Franchet d'Esperey'in yüksek
kumandasında, General Milne tarafından işgali ve Klemanso'dan da, Osmanlı Devletiyle
mütarekenin yalnız Amiral Calthorpe tarafından yürütülmesi müsaadelerini koparır. Bu
kararlara göre, Franchet d'Esperey, Avrupa ve Milne, Anadolu Türkiye'sinde bildikleri gibi
kuvvetlerini kullanacaklardı. Fakat, İstanbul'un her iki kıta üzerinde olması, Mart 1920'ye
kadar süren çekişmelere yol açar. 15 Eylül 1919'da, Churchill, Türkiye'nin, Allenby
tarafından yenildiğini; 21 Eylül 1919 tarihli notasında ise Fransa, Bulgaristan'ın teslim
olmasıyla diz çöktüğünü karşılıklı iddia ederler.
İngiltere, Osmanlı Devletinin talihini eline almak isterse de, zaferden sonra, ordu kuvvetini
azaltmak zorunda kaldığından bu arzusuyla bu zaruret de ''tezat'' halinde idi.
Sert bir barışı uygulamak için müttefiklerin kuvvet çıkaramamaları.
On'lar konseyi, 30 Ocak 1919'da, Loyd Corc'un önergesi üzerine, ''Osmanlı İmparatorluğunda
intizam ve asayişin korunması için gerekli askerî kuvvetlerin âdilâne ve iktisadi bir şekilde
paylaşılması'' hakkında rapor hazırlamakla bir askerî komisyonu görevlendirdi. Büyük
Britanya, Suriye ve Ermenistan'da manda almak niyetinde olmadığından, oralarda 1.084.000
kişilik bir kuvvet bulundurmak külfetini üzerine alamayacağını açıklar. Amerikan Başkanı da,
Asya'da askerî sorumluluk kabul edemeyeceğini söyler. O vakit İngiliz kuvvetlerinin çoğu,
Şam'daki Şerif hükümetini ve Ermeni cumhuriyetini korumak için Suriye ve Kafkasya'da idi.
Loyd Corc, beyhude yere, İtalyanları ve Amerikalıları, Kafkasya'da bir hareket için
kazanmaya çalıştı. Bunun yerine, İtalyanlar, 28 Mart 1919'da hiç arzu edilmeyen Antalya
çıkarmasını yaptılar. Fakat, iyi karşıladıkları ''Türk Millî Hareketi''nin kuvvetlenmesiyle
İtalyan işgali de kendiliğinden kalkmıştı. Loyd Corc da, 1919 yılında, yerlerine başkasını
koyamadan, İngiliz kuvvetlerini, en az bir miktara indirmek zorunda kalır. Fransız Genel
Kurmayı ise Aydın civarında Türklerle Yunanlılar arasında tampon olarak kalacak bir tabur
bile veremeyeceğini sanmıştı. Böylece, yalnız Kafkasya ve Kilikya ile birlikte Suriye değil,
Samsun ve Anadolu demiryolu boyundaki küçük İngiliz garnizonları bile geri alınmışlardı.
Geri kalan kuvvetler ''Vatikanlaştırılan'' padişahın bir nevi karakolu mesabesinde
(derecesinde) idi.
Venizelos'un sert bir barışı uygulamak işini üzerine alması.
Müttefikler, zaferden sonra, Osmanlı hükümetinin her şartı kabul edeceğini sanmışlardı.
Halbuki Ferit Paşa'nın düşmesi, ''sert bir barışın, oldukça büyük bir kuvvete dayanması
gerektiğini göstermişti. Fakat, bu kuvveti vermeye, ne Londra, ne Paris, ne de Washington
hazırdı''. Böyle bir barışı kabul ettirmeyi yalnız Venizelos üzerine almıştı. Ama, onun
dayandığı kuvvet de o kadar güvenilir (Eylül 1919'da Yunan ordusundaki kıralcı subayların
nisbeti %80 idi) bir halde değildi. Türkler, moral ve coğrafya bakımından daha iyi bir
durumda idiler.
Loyd Corc'un, Yunanlılara yardımı ise pek zayıf olmuştur. Yunan üstünlüğü büyük olduğu
sürece, Yunanlıları büsbütün serbest bırakmaktan, gittikçe artan vicdan azabı müttefikleri
alıkoymuştur.
Prof. Jaschke'ye göre: ''Diplomatik strateji yokluğu... ve Türkiye hakkında müttefiklerin
muayyen bir politika üzerinde anlaşmalaları, en nihayet Lord Curzon'un, daha 12 kasım 1919
önceden görüp: düşmanlarımızın en zayıfı ve en kötüsü, sonunda büyük bir zafer elde
edecektir, dediği akibete yol açmıştır.''
2. BABIÂLİ'NİN ANLAŞMA POLİTİKASI
Damat Ferit'in barış programı.
Mütareke müzakerelerini ''İmparatorluğun toprak bütünlüğü'' esasına göre idare etmeye
yeltenen Damat Ferit Paşa, sadrazam olunca ''On'lar Konseyi'' önünde 17 ve 23 Haziran
1919'da ''1878 hududuna kadar bütün Trakya'yı, Ege adalarını ve padişahın hâkimiyetinde
geniş muhtariyet verilmek şartıyla, Arabistan'ı isteyince bu davranışı hiç ciddiye alınmaz.
Vahidettin'in ve Babıâli'nin İngiliz himayesini aramaları
VI.ıncı Mehmet Vahidettin ise, mütarekenin ilk gününden başlayarak İngiltere ile dostluk
bağlarının kuvvetlendirileceğinden bahseder ve 1919 yılı ağustosunda ''İngiliz Muhibleri
Cemiyetini'' kurdurur. Osmanlı İmparatorluğunu parçalayan harp içi anlaşmalarının
uygulanmasını önlemek amacıyla da Babıâli, devlet ve milleti ''İngiliz himayesi'' altına
koymağa çalışır. Bunun için, Damat Ferit Paşa, 30 Mart 1919'da, Amiral Calthorpe'a bir proje
vermiş ve birkaç ay sonra da (8 Eylül) bunun çabuklaştırılmasını Amiral Webb'den istemiştir.
Gizli İngiliz vesikalarından öğrenildiğine göre, İngiliz himayesini istemek için yapılan
müracaatlara İngiltere, kulağını tıkamış ve ''Türk meselesinin Paris'te çözüleceği'' cevabını
vermiştir.
Ali Kemal Fransız himayesi peşinde
Ne Babıâli, ne Vahidettin ve Sadrazamı Damad Ferit, ''yenilmiş bir Türkiye'ye, müttefiklerin,
bilhassa İngiltere'nin önemli bir tâvizde bulunamayacaklarını'' anlayabilmişlerdir. Damat Ferit
kabinesinde Maarif Vekili Ali Kemal de Fransız yüksek komiserine ''kendisine teklif edildiği
takdirde, Türk hükümetinin Fransız himayesi''ni kabule hazır olduğunu da söyler.
Amerikan Mandacılığı
Mustafa Kemal'e göre dış yardım şartları
Mütarekenin ilk günlerinde, ''İmparatorluğun toprak bütünlüğü'' ve ''istiklâli'' gibi konuları
savunur görünerek yüksekten konuşan Osmanlı hükümdarının ve devlet adamlarının,
durumun ağırlığı karşısında, ''İngiliz ve Fransız himayesi''ni istemekten başka bir kuruluş
çaresi düşünememeleri çok ibret alınacak bir faciadır. İstanbul'da bir zamanlar moda olan
''Amerikan mandası'' politikasına Babıâli'nin yanaşmadığı anlaşılıyor. İstanbul'da Aralık
1918'de kurulan ''Wilson Birliği'' Wilson'a bir muhtıra göndererek ''Türkiye'ye maliye ve
iktisat alanlarında yardım etmesini ve 25 yıl süre ile müşavirler göndermesini'' ister. Fakat, iki
ay sonra, Amerikan sempatisinin Ermenilerin tarafında olduğu belli olunca, cemiyet,
faaliyetini keser. Amerikan generali Harbord da ''dürüst bir plebisit yapılacak olursa bütün
imparatorluğun Amerikan mandasını istemesi''ni muhtemel görmüştür. Profesör Jaschke, çok
doğru olarak Mustafa Kemal Paşanın Amerikan mandasına taraftarlık ettiğini kabul
etmemekte ve onun ''kuvvetli ve tarafsız bir devletin yardımını,'' ''Türkiye'nin tam istiklâli''
şartına bağladığını açıklamaktadır. Halbuki Harbord, Amerikan mandası için ''Osmanlı
İmparatorluğunun dış münasebetlerinin mutlak kontrolü''nü istemekte idi.
Vahidettin ve Damat Ferit'in tehcir işini kurcamaları
Vahiettin ve Damat Ferit'e yakın olan ''Hürriyet ve İtilâf Partisi'' evvela, 1915 ''Ermeni
tehciri''ni tel'in ettiler. Vahidettin de, 24 Kasım 1918'de, bu tehciri yapanların
cezalandırılacaklarını açıkladı. Damat Ferit, 8 Nisan 1919'da, Boğazlıyan kaymakamını,
sözde bu cürmünden dolayı ölüme çarptırınca yurtseverlerin yaptıkları gösterilerden korkan
Vahidettin, Şeyhülislâm Mustafa Sabri'den mahkeme kararının şeriata da uygunluğuna dair
bir fetva almak zorunda kaldı.
Vahidettin ve Damat Ferit'in İttihad ve Terakki düşmanlığı
Vahidettin ve Damat Ferit, mütarekenin yarattığı durumdan faydalanarak kin besledikleri
''İttihad ve Terakki'' ileri gelenlerinde ''intikam'' almak ve bu yoldan da Müttefiklere yaranmak
yolunu tuttular. Müttefikler, Tevfik Paşa'dan, 36 kişinin tevkifini istemişlerdi. Damat Ferit,
ayrıca, 22 kişiyi divanı harbe verdi. Mahkeme, 5 Temmuz 1919'da Almanya'ya kaçmış olan
''esas mücrimleri'' idama ve şeyhülislâm Musa Kâzım Efendiyi sürgüne mahkûm etmiştir.
Fakat, bu arada, mevkuf olanların kaçırılmasından çekinen Damat Ferit'in arzusu üzerine,
İngilizler, Fransız ve İtalyan yüksek komiserlerine danışmadan veya bunlara haber vermeden,
geri kalan 67 tutuğu, 28 Mayısta evvela Mondros'a, oradan da Malta'ya sürmüşlerdir.
Vahidettin, Müttefiklerin müdahalesine yol açar korkusıyla, bütün kabinelere ''sükûn ve
asayiş''in korunmasına hususî bir dikkat edilmesini emrederdi. Bu maksatla, İzmir ve
Trakya'ya şehzadeler reisliğinde ''Heyet-i nasihalar'' gönderilmişti.
Babıâli'nin anlaşma politikası ve İzmir işgali.
Dörtler konseyi Yunan işgal sahasını sınırlandırıyor.
Milletlerarası soruşturma için yapılan müracaat.
''İzmir'in işgali'' Vahidettin ve eniştesi Danat Ferit'in güttükleri anlaşma politikası için
korkunç bir darbe olmuştur. Onlar, bu açıkça haksız ve öldürücü taarruz karşısında bile silâhlı
bir mukavemeti delilik olarak vasıflandırıyordular. İzmir işgali, yalnız şehre münhasır kalmaz.
Yunanlıların alabildiklerine ilerlemeleri ve Türklere karşı zulüm, öldürme ve yağma irtikâp
etmeleri Türkler arasında haklı heyecan uyandırınca, Dörtler Konseyi evvela, 19 Mayısta,
Yunan işgalini, İzmir sancağı ve Ayvalık kazasıyla sınırlandırır. Yunanlılar, bu kararı
dinlemezler ve işgal sahalarını, Türk millî mukavemetiyle karşılaşıncaya kadar genişlettikleri
gibi, Türkleri yok etme politikasına da vehşice devam ederler. Damat Ferit'e vekâlet eden
Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendinin, İzmir işgali sıralarında, Yunanlıların irtikâp ettikleri
fecayii tahkik etmek üzere bir ''Soruşturma komisyonu'' gönderilmesi için 15 temmuzda
yaptığı teklif yüksek konseyce kabul olunmuştu. Bu türk şikâyetinden başka, Yunan fecayiini
durdurmak ve işgalini sınırlandırmak için yüksek konseye yapılan bütün müracaatlar müspet
bir sonuç vermemiştir. Yunan kıtalarının taşkınlıklarını dizginlemek için bu birliklere İngiliz
kontrol subayları verilmesi ve Aydın bölgesinde Türk ve Yunan kuvvetleri arasına İtilâf
kuvvetleri yerleştirilmesi gibi teklifler dikkate alınmamış ve General Milne'nin, Batı
Anadolu'da Türklerle Yunanlılar arasında, hiçbir tarafın geçmemesi kaydıyla tesbit ettiği hatta
da riayet olunmamıştır.
Babıâli'nin anlaşma politikasının iflâsı
Bu suretle, bütün teşebbüsler boşa çıkmıştı. Mütarekenin ilk gününden itibaren VI ıncı
Mehmed Vahidettin'in ve Babıâli'nin gütmek istedikleri, İtilâf devletleriyle anlaşma, bilhassa
İngiltere ile dostluk politikası, evvela, İzmir'nin müttefikler tarafından Yunanlılara işgal
ettirilmesine ve arkasından da Sevres antlaşması gibi bir zillet ve esaret vesikasının Osmanlı
devletine imza ettirilmesine yol açmıştır.
3. MİLLİ HAKLARIN MÜDAFAASI
Türk milliyetçiliğinin kökleri.
Jäschke de, Türk milliyetçiliğinin köklerinin ''Genç Türkler'' devrine, kısmen de XIX uncu
yüzyıla kadar uzandığını kabul etmektedir. Profesör, Balkan Harbi içinde (19 Ocak 1913)
kurulan ''Müdafaa-i Milliye Cemiyeti'' ve İkinci Balkan Harbi sıralarında, Batı Trakya'nın
işgalinde ''Kuvayi Milliye'' adı altında bazı millî teşekküllerin kuruluş ve faaliyetlerini örnek
olarak verir.
Mütarekede kurulan millî cemiyetlerin müşterek karakteri
Mondros Mütarekesi'nden sonra kurulan ''Millî Cemiyetlerî''in hepsinin müşterek amacı,
''Millî azınlıkların tecavüzlerine karşı millî hakların müdafaası'' idi. Trakya'da, bu mücadele,
Batı Trakya'nın durumu dolayısıyla güçleşmişti. Bunun sebebi, Batı Trakya'da, çoğunluk
Türklerde olmakla beraber, burasının milletlerarası antlaşmalarla, Türkiye'den ayrılmış olması
idi. Bundan başka her iki Trakya, Anadolu'dan yabancı işgaline düşen Boğazlarla ayrılmış
olduğundan kolayca savunulamazdı. Bu durum, Trakya'da halk ve idareciler arasında, fikir ve
moralce savunma hazırlık ve azminin, tehlike altına giren diğer bölgelere kıyasla daha geri ve
zayıf kalmasına sebep olmuştur(10). Kasım ve Aralık 1918'de İstanbul'da hep aynı maksatla,
Vilâyat-i Şarkiye, İzmir, Trakya-Paşaeli Müdafaai Hukuk gibi millî cemiyetler kurulmuş
olduğu malûmdur(11).
Doktor Esat Paşanın (Işık) kurduğu ''Millî Kongre'', İstanbul'daki millî cemiyetleri bir araya
toplayarak faaliyetlerini daha verimli bir hale sokmaya çalışmış ise de müspet bir sonuç elde
edilememiştir.
İzmir Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin çalışmaları.
''Reddi İlh'ak' cemiyetinin ve kavramının doğuşu.
İzmir'de, ''Müdafaai Hukuku Osmaniye Cemiyeti'', millî duyguları uyandırmaya çalışılıyordu.
Cemiyet, İzmir'in Yunanistan'a verilmesini nasıl önlemek mümkün olacağında bir karara
varamamakla beraber, bazı üyeleri İngiliz, Fransız, yahut İtalyan mandasını düşünüyorlardı.
Cemiyetin faaliyetini destekleyen vali ve kumandan Nurettin Paşa, silâhlı bir müdaafa fikri
beslediği için İngilizlerin teşebbüsü üzerine 14 Mart 1919'da, vazifesinden uzaklaştırılmış ve
yerine Osmanlı Dahiliye Nazırı (13 Ocak - 4 Mart 1919) Ahmet İzzet Bey getirilmiştir. Bu
olaydan beş gün sonra yapılan cemiyetin kongresinde İzmir'in talihi hakkında ciddî endişeler
açıklamış ise de, hiç kimse, Amiral Calthorpe'un 14 Mayıs günü, XVII inci kolordu
kumandanı Ali Nadir Paşaya verdiği ikinci nota ile bildirilen baskın tarzında bir Yunan
işgalini akıl ve hayaline getirememişti. Notanın tamamıyla anlaşılmasından sonradır ki,
İzmir'de, mukavemete teşvik edenler olmuş ve 14 Mayıs akşamı, ''Reddi ilhak heyeti
milliyesi''nin, ''Bahribaba mezarlığında'', Türkleri toplanmaya çağıran meşhur ve tarihî
heyecanlı beyannamesi, İzmir sokaklarında dağıtılmış ve duvarlara yapıştırılmıştır. 14/15
Mayıs gecesi İzmir Belediye Reisi Hacı Hasan Paşanın civar şehir ve kasabalara yetiştirdiği
her şeyi anlatan ''İzmir elden gidiyor, Reddi ilhak'' metinli kısa telgrafı, İzmir ve bütün
memleketin uğramakta olduğu millî felâketi, en veciz ve beliğ kelimelerle yayıyordu. Bu
''kara haber'', yurtseverleri harekete getirmiş ve hemen ertesi günü Denizli'de Müfti Ahmet
Hulûsi'nin Türkleri, ''silâh ve cephane azlığına bakmadan, yurt savunmasına çağıran'' fetvası
yayınlanmıştır. Bütün Batı Anadolu'da hatta Samsun civarında, Havza'da, ''Reddi İlhak''
cemiyetleri, Yunan tecavüzüne karşı fiilî bir protesto ve ayaklanma halinde, kendiliğinden
meydana gelmiştir.
Doğuda millî hareketin kaynakları.
Elviye-i Selâse'de millî teşkilât.
Türkiye'nin doğu bölgesinde, millî hareketin kaynakları daha eskidir. 1878'de, Rusya'ya
bırakılan Kars, Ardahan ve Batum, daha Kerenski zamanında ''Kars İslâm Cemiyeti''ni
kurarak teşkilâtlanır. Bilindiği gibi bu üç Türk livası, 1918'de, Brest-Litovsk andlaşmasının
hükümleriyle, Osmanlı Devletine katılmıştır. Mondros Mütarekesi (11 inci madde) bu
bölgedeki müttefik politikasının tereddüt ve şüphesini göstermektedir: ''...Kafkasya'nın geri
kalan kısmı, durum yerinde inecelendikten sonra müttefikler tarafından istenilirse
boşaltılacaktır''(12) Böyle bir ihtimali Türk makamları gözönünde tutmuşlardı. Bu sebepten,
Mutasarrıf Hilmi Beyin (Uran),
Kars Belediye Reisi Fahreddin (Erdoğan) Beye, verdiği talimat üzerine toplanan ''Millî
Kongre'', 5 Kasım 1918'de ''Kars İslâm Şurası''adını alan bir geçici hükümet kurdu. Aralık
1918 ortalarında, İbrahim Cihangiroğlu reisliğinde bir vilâyet kongresi açılır ve Fahreddin
Bey idaresinde 12 üyeli bir hükümet (Millî İslâm Şûrası) seçilir. Osmanlı kuvvetleri, 26
Aralık 1918'de Kars'ı bıraktıktan sonra şehre giren İngilizler, hükümeti tanıdıklarını
söyleyerek listesini istediler. Bundan sonra toplanan (17-18 Ocak 1919) 131 üyeli büyük
kongre (Reis Doktor Esat Oktay), İbrahim Cihangiroğlu idaresinde ''Güney Batı Kafkasya
geçici millî hükûmeti''ni kurmuştu. 12 Nisan 1919'da İngilizler, geçici hükümet üyelerini
tevkif ve Malta'ya sürünce ertesi gün de Kars, Ermenilerin eline geçer.
Yakup Şevki Paşanın 9 uncu ordu kumandanlığından geri alınması
General Milne'in ısrarıyla vazifesinden alınan Yakup Şevki Paşa geri çağırıldığını, nisan
ortasında, Erzurum'da iki İngiliz subayından öğrenir. Damat Ferit, 9 uncu ordu kumandanına,
ayrıca: ''Erzurum'dan ayrılmadığı takdirde, İtilâf devletleri, mütarekenameye dayanarak bütün
Anadolu'yu işgal edeceklerdir'' der.
Mütarekenamede, ''karışıklık çıkması hâlinde işgal edileceği'' kaydı bulunan altı doğu
vilâyetinin, Avrupa'nın harp yorgunluğu yüzünden böyle bir ihtimalle karşılaşması pek uzak
idi. Fakat, Ermeni delegelerinin 26 Şubat 1919'da, Paris Konferansından istedikleri hudut belli
olunca, Ermeni Cumhuriyetinin hudutlar üzerinde tecavüzlere yeltenmesi beklenebilirdi.
''Türk Ermenistanı'' denilen bölgenin merkezi Erzurum olduğundan mukavemet hareketi
buradan düzene konmalıydı.
Şark vilâyetleri Müdafaai Hukuk Cemiyeti ve Erzurum Kongresi
4 Aralık 1918 İstanbul'da ''Şark Vilâyetleri Müdafaai Hukuk Cemiyeti''nden sonra, 10 Mart
1919'da, bu cemiyetin, Erzurum şubesi kurulmuştur. Nizamnamesinin 2 inci maddesine göre
cemiyetin amacı aşağıda gösterilmiştir: ''Kanun çerçevesi içinde bütün ahalinin milli ve siyasî
haklarının serbestçe gelişmesini hazırlamak, Müslüman ahalinin tarihî haklarını medenî dünya
önünde savunmak, işlenen cinayetlerin tarafsız bir şekilde soruşturulmasını ve kabahatlilerin
cezalandırılmasını sağlamak...''
25 Nisan 1919'da verilen karara göre, 17 Haziranda, cemiyetin ''Erzurum vilâyeti kongresi''
toplandı. En önde, hedef olarak ''Osmanlı camiasından ayrılmayı önlemek için her türlü
fedakârlığa katlanmak, bir Ermeni tecavüzüne şiddetle karşı koymak ve bunun için köylerde,
silâhlı bekçi teşkilâtı kurmak'' gibi hususlar geliyordu. Fakat, bu teşkilât geciktirildi. Başında
Hoca Raif'in bulunduğu, Erzurum şubesi, 12 Şubat 1919'da Trabzon'da kurulan ''Muhafazai
Hukuk Cemiyeti'' ile işbirliği yapıyordu. Bu cemiyet de, Osmanlı Devletine bağlılığa önem
veriyor ve istatistiklere dayanan muhtıralarla ''Wilson prensipleri''ne göre, barış konferansı
önünde millî hakları savunmak istiyordu.
Pontos Devleti Propagandası, İngilizlerin Samsun'u işgal etmeleri
Diğer taraftan, Karadeniz kıyılarında, ''Pontos Devleti'' propagandası yapılması Türkler
arasında huzursuzluk yaratmıştı. Buna, harp sonunda, buralarda ortaya çıkan asayişsizlik de
eklenince İngilizler, 9 Mart 1919'da Samsun'a 200 asker çıkardılar. Bunun küçük bir kısmı
Ermeni ve Rumları korumak için, Merzifon'a sürüldü. Bu bölgede, asıl ''sükûn ve asayişi''
Türk birlikleri korumuştur (13).
4. MUSTAFA KEMAL PAŞANIN
ANADOLU'YA GÖNDERİLMESİ
Profesör Jaschke'ye göre, Mustafa Kemal Paşanın, mütarekede Yıldırım Ordular Grubu
kumandanlığından geri alınmasından sonra, İstanbul'da geçirdiği uzunca zaman (13 Kasım
1918 - 16 Mayıs 1919), henüz tarih bakımından gerektiği kadar aydınlatılamamıştır.
Loyd Core ve Vahidettin'in Mustafa Kemal'in
talihindeki rolleri
Atatürk'ün sağlığında Amerikan elçisi olan ve kendisiyle uzun konuşmalar yapan General
Sherill'e göre: ''Talih, bir taraftan Yunanlıları İzmir'e çıkarırken öbür taraftan, onlara karşı
koyacak Mustafa Kemal'i Samsun'a getiriyordu. Bu dramda, Yunanlıları İzmir'e gönderen
Loyd Corc ve Mustafa Kemal'i Anadolu'ya tayin eden Vahidettin adındaki iki kukla, talihin
âleti olmuşlardır. Vahidettin, Mustafa Kemal'i Samsun'a Ordu Müfettişi olarak göndermekle,
başkenti, arzu edilmeyen şahsiyetinden kurtarmayı düşünmüştür.'' Hükümdar, Almanya
seyahatinde (15 Aralık 1917 - 4 Ocak 1918) refakatindeki Mustafa Kemal Paşa hakkında iyi
intibalar edinmişti. ''Onu takdir ettiğini ve kendisine güveni olduğunu'' açıklardı. Her ikisinin
Enver Paşayı sevmemeleri, onları birleştiriyordu. Mustafa Kemal'in yurt sevgisi, herhalde,
Vahidettin'in gözünden kaçmamış olmalıydı. Fakat, hükümdar, kendi durgunluğu ile Mustafa
Kemal'in ateşli ruhu arasındaki uçurumun farkına varamamıştı.
Damat Ferit'in Mustafa Kemal Paşaya
güveni neye dayanıyordu?
Acaba, Damat Ferid'in Mustafa Kemal'e güveni neye dayanıyordu. Bunu, Ali Fuat
Cebesoy'un hatıraları aydınlatmaktadır. Hürriyet ve İtilâf Partisi ileri gelenlerinden Mehmet
Ali'nin kızıyla Cebesoy'un büyük biraderinin evlenmiş olması her iki aileyi birbirine
yaklaştırmıştı. Mehmet Ali, Mustafa Kemal'in İttihatçı olmadığına, Cebesoy ailesinin teminatı
üzerine kanaat getirir ve faal bir vazife alması için yardım vaadinde bulunur. Mehmet Ali,
İçişleri Vekili olunca bu vaadini yerine getirmiştir. Cebesoy'a göre, Damat Ferit, Mustafa
Kemal lehindeki müdahalesinden dolayı Mehmet Ali'ye kızmış ve onu 19 Mayıs 1919
kabinesine almamıştır.
Mustafa Kemal Paşanın İstanbul'da bir şey
yapılamayacağını anlaması
Mustafa Kemal Paşanın Anadolu'ya geçmeden önce, İstanbul'daki davranışları üzerine
Jμaschke şunları anlatmaktadır:
- Talât Paşa çekilmeden biraz evvel, daha cephede iken Mustafa Kemal, padişaha Ahmet İzzet
Paşayı sadrazam yapmasını tavsiye eder ve kendisinin de Harbiye Nazırlığına getirilmesini
ister. Aynı maksat için, İstanbul'a geldikten sonra, belki de 1919 yılı Şubat ayı sonlarına
kadar, kendi tâbirince ''Vatana ciddî hizmetler''de bulunmak amacıyla çalışır. Padişahı bu yola
getirmek için bütün gayretleri boşa gider. Tersine, Vahidettin, Mustafa Kemal'i, kendisinin
güttüğü ''anlaşma politikası''na çekmeye çalışır. Ona: ''Sen akıllı bir kumandansın. Tecrübesiz
arkadaşlarımızı aydınlatacağınıza eminim'' der.
Mustafa Kemal Paşa 6 ıncı Ordu Kumandanlığını
kabul etmiyor
Mustafa Kemal, zamanla İstanbul'da bir şey yapılamayacağına inanır. Bunun için O, artık
İstanbul'da kendini emniyette görmemeye de başlar. Gerekirse sivil olarak Anadolu'ya
geçerek ''Türk milletine felâketi anlatmak'' istiyordu. Bu sırada, general ''Allenby''nin
kendisini 6 ıncı ordu Kumandanlığına tayin ettirmek istemesini hemen reddetti. Bu ordunun
karargâhının bulunduğu Nusaybin, nüfuz sahası dar bir sürgün yeri olacaktı. Bu ordu,
Allenby'nin emri üzerine, 9 Şubat 1919'da XII üncü Kolorduya çevrilmiş ve kumandanı Ali
İhsan Paşa, 2 Mart günü Haydarpaşa'da İngilizler tarafından yakalanarak hapsolunmuştu.
Allenby, aynı zamanda, 9 uncu Ordunun da XV inci Kolordu hâline getirilerek bu ordu
kumandanı Yakup Şevki Paşanın geri çağırılmasını istemekte idi.
Mustafa Kemal Paşa 9 uncu Ordu Müfettişliğine
nasıl gönderildi?
Müttefiklerin, Samsun dolaylarında, şikâyet ettikleri emniyetsizliği düzeltmek gerekince, akla
Mustafa Kemal Paşa gelir ve Harbiye Nazırına bu işi çözmesi görevi verilir. Bunun üzerine
ikinci başkan Kâzım Paşanın Ordu Müfettişliğiyle Anadolu'ya tayini iradesi çıkmadan (30
Nisan: önce, Damat Ferit, İngiliz Sefareti baştercümanı Ryan'a Mustafa Kemal Paşanın
''dürüstlüğü'', Fevzi Paşa (Çakmak) da, bir İngiliz subayına, ''Mustafa Kemal'in Alman ve
Enver düşmanlığı hakkında teminat vermişlerdir.
Bunun arkasından kendisine geniş yetki verilen Mustafa Kemal Paşa, karargâhıyla birlikte 16
Mayısta İstanbul'dan yola çıkmış ve 19 Mayısta Samsun'a varmıştır.
Mustafa Kemal Paşanın, Samsun'a yola çıkarken Cevat ve Fevzi Paşalara gizli maksadını
açıklaması
Jaschke'ye göre, Mustafa Kemal'in Vahidettin'le son görüşme tarihi kesin olarak belli değildir.
Padişah, 16 Mayıs selâmlığında, diğer asker büyükleri arasında, Mustafa Kemal'i de kabul
etmiş ve Damat Ferit'in aracılığı üzerine ikisi arasındaki görüşme ise, 15 Mayıs günü
olmuştur. Bu günün sabahı Mustafa Kemal, Erkân-ı Harbiyeye gitmiştir. Erkân-ı Harbiye
Reisliğinde, Cevat (Çobanlı) ve Fevzi Paşalar aynı günün sabahında, daha sonra (20 Mayıs
1948, Akın) Fevzi Paşanın anlattığına göre, Anadolu'da bir ''Millî İdare'' kurulması konusu
üzerine konuşurlarken gelip bu görüşmeye katılan Mustafa Kemal Paşa ''Ben zaten bunun için
Anadolu'ya gidiyorum'' demiş ve her üç kumandan bu hususta anlaşmışlar.
Millî Mukavemet teşkilâtını ilk önce düşünen kimdir?
Daha Anadolu'ya geçmeden, Mustafa Kemal Paşanın İstanbul'da Ali Fuat Cebesoy ve Kâzım
Karabekir paşalarla buluşarak Anadolu'da bir millî mukavemet kurulması için bazı esaslar
üzerinde görüştükleri ve Doğu Anadolu'da bir ''Millî Hükûmet'' kurmak suretiyle Batı
tehlikesinin kaldırılarak vatanın kurtarılması konuları üzerinde düşünce birliğine vardıkları
anlaşılmaktadır. Profesör Jäschke, ''Millî hedefleri ilk önce kimin görmüş olduğu meselesi
üzerinde tartışmanın lüzumsuz olduğunu ve Mustafa Kemal'in arkadaşlarının hizmetlerini
küçültmenin haksızlık olacağını'' ileri sürmekte ve ''düşünmekle yapmak arasındaki büyük
farkı'' haklı olarak belirtmektedir. Diğer taraftan, yazar, Mustafa Kemal'in, İstanbul'dan
uzaklaştırılmak için Anadolu'ya gönderildiği fikrini kabul etmemekte ve o vakit, kendisinden
korkulmuş olsaydı, onu tevkif etmek için gizli İngiliz polisine bir işaret yeterdi demektedir.
Samsun'a hareketinden önce, tevkifhanede Fethi Beyi ziyaret eden Mustafa Kemal'in
arkadaşına, ''hükûmet ve sarayın kendi hakkında gaflete ve İngilizlerin de habersiz olduklarını
ve üç günlük yolculuk sonunda her istediğini yapabileceğini'' söylemiştir.
Beklemediği yetkiyle Anadolu'ya gönderilmesinden Mustafa Kemal'in kalbi ümitlerle dolu
olarak sevinç içinde, yola çıktığı muhakkaktır.
Jμaschke, yola çıktıktan sonra, Mustafa Kemal'in tevkifi için arkasından bir torpito
gönderilmiş olmasını pek muhtemel görmemekte ve o vakit ''işgal altındaki Samsun'da''
kolayca bunun yapılabileceğini düşünmektedir.
Müttefikler Mustafa Kemal Paşayı Anadolu'ya göndermekle aldandıklarının farkına, Fevzi
Paşaya göre, ancak üç hafta sonra, varabilmişlerdir.
5. ÂSİ MUSTAFA KEMAL'LE MÜCADELE
Samsun'a çıkan Mustafa Kemal'in dayandığı kuvvet
Samsun'a çıkan Mustafa Kemal, maddî kuvvetten ziyade, fikir kuvvetine ve karanlıklar içinde
aydınlığa doğru yol arayan Türk gençliğine dayanıyordu. Millet, yorgundu ve ruh çöküntüsü
içinde idi. Onun için, o vakit, İtilâf devletlerine karşı, açıktan açığa düşmanlık göstermemek
ve padişah ve halifeye bağlı kalmak gerekiyordu. Bunu kavrayan Mustafa Kemal, Yunanlılar
üzerine zafer kazanıncaya kadar, ''hilâfet ve saltanatı düşmanların elinden kurtarmak için''
mücadele ettiği inancını bozmamaya dikkat etmiştir. Bununla beraber, Büyük Millet
Meclisinin 25 Eylül 1920 günkü gizli oturumunda Vahidettin'in hiyanetini açıklamıştı.
İngilizlere karşı da, 16 Mart 1920 İstanbul baskınına kadar, açıkça düşmanlıktan çekindi.
İngiliz haber subayları; 1919 yılında, Anadolu'da serbestçe dolaşıyorlardı. Doğuda Yarbay
Rawlinson ve Eskişehir'de General Solly-Flood gibi İngiliz yüksek subaylarından, millî
maksatların yürütülmesi için faydalanmayı da ihmal etmemiştir.
İngilizlerin, ilk zamanlarda Mustafa Kemal hakkındaki
düşünceleri
İngilizler, Mustafa Kemal'i, önceleri ''bir İttihatçı'' yahut en az, ''İttihatçılık fikirlerini''
benimseyen birisi olarak görüyorlar ve birçok ittihatçı da kendisiyle işbirliği yaptıklarını
kabul ediyorlardı. Harbord komisyonunun ''Türklerin sınırı geçerek Ermenileri
öldüreceklerine delâlet edecek birşey görmediklerini'' söylemesi, İngilizleri şaşırtmıştı. Lord
Curzon, bunu duyunca ''ben katliâm ihtimallerine karşı daima şüpheli davranmıştım''
demekten kendini hükümetine tavsiye temişti. Rawlinsonda, Tiflis'e ''Müslüman ahali,
insanlık adına Ermenilerin hâkimiyeti altında bulundurulmamalıdır'' diye telgraf çekiyordu.
İngilizlerin Mustafa Kemal'den şüphelenmeye başlamaları
Mustafa Kemal'e verilen vazifeyi Damat Ferit ve İngilizler tasvip etmiş oldukları için,
aldandıklarını anlayınca da, önceleri ihtiyatlı davranmak zorunda kalmışlardır. Kafkasya'dan
İstanbul'a dönen General Milne, 19 Mayısta, Mustafa Kemal'in ''Büyük karargâhı''nın
vazifelerini anlamak ister. 28 Mayısta da yapılan büyük ve heyecanlı mitinglerden sonra
Amiral Calthorpe da, Sıvas'taki Ermeni muhacirlarının tehlikeli durumundan kaygılanarak
şikâyette bulunur. Milne'nin 6 Haziran isteğiyle, Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa, Mustafa
Kemal'den, İstanbul'a dönmesi ricasında bulunur. Amiral Calthorpe da, 17 Haziran ve 2
Temmuz'da, Hariciye'ye Vekâlet eden Safa Beyden ''Sıvas ve Konya bölgelerinde ciddî
tahrikler ve Müttefiklerin menfaatlerine aykırı hareketler yapan ve çeteler kurduran ''Mustafa
Kemal ve Cemal Paşaların, hemen geri çağırılmalarını, arkasından da, Mustafa Kemal
Paşanın Erzurum'a gittiği anlaşılınca, ''Mustafa Kemal'in kanun dışı'' muamelesi görmesini
Osmanlı hükümetinden talep eder. Rawlinson da, İngiliz kumandanlığına Karabekir'in,
mütareke gereğince silâh teslim etmekten kaçındığını bildirir. Bunun üzerine General Milne, 2
Ağustosta, ''Mustafa Kemal'in tevkifi için hiçbir şey yapılmadığı''ndan şikâyette bulunur.
Amiral Calthorpe da, İstanbul'dan ayrılmadan evvel (5 Ağustos) Ryan vasıtasıyla ''İttihatçılara
karşı şiddetle hareket edilmesini'' Damat Ferit'ten istediğini hükümetine bildirir.
Osmanlı hükümetinin, İngiliz baskısı altında Mustafa
Kemal'e karşı aldığı tedbirler
O sıralarda, Damat Ferit Paris'te idi. Safa Bey de, İngiliz komiserinin 17 Haziran notasını
cevapsız bırakmıştı. Diğer taraftan Dahiliye Nazırı Ali Kemal, ertesi günü, Paris'teki Osmanlı
heyetinin çalışmalarına engel olmamak mülahazasiyle, milli mukavemeti ve 23 Haziran'da,
Calthorpe'un isteğiyle azledilmiş olan Mustafa Kemal'le münasebette bulunmayı yasak
etmişti. Kendi başına almış olduğu bu tedbirlerden kabinenin milliyetçi üyeleri, bilhassa
Ahmet Ferit (Tek) Bey, Ali Kemal'i çekilmeye zorlamışlardır. Hürriyet ve İtilaf Partisi de,
kabineyi tutmamaya başladı.
Ali Kemal'den sonra, Mustafa Kemal'le mücadeleye girişen Elazığ Valisi Ali Galip olmuştur.
25 Mayıs'ta, Vahidettin tarafından kabul olunan Ali Galip, Sivas'tan geçerken oradaki
Hürriyet ve İtilafçıları, Mustafa Kemal'in ileriden gönderdiği İbrahim Tali (Öngören) ve Sivas
Valisi Reşit Paşa'ya karşı kışkırtmaya ve hakkında kovuşturma yapılmakta olan Mustafa
Kemal'in yakalanarak İstanbul'a gönderilmesi gerektiğini yaymaya çalışıyordu.
27 Haziran'da Mustafa Kemal'in Sivas'a gelişi Ali Galip'i susturur.
Mustafa Kemal Paşa'nın, İstanbul hükümeti tarafından
azledilmesine, ordudan istifa etmekle cevap vermesi
Damat Ferit ve Vahidettin'e göre milli hareketin manası
Mustafa Kemal'i yola getirmek için Damat Ferit'in,
düşündüğü çarelerin yetersizliğinden çekilmesi
8 Temmuz'da, İstanbul hükümetince azlinden sonra Mustafa Kemal Paşa, kendiliğinden
ordudan çekilir. Bu suretle, Dahiliye Vekili Adil Bey'in 29 ve Harbiye Nazırı Nazım Paşa'nın
30 Temmuz'da Mustafa Kemal'in yakalanması için verdikleri emir ve ''Fahri Padişah
Yaverliği'' unvanının kaldırılması hakkındaki 9 Ağustos tarihli irade havaya sallanan bir kılıç
gibi boşa gitmiştir. Damat Ferit, Harbiye Nezareti'nden, tevkif emrini çıkartmak için, beş gün
uğraşmak zorunda kaldığını söylemişti. Paris'ten dönüşünde, kendi deyişine göre Anadolu'yu
''karışıklık'' içinde bulmuş, bundan fazla olarak 21 Temmuz'da kurduğu 3'üncü kabine de,
partisince iyi karşılanmamıştı. Durumunun gittikçe zayıflaması, onu Mustafa Kemal'le
anlaşma yoluna girmeye zorluyordu. O, hâlâ milli harekete, İzmir işgalinden galeyana gelen
milli duyguyu istismara kalkışan ''haris ve gayrı memnun birkaç taşkın genç''in eseri olarak
kabıyordu. Vahiddettin de, hiçbir kuvvete dayanamayan bu adamların bağırıp çağırmalarını
''blöf'' olarak vasıflandırıyordu. Padişaha çekilen telgrafların yerine verilmemesinden, Sivas
Kongresi kararıyla, Anadolu ile hükümet arasındaki posta ve telgraf irtibatı kesilmiş, bir
yandan da, Anadolu'nun her yerinden Damat Ferit'i çekilmeye zorlayan telgraflar
yağdırılmıştı. Bu durumda ne yapacağını şaşıran Damat Ferit, evvela, Mustafa Kemal'e karşı
asker yollamayı düşünmüş. Bu tedbir, iç harbe yol açar düşüncesiyle yüksek komiserlerce iyi
karşılanmayınca bizzat kendisi gidip Mustafa Kemal'le konuşmayı, yahut Hadi Paşa'yı onun
yanına yollamayı düşünür. Milliyetçileri tenkil ve İstanbul'u tehlikeden kurtarmak için
Eskişehir'e iki bin kişilik bir kuvvet göndermek istemesi de, General Milne'ce ''kanun ve
asayişi'' düzeltecek yeter bir tedbir olarak karşılanmamıştır.
Tam bir aciz içinde kalan Damat Ferit, 1 Ekim'de istifa zorunda kalmıştı. Vahidettin, bu
istifayı istemeyerek kabul etmiştir.
Milli hareketin ilk günlerinde İngiliz politikası
İlk zamanlarda, İngiliz politikası henüz yolunu bulamamış bir haldedir. Calthorpe, 27
Temmuz tarihli raporunda şöyle yazmaktadır: ''birkaç hafta öncesine kadar, İngiliz subayları
büyük nüfuz sahibi idiler. Artık, bunları geri almak gerektiğini sanıyorum. Hep milliyetçiler
geleceğinden bu günlerde büyük tehalük gösterilen seçimlerin yapılması iyi bir şey
olmayacaktır. Fakat, milli hareketi durdurmak için açıkça harekete geçmek, Türk içişlerine
karışmak olacaktır ki, bu da Wilson prensiplerine ve Türk anayasasına aykırıdır. Biz, meclisin
İstanbul'da toplanmasına mani olsak bile içeride toplanmasını ve ihtimal, Anadolu'da bir
müstakil hükümet kurmalarını önlemek elimizde değildir...''
Bu raporuyla İngiliz Yüksek Komiseri'nin ileriyi, ne büyük bir isabetle gördüğünde şüphe
yoktur. Fakat İngiliz Dışişleri Bakanlığı, bu rapora hiç kulak asmamış ve bunun mantıki
sonuçlarına uymaya yanaşmamıştır. Binbaşı Noel'in Kürt işlerini karıştırması, Türklerce
İngiliz hiyaneti için bir delil olarak ele alındı. Ona, 10 Temmuz 1919'da, İngiliz Sefareti'nce
''Türklere karşı entrika''dan ve Mustafa Kemal'e karşı bulunmaktan kaçınması tenbih edilmiş
olmasına rağmen, İngiliz tefsirine göre ''kötü bir tesadüf'' bu İngiliz binbaşısını, eylül
başlarında, Damat Ferit'in kongreyi dağıtmak üzere, Sivas'a vali tayin ettiği Ali Galip'le
Malatya'da buluşturmuştur. İngilizlerin Türk işlerine karışmalarının ikinci misali Damat
Ferit'in Eskişehir'e yolladığı subay ve memurlara, oradaki İngiliz Generali Solly-Flood'ın
yardım etmesi olmuştur. Lord Curzon, 18 Ağustos'ta, İttihat ve Terakki'ye veya mensuplarına
karşı zor kullanılmaması için talimat verdiğinden General Milne yetkileri hakkında bazı
tereddütler meydana çıkmıştı. Bu General, 17 Eylül'de İngiliz dışişlerinden ''Türk sivil
makamlarını desteklemeye yetkili miyim, değil miyim'' diye soruyordu. Aynı zamanda
aşağıdaki üç amacın, birden yapılmasının güçlüğünü de açıklıyordu: 1. Kanuni hükümeti
desteklemek, 2. Devamlı olarak mütareke şartlarını kuvvetlendirmeye devam etmek, 3.
Tarafsız ve hareketsiz kalmak ve milliyetçilerin gittikçe artan isteklerine karşı durabilmek.
General, en nihayet, 26 Ekim'de Londra'dan şu talimatı alıyordu: ''Anadolu demiryolu
boyunca sivil Türk idaresini desteklemek için kuvvet kullanılmamalıdır. Bu kuvvetlerin orada
kalmaları, milliyetçilerle açıktan açığa muhasamayı davet etmek tehlikesini doğuracaksa
bütün bu kuvvetler geri alınmalıdır.'' İngiliz Harbiye Nezareti'nin tarafsızlığı korumakta ne
kadar titiz davrandığını göstermek için iki misali hatırlatmak isteriz: Anadolu'da, Yunan işgal
bölgesinde bırakılan ağır toplarla cephanelerin İngilizler tarafından İstanbul'a taşınması
kararını, barış konferansındaki Yunan heyeti, 14 Ekim'de protesto etmiş idi. Barış
konferansının karar veya düşünceleri bilinmediği için Mustafa Kemal ile işleri konuşmanın
caiz olamayacağı bilindiği halde İngiliz Yüksek Komiserliği'nde Mustafa Kemal ile geçici bir
''tarafsızlık anlaşması'' üzerinde temasta bulunulması da gözönünde tutulmuştur. Bilhassa
Amiral de Robeck, İngiliz Yüksek Komiserliği'nin, milliyetçiler aleyhinde bir politika güder
görünmesinden kaçınmaya çalışmıştır. Bununla beraber, Amiral ''Bizim başlıca düşmanımız
olan Mustafa Kemal gibi bir adama güvenmek, emniyetimiz için ağır bir tehlike'' olurdu,
demekten de kendini alıkoymamıştı (11 Aralık 1919). Venizelos, 20 Ekim 1919'da, ''Mustafa
Kemal hareketinin bastırılması mutlaka lazımdır'' diyor, General Milne de, 26 Aralık'ta,
''Mustafa Kemal hareketinin bastırılması şüphesiz lüzumludur, iğnelemek politikası hiç de
tavsiye edilmez'' mütalaasında bulunuyordu.
İngiliz Yüksek Komiserliği Türk milli hareketi karşısında tarafsız davranmaya çalışıyor
Amiral de Robeck, 10 Kasım 1919'da Londra'ya yazdığı raporunda ''Mondros Mütarekesi
müzakerelerinde Türk delegeleri, İstanbul'un işgal edilmesini kabul etmemişlerdi. Biz de,
teknik bakımından İstanbul'u işgal etmiş değiliz. Mütareke şartlarına göre işgal ettiğimizi ilan
etmek için gerçek bir sebep de yoktur ortada'' dedikten sonra, artık şimdi durumuna hakim
olabilmek için İstanbul'u işgal etmenin zaruretini belirtiyordu.
Amiral de Robeck ve İstanbul'un işgali
Lord Curzon ve Churchill'e göre İstanbul işgalinin sebepleri
Profesör Jaschke'ye göre, bu işgalin sebepleri, Harbiye Nazırı Cemal (Mersinli) ve
Genelkurmay Başkanı Cevat (Çobanlı) paşaların açıkça itaatsizlik etmeleri idi. Bu
kumandanlar, General Milne'nin, 3 Kasım 1919'da, İzmir cephesindeki milli kuvvetlerin 3
km. geri alınmaları için verdiği emri yerine getirmedikten başka kendiliklerinden bazı Türk
birliklerinin yerlerini de değiştirmişlerdi. Bu haller, İngiliz kumandanının sabrını tüketmiş ve
kanını başına sıçratmıştı. Bunun için, üç itilaf komiseri adına, Fransız Yüksek Komiseri
DeFrance, 20 Ocak 1920'de ''47 saat içinde, her iki Osmanlı generalinin vazifelerinden
uzaklaştırılmalarını'' isteyen bir notayı Babıali'ye verir. Bu davranış, Amiral de Robeck'in 6
Şubat 1920'de, ''Türk içişlerine karışmamak politikası''ndan vazgeçilmesi için yaptığı teklifin
ilk müspet işaretleri idi. Londra'da da Osmanlı padişahının Konya'da mı, yoksa Bursa'da mı
oturmasının daha uygun olacağı üzerinde tartışmalar yapılır ve Lord Curzon'un ısrarıyla en
nihayet İstanbul'da kalmasına karar verilirken, Osmanlı Mebuslar Meclisi de, müstakil bir
Türkiye'nin kabul edebileceği en son şartları tespit eden ''Milli Misak''ı kabul etmişti. 26/27
Ocak 1920'de İtilaf kontrolündeki Akbaş silah deposuna yapılan başarılı baskından sonra
Milne, ''askeri durumunu kuvvetlendirmek'' lüzumunu duymuştur. İngiliz takviye kuvvetleri
Şubat 1920 sonunda yetişmişlerdi. Curzon, 10 Mart 1920, Lordlar kamarasında, ''İstanbul'da
işlerin İtilaf devletlerinin sabırlarını tüketecek bir dereceyi bulduğunu, her yerde zulüm ve
katliamlar işlendiğini'' söylemiş. Churchill de, daha sonra ''İstanbul'da yakın bir ayaklanma ile
karşı karşıya gelmiştik, ürkütücü katliamlar da beklenebilirdi. Bu durumda müttefikler,
birlikte harekete geçmek zorunda kalmışlardır'' demiştir. Türkleri ''cezalandırmak'' maksadıyla
girişilen İstanbul işgalini tasvip etmeyen Franchet d'Esperey'e, Milne ''hükümetimden aldığı
emre göre İstanbul'da yapılacak hareketler için hiçbir kimseden emir alamayacağım'' diyordu.
Bu İngiliz baskınında Türk 10'uncu Kafkas Tümeni'nden altı er şehit düşmüş, birçok
milliyetçi, hatta Rauf (Orbay), Kara Vasıf, Faik (Kaltakkıran) ve Numan gibi milliyetçi bazı
mebuslar da Meclis'te yakalanarak tevkif olunmuşlardır.
İstanbul işgali üzerine yorumlar, işgalin sonuçları
İngiliz Komiserliği'nce Maliye uzmanı M. Graves bu tevkiflerin ''verdikleri netice itibarıyla
gayet haklı olduklarını, çünkü işgalin sonuna kadar başkentte hiç ciddi ayaklanma tehlikesi
çıkmadığını'' iddia eder. Halide Edip Adıvar'ın fikri şudur: ''Biz, General Milne'e müteşekkir
olmalıyız. Çünkü İstanbul'da aldığı şiddetli tedbirler, milli hareket prestijinin artmasına son
derece yardım etmiş oldu''. Birçok milliyetçi, bu arada Halide Edip, İsmet Bey ve Fevzi Paşa
Ankara'ya sığınmaya muvaffak olurlar. Vaktinde haber verilmediği için Erzurum'da kalan
İngiliz Yarbayı Rawlinson, Mustafa Kemal'in elinde kıymetli bir rehine olarak kalmış ve daha
sonra, Malta mevkufları karşılığı olarak serbest bırakılmıştı. İşgalin, milli hareket için bir
faydası da, Anadolu'da demiryolu üzerindeki İngiliz askerlerinin geri alınması olmuştur. İzmit
civarındaki çarpışmalar, Milne'i, birliklerini, Haziran 1920'de daha dar bir bölgeye, Tuzal-
Kilye(!) çizisine kadar geri almaya zorlamıştır. Bununla beraber, bir yıl sonra İtilaf devletleri,
Türk-Yunan Savaşı karşısında tarafsızlıklarını açıklayınca (13 Mayıs 1921) Derince'nin iki
mil doğusuna kadar milliyetçilerin ilerlemeleri üzerine anlaşma yapıldı (Temmuz başları).
Mustafa Kemal'e karşı giriştikleri mücadelede
Yukarıda adı geçen Graves, Mustafa Kemal'e karşı girişilen mücadelenin bilançosunu şu
suretle özetlemektedir: ''Biz Mustafa Kemal'e ve Türkiye'deki en canlı unsurlara karşı biçare
Vahidettin'i ve Damat Ferit'i desteklemekle paramızı kötü bir ata koymuştuk. Fakat ne de
olsa, sonuna kadar tuttuğumuz yolda devam etmek meziyetini göstermiştik... Aynı zamanda,
himaye ettiğimiz bütün Hristiyanları sonunda bırakmış, memleketteki eski imtiyazlı
durumumuzu ve büyük harpten, bilhassa Türkiye harbindeki zaferlerden beklediklerimizi
elden kaçırmıştık.''
Dördüncü Damat Ferit kabinesinin zihniyeti ve davranışı
Damat Ferit'in Milli Harekete karşı giriştiği son mücadele
Yüksek komiserlerin ''Milli hareketi resmen takbih etmek'' için Babıali'yi sıkıştırmalarının
sonucu, Damat Ferit'in, yeniden iktidara getirilmesi olmuştur. Millet Meclisi İkinci Başkanı
Hüseyin Kazım Bey'in bir itirazına Vahidettin şu cevabı verir: ''Ben istersem Rum Patriği'ni
de, Ermeni Patriği'ni de getiririm, Haham Başı'yı da getiririm''. 5 Nisan 1920'de kurulan
4'üncü Damat Ferit kabinesinde Adliye Nazırı Bosnalı Ali Rüştü Bey'in Yunan ordusunun
muvaffakiyeti için dua edilmesini ve Maarif Nazırı Rum Beyoğlu Fahreddin Bey'in mektep
kitaplarından ''Türk'' kelimesinin yerine ''Osmanlı'' sözünün konmasını emretmeleri, bu
kabinenin zihniyetini aydınlatan olaylardır. Damat Ferit, ''Asiler''e karşı fetvanın, İngilizlerin
ısrarıyla çıkarıldığını iddia etmiştir. Ahmet Reşit Bey ise, bu marifetin, onun ahmaklığı eseri
olduğunu açıklamıştır. Her tarafa dağıtılan beyannamelerde, İngilizler, ''şeriat hamisi'' olarak
gösterilmiştir. Eylül 1919 başlarında milli harekete karşı mücadeleye atılan Çerkez Ahmet
Anzavur'a, Vahidettin, 11 Nisan'da (1920) paşa unvanı tevcih etmiştir. Fetvaya ve kendi
beyannamesine (11 Nisan 1920) dayanan Damat Ferit, Mustafa Kemal'e karşı son darbeyi
indirmeye geçmişti. Anayasaya aykırı olarak ''Kuvayı Milliye'' kurmak töhmetiyle İstanbul'da
bir Divan-ı Harp, Mustafa Kemal'i idama mahkum etmiş ve hüküm 24 Mayıs 1920'de,
padişah tarafından tasdik olunmuştur. Fransız Başvekili Briand ise, 25 Haziran 1920'de,
Fransız Meclisi'nde Musatfa Kemal'den ve Kuvayı Milliye'den ''Bizde bunlara, yurtsever
insanlar denir'' şeklinde bahsetmiştir.
Mustafa Kemal, Damat Ferit'in darbesine, 2 numaralı ''Hiyanet-i Vataniye'' Kanunu'na
dayanarak 3 Temmuz 1920'de, Damat Ferit'i idama mahkum etmekle karşılık vermiş ve
Ankara Müftüsü tarafından bir karşı fetva çıkartmıştı. Damat Ferit'in kendi eliyle sancak
verdiği ''Kuvayı İnzibatiye'', General Milne'in de tahmin ettiği gibi, ilk çarpışmada,
milliyetçilere geçmişlerdir. Memlekette yer yer çıkartılan ayaklanmalar da, zamanla
söndürüldü.
Vahidettin'le eniştesi Damat Ferit'in, en büyük hayal kırıklığı dış politika alanında olmuştur.
Topladıkları bir 'Büyük Meşveret Meclisi'' 22 Temmuz 1920'de Barış Antlaşması'nın imza
edilmesini kabul etmiştir.
Damat Ferit'in iktidardan çekilmesi
Mebuslar Meclisi, 11 Nisan 1920'de kapatılmış olduğu için antlaşma tasdik edilmemişti.
Müttefikler bilhassa Yunanlılar arasında da anlaşmazlık artmıştı. Bu şartlar altında, Damat
Ferit'e, dostları İngilizler, artık çekilmesi tavsiyesinde bulunmuşlardır. Son 5'inci Damat Ferit
kabinesi, 31 Temmuz 1920'de, nasihat yoluyla, anadolu'da milli hareketi durdurmak kararını
vermişti. İkinci İnönü zaferinden sonra da Vahidettin, artık Mustafa Kemal'e asi gözüyle
bakmamaktadır. Fakat, padişah, Büyük Millet Meclisi'ni tanımak için kendisine yapılan teklifi
kabul etmek cesaretini göstermemişti. Mustafa Kemal'e karşı verilen idam hükmünü
kaldırmak kararını da verememiştir. Vahidettin, Bu hareketleriyle, bir İngiliz harp gemisiyle
kaçmaktan başka bir şey yapamaz bir hale gelmiştir.
6. 16 MART 1921 MOSKOVA ANTLAŞMASI
TARİHÇESİ ÜZERİNE
Profesör Jaschke'ye göre Türk-Rus dostluğunun kuruluşu uzun müddet yarı karanlık içinde
kalmıştır. Rus kaynaklarının yardımıyla bu durum, ancak bir parça aydınlatılmış
bulunmaktadır. Yeni İngiliz, Rus, Türk kaynaklarının yardımıyla bu problemi aşağıda bir
özeti verildiği gibi çerçevelemeye çalışmıştır.
Kafkasya'da İtilaf politikası
Kemalizmin, İttihat ve Terakki politikasının bir devamı olmadığı, en iyi Kafkasya'da görülür.
Bu yanlış anlayışla, İngiliz haber alma servisi, ''Enver Paşa'yı, Şuşa'da (29 Temmuz 1919),
Kemal'le sıkı temas halinde, yahut Bakü'de (10 Ocak 1920) iş başında sanıyordu. Halbuki,
İngilizlerin, İttihatçılık aleyhindeki Sivas Kongresi yemininden (6 Eylül 1919) ve Anadolu'ya
girerse Enver'in tevkif ettirileceğinden bilgileri vardı. Diğer taraftan, İngilizler Enver'in başını
getirecek olana 35 bin İngiliz birası vadetmişlerdi. 1918'de Osmanlı hükümetinin
Azerbaycan'a yaptığı silahlı yardımı gözönünde tutan İngilizler, Mustafa Kemal'in de,
Azerbaycan ve Dağıstan'da bazı hareketlerde bulunmasından endişe edebilirlerdi. 1919 yılı
sonlarında, İngilizler, Mustafa Kemal'in Bolşeviklerle teması ve ''Türklerle Bolşeviklerin
işbirliği'' hakkında bazı haberler alınınca Denikin kuvvetlerinin yenilmesinden sonra, bu iki
yıkıcı kuvvetin (!) birleşmesini önlemek üzere, Kafkasya'da kuvvetli bir perde, bir set
kurulmasını zaruri görmüşlerdir. Fakat, bu işte de, İtilaf devletleri, Bolşevik aleyhtarı
kuvvetlere yardım probleminde olduğu gibi, mütereddit ve ayrı ayrı davranmışlardır. Bu
arada, General Thomson, 10 Mayıs 1919'da, biraz acele olarak, ''İngilizlerin yerine İtalyan
birliklerinin geleceği'' yolunda Azerbaycan hükümetine teminat vermişti. Ermeni Başvekili
Hatisyan'ın, ''Ermenistan aleyhindeki hareketlerini kontrol için Erzurum'a kuvvetli bir askeri
heyet'' gönderilmesi için yaptığı teklif dikkate alınmamış ve bunun yerine oraya Rawlinson'la
birkaç er gönderilmiştir.
Londra Konferansı'nda Kafkasya meselesi
1919 yılı Aralık ayında başlayan ve 1920 Ocak ayında devam eden Türk barış antlaşması için
müttefikler arası hazırlık konuşmalarında, Batum'un, Danzig gibi serbest bir şehir haline
getirilmesinde ve Lazistan'ın Gürcülere verilmesinde anlaşmaya varılmıştır. Damat Ferit ise,
Bolşevikliği, şeyhülislamlık fetvalarıyla, Türkiye'den uzakta tutmaya çalışıyordu. Azerbaycan
ise, konferans tarafından, 12 Ocak 1920'de fiilen tanınmasından mennundu ve içinde
bulunduğu güç durumdan, İngiliz himayesinde İran'la birleşmek suretiyle çıkmaya
çalışıyordu. Sir Percy Cox de, Tahran'dan yazdığı bir raporda, bu birleşmenin ''her iki
Azerbaycan'ı birleştirmek politikasını güden Turancılığa'' nihayet vereceği ve ''Güney Hazer
Denizi'nin İran ve Büyük Britanya kontrolüne girmesine'' yardım edeceğini bildiriyordu (11
Ocak 1920). Paris'teki İran heyeti ise, daima İran'ın bir parçası olan ''Azerbaycan ve
Ermenistan eyaletleri''nin İran'a geri verilmesini Mart 1919'da istemişti.
Mustafa Kemal'in Kafkasya politikası
Mustafa Kemal'in, Bolşeviklerle ilk temas teşebbüsleri
Mustafa Kemal, Amerikalı General Harbord'a ''Turancılık''ın ''hatalı bir anlayış'' olduğunu
yazarken şüphesiz, ister beyaz olsun, Ruslar için Kafkasya'nın er geç iddia edecekleri bir saha
olduğunu biliyordu. Enver, bu durumu 1918'de hiç anlayamamıştır. Mustafa Kemal'in, 200 yıl
süren çarpışmalardan sonra, Rusya ile dostluk kurmak fikri tamamıyla ihtilalci bir anlayıştı.
Elinde hiçbir maddi kuvvet olmadan mücadeleye atılınca bu yola dökülmek zorunda
kalmıştır. Daha Havza'da iken, Karabekir'le muhaberesinde Bolşeviklerle temasa girmek
meselesi üzerinde durulmuştur. Bolşeviklerin misafir olarak Erzurum ve Sivas kongrelerinde
hazır bulundukları hakkında hiçbir vesika gösterilememiştir. Çiçerin'in Türkiye işçi ve
köylülerine 13 Eylül 1919 tarihli dostça olmayan bildirisi aleyhte sayılır. Esrarlı Kırım
''tuzak''ından sonra Avrupa'da Mustafa Kemal'in Bulat Paşa müstear adıyla yaveri Azmi'yi
Moskova'ya gönderdiği haberi Avrupa'da ortaya çıktı. Buna karşı, Halil Paşa'ya verilen vazife
tamamıyla gizli kalmıştır. Halil Paşa, İstanbul'da, 8 Ağustos 1919'da mevkuf (tutuklu)
bulunduğu Bekirağa Bölüğü'nden kaçmış ve Eylül 1919 ortalarında Sivas'a gelmişti.
Milli Mücadelede silah, cephane ikmali ve dış politika
Mustafa Kemal, onu ''Bolşeviklerle yolu açmak ve onlardan silah, cephane ve para almak''la
vazifelendirdi. Kazanılacak dostluğun kıymeti ''arkayı emniyete almak ve silah yardımı'' ile
ifade olunabilirdi. Cephane kıtlığı Anadolu'da, her vesiyle ile her yerde kendini
hissettiriyordu. Daha Mondros Mütarekesi sıralarında bunu sezen Mustafa Kemal Paşa, 3
Kasım 1918'de, silah ve cephanenin emniyet altına alınması lüzumunu Genel Kurmay'a
hatırlatmıştır. Hemen arkasından kurulan Karakol Cemiyeti'nin esas vazifesi de (4'üncü
madde) bu idi. Silah ve cephane problemi, bütün milli mücadele süresince dış politikaya da
müessir olmuştur. İskenderun sancağı, milli misak sınırları içinde olduğu halde, Güney
cephesinden acele ikmal yapabilmek için Musatfa Kemal bu bölgeden, geçici olarak,
vazgeçmeye katlanmıştı. Birçok ıstırap içinde cepheye cephane yetiştiren Anadolu kadınının
kahramanlık türküsü Avrupa'ya kadar ulaşmıştı.
Bakü'de Komünist Partisi'yle aylarca süren konuşmalardan sonra ''Moskova ile İhtilalci
Türkiye'' arasında bir köprü kurmaya muvaffak olan Halil Paşa (Kut), Azerbaycan'ın da
Sovyetleştirilmesini (28 Nisan 1920) kolaylaştırmış ve Mayıs 1920 ortalarında, ''Türk milli
kuvvetlerinin mümessili'' olarak Sovyet Dışişleri Komiserliği'yle temasa geçmişti. Kurulmak
üzere bulunan Milli Türk hükümetiyle ittifak konuşmalarına başlamadan hemen önce Halil
Paşa Moskova'dan silah, cephane ve para verilmesini istedi. O vakit, Moskova'da , TBM
Meclisi'nin açıldığından haber alınamamıştı. Bolşevikler, Halil Paşa'dan yapılacak maddi
yardıma karşılık Bitlis, Van ve Muş vilayetlerinden bazı yerlerin Ermenistan'a verilmesini
istemişlerdir. Halil Paşa, yüz bin lira kıymetinde altınla Moskova'dan ayrılmış ve bunları
Karaköse'de Tümen Kumandanı Cavit Bey'e (General Cavit Erdelhun) teslim etmiştir.
Mustafa Kemal Paşa'nın ''Kafkas Seddi''ni yıkmak planı
Bundan sonra, Türk-Sovyet münasebetlerinin ikinci safhası başlamıştır. Mustafa Kemal,
Kazım Karabekir'e yolladığı 6 Şubat 1920 tarihli bir yazıda, Kafkasya'da Bolşevik istilasını
kolaylaştırmakla Kafkas Seddi'ni arkadan yıkmak ve her iki taraf hareketlerinin düzenli
işbirliğiyle Doğu kapılarını açmak istediğini açıklar. Bunun için, TBM Meclisi'nin dışişler
hakkında ilk kararı Moskova'ya bir heyet gönderilmesi olmuştur. 26 Nisan 1920'de Türkiye
''Muvakkat İcra Heyeti'', Sovyet Rusya Halk Komiserler Meclisi'ne bir mektup yazarak
ihtilalci Rusya ile birlikte emperyalizme karşı mücadele azmini bildirmiş ve Azerbaycan'ın
Sovyet Cumhuriyetleri çevresine girmesini telkin etmiştir.
Bekir Sami heyetinin birkaç ay süren yolculuğu esnasında, Çiçerin'in 2 Haziran 1920 tarihli
cevabı gelir. Bunda, ahalisi karışık bütün bölgelerde ''serbest plebisit'' yapılması istenmişti.
Cemal Paşa da, Mustafa Kemal'e gönderdiği 11 Haziran 1920 tarihli mektubunda Sovyet
hükümetinin, her şeyden önce, Türk-Ermeni sınırlarında bir düzeltmeye önem verdiğini
bildirir. 31 Mayıs'tan beri Moskova'da bir dostluk antlaşması için konuşmalarda bulunan
Ermeni delegesi Şant da bu intibaı kazanmıştır. Fakat, Ermenilerle Sovyetler arasında, sadece
Tiflis'te bir mütareke yapılmıştır ki bu durum da Anadolu ile Kızılordu arasında vücude
getirilen irtibatın kopmasına sebep olmuştur. Kazım Karabekir, Maku (İran'da) üzerinden
münazaalı Nahçivan bölgesine birkaç subay gaöndermek (6 Mayıs 1920) ve Sovyet
Azerbaycan Harbiye Komiserliği'yle 11'inci Kızılordu'ya birer mektup (23 ve 24 Haziran
1920) yazmakla bu irtibatı kurmuştu.
Bekir Sami Heyeti'nin Moskova konuşmaları
24 Temmuz'da başlayan konuşmalarla bir ay sonunda, bütün önemli meseleleri açık bırakan
bir geçici anlaşmaya varılmıştı. General Ali Fuat Cebesoy tarafından metni yayınlanan bu
anlaşmanın birçok maddesi 16 Mart 1921 antlaşmasına uymaktadır. Fakat, hudutlar
meselesine karar verilememişti. 28 Ağustos konuşmasında, Çiçerin, yine Van ve Bitlis
vilayetinden bazı yerlerin verilmesinde ısrar etmiş, sonunda Bitlis'ten bir küçük yerle
yetineceğini açıklamıştır. Buna rağmen, büyük bir başarı elde edilmişti. Yarbay Seyfi Bey
(General Düzgören) ilk silah kafilesini gönderebilmiş ve bunlar 22 Eylül 1920'de Trabzon'da
teslim alınmıştı. Polonya-Sovyet harbi bütün Sovyet kaynaklarının bu uğurda kullanılmasını
gerektirdiği bir sırada, Türkiye'ye silah vermekle Sovyetlerin, Türk dostluğuna ne kadar
kıymet verdikleri daha iyi anlaşılır.
Berlin'den Moskova'ya 16 Ağustos'ta gelen Enver Paşa, Mustafa Kemal'e yazdığı bir
mektupla, Sovyet Harbiye komiser yardımcısının, Anadolu'ya Azerbaycan birlikleri
göndermek istediğini haber veriyordu. Enver'in bu Sovyet birliklerinin başında kendisinin
bulunmak istediği anlaşılıyor.
Taşnak Ermeni hükümetiyle yapılan mütareke ve barış
Durumu aydınlatmak zarureti karşısında, Bekir Sami Bey, 2 Eylül'de rapor vermek üzere,
Yusuf Kemal Bey'i (Tengirşenk) Moskova'dan Ankara'ya gönderir. 6 Ekim'de başkente gelen
Yusuf Kemal Bey bir milyon altın ruble de getirmişti. Bekir Sami Bey'in raporundan, Sovyet
arazi isteklerinin, Taşnak Ermeni hükümetini düşürmek için ileri sürüldüğü anlaşıldığından,
Mustafa Kemal, bu kördüğümü, kendi kılıcıyla kesmeye karar verir. Türk Doğu Ordusu, 28
Eylül'de, 1914 sınırını aşarak 30 Eylül'de Sarıkamış'ı, bir ay sonra da Kars'ı işgal etmişti.
Ermenistan, 8 Kasım'da mütareke ve 2 Aralık 1920'de de barış yapmak zorunda kalmıştır. Bu
arada, Bekir Sami Bey'e Milli Misak'a aykırı arazi isteklerinin şiddetle reddedilmesi talimatı
verildi (16 Ekim) ve bu gibi aşırı isteklerin Sovyetlerin, ''Emperyalizme karşı birlikte
mücadele'' arzusunda şüpheler uyandıracağı hatırlatıldı. Sovyet hükümeti buna aldırmadı ve
tersine, 11 Ekim'de Erivan'a gelen elçi Legran'ı, Ermenistan'ın Sovyetleştirilmesini
hazırlamak ve Ankara Sefiri tayin ettiği Budu Mdivani'yi de, Türk-Ermeni konuşmalarında
aracılık yapmakla vazifelendirdi. Bu aracılık kabul olunmamış, fakat 2 Aralık 1920'de
Ermenistan Sovyetleştirilmişti. Bu suretle Taşnak hükümetinin aynı günde imzaladığı
antlaşma hukuken hükümsüz oluyordu. Bundan sonra, Ankara'nın 6 Aralık'ta yaptığı yeni
konuşma teklifini Çiçerin 9 Aralık'ta kabul etmekle beraber Gümrü'nün ve Kars'ın bazı
kısımlarının boşaltılmasını da istedi. Sovyet Ermeni hükümetinin Gümrü Antlaşması'nın
değiştirilmesi için istediği yeni bir konferans kabul olunmadı. Bolşeviklere direnen Gürcü
hükümetinin de Sovyetleştirilmesiyle uğraşan Moskova için, Kafkas problemini, Ankara ile
anlaşarak çözmek zarureti kendini göstermişti.
Moskova antlaşmasının imzası
Moskova elçiliğine tayin olunan (21 Kasım 1920) Ali Fuat (Cebesoy) ve Yusuf Kemal
reisliğindeki Türk heyeti, Kars'ta bir ay kaldıktan sonra Tiflis (21-31 Ocak 1921) -Bakû (1-8
Şubat 1921) üzerinden hareketle 19 Şubat 1921'de Moskova'ya varmışlardı. Şartlar 1920
yazına nispetle daha uygundu. Bilhassa, Lenin ve Stalin, şahsen, konuşmaların çok çabuk
yürümesine çalışmışlardır. O sıralarda, Londra Konferansı'nın da Türk barış şartları üzerinde
konuşmalarda bulunması, Bolşevikleri yumuşatmıştır. Stalin, 22 Şubat günkü ilk konuşmada
İngiltere ile bir ticaret anlaşması yapılacağından Türkiye ile bir ittifak yerine bir ''kardeşlik
anlaşması'' teklifinde bulundu. Para, silah ve insan yardımı vaadetti. ''Ermeni meselesini de,
kendiniz çözdünüz'' dedi. 10 Martta, Batum'un Türk birlikleri tarafından işgali son dakikada
güçlük çıkarmıştı. Lenin'in, Mustafa Kemal'e şahsi bir telgrafı ile mesele, Sovyetler lehine
çözüldü. Fevzi Paşa da, 10 Mart 1921'de, BM Meclisi'nde gizli bir oturumda, Sovyetlerle
anlaşmanın lüzumu üzerine konuşmuştur. 17 Martta imzalanan antlaşma, aynı gündeki
Londra antlaşması göz önünde tutularak, Çiçerin'in arzusu üzerine, 18 Martta açıklanmıştır.
Antlaşmadaki araziye ait hükümlerden (plebisitsiz Kars, Ardahan ve Artvin'in Türkiye'ye
bırakılması, Batum yerine Sürmeli bölgesinin verilmesi ve Azerbaycan himayesinde muhtar
Nahçivan'ın kurulması) başka gizli noktalar da vardır. Bunlarla, Sovyet Rusya, Asya
politikasında değişiklik yaptığı takdirde istişare mecburiyetini ve 10 milyon altın ruble, iki
tümene yetecek kadar silah ve cephane vermesini kabul etmekte idi. İbrahim Tali Beyin de
(Öngören) Ankara'nın delegesi olarak bulunduğu Doğu Milletleri Bakû Kongresinde (1-9
Eylül 1920), Zinovjev ''Kemalizmin bir Komünist Hareketi olmadığını biliyoruz. Fakat,
İngilizlere karşı her ihtilalci mücadeleyi desteklemeye hazırız'' demişti.
Kemalist İhtilâlinin Bolşeviklere sağladığı faydalar
Bu Bolşevik politikasının onlar için faydası, ''Kemalist ihtilâlinin, Sovyet bakımından umumî
olarak, Sovyet rejiminin kuvvetlenmesini ve bilhassa Kafkasya'da Bolşevik idaresinin
yerleşmesini sağlıyan muazzam bir hareket'' olmasında idi. Mustafa Kemal'den başka Doğu
Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir de idi. Mustafa Kemal'den başka Doğu Cephesi
Kumandanı Kâzım Karabekir de Bolşevik dostluğunun samamî bir taraftarı idi. Karabekir'in
cenaze merasimine (28 Ocak 1948) Ankara'da, Sovyet Elçilik Heyetinin katılması, bir
Bolşevik şükran borcu olarak kabul olunabilir.
7- TÜRK-İNGİLİZ DOSTLUĞUNUN YENİLENMESİ
Türk-İngiliz dostluğunun bozulması
İngilizlerde Mustafa Kemal hayranlığı
Rus limanlarının, 29 Ekim 1914'de, Osmanlı donanması tarafından bombardıman edilmesi,
Türk-İngiliz dostluğunu bozan ilk olay değildir. Daha geri gidilirse, 28 Temmuz 1914'de,
İngiliz tezgâhlarında yapılmakta olan Osmanlı harp gemilerinin müsaderesi, 1907 İngiliz-Rus
anlaşması ve 1876'da, bir buhranda Türkiye'nin Rusya'ya ve görülmemiş bir zulüm istibdada
terkedilmiş olması ileri sürülebilir. Birinci Dünya Harbi'nde, İngiltere, Anadolu'nun
paylaşılmasına katılmamıştır. Fakat, Allenby'nin göz kamaştırıcı başarıları, İngiltere'yi kendi
başına, Osmanlı Devletiyle mütareke yapmaya ve uygulanmasını ve her şeyden önce, İngiliz
menfaatlerinin uğrayacağı zararlar düşünülmeden, sözde esaret altındaki ''azınlıkların
kurtarılması''nı, eline almaya sürüklemiştir. Fakat, Kars ve İzmir olayları ''Rumların ve
Ermenilerin İngiliz ordusunun itibarını yükseltecek insanlar'' olmadıklarını göstermişti.
Ermeni dostu sıfatıyla Türkiye'ye Amerikalılar, hattâ İngilizler, Türk dostu olarak
dönmüşlerdi. Kan dökülmesini önlemeye çalışan İngiliz Yüksek Komiserleri ve yardımcıları,
kısa zamanda, Yunanlı müttefikin haklı olduğundan şüpheye düşmeye başlamışlardı.
Atina'daki İngiliz elçisi bir raporunda, ''Yunanlıların şahsiyeti çekici değildir. Türk karakteri
ise, İngiliz duygularına daha yakındır'', diyordu. Bilhassa, İngiliz Harbiye Bakanlığında,
Mustafa Kemal'e karşı hürmet duygusu, süratle duyulmaya başlamıştı. Lord Curzon şöyle
diyordu: ''Şu menhus İzmir çıkarmasından beri, her Türk, Mustafa Kemal'in temsil ettiği
yurtseverlik davasına derin bir sempatiden başka bir duygu besleyemez''. Bir taraftan,
konferans, Osmanlı devletini Konya, Kayseri, Sivas ve Erzurum gibi Anadolu yayla şehirleri
etrafında bir Beylik halinde küçültmeye çalışırken, tanınmış İngilizlerin kurdukları İngiliz-
Osmanlı Cemiyeti, Loyd Corc'a yazdığı bir mektupta ''yalnız İngiltere ve Hindistan menfaati
adına değil, dünya barışı için de, Türkiye'nin, Trakya, Anadolu ve başkenti İstanbul'dan
mahrum edilmeyeceği yolundaki sözüne bağlı kalmasını'' istiyordu. (12 Şubat 1920). Loyd
Corc, İngiltere'de, Türkler lehine uyanan sempati duygularını teessüfle karşılarken, İzmir
çıkarmasını tasvip etmeyen İngiliz Genel Kurmay Başkanı Sir Henry Wilson, eski Türk
dostluğuna dönülmesini hararetle arzu ediyordu.
Bu zat, 1920 sonlarında ''doğru İngiliz politikası, Mustafa Kemal'le dost olmaktır'' diyordu.
1921 sonlarında, Çörçil de, Mustafa Kemal'le anlaşmaya yanaşmıştı. İstanbul'daki İngiliz
kuvvetleri kumandanlığına yeni tayin olunan Sir Charles Harington'a, 14 Aralık 1921'de,
yazdığı bir mektupta, Genel Kurmay Başkanı Wilson ''yapacağımız en doğru hareket
İstanbul'dan çıkıp gitmek ve Türklerle dost olmaktır'' diyordu. Londra Konferansında, İngiliz
esirleri işi çözülmeyince bu vazife Harington'a verildi. Bu İngiliz kumandanının Mustafa
Kemal'le görüşmek düşüncesi gerçekleşememişti.
Türk zaferlerinin İngiliz-Türk münasebetleri üzerine tesirleri
Ankara'nın İstanbul mümessili Hâmit Beyle İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold
arasında 23 Ekim 1921'de ''esirlerin mübadelesi''ne dair olan anlaşma İngiliz-Türk
münasebetlerinin düzelmesine yardım etmişti. Bununla beraber, bu münasebetlerin yeni bir
düzene girmesi için Yunan ordusunun yok olması gerekiyordu (30 Ağustos 1922). Bu sırada
Çanakkale'deki İngiliz kuvvetlerinin Türk kuvvetleri tarafından sıkıştırılmasından çıkan
buhranda, İngiliz kabinesi, takviye birlikleri göndermekle beraber, Mustafa Kemal'in
''müttefikleri İstanbul'dan çıkarmasını önlemek üzere kuvvet kullanılmasına'', 15 Eylül 1922
karar vermişti. Yalnız Mustafa Kemal'in Müttefik askerlerine ateş edeceğine ihtimal
vermeyen ve soğukkanlılığını muhafaza eden Lord Curzon olmuştur. Çörçil'in, 16 Eylülde,
Dışişleri Bakanlığına sormadan yayınladığı ateşli ve sert bildirisinin ilk sonucu,
Çanakkale'nin Anadolu yakasındaki Fransız ve İtalyan kuvvetlerinin geri alınmasında kendini
göstermiştir. Tek bir Fransız askerinin, Türkler tarafından vurulmasına razı olmayan
Poincar´e, Mustafa Kemal'le konuşmak üzere General Harington'nun Mudanya'ya gitmesini
kabul etmiştir. 23 Eylül 1922 tarihli müşterek Müttefik notası, Müttefik cephesinin görünüşte
kurulduğuna işaret sayılabilirdi. Çanakkale'de, Türk süvarisi aynı günde, ''tarafsız bölgeye''
girince İngiliz birlikleri daha dar bir mevzie yerleşmek üzere geri çekilmişler (24 Eylül) ve
Türk kuvvetleri de ateş etmeden, karşılarında yerleşmişlerdi. Londra'da, o kadar sinirli bir
hava esiyordu ki İngiliz kabinesi, Lord Curzon'un muhalif reyine karşı, 29 Eylülde,
Harington'a, ''kendisi tarafından tesbit edilecek kısa bir zamanda, kuvvetlerini tarafsız
bölgeden geri çekmediği takdirde üzerlerine ateş edileceği''ne dair Türk kumandanına bir
ültimatom verilmesi için talimat vermişti.
İngiliz kabinesi, her an ''ültimatomun verildiği ve muhasamatın başladığı'' haberlerini almak
üzere aralıksız toplantı hâlinde idi. Harington, ültimatomu, Türk kumandanına verilmemiş ve
sadece cebinde saklamıştı. Çörçil'in de övdüğü gibi, Harington'un ''soğukkanlılığı, sabrı ve
taktı'' Mudanya Konferansının başarısını sağlamıştır. Harington, İsmet Paşanın güvenini de
kazandığı için konferansın birçok buhranları geçiştirebilmiştir. Mustafa Kemal Paşa da,
Harington'a yazdığı bir mektupla, ''İsmet Paşa ile aralarındaki karşılıklı saygı duygularından
dolayı'' kendisine teşekkürlerini bildirmişti.
Türk-İngiliz dostluğu, Musul meselesinin çözülmesinden sonra, Amiral Field'in (14 Ekim
1929) merasimle kabulüyle kesin olarak yenilenmiş sayılabilirse de, bu dostluğun temel taşı,
Mudanya'da atılmıştır.
8. YENİ TÜRKİYE'NİN SINIRLARI
Mustafa Kemal'in milli hudutlar üzerine fikri
Damat Ferit, 1914 hatta 1912 hudutlarını muhafaza hülyasını beslerken Mustafa Kemal, daha
mütarekeden önce, imparatorluğun Arap kısımlarından vazgeçilmesi gerektiğini anlamıştı.
Atatürk, hatıralarında güney hududun 26 Ekim 1918'de Haleb'in kuzey batısında, İngiliz
süvari tümenine karşı kazandığı zaferle ''Türk süngülerinin'' tayin ve tesbit etmiş olduğunu
anlatır. Erzurum ve Sivas kongrelerinde ''millî hududu'' çizmek gerekince, O, Türk
süngülerinin kanla çizmiş olduğu bu hududu seçmiştir. Mustafa Kemal'e göre ''süngü, kuvvet,
şeref ve haysiyetin müdafaa edemediği hatlar, başka hiçbir prensiple müdafaa edilemez.''
Mondros Mütarekesinde (30 Ekim 1918), Erzincan Mütarekesinin (18 Aralık 1917) tersine
olarak, bir ayırıcı çizi gösterilmemiştir. Profesör Jaschke'ye göre, mütarekenin 7 inci maddesi
varken böyle bir çizinin tesbit edilmesi hiçbir değer taşımaz.
Mustafa Kemal'e göre güney hududumuz
Nitekim, Musul ve İskenderun, Mondros Mütarekesi yürürlüğe girdikten sonra işgal
olunmuşlardır. Mustafa Kemal, 28 Aralık 1919 ve 24 Nisan 1920 nutuklarında ''süngülerle
çizilen güney sınırımızı'' şu suretle göstermiştir: İskenderun Güneyi - Antakya- Halep ve
Katma istasyonları arası - Cerablus - Fırat Köprüsü Güneyi - Deyr-i Zor - Musul Güneyi -
Kerkük ve Süleymaniye. Açıkladığına göre, bu çizgi, ''vatanımızın, Türklerle ve Kürtlerle
meskûn kısmını'' içine almaktadır. Profesör ''Eğer Wilson'un 12 inci maddesine göre (Osmanlı
Devletinin Türkelrle meskûn kısmı) hareket etmek icabederse, Kürt meselesinden dolayı, bu
bölgede hudut tesbiti güçleşir'' diyor.
1921 Londra Konferansında, Ankara delegesi Bekir Sami Bey, İskenderun sancağı için, ''Arap
dili hududu esasına göre muhtariyet'' istedi. 9 Mart ve 20 Ekim 1921 anlaşmalarında, üzerinde
mutabık kalınan ve Lozan Barış Antlaşmasına doğru gibi geçirilen ve Bağdat demiryolundan
ibaret olan hudut demiryolu platformu Türk toprağında kalacak) Mustafa Kemal'in istediği
gibi savunulması kolay bir sınır değildi. Fakat, ''dil farkına dayanan bir hudud''a nisbetle daha
sade idi.
Trakya'da Türk hududu
Avrupa Türkiyesinde, 30 Ekim 1918'de, hudut, Meriç boyunca uzanıyordu. Bu nehrin
Talveg'i bu tarihten bir az evvel, 24 Eylül 1918 Berlin protokoluyla Türk-Bulgar hududu
olarak tesbit olunmuştu. Bu, 6 Eylül 1915 Sofya anlaşmasının yerini almıştır. Osmanlı
Parlâmentosu, bu anlaşmayı, tasdik etmediği için Bekir Sami Bey, Londra'da, İsmet Paşa da
Lozan'da, Trakya Batı hududu olarak, 29 Eylül 1913 İstanbul barış hududunu; Batı Trakya
için de, Millî Misaka göre (3 üncü madde) plebisit istemişlerdir. Lord Curzon, Wilson'un,
''kendi mukadderatlarına serbestçe hâkim'' olmak prensibini ortaya atmakla, dünya barışına bir
darbe indirdiğini söyleyerek bu istekleri reddetmiştir. Mustafa Kemal'in, Wilson prensipleri
için söyledikleri, şüphesiz, onun tarafından 22 Kasım 1920'de çizilen Türk-Ermeni hududu
için de tam yerindedir.
Erzurum ve Sivas kongreleriyle Millî Misak arasındaki ayrılık
Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinde 30 Ekim 1918 Mütareke hattı içindeki
bölgeler ''bölünmez bir bütün'' olarak kabul edildiği halde Millî Misakta, bu hattın ''dahil ve
haricinde'' denilmiştir. Doktor Rıza Nur'a göre, bazıları Suriye'yi de Millî Misak içine almak
istemişlerse de, çoğunlukla bu fikir reddolunmuştur. ''Hariç'' kaydıyla ne gibi bir amaç
güdülmüştür? İskenderun sancağı bu hattın içinde idi. Batı Trakya'ya ve doğudaki üç sancağa
da Millî Misakta ayrı maddeler konmuştur. Hamdullah Suphi Tanrıöver'in anlattığına göre,
Husrev Bey (Gerede) 22 Ocak 1920'de İstanbul meclisinin gizli bir oturumunda, Mustafa
Kemal Paşanın gönderdiği misak metnini okumuştur. Bu metin şimdiye kadar
yayınlanmamıştır.
EK: 1918 OSMANLI HÜKÜMETİ
Sultan: VI ıncı Mehmet Vahidettin 4.7.1918 (2-17.11.ƒ 1922 yalnız Halife).
Sadrazamlar: Mehmet Talât Paşa: 4.2.1917. Ahmet İzzet Paşa: 14.10.1918. Ahmet Tevfik
Paşa: 11.11.1918, (2) 13.1.1919, (3) 24.2.1919. Damat Ferit Paşa: (4) 5.4.1920. (5) 31.7.1920.
Dürrizade Abdullah Efendi (V.): 14.6.-11.7.1920. Tevfik Paşa: 21.10.1920-4.11.1922. Ali
Rıza Paşa (V.): 12.2.-14.4.1921
Şeyhülislâmlar: Mustafa Kâzım Efendi: 8.5.1916. Ömer Hulûsi Efendi: 14.10.1918. İbrahim
El Haydari Efendi: 11.11.1918. Mustafa Sabri Efendi: 4.3.1919. İbrahim El Haydari Efendi:
2.10.1919. Dürrizade Abdullah Efendi: 5.4.1920. Mustafa Sabri Efendi: 31.7.1920. Mehmet
Nuri Efendi: 26.9.1920-4.11.1922.
Evkaf Nazırları: Mustafa Kâzım Efendi (V.) 4.2.1917. Abdurrahman Şeref Bey: 14.10.1918.
(Kambur) Ahmet İzzet Bey: 11.11.1918. Hoca Vasfi Efendi: 4.3.1919. Mehmet Hamdi
Efendi: 19.5.1919. Sait Bey (V.) 2.10.ƒ 1919. Ömer Hulûsi Efendi: 8.3.1920. Osman Rifat
Paşa: 5.4.1920. Hilmi Paşa: 31.7.1920. Hüseyin Kâzım Bey: 13.6.1921. Sait Bey (V.)
20.8.1921-4.11.1922.
Harbiye Nazırları: Enver Paşa: 3.1.1914. Ahmet İzzet Paşa (V): 14.10.1918. Abdullah Paşa:
11.11.1918. Cevat Paşa: 19.12.1918. Ömer Yaver Paşa: 13.1.1919. Ali Ferit Paşa: 24.2.1919.
Avni Paşa (V): 4.3.1919. Ahmet Abuk Paşa: 10.3.1919. Şakir Paşa: 2.4.1919. Şevket Turgut
Paşa: 19.5.1919. Ali Ferit Paşa: 29.6.1919. Nazım Paşa: 21.7.1919. Süleyman Şefik Paşa:
13.8.1919. Mersinli Cemal Paşa: 2.10.1919. Salih Hulûsi Paşa (V): 21.1.ƒ 1920. Mustafa
Fevzi Paşa: 3.2.1920. Damat Ferit Paşa (V.): 5.4.1920. Kara Mehmet Salih Paşa (V.): 8-18.4.ƒ
1920. Ahmet Hamdi Paşa (V.): 10.6-17.7.1920. Hüseyin Hüsnü Paşa: 28.8.1920. Ziya Paşa:
21.10.1920-4.11.ƒ 1922.
Erkân-ı Harbiye Reisleri: Enver Paşa: 3.1.1914. Ahmet İzzet Paşa: 14.10.1918. Cevat Paşa:
3.11.1918. Mustafa Fevzi Paşa: 24.12.1918. Cevat Paşa: 14.5.1919. Hadi Paşa: 2.8.1919. Fuat
Paşa: 12.9.1919. Cevat Paşa: 9.10.ƒ 1919. Şevket Turgut Paşa: 16.2.1920. Nazif Paşa (V.):
11.4.1920. Hadi Paşa: 2.5.1920. Ahmet Hamdi Paşa: 13.ƒ 5.1920. Zeki Paşa: 23.10.1920.-
4.11.1922.
Bahriye Nazırları: Ahmet Cemal Paşa: 28.3.1914. Hüseyin Rauf Bey: 14.10.1918. Ali Rıza
Paşa: 11.11.1918. Şakir Paşa: 4.3.1919. Ahmet Avni Paşa: 2.4.1919. Ali Rıza Paşa (V.)
21.7.1919. Salih Hulûsi Paşa: 18.8.1919. Mehmet Hadi Paşa (V.) 23.10.1919. Salih Hulûsi
Paşa: 1.11.1919. Salih Hulûsi Paşa (V.) 8.3.1920. Bükat Esat Paşa: 14.3.1920. Kara Mehmet
Sait Paşa: 5.4.1920. Hamdi Paşa: 31.7.1920. Salih Hulûsi Paşa: 21.10.1920-ƒ 4.11.1922.
Hariciye Nazırları: Ahmet Nesimi Bey: 4.2.1917. Mehmet Nabi Bey: 14.10.1918. Mustafa
Reşit Paşa: 11.11.ƒ 1918. Yusuf Franko Paşa: 24.2.1919. Damat Ferit Paşa (V.): 4.3.1919.
Safa Bey: 6.6.1919-18.7.1919. Mustafa Reşit Paşa: 2.10.1919. Safa Bey: 8.2.1920. Damat
Ferit Paşa (V.): 5.4.1920. Safa Bey: 21.10.1920. Ahmet İzzet Paşa: 13.6.1921-4.11.1922.
Dahiliye Nazırları: İsmail Bey: 30.7.1918. Ali Fethi Bey: 14.10.1918. Mustafa Arif Bey:
11.11.1918. (Kambur) Ahmet İzzet Bey: (V.): 13.1.1919. Cemal Bey (Konya Valiliğinden):
4.3.1919. Mehmet Ali Bey: 7.4.1919. Ali Kemal Bey: 19.5.1919. İbrahim Ethem Bey (V.):
29.6.ƒ 1919. Adil Bey (Defter-i Hakani Emini): 21.7.1919. Damat Şerif Paşa: 2.10.1919. Ebu
Bekir Hazım Bey: 8.2.1920. Ahmet Reşit Bey (Rey): 5.4.1920. Reşat Bey (V.): 26.4.1920.
Reşit Mümtaz Paşa: 31.7.1920. Ahmet İzzet Paşa: 21.10.1920. Ali Rıza Paşa: 13.6.1921.
Salih Hulûsi Paşa (V.): 24.6.-18.8.1922.
Adliye Nazırları: Halil Bey (Menteşe): 4.2.1917. Hayri Efendi: 14.10.1918. Haydar Efendi
(Gürcü), Mehmet Şerif (V.): 11.11.1918. Damat Arif Hikmet Paşa: 13.1.ƒ 1919. Molla
Mahmut Cemil Efendi: 24.2.1919. İsmail Sıtkı Bey: 4.3.1919. Mehmet Cemil Bey: 26.4.1919.
Vasfi Bey: 19.5.1919. Mustafa Nuri Efendi: 21.7.1919. Kâzım Bey (Baş Müddeiumumi):
8.2.1920. Mehmet Celâl Bey 8.3.1920. (Bosnalı) Ali Rüştü Bey: 5.4.1920. Mustafa Bey
21.10.1920. Arif Hikmet Paşa: 14.8.1921. Kâzım Efendi: 20.8.1921-4.11.1922.
Devlet Şûrası Reisleri: Halil Bey: 4.2.1917. Reşit Akif Paşa: 14.10.1918. Damat Mehmet
Şerif Paşa: 11.11.ƒ 1918. Cemil Molla: 24.2.1919. Seyit Abdülkadir Efendi 4.3.1919. Ethem
Bey (V.): 19.5.1919. Rıza Tevfik Bey: 24.5.1919. Ethem Bey (V.): 19.6.1919. Vasfi Bey:
8.7.1919. Mustafa Sabri Efendi (V.) 28.7.1919. Rauf Bey: 18.8.1919. Abdurrahman Şeref
Bey: 2.10.1919. Cemil Molla: 11.3.1920. Ahmet Reşit Bey (V.): 5.4.1920. Rıza Tevfik Bey:
31.7.1920. Mustafa Arif Bey: 21.10.ƒ 1920. Tevfik Paşa (V.): 18.8.1921-4.11.1922.
Maliye Nazırları: Cavit Bey: 4.2.1917. Abdurrahman Efendi: 11.11.1918. Tevfik Bey (Biren,
Divanı Muhasebattan): 4.3.1919. Şevket Turgut Paşa: 19.6.1919. Ata Bey: 24.2.1919. Ferit
Bey (Tek) 5.7.1919. Tevfik Bey 21.ƒ 7.1919. Faik Nüzhet Bey: 11.3.1920. Reşat Bey:
5.4.1920. Abdullah Bey: 21.10.1920. Faik Nüzhet Bey: 14.8.1921. Tevfik Bey: 3.11.1922.
Maarif Nazırları: Nazım Bey: 30.7.1918. (Kara) Mehmet Sait Paşa: 14.10.1918. Rıza Tevfik
Bey: 11.11.1918. Yusuf Ziya Bey: 13.1.1919. Ali Kemal Bey: 4.3.1919. Sait Bey: 19.5.1919.
Abdurrahman Şeref Bey: 8.3.1920. Rum Beyoğlu Fahrettin: 5.4.1920. Abdullah Bey (Kâmil
Paşazade) (V.) 26.4.1920. Hadi Paşa: 31.7.1920. Abdullah Efendi: 21.10.1920. Sait Bey
20.8.1921-3.11.1922.
Nafia Nazırları: Ali Münif Bey: 4.2.1917. Mehmet Ziya Paşa: 14.10.1918. Şevket Turgut Paşa
(V.): 24.2.1919. Ahmet Avni (İsmail Sıtkı, V): 4.3.1919. Ş.Turgut Pş.: 2.4.1919. Ferit (Tek):
21.5.1919. Abuk Ahmet Paşa: 21.ƒ 7.1919. Tevfik Bey: 8.3.1920. Doktor Cemil Paşa:
5.4.1920. Osman Rifat (V.) 26.4.1920. Zeki Bey: 31.7.ƒ 1920. Ali Rıza Paşa: 11.2.1921. Safa
Bey: 13.6.1921. Ali Rıza: 18.8.1921. Safa Bey: 24.6.-4.11.1922.
Ticaret ve Ziraat Nazırları: Mustafa Şeref Bey: 4.2.1917. Mehmet Ziya Paşa (V.) 14.10.1918.
Kostaki Vayani: 11.11.1918. Mehmet Ziya Bey (V). 12.2.1919. Abdullah Bey: 24.2.1919.
Ethem Bey (Dirvana) 4.3.1919. Abuk Ahmet Paşa (V.): 28.7.1919. Tahir Hayrettin Bey:
18.8.1919. Mehmet Hadi Paşa: 14.9.1919. Abdurrahman Şeref Bey (V.): 8.2.1920. Mehmet
Ziya Bey: 8.3.1920. Hüseyin Remzi Paşa: 5.4.1920. Cemal Bey: 31.7.1920. Hüseyin Kâzım
Bey: 21.10.1920. Mehmet Hadi Paşa (V.): 13.6.1921-4.11.1922.
Posta Telgraf Nazırları: Hüseyin Haşim:?.9.1917. Abdurrahman Şeref Bey (V) 14.10.1918.
Rıza Tevfik Bey (V.): 11.11.1918. Yusuf Franko Paşa: 2.1.1919. Ethem Bey: 24.2.1919.
Mehmet Ali Bey: 4.3.1919. Bu nazırlık 12.4.1919 da kaldırılmıştır.
İaşe Nazırları: (Kara) Kemal Bey: 22.8.1918. Doktor Celâl Muhtar Bey: 14.10.1918. Raşit
Bey: 11.11.1918. Ahmet İzzet Paşa (V.) 2.1.1919. Abdurrahman (Vefik) Bey: 13.1.1919. Bu
nazırlık 20.1.1919 da kaldırılmıştır.
Heyet-i Vükelâya memur nazırlar (devlet nazırları): Ali Rıza Paşa, Reşit Akif Paşa:
20.5.1919. Tevfik Paşa, İzzet Paşa, Abdurrahman Şeref Bey: 22.5.1919. Haydari-ƒ zade
İbrahim, Ahmet Abuk Paşa, Çürüksulu Mahmut Paşa, İsmail Hakkı Paşa, Topçu Rıza Paşa:
24.5.1919.
Mebuslar Meclisi Reisleri: Halil Bey: 14.10.1918. Celâlettin Arif Bey: 26.1. ve 10.3.1920.
Reşat Hikmet Bey: 31.1.-28.2.1920.
Âyan Meclisi Reisleri: Ahmet Rıza Bey: 1918. Musta2fa Asım Efendi 31.3.1919. Tevfik
Paşa: 10.1.1920.
İstanbul'da İtilâf Yüksek Komiserleri:
İngiliz: Amiral Sir Somerset Arthur Gaugh-Calthorpe (yardımcısı Amiral Richard Webb)
13.11.1918-5.8.1919. Amiral Sir John de Robeck (Yardımcısı Webb): 11.9.1919. Sir Horace
Rumbold (yardımcısı Nevile Henderson): 17.10.1920.
Fransız: Amiral Amet 13.11.1918. Defrance: 30.3.1919. General Pell´e: 10.2.1921.
İtalyan: Kont Sforza (yardımcısı Lodif´e): 13.11.1918. Maissa: 14.8.1919. Marki Garroni:
22.11.1920.
II
PROFESÖR JASCHKE'NİN ''TÜRK İSTİKLÂL
MÜCADELESİ TARİHİ''NE DAİR YAZISI ÜZERİNE
MÜLÂHAZALARIM VE BU YAZININ TARTIŞILMASI
Türk İhtilâlinin Önemi, M.Kemal'in Seziş kuvveti
Atatürk'ün liderliğindeki ''Türk Kurtuluş Savaşı'' ve ''Türk devrimleri'' daha doğru bir deyimle
''Türk İhtilâli'' Birinci Dünya Harbi sonlarında, birçok millet tarafından girişilen kurtuluş
savaşının ve ihtilâllerin en başarılısı ve iç ve dış sonuçları bakımından en önemlisidir (14).
Birinci Dünya Harbi'nde Türk vatanı, galiplar arasında paylaşılmış, mütareke ile de en can
alacak yerleri işgal olunmuş ve Türk milletinin istiklâl ve hürriyeti fiilen sona ermişti. En
fenası, ''Birinci Dünya Harbi'ni kazanmış olanların diktasına karşı hiçbir şey yapılamayacağı
fikrinin memlekette umumî bir hâl alması idi. Bu devletlerin merhametlerinden, Wilson
prensiplerine sığınmaktan başka bir çare aranmuyordu. Mustafa Kemal, yabancıların
merhametine inanmazdı. Wilson prensiplerine de bel bağlamazdı. Milletçe, mütareke
şartlarının galipler tarafından kötüye kullanılmasına karşı devletçe ve milletçe dayanmak,
mümkün olduğu kadar silâh teslim etmemek ve Anadolu'nun elverişli yerlerinde toplanmak,
fırsat gözetmek fikrinde idi''.
Bundan başka: ''Milletler, harpte yorulmuşlardır. Anadolu'da, yeni bir harbe tutuşmak
istemeyeceklerdir'' diyordu.
Daha mütarekede, Mustafa Kemal'i, o zamanın şahsiyetlerinden ayıran ilk şey, ondaki bu
teşhis kuvveti idi. Zaman, yalnız onun doğru düşünmüş olduğunu ispat etmiştir (15).
Türk milletinin en ümitsiz ve en zayıf bir zamanında mücadeleye atılan Mustafa Kemal Paşa,
''esaret ve teslimiyet'' taraflısı Osmanlı padişah ve hükûmetinin yıkıcı müdahalesini de kırarak
istilâcılara karşı, bütün dünyayı şaşırtacak zafer kazanmasını bilmiştir. Başından sonuna kadar
onun idare ettiği İstiklâl Savaşımızla (19 Mayıs 1919-24 Temmuz 1923) Türk vatanı her
taraftan saldıran üstün düşmanların pençelerinden kurtarılmış, yeniden bir vatan yaratılmış ve
yeni bir Türk devleti, ''Türkiye Cumhuriyeti'' kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, Türk
İhtilâlinin ilk siyasî neticesidir. Atatürk bununla da yetinmemiş ve en büyük askerî
zaferlerden sonra hiç kimsenin aklından geçirmeye cesaret edemeyeceği ''devrimler''i
başarıyla uygulamıştır. ''Atatürk Devrimleri'' Türk İhtilâlinin yapıcı ve kurucu safhasıdır. O,
en büyük bir asker olduğu halde, savaşı, ancak millî varlığı kurtarmak için başvurulacak bir
çare olarak görürdü. Ona göre, savaşın rolü; ancak, barış içinde, medeniyet yolunda çalışmaya
ve ilerlemeye yol açmaktır. Savaştan sonraki devrimlerle de, Türk milletinin, yüzelli yıldan
beri hasretini çektiği Batı medeniyet dünyasına katılmasını mümkün kılmıştır.
Türk İhtilâli üzerinde içeride ve dışarıdaki araştırmalar
Atatürk, bu mutlu sonuçlara nasıl ulaşabilmiştir? Bunda, onun dehâsının, Türk milletinin
fedakârlık ve kahramanlık gibi yüksek meziyetlerinin, maddî ve manevi kuvvetlerinin,
coğrafya faktörünün rolleri nelerdir? Birinci Dünya Harbi'nden, yenilmiş, fakir, silâhsız çıkan
Türk milletinin, bütün dünyayı dize getiren, Batı âlemine, haklarını kabul ettirebilmesinin sır
ve hikmeti nelerdir? Atatürk, ne biçim sihirli prensiplere dayanarak zaferlerini
sağlayabilmiştir?
Onu başarıya ulaştıran bu esrarlı prensiplerin, dün olduğu gibi, bugün de yarın da, bize ve
istiklâlleri için çarpışmak zorunda kalacak milletlere, en doğru yolu gösterecek tükenmez bir
ilham ve kuvvet kaynağı olduğunda şüphe yoktur. Bilim dünyasının, bu başarısının sırlarını
çözmeye ve birçok karanlık noktaları aydınlatmaya çalışmasının sebeplerini bunda aramalıdır.
Şimdiye kadar, içeride Kurtuluş Savaşımızı ve devrimlerimizi incelemek ve yaymak için çok
şeyler yapılmıştır. ''İnkılâp Tarihi'' dersleri yüksek öğretim ders programlarımızla 1934'den
beri yeralmış bulunmaktadır (16). Atatürk'ün, kendi eliyle yüksek himayesinde, kurduğu
''Türk Tarih Kurumu'' (12 (Nisan 1931), ölümünden sonra devlet eliyle kurulan ''Türk İnkılâp
Tarihi Enstitüsü'' (15 Nisan 1942 Maarif Vekili Hasan Âli Yücel'in öncülüğüyle) ön safta
sayılması gereken ana kültür kurullarımızdandır. Bundan başka, ''Türk Devrim Ocakları'' (12
Nisan 1947, Genel Başkan Şair Behçet Kemal Çağlar) ve ''Mustafa Kemal Derneği'' (6 Kasım
1947) gibi millî kurullarımız da, kendilerine düşen vazifeleri yapmaya çalışmaktadırlar.
Avrupa'da ve Amerika'da ''Yakın Doğu Enstitüleri'', ''Doğu seminerleri'' de bıkmadan
araştırıyorlar. Bu enstitü ve seminerlerde, bütün ömürlerini, Türk Kurtuluş Savaşı'nı ve Türk
devrimlerini incelemeye vakfetmiş mütevazi bilim adamları bulunması çok ümit verici bir
olaydır. Sadece bunları hatırlamak da hiçbir şey ifade etmez. Eserlerini tanıtmak ve
çalışmalarında onlara yardım etmek bizim için bir borçtur. Bu yöndeki Batılı yayınların,
dikkatle göz önünde tutulmasındaki büyük faydayı açıklamaya lüzum görmüyorum. Millî
Mücadele tarihimizin, bizim için ve bütün dünya için ibret alınacak bir ders olabilmesi, bunun
en ince noktalarına kadar ilk elden vesikalara dayanılarak yazılmasıyla mümkündür.
Yakın tarihimizin çeşitli problemleri üzerine, Türk ve yabancı vesika ve ana kaynaklara
dayanarak makale, monografi ve kitaplar yayınlayanların ve aralıksız, bütün bir ömür
boyunca çalışmakta olanların ön safında, Almanya'da, Münster Üniversitesi Doğu Semineri
Profesörü Dr. Jμaschke gelmektedir (17). Bunun için sayın profesörün, şimdiye kadar
yayınlanmış olan vesikalara göre ''İslâm dünyası'' dergisinde çıkan son yazısının geniş bir
özetini yukarıda sunmuş bulunmaktayım. Konu, her bakımdan bizce önemli olduğu için
yalnız bu özeti vermekle yetinmeyerek Jμaschke'nin dokunduğu problemler üzerinde, belki
onun göremediği bir kısım yeni vesikalara dayanarak, daha fazla durmayı faydalı buldum. Bu
amaçla Profesörün sekiz bölümde ele aldığı problemlerle Osmanlı mütareke kabineleri listesi
üzerinde kendi düşüncelerimi kısaca teker teker sunmayı bir vazife saymaktayım.
Batı bilim dünyasında, şüphesiz, Türk İhtilâli üzerine çalışmakta olan başka bilginler de
vardır. Bundan sonra, sırasıyla, bu zatların, Türk devrimleri üzerindeki yayınları da bu
sahifelerde tanıtılacaktır.
I. İTİLÂF DEVLETLERİNİN TEZATLI
ZAFER POLİTİKASI
Loyd Corc'un uyuşturucu bir demeci
1. Loyd Corc'un, Türkiye hakkındaki 5 Ocak 1918 demecinin, daha önce, harp içinde,
Osmanlı İmparatorluğunun Anadolu ile birlikte paylaşılması için yapılan anlaşmalarla ''tezat''
halinde olduğu meydandadır. O, bu yeni demecinde hiç de samimî değildi. Bununla, o,
profesörün de işaret ettiği gibi, Osmanlı Devletinin 1918 yılı başlarında, harpten çıkmasını
sağlamak amacını güdüyordu. Halbuki, Loyd Corc'un bu demeci, Osmanlı Devletinde hiçbir
tepki uyandırmamıştır. O vakit, iktidarda bulunan İttihat ve Terakki Partisi ve Enver Paşa,
ordu saflarından gelen bazı muhalefet (18) ve uyarmalara rağmen, sonuna kadar Almanya ile
birlikte yürümekten vazgeçmemişlerdir.
Wilson prensiplerinin gerçek manası
2. Anadolu'nun paylaşılması ve İstanbul'un Ruslara bırakılması için yapılmış olan müttefikler
arası gizli anlaşmalar Wilson prensiplerine aykırıdır. Türk milletinin de lehinde görünen
12'inci maddeyi dünyaya ilân etmiş bulunan Wilson, Jμaschke'nin de belirttiği gibi İzmir
işgaline karar veren konsey konuşmaları sırasında Türk İzmir ve arka bölgesinin Yunanistan'a
verilmesi lehinde oy vermiştir. Bundan başka, ABD., Osmanlı Devletinin Mondros
Mütarekesi'yle boşalttığı Kafkasya'da, Ermenilere yapılacak her türlü tecavüzden Osmanlı
Devletini sorumlu tutmak ve bu tecavüzler önlenmediği takdirde, Wilson prensiplerinden
Türkler lehindeki 12 inci maddenin hükümsüz sayılacağı tehdidinde bulunmak gibi
anlaşılması gerçekten güç garip hareketlerde bulunmuştur. Amerika'nın barış konferansında
ve mütareke devrindeki davranışlarıyla Wilson prensiplerinin birbirine ne kadar taban tabana
zıt olduğu görülüyor. Gerçi, amerika, Sevr Antlaşmasını imzalayanlar arasında yoktur. Fakat,
Paris Barış Konferansında, çoğunluğu Türk olduğunda hiç şüphe olmayan Trakya ve İzmir'le
birlikte Batı Anadolu'nun Yunanlılara bırakılması veya işgal ettirilmesi için geçen
konuşmalarda, kendi prensiplerine aykırı olarak Yunanlılar lehinde oy vermiştir. Sonunda da
Sevr Antlaşmasıyla (10 Ağustos 1920) tesbit ve tâyini kendisine bırakılmış olan Osmanlı-ƒ
Ermeni hududunu, içinde hiçbir Ermeni bulunmayan bütün Doğu vilâyetlerimizi bırakacak
gibi çizen (22 Kasım 1920) kişinin de Wilson olduğu bir gerçektir. Durum böyle olunca,
insanın, acaba Wilson da, Loyd Corc gibi Türklerin bütün ümitlerini ''Wilson prensipleri''ne
bağlayarak başka kurtuluş yolları aramamaları için mi bu uyuşturucu 12 inci maddeyi ortaya
atmıştır, diyeceği geliyor. Mustafa Kemal, Türk milletini ''Wilson prensipleri'' hülyasından
vazgeçirmek için Sivas Kongresinde oldukça uğraşmak zorunda kalmıştır (19). Birinci Dünya
Harbi'nden sonra, dünya nizamını kurmaya gelenler, sendeleme ve sayıklama geçiriyorlardı.
İdealist devlet adamı Wilson, milletlere ve bu arada biz Türklere de hürriyet vadederken
hırçın politikacı Klemanso, Osmanlı Devletinin etrafını esaret çemberiyle çevirmeye
çalışıyordu. Loyd Corc da, yeryüzüne yeni harplerin tohumlarını saçıyordu. Türk milletinin
Avrupa hak ve adaletine inancı sarsılmış ve havaya yeni bir Ortaçağ'ın karartısı çökmeye
başlamıştı. ''Milletlerin kendi mukadderatlarına hâkim olmaları'' prensibi, mühim işlerde, eşit
olarak, her millet için kabul olunmadığından haksızlığa uğrayan milletler, zorla kabul ettirilen
antlaşmalar üzerine yamalar yapmak suretiyle değil, yeni yapıcı bir anlaşmaya ulaşmak için
çalıştılar. Bunu yapanlar ''yeni düzen'' kurmak fikriyle mücadeleye atılmışlardır. İşte, İtilâf
devletlerinin ''tezatlı zafer politikası'', Türk milletini de, bu yeni düzeni kurmak amacıyla
mücadeleye ve ihtilâle sürüklemiş bulunuyordu.
İtilâf devletlerinin Kafkasya ve Anadolu'yu boşaltmalarının gerçek sebepleri
3. İngilizler, Kafkasya'daki kuvvetlerini ''terhis'' ve ''tasarruf'', en nihayet son Osmanlı
Meclisinin toplandığı sıralarda İstanbul'da kuvvetli bulunmak düşüncesiyle geri
çekilmişlerdir. (ilk boşaltma 26 Ağustos 1919, Batum'un bırakılması 4 Temmuz 1920).
Fransız ve İtalyanlar ise, oraya asker göndermemişlerdir. Fakat, Fransızların Klikya'yı,
İngilizlerin Samsun dolaylarını ve Anadolu demiryollarını bırakmalarında Türk baskısını en
başta hesaba katmalıdır. Millî Türk kuvvetleriyle çatışmamak için, Sivas Kongresinden
hemen sonra, Merzifon ve Samsun'daki İngiliz müfrezeleri geri alınmıştır (Merzifon 20 Eylül,
Samsun 4 Ekim 1919). Anadolu demiryolunu tutan İngiliz kuvvetlerine gelince, bunlar,
Mustafa Kemal Paşanın emriyle harekete geçen Garp Cephesi Kumandanı Ali Fuat Paşanın
(Cebesoy) kuvvetleri karşısında Eskişehir'den İzmit'e kadar geri atılmışlardır (20-28 Mart
1920) (20).
Fransızlar ise, Urfa (9 Şubat - 11 Nisan 1920), Maraş (21 Ocak - 10 Şubat 1920), Gaziantep
(1 Nisan 1920 - 8 Şubat 1921) Adana cephesi (21 Ocak 1920 - 20 Ekim 1921) savaşlarından
sonra Klikya'yı muhafaza edemeyeceklerini anlamışlar ve üç yıl (Kasım 1918 - 20 Ekim
1921) tutunmaya çalıştıkları Klikya'yı ve dolaylarını kesin olarak boşaltıp çekilmişlerdir. Bu
boşaltmada ve yeni Türk devletiyle yapılan Ankara Anlaşmasını (20 Ekim 1921) imza
etmekte Suriye'yi muhafaza kaygısı da sezilmektedir. Türk millî mücadelesi olmasaydı,
pekâlâ, zayıf kuvvetlerle de olsa, İtilâf devletleri işgal sahalarında kalabilirlerdi. Buralardan
çekilişlerinin gerçek sebepleri üzerinde önemle durmayı faydalı gördüm. Bunda Sayın
Profesörün de bana katılacağına eminim.
4. Yunanlıları, her türlü hak ve adalet prensiplerine ve mütareke hükümlerine aykırı olarak
İzmir'e gönderen (15 Mayıs 1919) ve bu tecavüzden bir yıl sonra (22 Haziran 1920) sadece
kendi çıkarlarını sağlamak için Yunan ordusunu Bursa-Uşak-Nazilli çizgisine kadar ilerleten
ve birçok masum Türk kanının akıtılmasına sebep olan Müttefiklerde vicdanî endişe ve
mülâhazaların varlığını kabul etmek çok iyimserlik olur sanırım. Bununla beraber, bu
tecavüzler yapılırken bizi savunan akıl ve mantık sahibi Batılılar, hattâ İngilizler yok değildi.
2. BABIÂLİNİN ANLAŞMA VE UZLAŞMA
POLİTİKASI
Vahidettin'in ve mütareke Osm. hükümetlerinin davranışları
V. Mehmet Reşad'ın ölümüyle (3 Temmuz 1918) Osmanlı tahtına gelen VI ıncı Mehmet
Vahidettin, Osmanlı devletini, kendi bildiği gibi idareye başlamıştı (21). Dört buçuk sene
süren saltanatında, iktidara geldiği hükümetler, onun talimatı dışına çıkmamışlardır. Karışık
bir zamanda Osmanlı tahtına çıkan Vahidettin'in, devlet idaresini elinde tutmasında, şüphesiz,
Birinci Dünya Harbi sonlarında, Avrupa merkez devletleri hükümdarlarının, hatta
hanedanlarının tahtlarını kaybetmelerinin tesiri çok olmuştur. Osmanlı padişahı, kendisinin ve
hanedanının, ancak İtilâf devletlerinin teveccühünü kazanmakla yerinde kalabileceklerine
inanmış ve bu teveccühünü en ön plânda tutmuştur. Vahidettin 27 Ocak 1919 günü, başkâtibi
Ali Fuat Türkgeldi'ye tahtını kurtarmak için istilâcılara niçin boyun eğmek zorunda kaldığını
şu sözlerle anlatmıştır: ''...Bizi tazyik ile Meclis-i Mebusanı dağıttırdılar. Fikirlerini ihsas
değil, âdeta açıktan açığa ihsas ediyorlar... karşımızda müracaat edecek kuvvet olarak yalnız
sizi tanırız... istediklerimizi yapmazsanız sizi de tanımayız demek istiyorlar''.
Müttefikleriyle birlikte yenilen Osmanlı Devleti hakkında Müttefiklerin yargıları, şüphesiz,
ağır olacaktı. Bütün sorumluluğu, İttihat ve Terakki hükûmetinin sırtına yüklemekle bunun
sonuçlarından kurtulmak ve işin içinden sıyrılmak mümkün olamazdı. Damat Ferit'in yaptığı
gibi şahsî tanışıklığa (22) veya eski tarihî dostluklara güvenerek çocukça teklif ve isteklerde
bulunmanın (23) herkese gülünç olmaktan başka bir şeye yaramayacağını anlamayanların,
devlet idaresine kalkışmaları ne kadar acınacak bir haldir. İtilâf devletlerinin ise, yenilmiş bir
Osmanlı Devletine mecbur olmadıkça, önemli tâvizlerde bulunmayacakları aşikârdı. Bütün
mesele, müttefikleri, eski kararlarından vazgeçirtecek kadar kuvvetli bir baskı yapabilmekte
idi. Müttefikler, haksız olarak, Türk milletinin yok edilmesine ve Türk vatanının
paylaşılmasına karar vermişler ve aralarında bu konuda anlaşmışlardır. Atatürk'ün dediği gibi
''Nasfet ve merhamet niyaz etmekle millet ve devlet işleri görülemez'' (24). Gerçekten
Babıâli'nin, Mütarekede güttüğü politika ''anlaşma ve uzlaşma'' değil, düpedüz esarete götüren
''mümaşat ve riyakârlık''dan başka bir şey değildi. Sivas Kongresinden sonra, İstanbul'da
işbaşına gelen Ali Rıza Paşa hükûmetinin de diğer Osmanlı Mütareke hükümetlerinden
farksız olduğunu anlatmak için, bu hükûmet harbiye nazırının Sivas'ta Üçüncü Kolordu
Kumandanlığına gönderdiği 1 Kasım 1919 tarihli şirfe telgrafnamenin bazı parçalarını
sunmak isterim: ''...Pek aşikârdır ki İtilâf devletlerinden herhangi birisine karşı bugün silâh
kuvvetiyle bir muvaffakiyet istihsali düşünülemez. Devletin gelecekteki selâmetini sağlayacak
muvaffakiyetleri elde etmek için en güvenilir silâh, siyaset ve efkârı umumiyeye haklarımızı
tanıtmak olacağında şüphe yoktur... Müttefik işgal kuvvetlerine karşı mahallî silâhlı bir
ayaklanma tertibi veyahut İtilâf İtilâf kuvvetlerini muharebe ile tardetmek üzere memleket
içinden silâhlı kuvvetler tertip ve sevki, ne İngiliz ve ne de Fransızlara karşı muvaffakiyet
veremez. Belki bu gibi hareketlerin, muhasamatın iadesi suretinde telâkkisiyle, devleti, her
bakımdan yeni birtakım güçlüklere sokacağında şüphe edilemez...''.
M. Kemal'in zulum ve istilâya karşı davranışı
Mustafa Kemal Paşa'nın görüşü ise büsbütün başka idi. Urfa, Maraş ve Antep'i işgal eden ve
buralarda türlü tecavüzlerde bulunan Fransızları, memleketin yüksek menfaatleri için, hoş
tutmayı isteyen ve Kuvay-ı Milliyenin o vakit İstanbul'da sözcülüğünü yapan zatlara verdiği
12 Kasım 1919 tarihli cevap bu görüşü şu suretle açıklamıştır: ''...Fransızların hoş
tutulmasında ne kazancımız olacağına doğrusu bizim aklımız ermiyor. Garp zihniyeti,
tabasbus ve riyakârlığın hassaten zulüm ve itisafına uğradığı bir milletten çıktığını görürse, o
milletin yaşamak hakkı olmadığına, zelil, hakir, duygusuz bulunduğuna hükmeder ve haince
maksadlarını tatbikte bir beis görmez. Tersine, yapılan haksızlıklardan, zulümden avazımız
çıktığı kadar bağırmalı, düşmanlıklarını dilimiz döndüğü derecede yüzlerine vurmalıyız ki
hayatımıza kasdetmiş olan Avrupa nazarında yaşamak hakkına sahip olduğumuz anlaşılsın.
Mümaşat ve riyakârlıktan ibaret olan Babıâli politikasının mürevvici değiliz. Muhterem
heyetinizin de, aynı ruh ve fikirle millî siyasetimizi takip etmesini vatanın selâmeti namına
rica ederiz. Mustafa Kemal''.
Bütün mütareke boyunca, Babıâli'nin İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan yüksek
komiserleri nezdinde yaptığı teşebbüsler, Atatürk'ün tasvir ettiği tabasbus ve riyakârlık
kadrosunu geçmemiştir.
Fetvacılar ve Millî Mücadele
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Beyin divanı harpce idamına dair verilen hükmün padişah
tarafından bir fetvaya dayatıldığını anlatmakla Profesör Jμaschke çok önemli bir noktaya daha
dokunmuş bulunmaktadır.
''Taassub ve medrese'', Boğazlıyan kaymakamının asılmasında olduğu gibi (25) Millî
mücadelenin de şeriata aykırı olduğuna dair fetvalar yazmakla memleketin esaret ve cehalet
altında kalması için düşmanla işbirliği yapmaktan bile çekinmemiştir (25a). ''Halife
fetvaları''nın, Anadolu içerisinde sebep olduğu ''İç ayaklanmalar'' Anadolu'da ''Millî
mukavemet'' düşmanlarının en tehlikelisiydi. Ne İzmir'den ilerlemekte olan Yunan ordusu, ne
doğudaki Erivan Ermenileri tehlikesi, ne de Urfa, Maraş, Antep, Adana ve Mersin bölgelerine
yayılan Fransız kuvvetleri ve bunları destekleyen yerli Ermeniler, millî mukavemeti, bu iç
ayaklanmalar kadar uğraştırıp zayıflatmamış ve hırpalamamıştır. Bunun içindir ki, BMM.
Başkanı Mustafa Kemal Paşa, meclis açıldıktan sonra, millî mücadeleyi yürütebilmek için her
şeyden önce, bütün millî gücü, bu iç ayaklanmaları bastırmakla kullanmıştır. O, bunda çok
haklıydı. Millî hükûmet, Anadolu'ya hâkim olduktan sonra, dış düşmanlarla savaş daha kolay
olacaktı. Nitekim de böyle olmuştur.
3. MİLLİ HAKLARIN SAVUNULMASI
Millî Cemiyetlerin Kurtuluş Savaşı'ndaki rolleri
Yakın tarihimizde olduğu gibi (Genç Osmanlılar, İttihat ve Terakki Cemiyeti) Birinci Dünya
Harbi sonundaki batışımızda da kurtuluş mücadelesini, ne isimde olursa olsun, millî
cemiyetlerin yüklenmesi gerekiyordu. Bu tarihî vazifeyi, Osmanlı Devletini, başındaki birkaç
kişinin diktatörce karariyle Birinci Dünya Harbi'ne sokan ve sonunda Türkiye'yi batıran
''İttihat ve Terakki Partisi'', kendi kendini feshetmişti (5 Kasım 1918). Millî hakların, barış
yoluyla savunulması vazifesini, Kasım ve Aralık 1918'de, İstanbul'da ve kısmen Anadolu ve
Trakya'da kurulan ''Müdafaai Hukuk Cemiyetleri'' yüklenmiş bulunuyorlardı. Bu vazifeyi
türlü siyasî, içtimaî ve iktisadî içtihatların çarpıştığı ''siyasî partiler'' yapamazlardı.
Türlü isimdeki Millî Müdafaai Hukuk Cemiyetlerinin en zayıf tarafı, her birinin yalnız
memleketin bir bölgesinin haklarını savunmakla kendilerini görevli saymaları idi. Mustafa
Kemal Paşa, Anadolu'ya geçtikten sonra (19 Mayıs 1919) ilk iş olarak Erzurum Kongresinde
(10-20 Temmuz 1919), ''Doğu Vilâyetleri Müdafaai Hukuk Cemiyeti''nin adını ''Doğu
Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti''ne çevirmiş ve cemiyetin nizamnamesinde çok önemli
değişiklikler yapmıştır. Millî mücadelenin temelini ve kadrosunu ise ''Türk milletinin
birliğini'' sağlayacak olan ''Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti'' teşkil etmişti (26).
Anadolu ve Rumeli'de kurulmuş olan bütün millî cemiyet ve reddi-ilhak heyetlerini birleştiren
Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti, Sivas Kongresi beyannamesinde (11 Eylül
1919) belirtildiği gibi (2 ve 3 üncü maddeler), ''Osmanlı camiasının bütünlüğü, millî
istiklâlimizin sağlanması, hilâfet ve saltanatın masuniyeti için millî kuvvetleri âmil ve millî
iradeyi hâkim kılmak, Osmanlı memleketinin herhangi bir cüzüne karşı yapılacak müdahale
ve işgale, bilhassa vatanımız içinde müstakil bir Rumluk ve Ermenilik kurmak maksadını
güden hareketlere karşı Aydın, Manisa, Balıkesir cephelerinde mücahedat-ı milliyede olduğu
gibi, müttehidan müdafaa ve mukavemet esası''nı kabul etmişti. Bu suretle, Sivas Kongresinde
Rumluk ve Ermenilik kurulması tasavvurlarına karşı olduğu gibi aynı şiddetle İtilâf
devletlerine karşı da mukavemet edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu gerçek, daima gözönünde
tutulması gereken en önemli bir olaydır. Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetinin
tarihî misyonu:
1. Millî Mücadeleyi zafere ulaştırmak ve vatan topraklarından düşman çizmelerini çıkarmak
ve,
2. Milletin ileriye doğru hamlelerine engel olan, mazinin bütün yıkıntılarını, molozlarını
ortadan kaldırmaktı.
Millî Mücadele, ancak Türk milletinin elbirliğiyle yapılabilirdi. Bu birlik çeşitli sosyal kanaat
sahibi siyasî partilerle değil, ancak her sınıftan Türk halkını içinde toplayan ''Anadolu ve
Rumeli Müdafaai Hukuk'' cemiyetiyle yapılabilirdi. Mustafa Kemal Paşanın, Anadolu'ya
geçer geçmez, daha önce kurulmuş olan bütün Müdafaai Hukuk Cemiyetlerini Anadolu ve
Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti ve kendi bayrağı altında toplamasının maksadı bu idi. Bu
cemiyet, Büyük Millet Meclisi kurulmadan önce Türk milliyetçiliğinin, padişaha, hükûmetine
ve İtilâf devletlerine karşı başarıyla mücadele eden ilk siyasî teşkilât idi. Mustafa Kemal de,
Millî Mücadele hareketinin ve cemiyetin ruhu ve lideri idi (27).
İtilâf baskısıyla tevkif ve yerleri değiştirilen Kumandanlar
Profesör Jμaschke, 9 uncu Ordu Kumandanı Yakup Şevki Paşa'nın İngiliz İşgal Ordusu
Kumandanı General Milne tarafından verilen bir emirle vazifesinden geri alındığını yazmakla
Mütareke devrinin en acıklı bu noktasına dokunmuş oluyor. Mütareke devrinde, ''Memleketin
menfaatlerine göre hizmet etmeye çalışan Türk kumandanları İngilizlerin gazabına uğrayarak
tevkif veya azil'' olunmuşlardır. En ileride İngilizler olmak üzere, İtilâf devletleri böylelikle
Yıldırım Orduları Gurubu Kumandanı Mustafa Kemal Paşanın, daha Mütarekenin ilk
günlerinde, Başkumandanlık Erkânıharbiye Reisliğine yazdığı gibi ''Türk ordusunun kendileri
tarafından sevk ve idaresi''ni sağlamış oluyorlardı. İngiliz işgal kumandanlığının emriyle
tevkif edilen ve görevlerinden uzaklaştırılan veya geri çağırılan kumandanların listesi oldukça
uzundur. Bir fikir vermiş olmak için belli başlı kumandanların isimlerini veriyorum.
Tevkif olanlar
1. Kars'ta 12 inci Tümen Kumandanı Albay Ali Rifat (1876-1953) (28),
2. Batum'da 5 inci Tümen Kumandanı Albay Mürsel (Baku) (1882-1945),
3. Kafkas İslâm Ordusu Kumandanı Nuri Paşa (Killigil) (1890-1949),
4. Şark Ordular Grubu Kumandanı Halil Paşa (Kut) (1881-1957),
5. 6 ıncı Ordu Kumandanı Ali İhsan Paşa (Sabis) (1882-1957),
6. 9 uncu Ordu Kumandanı Yakup Şevki Paşa (Sübaşı) (1876-1939),
7. Eski Samsun Kumandanı Refet Paşa,
8. İstanbul Muhafızı Ali Sait Paşa (Akbaydoğan) (1876-ƒ 1950),
9. Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Cevat Paşa (Çobanlı) (1870-1938),
10. Erkânı Harbiyei Umumiye Birinci Şube Müdürü Yarbay Basri Bey (General Basri Saran)
(1885-1934),
11. Osmanlı Harbiye Nazırı Cemal Paşa (Mersinli) (1873-1941),
12. Çürüksulu Mahmut Paşa (1865-1930),
13. Kurmay Albay Kara Vasıf (1880-....),
14. Eski Bahriye Nazırı ve tanınmış deniz kumandanlarımızdan Rauf Bey (Orbay) (1881),
15. Eskişehir Mevki Kumandanı Yarbay Atıf Bey (Ateş)
Geri çağrılan ve yerleri değiştirilen kumandanlar:
16. Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) (13.7.1881-10.11.ƒ 1938),
17. Refet Bey (General Refet Bele) (1881),
18. XVII inci Kolordu Kumandanı Nureddin Paşa,
19. XX inci Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa (Cebesoy),
20. XII inci Kolordu Kumandanı Fahrettin Bey (Org. Altay) (1882),
21. XIII inci Kolordu Kumandanı Cevdet Bey,
22. I inci Kolordu Kumandanı Albay Cafer Tayyar Bey (General Cafer Tayyar Yılmaz)
(1877-1958),
23. 2 inci Ordu Kumandanı Nihat Paşa (Anılmış) (1878-1954),
24. 2 inci Ordu Müfettişi Cemal Paşa (1873-1941),
25. Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi M.Fevzi Paşa (1876-1950).
Osmanlı hükûmeti, İtilâf devletlerinin her arzularını yapmakla onları teskin edebileceğini ve
''İngilizlerin bize dost olacaklarını, bize merhamet ve şefaat'' edeceklerini umuyordu. Osmanlı
İmparatorluğunun bu yanlış politikasını, hayatıyla ödediğini, bir ibret dersi olarak daima
gözönünde bulundurmak bugünkü nesil için bir borçtur.
Yakup Şevki Paşanın geri çağırılması
Diğer taraftan, 9 uncu Ordu Kumandanı Yakup Şevki Paşa, geri çağrıldığını, Profesör
Jμaschke'nin ileri sürdüğü gibi, Nisan 1919 ortalarında Erzurum'da iki İngiliz subayından
öğrenmiş değildir. Damat Ferit Paşanın da, Yakup Şevki Paşaya İstanbul'a dönmesi için
telgraf çektiği de tevsik olunmamıştır. Gerçekte, yakup Şevki Paşa mütarekeye aynı
hareketlerinden dolayı İstanbul'da İngiliz İşgal Ordusu Kumandanı General Milne'e hesap
vermek üzere İstanbul'a çağrıldığını, Şubat 1919 ortalarından itibaren biliyordu. Göz
rahatsızlığını ileri sürerek yola çıkmasını geciktirebilmişti. Fakat, İngiliz karargâhının ısrarı
karşısında, en nihayet, hükûmetin emrine uyarak İstanbul'a getirmiştir (29). Yakup Şevki
Paşanın İstanbul'a geri çağırılmasının gerçek sebebini ''Mütareke sıralarında Elviyei
Selâsedeki Türk ordusunu tam mevcutlu ve techizatlı olarak Erzurum bölgesine çekmeye
muvaffık olması''nda aramalıdır. Bu suretle, Erzurum'da kuvvetli bir Türk Ordusu
bulundukça, buralarda bir Ermenistan kurulmayacaktı. Büyük M.Kemal'in Erzurum'a gelerek
işi eline alması İngiliz plânını büsbütün suya düşürmüşdür.
Samsun'un İngilizler tarafından işgali sebebi
Profesör Jμaschke'nin burada dokunduğu problemlerden biri de Karadeniz güney kıyılarında
asayişi sağlamak bahanesiyle Samsun ve Merzifon'un İngilizler tarafından işgali problemidir.
9 uncu Ordu Kumandanı Yakup Şevki Paşanın Mondros Mütarekesinin imzasından bir ay
sonra Osmanlı Harbiye Nezaretine gönderdiği raporlarla 9 uncu Ordu Kıtaatı Müfettişi
Mustafa Kemal Paşanın Samsun'a çıktığı günlerde harbiye nezaretine ve Sadrazam Damat
Ferit Paşaya çektiği telgrafların ışığı altında (30) bu meseleler, biraz daha aydınlatılmış
bulunmaktadır. Osmanlı harbiye nezaretinin 30 Kasım 1918 tarihli şifre telgrafına göre,
''Anadolu kuzey kıyılarındaki Türk limanlarını ziyaret eden İngiliz ve Fransız harp gemileri,
Samsun'da mütareke hükümlerinin henüz uygulanmamış olduğunu ve Hristiyanları toptan
öldürmek için Müslüman ahalinin silâhlandırıldığını'' bildirmeleri üzerine, İngiliz ve Fransız
fevkalâde komiserleri şikâyette bulunmuşlardır. Sinop'ta çıkan karışıklık dolayısıyla buraya
da iki gemi gönderilmiştir (31). 9 uncu Ordu Kumandanının kanaatince ''İtilâf subayları Rum
ahalinin sözlerine kapılmaktadırlar. Samsun'da ve Batum'da vapur bekleyen çok sayıda terhis
erleri vardır. Ahalinin silâhlandırılmış olduğu iddiası, Rum çeteleri tarafından şekavetlerini
daha serbest yapabilmek için uydurulmuş bir haberdir. Gizlice silâhlandırılmış olan Rum
eşkıyası İtilâf donanmasının gelmesiyle taşkınlığa başlamışlardır. Musul ve Irak bölgelerinden
gelerek Samsun'da toplanan Alman ve Avusturya askerleri de gitmek için gemi
beklemektedirler. 9 uncu Ordu Kıtaatı Müfettişi Mustafa Kemal Paşada, hükûmete yolladığı
22 Mayıs 1919 tarihli raporunda, Samsun'a çıktığı günlerde bölgenin asayiş durumunu şu
suretle tasvir etmektedir (32): ''Umumî harp seferberliğinin başlarında Samsun livası içinde
asker kaçaklarından ve Müslüman, Ermeni ve Rum unsurlarından bir takım çeteler âdi
hırsızlık ve katl yaparlardı. Rum ve Ermeni tehciri sıralarında bu unsurlardan bazı çeteler
siyasî bir mahiyet almış, Rus istilâsı başlayınca Ruslar tarafından teşvik ve denizden takviye
edilmiş, fakat sıkı kovalama karşısında tehlikeli bir hâl almamıştı. Rus bozgunundan sonra
Mütarekeye kadar şakavet devam etmiştir. Mütarekeden sonra, Yunanlılık emeli güden bütün
Rumlar her yerde şımardılar. Samsun havalisinde de Pontos hükûmetini kurmak için
birleştiler. Bütün Rum çeteleri bu maksat uğrunda, siyasî bir şekil aldı. Son zamanlarda
Samsun havalisindeki Rum nüfusunu arttırmak için Rusya'da ne kadar Rum var ise buraya
getirilmesine çalışılmıştır. Bugün, Samsun havalisinde 40 kadar Rum çetesi vardır. Buna
karşılık Türk ahali, hükûmet tarafından korunamadığından bazı Laz çetelerini Trabzon
havalisinden getirerek mal ve namuslarını muhafaza zorunda kalmışlardır. Bu suretle 13
Müslüman çetesi faaliyettedir. Hakiki durum budur. Samsun'da nüfus ekseriyeti Rumlardadır.
Bunlar hükûmete karşı soğukturlar. Fakat liva içinde ezici çoğunluk Türklerdedir''. Yine
Mustafa Kemal Paşanın 25 Haziran 1919 tarihli raporuna göre: ''İstanbul'da, Galata'da,
Minerva hanının üçüncü ve dördüncü katlarında, Rum muhacir komisyonu gibi aldatıcı bir ad
altındaki Kordas yahut Etniki Eterya Cemiyetinin bir şubesi de çalışmaktadır. Bu vaziyet,
Yunanistan'dan gönderilen çeteleri ve İstanbul'da kaydettiği Rumları, Trakya'ya, İzmir'e ve
Karadeniz kıyılarına göndermektedir. Fener Patrikhanesi Merkez Komitesi de, bu cemiyete
yardım etmektedir''.
Yukarıda verdiğimiz çok önemli vesikaların tanıklığıyla meydana çıkan gerçek şudur ki,
Samsun dolaylarında umumî harp içinde âdi şakavet ve soygunculuk karakteri taşıyan
asayişsizlik Mondros Mütarekesiyle birlikte, İtilâf devletlerinin bu bölgedeki müdahale ve
işgaliyle siyasî bir renk almış bulunmaktadır. Bu işgalin gayesi de, Samsun dolaylarındaki
Rum ahali arasında Pontos hükûmeti kurulmasını teşvik ederek Türk vatanının parçalanmasını
sağlamaktı. Mustafa Kemal Paşanın Samsun'da Anadolu'ya ayak basmasıyla, bu bölgedeki
Pontos şekaveti de bir bütün olarak kurtuluş davası çerçevesi içinde ele alınmıştır. Büyük
kurtarıcının Samsun'a gelir gelmez, 3 üncü Kolordunun 5 inci Kafkas ve 15 inci Tümenleriyle
Potnosculara karşı açtığı mücadele, 1920 ve 1921 hattâ 1922 yıllarında da merkez ordusu
birlikleri tarafından yine evvela TBMM. reisi ve daha sonra Başkumandan Mustafa Kemal
Paşanın talimatıyla, tasfiye edilmiştir. Profesör Jμaschke'nin de belirttiği gibi 9 uncu Ordu
Kumandanı Yakup Şevki Paşanın, mütarekenin ilk aylarında Samsun dolaylarında başlayan
temizleme hareketi, bütün mücadele süresince büyük birliklerle devam etmiş ve oldukça
kabarık bir yekûn tutan kuvvetlerimiz, asıl muharebe cephesinden uzak olan Orta Anadolu'da
Rum siyasî çeteleriyle uğraşmak zorunda kalmışlardır.
4. MUSTAFA KEMAL PAŞA'NIN
ANADOLU'YA GÖNDERİLMESİ
M.Kemal'in Mütarekede mücadeleye atılması bir tesadüf
sonucu değildir.
Her hareket, bilhassa ihtilâl, önceden yalnız bir fikir hazırlığının değil, ancak bir fikir
savaşının sonucu olarak yapılabilir. Bunun için, Millî Mücadelemizde, Mustafa Kemal'in
uzun yıllardanberi uğrunda savaştığı bir fikrin, bir idealin etkisi çok büyüktür.
Mücadelemizde ''Fikri düşünenle uygulayanın aynı büyük adamda birleşmiş'' olduğunu
görmekteyiz. O, gençliğinden beri, ''Vatanına büyük faydaları dokunacak'' büyük bir fikir
taşıyordu (33). Onun için, Mustafa Kemal Paşanın Birinci Dünya Harbi sonunda, Türk
istiklâlini ve Türk milletini kurtarmak için mücadeleye atılmasını, yalnız Mütarekeden sonra
uğradığımız haksızlıkların bir sonucu olarak kabul etmek pek sathi bir görüştür. Birinci
Dünya Harbi felâketinden sonra, birçok liyakatli ordu kumandanları arasından, Mustafa
Kemal Paşanın, 9 uncu Ordu Kıtaatı Müfettişi olarak Anadolu'ya gönderilmesinin ve
kendisinin de bu vazifeyi yüklenmesinin gerçek sebepleri üzerinde ne kadar durulsa
yerindedir. Bunu, yukarıda da işaret ettiğim gibi, gençliğinden beri memleket ve millete,
büyük hizmetlerde bulunmak için taşıdığı ''büyük fikir''de ve onun ''inkılâpçı'' karakterinde
aramalıdır. O, İkinci Meşrutiyetle birlikte rütbe ve vazifesi ne olursa olsun, iç ayaklanmalar
ve harpler gibi devletin tümünü ilgilendiren meseleler üzerinde durmadan fikir yürütüyordu.
İkinci Meşrutiyet inkılâbının (1908) daha ilk aylarında Genç Kurmay Mustafa Kemal, yapılan
inkılâbı yeter görmemekte ve ''İnkılâbı tamamlamak gerektiği'' tezini açıkça savunmaktadır
(34). Daha genç subaylığında ''gelecekte büyük işler başında bulunmak fikri ve istidadı
cemiyet içinde yaşamak ve toplayıcı, tesir edici'' vasıfları arkadaşlarının dikkatini çekiyordu
(35). O, küçük ve büyük rütbeli ordu mensupları arasında fikirlerini açıklamakta çekinmezdi.
1910 yılında, Selânik civarında, topçu 15 inci Alay subaylarının yaptıkları bir atlı tatbikat
sonunda, Makedonya'nın bir garnizonunda, tertip edilen bir akşam yemeğinde konuşan
kolağası Mustafa Kemal'in inkılâpçı fikirleri oradakileri çok düşündürmüştü. Bu toplantıda,
Arnavutluk ayaklanmasını bastıran Türk ordusunu tebrik eden bir Alman albayına, Mustafa
Kemal şunları söylemişti: ''Türk ordusu vatanı, dış tecavüz ve istilâdan, milleti taassup ve fikir
esaretinden kurtardığı gün vazifesini yapmış olacaktır''.
Akşamdan ortalık ağarıncaya kadar süren bu karşılıklı tartışma, Mustafa Kemal'in fikir
üstünlüğü altında gerçekleşmişti. Oradakiler onun sözlerinden, büyülenmiş gibiydiler.
Gecenin sona erip ortalık ağardığına herkes üzülmüştü. Mustafa Kemal neler söylememişti!
Oradakilerin hepsi, Meşrutiyeti Abdülhamit'in kanlı ellerinden kurtarmakla milletin kurtulmuş
olduğunu, her işin yoluna girdiğini sanmıştı. Daha yapılacak çok şey olduğunu ve düzeltilecek
içtimaî hastalıklarımızı onun ağzından işitmekle oradakilerin gözleri açılır gibi olmuştu.
Mustafa Kemal, anlaşılıyordu ki, milletin dertlerini kendine dert edinmişti. O içini yakan
memleket dertlerinin ateşiyle durmadan konuşmuştu. Genç Mustafa Kemal'in asıl ıstırabı
'Türk milletinin Batı dünyasından çok geri kalmış olması''ndan ileri geliyordu. Ona göre asıl
dava, Türkleri çağdaş medeniyete ulaştırmaktı. Mustafa Kemal, o toplantıdakilerin ne
kumandanı, ne de en yaşlısı idi. Sofra sonunda, herkeste beliren kanaat şu idi: ''Mustafa
Kemal millet mukadderatı hakkındaki düşüncelerini, etrafındakilere, zorla, rütbe ve mevkiine
dayanarak değil, fikir kuvvetiyle kabul ettirebilecek ileriyi görebilen bir yurtseverdir'' (36).
M. Kemal'in İttihat ve Terakki'ye ve Enver'e muhalefeti
sebepleri
II. Abdülhamit'in (1876-1909) istibdadına ve kötü idaresine karşı, ilk zamanlarda, bütün Türk
idealistleri gibi, İttihat ve Terakki ile birlikte yürüyen Mustafa Kemal, biraz sonra, idaresini
beğenmediği cemiyetten ayrılmış, bu cemiyeti halk arasında itibardan düşüren hareketlerden
uzak kalmış ve bunları ilerisi için bir ibret dersi olarak gözönünde tutmuştur. Kendini
mesleğine vermekle beraber, idare başındakilerden daha çok vatanın mukadderatıyla yakından
ilgileniyordu. O Osmanlı İmparatorluğunu çökerten iç ayaklanmalar ve birbirine eklenen
İtalyan (1911-1912), Balkan (1912-1913) ve Birinci Dünya Harbi'nde (1914-1918) vatana,
rütbesi ve nüfuz sahası genişledikçe büyük hizmetler yapmıştır. Enver'le, Sofya ataşemiliteri
iken başlayan mücadelesi, Birinci Dünya Harbi'nin sonuna kadar gittikçe genişleyerek devam
ettir. Sofya Ataşemiliteri Yarbay Mustafa Kemal Bey, Alman askerî ıslâhat heyetinin Osmanlı
ordusunda görevlendirilmesi ve Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Harbi'ne girmesi aleyhinde
idi (37). Bununla biraber, Gelibolu yarımadasındaki Arıburnu ve Anafartalar muharebelerinde
Albay Mustafa Kemal Bey (Albaylığa yükleşi 1 Haziran 1915), Boğazları ve İstanbul'u
kurtarmıştı (38). Biraz sonra Mustafa Kemal Paşa (Generalliğe yükleşi 1 Nisan 1916), Hicaz
sefer kuvveti, Yıldırım Orduları Grubu ve Genel Olarak Osmanlı ordularının sevk ve idaresi
işlerinden dolayı Osmanlı umumî karargâhı, Osmanlı hükûmeti ve bilhassa Başkumandan
Vekili Enver Paşa ile mücadele girişmişti (39).
Bütün İttihat ve Terakki devrinde (1908-1918) cemiyet, bilhassa Enver, Mustafa Kemal'e
daima ''Muarız ve rakib'' gözüyle bakmıştır. Gerçekte o, İttihat ve Terakkinin anladığı gibi bir
komiteci ve ''günlük politikacı'' olmamıştır. ''Suikastları'' ve ''Hükûmet darbe''lerini hiçbir
suretle hoş görmemiştir (40). Umumî harpte, Osmanlı Devletinin müttefiki Almanya'nın,
Türkiye içinde nüfuz elde etmeye çalışması ve bu harpten sonrası için yerleşme hazırlıkları
yapması gizlenmeyecek bir hâl almıştı. Her cephede, silâhla İtilâf tecavüzlerine yurdu
koruyan Mustafa Kemal, müttefik de olsa bir yabancı devletin memleket içinde nüfuz elde
etmesine seyirci kalamazdı. Umumî harp tecrübesi, Mustafa Kemal'e, her yabancı nüfuz ve
kontrolüne mukavemet zaruret ve imkânlarını vermişti (41). Mondros Mütarekesi'yle Yıldırım
Orduları grubu Kumandanı (31 Ekim 1918) olarak ırk ve coğrafya bakımından gelecekteki
Türkiye'ye ait olması gereken toprakların elimizde kalması için mücadele etti, İskenderun ve
Antakya dolaylarının elimizde kalmasına çalıştı. O, bu faaliyetleriyle, çoğu subay olmak
üzere, aydın Türkler arasında o vakit için, pek alışılmamış olan Batı anlayışında bir millî
bilinç (şuur) geliştirmiştir. Henüz kırk yaşında bile olmayan Mustafa Kemal Paşa, üstün bir
kumandan ve teşkilâtçı olarak temayüz etmişti. Bundan başka bozulan Osmanlı Devleti ile
yakın işbirliğinde bulunmamış ve Enver'le mücadele etmiş olmasının onu, yeni millî hareketin
başına getirmesi mukadderdi (42). Arkadaşları ve büyük bir subay kitlesi, ona, memleketi
kurtaracak lider gözüyle bakıyorlardı.
Türk ordusunun kurtuluştaki rolü
Türk milletini, tarih boyunca olduğu gibi, bu kere de ancak ordu kurtaracaktı. Gerçekte de
eğer Mustafa Kemal olmasaydı, Millî Mücadele hareketi olmayacak (43) ve başarıyla
sonuçlanmayacaktı (44).
Birinci Dünya Harbi sonunda, Mustafa Kemal Paşa, sükûn ve huzur içinde yetişmiş müstesna
bir ''istidat ve liyakat''in üstünde, dünyayı ve Osmanlı İmparatorluğu'nu alt üst eden büyük
olaylar ve fırtınalar içinde sertleşmiş ve yoğurulmuş kuvvetli bir ''karakter'' olarak da dikkati
çekiyordu.
Birinci Dünya Harbi içinde İtilâf devletlerinin yalnız Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamakta
yetinmeyerek bin yıllık Türk vatanı Anadolu'yu da aralarında paylaştıklarının (45) herkesçe
ve Türklerce öğrenilmesi ve bunun fiili tatbikatı olan Mondros mütareke olayları, Mustafa
Kemal Paşa'nın mücadeleye atılması için en elverişli şartları hazırlamış bulunuyordu. Türk
vatanının parçalanmasını önlemek için, 1919 yılı başlarında mücadeleye girişilmediği
takdirde, son fırsat da kaçırılmış olacaktı. 1919 yılı mayıs başlarında ''Anadolu'da asayişin
korunmasını düzenlemek ve mütareke şartlarının uygulanmasını sağlamak'' için, 9 uncu ordu
kıtaatı müfettişi olarak görevlendiğini haber alan dostları ve onun ihtilâlci fikirlerini bilen
yakınları, Anadolu'da hiç kimsenin yapamayacağı bir mücadeleye atılacağını bekliyorlardı.
''Samsun bölgesindeki asayişsizliği yerinde görüp tedbir almak'' görevine, Mustafa Kemal
Paşa'nın seçilmesi, aydınlanması gereken çok önemli bir sorumdur. Damat Ferit kabinesinde
Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey gibi Hürriyet ve İtilâf Partisi ileri gelenlerinin Mustafa
Kemal Paşayı bu vazife için aday göstermelerinin yanında, kendisinin, Enver Paşanın ve
İttihad ve Terakkinin muhalifi olduğu inancıyla birlikte, her ihtimale karşı İstanbul'dan
uzaklaştırılması gereken bir şahsiyet sayılması bu tayinde etkili olmuştur (46). Mareşal Fevzi
Çakmak'ın aşağıdaki notu bu son ihtimali kuvvetlendirmektedir. ''Mustafa Kemal Paşanın,
Ahmet Rıza Beyle beraber hükümeti ele almak ve Ferit Paşayı sadaretten uzaklaştırmak
istediğinden, Ferit Paşa tarafından İstanbul'dan uzaklaştırılmak istediğini Harbiye Nazırı Şakir
Paşa, Erkânı Harbiye Umumiye reisi olduğum cihetle bana bildirmişti. Sureti zahirede
Pontuscuların faaliyetine mani olmak üzere Müslümanlarla Rumlar arasında bir kıtal
zuhurunu bertaraf etmek vazifesiyle gidiyordu. Harbiye Nezaretinde Cevat Paşa ve Mustafa
Kemal Paşa ile görüştüğümüz sırada, Mustafa Kemal'in Anadolu'da bir mukavemet tesis
etmesi ve bizim de her vecihle yardımda bulunmaklığımız, lüzumuna karar vermiştik.'' Bu
tayini, Osmanlı padişahı Vahidettin'in 30 Nisan 1919 tarihli irade ile tasdik etmesi,
hükümdarın Mustafa Kemal Paşanın şahsından hiç şüphelenmediğini göstermek bakımından
çok manalıdır. Veliahdliğinde, birlikte yaptıkları Almanya seyahatinde ve Mütareke devrinde
İstanbul'da kendisiyle yaptığı konuşmalarda (47) Vahidettin'de Mustafa Kemal Paşanın
kendisine bağlılığını sarsacak bir intiba uyanmamış olduğu da kabul olunabilir. Aksi takdirde
bu tayini tasvip etmeyeceği muhakkaktır. Bir dergide (48) Mustafa Kemal Paşanın 9 uncu
Ordu Kıtaatı Müfettişliğine ''Zat-ı hazreti padişahinin şahsî nüfuzu ve kat'i arzusiyle'' tayin
edilmiş olduğuna dair yayınlanan bir vesika, şimdilik resmî arşiv vesikalarıyla teyide muhtaç
olmakla beraber, dikkate alınması gereken yeni bir sebep olarak yer almış bulunmaktadır.
Müfettişlik talimatını bilmemekle beraber bu tayinden, önceden İngiliz yüksek komiserliğine
bilgi verildiği anlaşılıyor (49).
Ordu Müfettişi M.Kemal Paşaya geniş yetkiler veren talimat
9 uncu Ordu kıtaatı Müfettişliğine tayin olunan Mustafa Kemal Paşa'nın emrine, müfettişlik
vazifelerini tesbit eden 6 Mayıs 1919 tarihli talimata göre, XV inci ve III ünçü kolordular
verilmişlerdi. Komşu kolordular da (XIII, XII ve XX inci kolordular), Müfettişliğin
müracaatlarını dikkate alacaklardı. Aynı zamanda müfettişlik bölgesi içideki dört vilâyetle
(Erzurum, Trabzon, Sivas, Van) iki müstakil liva (Erzincan ve Canik) doğrudan doğruya, beş
vilâyetle (Diyarbakır, Bitlis, Mamuretülaziz, Ankara, Kastamonu) iki müstakil liva da (Maraş
ve Kayseri) müfettişlik bölgesine bitişik oldukları için Mustafa Kemal'in vereceği talimatı
yapacaklar veya dikkate alacaklardı (50). Bu tarihî talimatla gerçekte, evvelâ bütün Anadolu
ve kısa bir zamanda bütün memleket Mustafa Kemal Paşanın kontrolü altına girmiş oluyordu.
Nitekim, o, Samsun'a gelir gelmez, müfettişlik bölgesiyle komşu vilâyet kolorduları da
atlıyarak Doğu Trakya, Batı Anadolu, İstanbul ve bütün memleket işleriyle yakından
uğraşmaya başlamıştır (51).
Mustafa Kemal Paşaya bu kadar geniş salâhiyetler veren tarihî talimatın, ordu ve memleket
üzerindeki sıkı işgal kontrolüne rağmen nasıl hazırlanıp kabul olunduğu da gerçekten
aydınlanması gereken bir muammadır. Bu talimattan Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya
varıncaya kadar, İtilâf işgal orduları kumandanı General Milne'e, Harbiye Nezaretindeki
İngiliz irtibat subayına ve İngiliz Yüksek Komiserliğine bilgi verildiğine dair şimdiye kadar
bir vesikaya rastlanmamıştır. O vakit Osmanlı hükûmetini idare eden sivil kişilerin, bilhassa
Damat Ferit Paşanın bu talimatın önemini anlayacak kabiliyette olmadıkları kabul olunabilir.
Mustafa Kemal Paşanın ''İstanbul'dan uzaklaşmasını arzu edenlerin icadettikleri sebep,
Samsun ve havalisindeki asayişsizliği mahallinde görüp tedbir almak için Samsun'a kadar
gitmesiydi (52). O, ''Bu vazifenin ifası için bir makam ve salâhiyet sahibi olmaya mütevakkıf
olduğunu'' ileri sürmüş, bunda hiçbir beis görmemişler. O tarihte, Erkânı Harbiyei
Umumiyede bulunan ve ''maksadını bir dereceye kadar sezen zatlar'' müfettişlik vazifesini
bulmuşlar. Müfettişliğin salâhiyetine dair olan talimatı da, bizzat Mustafa Kemal Paşa
yazdırmış (53). Burada, bu talimatın mana ve genişliğini anlıyan Erkânı Harbiyei Umumiye
Reisi Cevat Paşa ve İkinci Reis Kâzım Paşa (İnanç) gibi arkadaşlarının onun gerçek
maksatlarını ''bir dereceye kadar sezmiş ve bu kadarını tasvip etmiş olmaları doğrudur.
Nitekim Anadolu'da ''bir şeyler yapacağından'' hiç şüphe etmeyen Cevat (Çobanlı) ve Kâzım
Paşa (İnanç)lara Mustafa Kemal Paşanın verdiği cevap, sadece ''evet bir şeyler yapacağım''dan
ibaret olmuştur. Erkânı Harbiye Reisliğinden o sıralarda çekilen Fevzi Paşa (Çakmak) da,
memleketin uğradığı felâketlerden çok dolgundu. Bu muhterem zat ''İstanbul'daki rahatımızı
feda etmemek için koskoca memleketi veriyoruz, bu ne akıldır'' diye yakınıyordu.
M.Kemal Paşa Anadolu'ya gitmeden önce gerçek
maksatlarını en yakın arkadaşlarına bile açmamıştır.
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Erkânı Harbiyesinin başında bulunan Cevat, Fevzi ve Kâzım
paşaların, ilerisi için, yardımlarını bu suretle sağlamış bulunuyordu. Zaten, onların anlayışlı
yardımları olmasaydı, müfettişlik salâhiyetlerini tesbit eden talimatın yazılıp, İtilâf
Kumandanlığının haberi olmadan, Osmanlı Vükelâ Meclisinin de tasdikinden geçirilmesinin
mümkün olmayacağı şüphesizdir. Müfettişlik yetkilerini tesbit eden Talimatın Osmanlı
Vükelâ Heyetince ne vakit okunarak tasvip olunduğu da üzerinde durulacak önemli bir
noktadır. 9 uncu Ordu Müfettişi M. Kemal Pş. Hz. ne yazılan 6 Mayıs 1919 gün ve 2690
sayılı tezkereye göre (Hr.Ta.V.D. sayı I, vesika 4) bu talimatnâme, en geç, 6 Mayıs 1919
günü, Vükelâ Meclisinde okunarak kabul olunmuş ve ertesi 7 Mayıs 1919 günü de şifreyle
gereken makamlara tebliğ olunmuştur. Bununla beraber, aynı talimatın bir daha 7 Mayıs 1919
günü Harbiye Nezaretinden Sadarete gönderildiği anlaşılmaktadır. Bu tezkerenin Vükelâ
Meclisinde 17 Mayıs günü okunarak talimatın uygun görüldüğü Prof. Tayyib Gökbilgin'in
Osmanlı Vükelâ Meclisi tutanakları üzerinde yaptığı incelemelerle tesbit edilmiş
bulanmaktadır. 18 Mayıs 1919 günü Dahiliye Nezaretleriyle birlikte Harbiye Nezaretine de
bildirilen bu kararın ikinci defa Vükelâ Meclisinden geçirilmesine neden lüzum görüldüğü
araştırılacak önemli bir işlemdir. İlk önce, 6 Mayısta tez elden Vükelâ meclisinden geçirilip
''Azimetçe iltizami istical buyurulması'' kaydiyle M. Kemal Paşa'ya tebliğ olunan
Talimatnâmenin, ertesi günü Harbiye Nezaretinden resmî bir tezkereyle Sadarete sunulduğu
görülmektedir. 6 Mayıs tebliğiyle M.Kemal Pş.nın, bir an önce İstanbul'dan hareketini
sağlamak ve talimatın usulüne uygun olarak bütün hükûmete maledilebilmesi için titizlik
gösterildiği gözden kaçmamaktadır. Hükûmet ve Harbiye Nezaretinin bu talimat işindeki
davranışında bir taraftan sinirli bir acelecilik, diğer taraftan da talimatın doğurabileceği
sorumluluktan kaçınmak istendiği göze çarpmaktadır. Bu arada, Talimatın Vükelâ
Meclisinden çıkması için aradan on günlük bir zaman geçmiş olduğu da dikkati çekmektedir.
Talimat ikinci defa olarak Vükelâ Meclisince kabul olunduğu gün, M.Kemal Pş. Samsun'a
yaklaşmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa, Cevat, Fevzi ve Kâzım Pş.lardan başka, İstanbul'da
görüştüğü arkadaşlardan Ali Fethi (Okyar), İsmet (İnönü), Ali Fuat (Cebesoy) ve Kâzım
Karabekir'le kurtuluş çareleri ve Anadolu'da mücadele yolları konusunda daha açık
görüşmüştür. Fakat, hiç kimseye, hatta yukarıda adları geçen yakın arkadaşlarına dahi,
İstanbul'dan hareketinden önce gerçek maksadını açıklamamıştı. Eğer, gerçek maksadını,
İstanbul'dan ayrılacağı sıralada, yukarıda adları geçen yakın arkadaşlarına dahi ifşa etmiş
olsaydı, kurtuluş hareketinin daha ilk adımında muvaffakiyetsizlikle karşılaşacağı gibi, işini
kolaylaştıran müfettişlik salâhiyetlerini tesbit eden talimatı da belki elde edemezdi. O, ''millî
sır'' dediği, batı anlayışında yeni bir Türk devleti kurmak ve memleketi tehdit eden Ermenilik,
Rumluk istilâsına ve İtilâf devletlerinin Türk vatanını paylaşma kararlarına karşı silâha
sarılmak lüzum ve zaruretini ancak, Anadolu'ya geçtikten sonra, adım adım ve Erzurum ve
Sivas kongrelerinde millî karar hâlinde açıklamış ve uygulamıştır (54). Mustafa Kemal Paşayı
Anadolu'ya geçmeden önce ve geçtikten sonra İstanbul'dan destekleyecek milliyetçi asker ve
büyüklerin, onun, ancak, barış şartlarını hafifletecek kadar Anadolu'da bir mukavemet
hareketi yaratmasına taraftar olduklarını sanıyorum. Millî hareketin bilhassa İtilâf devletlerine
karşı silâhlı bir mukavemet hâlinde genişlemesinin çıkar bir yol olmadığına inanmışlardı (55).
İşgal altındaki İstanbul'da işbaşında bulundukça gerçek inançlarını gizlemek zaruretinde
oldukları da düşünülebilir. Bununla beraber, hepsi tecrübeli, yurtsever olan bu zatların
Anadolu'da başlayan mukavemet hareketine muvazi olarak Mustafa Kemal Paşanın zaferi
elde etmesindeki hizmetleri de büyük olmuştur.
İngiliz Yüksek Komiseri Amiral De Robeck, Curzon'a yazdığı 17 Eylül 1919 tarihli
raporunda, isabetli bir görüşle, millî hareketin, İstanbul'dan, bilhassa, Harbiye Nezaretinden
desteklendiğini belirtmiştir. İtilâf makamları arasında, M. Kemal Paşayı ele geçirememekten
ve millî hareketin bütün Türk milletinin benimsediği bir ihtilâl halinde genişlemesinden sinirli
ve hırçınlık havası esiyordu.
Hınçlarını Harbiye Nazırı Cemal ve Erkânı Harbiye Reisi Cevat paşaları çekilmeye zorlamak
suretiyle, millî hareketi desteklemeye çalışan Ali Rıza Paşa Hükûmetinin itibarını kırmak ve
Türkleri korkutmak politikasını gütmeleri, beklediklerinin tam tersine olarak Millî Hareketi
kuvvetlendirmekten başka bir sonuç vermemiştir.
Millî Mücadeleyi ilk düşünen kimdir?
Burada, sayın Profesör Jμaschke'nin de dokunduğu millî mücadeleyi ilk düşünen ve
başlayanın kim olduğu sorumuna da cevap vermek isterim. Hiç şüphesiz, bütün mana ve
şümuliyle, millî Türk kurtuluş hareketini düşünüp başlayan ve uygulayan Mustafa Kemal
Paşadır. Bunu, kabul ve tasdik etmek bir millî vazife olduğu gibi, ilmî bir zarurettir. Bununla
beraber eğer Harp Okulundan ve Harp Akademisinden yüksek vasıfta, mesleğinde ve umumî
hayat görüşünde derece derece olgun asker yetişmeseydi, bunlar arasından bir Mustafa Kemal
(Atatürk) çıkamazdı. Hatta, Türk toplumunda, Atatürk ve yandaşlarını tutup destekleyecek bir
millî olgunluk tarih boyunca vücut bulmamış olsaydı İstiklâl savaşı gerçekleşemezdi (56).
Genel olarak, Yunanlıların İzmir'i işgalleri (15 Mayıs 1919) Millî Mücadele'in ve Kurtuluş
Savaşı'mızın en başta gelen bir sebebi olarak gösterilir. Gerçekte yukarıda da işaret edildiği
gibi Türkiye, Müttefikler arasında paylaşılmıştı. Türkiye diye, Anadolu'nun ortasında her
türlü istiklâlden yoksun bir beylikten başka bir şey kalmıyordu. Mustafa Kemal Paşanın, ne
şeklide olursa olsun bu felâketi anlatmak için Anadolu'ya geçmek istemesinin sebebi bu idi.
İstanbul'dan ayrılmadan önce İzmir'in de Yunanlılar tarafından işgali, onun tasarladığı
mücadelenin bütün milletçe daha kolay benimsenmesini sağlamıştır. Bununla beraber, taze
Yunan ordusuna karşı savaş, çok buhranlı safhalardan geçerek son zafere kadar üç yıl ve dört
ay (15 Mayıs 1919-11 Ekim 1922) süren bir Türk-Yunan ölüm-kalım mücadelesi hâlini
almıştı. Fakat öyle bir mücadele ki, bütün gizli ve açık paylaşma andlaşmalarının ve
anlaşmalarının talii, bunun akibetine bağlı idi.
Mustafa Kemal Paşanın 9 uncu Ordu Müfettişliğine tâyin edilmeden önce 6 ıncı orduda Ali
İhsan Paşanın yerine gitmek istememesinin sebebini de, Profesör Jaschke'nin işaret ettiği gibi,
tasarladığı mücadele bakımından uygun görmesinden aramalıdır.
9 uncu Ordunun XV inci ve 6 ıncı Ordunun XIII üncü
Kolordulara çevrilmesinin sebepleri
Diğer taraftan, Yakup Şevki Paşanın (Sübaşı) kumandanı bulunduğu 9 uncu Ordunun XV inci
Kolordu ve 6 ıncı Ordunun XIII üncü Kolorduya çevrilmesi, General Milne ve Allenbey'in
istekleriyle olmamıştır. Essasen, Osmanlı ordusunun mütareke mevcuduna indirilmesi
tamamlandıkça, seferberliğe mahsus bir makam olan ordu kumandanlıklarının da, 1919 yılı
başlarında, ''ordu müfettişliklerine çevrilmesi Harbiye Nezaretince kararlaştırılmıştı''. Bu
düşünceye göre, sırasıyla 2 inci, 6 ıncı ve 9 uncu ordu kumandanlakıları kaldırılmıştır. İlk
olarak 2 inci Ordu Kumandanlığı, ''Yıldırım Kıtaatı Müfettişliği''ne çevrilmiş (28 Aralık 1918)
ve İtilâf baskısı etkisiyle Nihat Paşa (Anılmış) bu müfettişlikten geri alınarak(57) yerine
Mersinli Cemal Paşa Konya'ya gönderilmiştir (2 Şubat 1919). 6 ıncı Ordu'nun XIII ücüncü
Kolorduya ve 9 uncu Ordunun XV inci Kolorduya çevrilmeleri de İngilizlerin isteğiyle
olmamıştır.
Ali İhsan ve Şakup Şevki paşaların İstanbul'a çağrılmaları
Onların maksadı sadece bu orduların, mütareke hükümlerine göre küçültülmesinden daha
beterdi. Büyük Britanya, Musul'un (3 Kasım 1918) ve Musul vilâyetinin (8-30 Kasım 1918)
işgaliyle yetinmiyordu. Doğu ve Güney-Doğu Anadolu'da, barış antlaşmasıyla düşündüklerini
daha kolay yapabilmesine engel olan kumandanları ve Türk kuvvetlerini ortadan kaldırmak,
Britanya'nın, o vakit için başlıca amacıydı. ''İngilizler, Kürdistan ve Kürtlük fikrini Erzurum,
Diyarbakır ve Harput taraflarına sokarak Osmanlı Devletini parçalamak amacını
güdüyorlardı. Ali İhsan Paşa, Süleymaniye'de kurulan Şeyh Mahmud'un Kürt Hakimliği
vesilesiyle Musul vilâyetinden esmekte olan Kürtlük havasını, 6 ıncı Ordunun işgalindeki
yerlere sokmamaya ve kuvvetlerini Musul vilâyeti hududuna karşı topluca tutarak bu
teşebbüsü durdurmaya muvaffak olmuştu.'' Bu ordunun büyük kısmı, Carablus-Resülayın-
Nusaybin-Cizre çizgisinde bulundurulmakla Musul vilâyetinin boşaltılmasından sonra
şımarmış olan aşiretlerin tecavüzlerini de önlemişti. Bu tedbirle, mütarekenamede, altı Doğu
vilâyetimizde asayiş bozukluğuna dayanılarak buraların işgaline de meydan verilmişti. Bunun
içindir ki, Allenby, İstanbul'da, Osmanlı Hariciye ve Harbiye nazırlarına, 7 Şibat 1919'da
verdiği ultimatom karakteri taşıyan 12 maddelik istekleriyle ''6 ıncı Ordunun
silâhsızlandırılarak silâhlarının teslimini ve ordu kumandanı Ali İhsan Paşanın da vazifesine
son verilmesini'' ileri sürdü(58), Osmanlı Harbiye Nezareti, 6 ıncı Orduyu, XIII üncü
Kolorduya çevirmişti. General Milne, bu kolordunun da dağıtılarak jandarma hâline
getirilmesini istedi ise de, Osmanlı Genel Kurmayının ısrarlı mukavemeti karşısında sekiz ay
süren yazışma sonunda bundan vazgeçmek zorunda kaldı.
Doğu hududumuzda, Brest-Litovsk antlaşmasıyla (3 Mart 1918) anavatana kavuşan üç livada
(Batum, Kars ve Ardahan) plebisit de yapılmış (14 Temmuz 1918) idi. Mondros
Mütarekenamesinin 11 inci maddesinin, haksız olarak ve zorla genişletilmesi sonucunda bu
üç liva boşaltılmış (31 Ocak 1919) ve buralarda osmanlı idaresine son verilmişti(59).
Boşaltma sırasında, 9 uncu Ordu Kumandanı Yakup Şevki Paşa, İngilizlerce, bırakılan
bölgede millî hükümetler ve teşkilât kurmakla suçlandırılmış ve bu davranışından ötürü hesap
vermek ve sorguya çekilmek üzere İstanbul'a çağırılmıştır (General Milne'in Harbiye
Nezaretine 18 Şubat 1919 tarihli yazası), Osmanlı Harbiye Nezareti ile İngiliz işgal
kumandanlığı arasında iki ay süren bir yazışmadan, Yakup Şevki Paşa, Osmanlı Harbiye
Nezareti tarafından İstanbul'a çağırılmış ve 9 uncu Ordu da ilga olunarak bu orduyu teşkil
eden dört tümenden (3 üncü, 9 uncu ve 11 inci Kafkas tümenleriyle 12 inci Tümen XV inci
Kolordu kurulmuş ve kolordu kumandanlığına da General Kâzım Karabekir tâyin olunmuştur.
(3 Nisan 1919)(60). Bilindiği gibi Yakup Şevki Paşa İstanbul'a gelince (26 Nisan 1919)
gözlerinin tedavisi için Haydarpaşa Hastanesine yatmış, burada nezaret altında tutulmuş ve
hastahaneden ayrıldıktan sonra da evinde yakalanarak Malta'ya sürülmüştür (6 Mayıs 1920).
İngilizler, doğuda üç livayı boşaltırken, ordusunun bütün silah, cephane ve teçhizatiyle 1914
sınırları gerisine çekmeye muavvak olan yurtseven ve mefküreci Yakup Şevki Paşayı da,
vazifesinden uzaklaştırmakla, Doğu vilâyetlerimizde istediklerini kolayca
gerçekleştirebileceklerini sanmışlardı.
Yukarıda anlatıldığı gibi 6 ıncı Ordu'nun XIII üncü ve 9 uncu Ordu'nun XV inci Kolordu'ya
çevirmeleri, İngilizlerin zorundan ziyade onların isteklerine aykırı olarak güçlükle yapılabilen
bir olaydır.
9 uncu Ordu Müfettişliğine tâyin olunan Mustafa Kemal Paşanın Anadolu toprağına ayak
bastıktan sonra zayıf bir İngiliz müfrezesinin bulunduğu Samsun'da tevkif edilebileceği de
bahis konusu olmuştur. Anadolu'ya, büyük bir mücadeleye hazırlanmış olarak giden
''Arıburnu ve Anafartalar'' kahramanının Samsun'da, kendini kolay kolay İngilizlere
yakalatmıyacağı hiç şüphe götürmez.
5. ''ÂSİ'' MUSTAFA KEMAL İLE MÜCADELE
9 uncu Ordu Kıtaatı Müfettişliğiyle(61) Samsun'a giden Mustafa Kemal Paşa ile İngilizlerin
zoru ve baskısı altında, Osmanlı hükümeti arasında açılan mücadele, 8 Haziran 1919'da,
Arıburnu ve Anafartalar kahramanının İstanbul'a geri çağrılmasıyla başlamıştır(62). Bu geri
çağırma ile açılan Mustafa Kemal-İstanbul mücadelesinin çeşitli ve heyecanlı safhalarını
gözden geçirmeden önce, 18 gün gibi pek kısa bir süre sonra, onu, Osmanlı hükûmetinin niçin
geriye, İstanbul'a getirmek istediği konusu üzerinde biraz durmak gerekmektedir.
Osmanlı Hükümeti M. Kemal Paşa'yı niçin geri çağırmıştı?
Mustafa Kemal Paşanın Anadolu'ya gönderilmesinden ilk önce şüpheye düşen İstanbul'daki
İngiliz Başkumandanı General Milne olmuştur. İngiliz kumandanının; ''9 uncu Ordu
Müfettişinin büyük bir karargâhla niçin Sıvas'a gönderildiğini'' anlamak için yazılan 19 Mayıs
1919 tarihli mektubuna, Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa (1861-1924)nın verdiği 24 Mayıs
1919 tarihli cevapta ''Bu müfettişliğin, geniş bir bölgeye dağılmış olan birliklerinin her türlü
hallerini teftiş ve verilen emirlerin ne dereceye kadar uygulandığını görmek'' ve fazla olarak
''o bölgelerdeki tüfek sürgü kollarıyla top kamalarının çabuk sevkine ve hiçbir asayişsizilğin
çıkmamasına gayret etmekle'' görevlendirdiği açıklanmıştır(63).
İstanbul'da, İngiliz Kumandanlığı'yla Harbiye Nezareti arasında, Mustafa Kemal Paşa'nın
Anadolu'ya gönderilmesi sebepleri üzerinde, kendisi Samsun'a vardıktan sonra, bu ilk
tartışmalar yapılırken Samsun'da da, Mustafa Kemal, ilk çalışmalarına başlamış bulunuyordu.
O vakit Samsun şehrinde çoğunluk Rumlarda olmakla beraber Canik (Samsun) livasında
Türkler ezici ekseriyette idiler. Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a geldiği sıralarda ''bütün
Samsun livası Rumları, Yunanlılık duygusuyla şımarmışlardı. Pontos hükûmetini kurmak için
birleşmişlerdi. Samsun bölgesindeki Rum nüfusunu arttırmak için Rusya'da ne kadar Rum var
ise buraya getirilmesine çalışılmıştır''. Samsun livasında, o vakitler 40 kadar Rum çetesi
faaliyette idi. Buna karşılık Türk ahali de, hükûmet tarafından korunamadığından Trabzon
bölgesinden bazı Laz çeteleri getirterek mal ve canlarını muhafaza kaygusuna düşmüşlerdi.
Bu maksatla 13 Müslüman çetesi faaliyette idi(64). Samsun'un (9 Mart 1919) ve arkasından
Merzifon'un (..........) İngilizler tarafından işgali ve Orta Anadolu'da İngiliz kontrol
subaylarının faaliyeti, ''Pontos hükûmeti'' plânını gerçekleştirmeye doğru yöneltilmiş bir
teşebbüstü. Mustafa Kemal Paşa, Samsun'da kaldığı altı gün (19-24 Mayıs 1919) içinde
Samsun livası asayişinin düzeltilmesi için gerekli tedbirleri almış ve buradan ordu ile ilk
temasını yapmıştır.
Mustafa Kemal'in Mücadele programını açıklayan ilk vesika
Onun, Samsun'dan ayrılmadan iki gün önce, oradaki İngiliz temsilcileriyle de temas ettiği, son
zamanda elimize geçen bir vesikadan anlıyoruz(65). Bu şifre telgraf şudur: ''Bugün, erkânı
harbiyemden birkaç zatı, suret-i mahsusada Samsun İngiliz siyasî mümessili Yzb. Horst,
askerî kontrol memuru Yzb. Zolther siyasî kontrol memuru Yzb. Mill ile temaz ve mülâkat
ettirdim(66). Samsun sancağında şakavetin esbap ve âmilleri tamamen 21 Mayıs 1919 ve 53
munaralı şifre ile arzettiğim kanaat dahilinde olmak üzere bizzat İngilizler tarafından itiraf
edilmiştir. İzmir işgaliyle hâdis olan müessif vakalara nakl-i kelâm suretiyle İngiliz subayları,
Osmanlı hükûmetinin, Türkiye'yi kendi kendine idare edemeyeceği, birkaç sene olsun ecnebi
müdahale ve siyanetine müftekir bulunduğu zemininde bir fikir ileri sürmüşlerdir. Kendilerine
verilen cevapta, Samsun livasındaki şakavetin harp zamanında Rumlardan başladığı ve
Rusların bu şakaveti takviye ve idare eyledikleri ve bu yüzden mühim kıtaların o zaman bu
havalide tatbikatta bulundurulmasına lüzum hasıl olduğu hattâ ordunun müracaatı üzerine
hükûmetin o zaman, Bafra tehcirini de yapmak zorunda kaldığı, bugün için Rumlar,
Müslümanları tehyiç ve dilgir eden siyasî emellerinden vazgeçerlerse şakavetin deral
kalkacağı ve bu takdirde İslâm çetelerinin ortadan kaldırılması mümkün ve lüzum görülürse
askerî tedbirlerle tenkili tabiî bulunacağı bildirilmiştir. Osmanlı hükûmetinin idare tarzı
hakkındaki fikirlerine de sırf hususî mahiyette ve zatî kanaat olmak üzere, Türklüğün ecnebi
idaresine tahammülü olmadığı, İngilizler gibi, en medeni milletlerden mütehassıs zatların
müşavir olarak iyi karşılanacağı, Yunanlıların, Osmanlı memleketlerinin hiçbir yerinde
hâkimiyet hakları olmayacağı anlatılmıştır. İzmir hakkındaki suallerine de, vakanın tamamıyla
millî ve hayatî bir mesele olduğu ve en basit bir köylü için de böyle telâkki olunduğu ve
İzmir'in Türklerce İstanbul kadar mühim bulunduğu, hiçbir ecnebi, bilhassa Yunanistan gibi
hayalperver bir hükûmetin işgaline razı olunamayacağı, kuvvetle yapılan bu işgalin muvakkat
bulunacağı, milletin yekvücut olup hâkimiyet esasını, türk duygusunu hedef ittihaz ile
hükûmet-i hazıraya bütün ruh ve vücudiyle muti ve münkad bulunduğu sırasıyla teşrih ve
teati-i efkâr ve hissiyat mahiyetinde olan bu mülâkat hususiyetini muhafaza etmiştir. 9 uncu
Ordu Kıtaatı Müfettişi Mustafa Kemal, 22 Mayıs 1919''(67)
Samsun'a çıktıktan üç gün sonra, sadarete yazılan bu rapor, bütün millî mücadelenin ilk ana
programını teşkil ettiği gibi Mustafa Kemal Paşanın ne gibi fikirlerle yüklü olarak bu vazifeyi
kabul ettiğini de açıkça göstermektedir. Samsun'a gider gtimez, müfettişliğin kendisine geniş
yetkiler veren talimatını da aşarak bütün memleket mukadderatıyla ciddî olarak uğraşmaya
başladığının bundan daha açık bir delili bulunamaz. Saray ve işgal kuvvetleri, onun bu gerçek
niyetlerini, daha İstanbul'da iken sezmiş olsalardı, Anadolu'ya göndermeyecekleri
şüphesizdi(68).
Mustafa Kemal Paşanın sadarete yolladığı yukarıdaki 22 Mayıs 1919 tarihli raporundan
çıkarılabilecek fikirler şu suretle özetlenebilir:
a. Samsun bölgesi Rumların siyasî emellerinden vazgeçerlerse asayiş kendiliğinden düzelir.
b. Türklüğün yabancı mandasına ve kontrolüne tahammülü yoktur.
c. Yunanlıların İzmir'de hakları yoktur, bu işgal geçicidir.
d. Millet, millî hâkimiyet esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunun için
çalışacaktır.
Bu rapordaki fikir ve görüşleri, ne İstanbul hükûmetinin, bilhassa ne de İngilizlerin tasvip
etmeyecekleri şüphe götürmeyen bir gerçektir. Bu raporu okuyan Osmanlı Hükûmetinin ve
İngiliz Umumî Karargâhının Mustafa Kemal Paşayı Anadolu'ya göndermekle ne kadar yanlış
davrandıkları, diğer taraftan Türk milletine ne büyük iyilik ettikleri kabul olunmalıdır. Bu
rapor, gerçekte, bir ihtilâl programından farksızdı. Artık, bundan sonra Osmanlı hükûmetinin
ve İngilizlerin Anadolu'ya geçmekteki gerçek maksadı gittikçe meydana çıkan Mustafa Kemal
Paşayı, Anadolu'dan önceden güzel sözler ve hile ile, arkasından ellerideki bütün vasıtalara
başvurarak İstanbul'a geri getirmeye çalışacaklarından şüphe ve tereddüt edilebilir mi?
Samsun'da kaldığı altı gün içinde (19-24 Mayıs 1919), O, henüz İstanbul'a geri
çağırılmamıştır. Samsun'da, artık yapacak mühim bir işi kalmayınca bu kıyı şehrinden
ayrılarak güneye inmesi, müfettişlik görevleri icabı idi(69), Mustafa Kemal Paşa, Samsun'da
asayişin korunmasını sağlayacak tedbirleri aldıktan ve ordu ile ilk teması yaptıktan sonra
ikinci problem olarak İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalini ele aldı.
İzmir İşgalinin Millî Mücadele üzerine tesiri
''Yunanlıların İzmir'e çıkışının, Mustafa Kemal Paşanın Anadolu'ya geçisiyle aynı günlere
rastlaması, pek garip olduğu kadar hayırlı bir tesadüf olmuştur. Çünkü, Yunan darbesi en
miskin ruhlarda bile:
- Bu kadarı da olmaz! isyanını yaratmıştı. Bütün gönüller ıstırap içinde idi. Sanatını bilen
basiretli bir lider için bundan daha büyük cesaret ve kuvvet kaynağı olamazdı. Mustafa
Kemal, milyonların gönül ıstırabından, millî mukavemet iradesini yoğuracaktı(70).
İzmir işgali karşısında Osmanlı Hükûmetinin ve
Mustafa Kemal'in düşünceleri
Yukarıda, vesikalarla gösterdiğim gibi, Osmanlı hükûmeti, hattâ Osmanlı Harbiye Nezareti,
Yunan tecavüzüne karşı bile, silâh kullanmanın çıkar yol olmadığına inanıyor ve Yunan
işgalini kaldırmak için ''siyasee başvurmak''dan ve ''İtilâf devletlerinin merhamet ve insaf''ına
sığınmaktan başka çare görmüyordu. Yunan tecavüzüne karşı seferberliğe lüzum görenler bile
bunun için İtilâf devletlerinin müsaadesini elde etmeye çalışıyorlardı. Fakat, Türk milletinin
büyük talii, en büyük felâket anımızda, kuvvet kullanmasını bilen, basiretli, sabırlı ve caseretli
bir lidere rastlamasıdır. Mustafa Kemal, işe, önce, Yunan tecavüz ve mezalimi hakkındaki
fedakâr, kahraman Anadolu halkını aydınlatmak için, İstanbul'da olduğu gibi(71)
Anadolu'nun da her yerinde mitingler tertip ettirmekle işe başladı. Bu düşünce ile Mustafa
Kemal, Havza'dan (25 Mayıs - 12 Haziran 1919), memleketin her yerinde mitingler yapılması
ve İstanbul'da protesto telgrafları çekilmesi için, 28 Mayıs 1919'da sivil idare ve ordu
makamlarına talimat vermiştir.
İstanbul ve Anadolu mitinglerinin tepkileri
İstanbul mitinglerinin ilk tepkisi, işgal makamlarının, 28 Mayıs günü 67 Türk devlet adamını
Malta'ya sürmeleri ve Anadolu mitinglerinin bir sonuc da Mustafa Kemal Paşanın İstanbul'a
geri çağırılması olmuştur. Bu geri çağrılışta, İngilizlerle Samsun'da yaptırdığı konuşma
hakkındaki raporun, 26 Mayıs 1919 ''Saltanat şûrası''nda İngiliz mandasının istenmesine karar
verildiğinin ajansla memleket içine yayılması üzerine, Mustafa Kemal Paşanın 3 Haziran
1919'da, Sadrazam Damat Ferit Paşa'yı ikaz etmesinin, Paris Barış Konferansı'na gidecek
Danat Ferit'in, konferansta ''tam istiklâl ve vatanın bazı aslî kısımlarında çokluğun azlığa feda
edilmemesi'' davasını savunması için Anadolu'nun bütün millî teşkilâtı tarafından sadrazama
ve doğrudan doğruya padişaha telgraf çekilmesi yolunda, 3 Haziran 1919'da Anadolu'daki
sivil ve ordu makamlarına talimat(72) vermesi de, hiç şüphesiz müessir olmuştur.
Görüldüğü gibi, 1919 Mayısını son haftasında ve haziran ayı başlarında, Mustafa Kemal Paşa,
askerlere ve sivillere emredebilmek yetkisini veren müfettişlik talimatını, millet ölçüsünde
genişleterek, önce şahsen, bir millî irade sözcüsü ve millî lider olarak İstanbul hükûmetine ve
işgal kuvvetlerine karşı, millî menfaatleri, çekinmeden, korkmadan savunmak üzere ortaya
atılmıştır.
Geri çağrılan Mustafa Kemal'in bir ay içinde millî
mükavemetin sivil ve askeri temellerini kurması
9 uncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşanın İstanbul'a geri çağrılması sebeplerini bir
dereceye kadar çözmeye çalıştıktan sonra, 8 Haziran 1919'da, Harbiye Nezareti tarafından
geri çağırılmasını sonuçlarını kısaca gözden geçirebiliriz.
Osmanlı Harbiye Nezareti'nin 8 Haziran 1919 tarihli çağrısına itaat etmeyen Mustafa Kemal
Paşa, ordu müfettişlik unvan ve yetkilerini bırakmaksızın, bir ay içinde (8 Haziran-8 Temmuz
1919) millî mukavemetin sivil ve askerî temellerini atmıştı. O, yukarıda da açıklandığı gibi,
İzmir'in Yunanlılar tarafından işgali yüzünden milletçe duyulan elem ve ıstıraptan ''Millî
mukavemet iradesi''ni yoğurmuş ve bu mukavemeti sivilleştirmek ve millete mal etmek için
gerekli tedbirleri almıştır. Çünkü, henüz acı hatıraları pek taze olan Birinci Dünya Harbi,
Halkta pek haklı olarak asker idaresinden yılgınlık uyandırmıştı. Mustafa Kemal, kendini
millete sindirmek ve milletten olmak istediği için muvaffak olacaktı.
Osmanlı Hükümetinin Mustafa Kemal'i önce hile ile
geri getirmek, arkasından tevkif ettirmek ve ona ve millete karşı kuvvet kullanmak yollarına
sapması
İstanbul'a geri çağırıldıktan sonra (8 Haziran 1919) bu emre itaat etmeyen Mustafa Kemal
Paşayı Babıâli, müfettişlik vazifesinden uzaklaştırmaya karar vermeden önce, güzel sözlerle
ve hile ile elde etmek çarelerini aramaktan vazgeçmemiş ve bu arada müfettişlik bölgesindeki
kıtaları ve vilâyetleri emir ve nüfuzundan çıkarmağa çalışmıştır(73). Harbiye Nazırı'nın boşa
giden iğfalkâr sözlerinden sonra son çare olarak bizzat padişah da, başkâtibi vasıtalarıyla,
hava değişimi alması için ısrarlı telkinlerde bulunmuş, bu da kabul olunmayınca 8
Temmuzdan 1919 akşamı başkâtib ''hasbelicap memuriyet-i âliyelerine son verildiğinden h
emen İstanbul'a avdet'' etmesi hakkındaki padişahın iradesini bildirmiştir(74). Mustafa Kemal
Paşa da, aynı günde ve hemen aynı saatte askerlikten istifasını vermiştir. Geri çağırmanın
resmî safhası bitmişti. Bunun arkasından ''âsi''yi kuvvet kullanarak yakalamak ve tutuşturduğ
mukaddes ihtilâl ateşini, silâhla söndürmek gelecekti. Bunu da yapmaktan çekinmediler ve
sırasıyla ''her ne nam ile olursa olsun hususî birtakım teşkilât vukuuna ve ahaliden bu uğurda
malî ve bedenî metalipte bulunulmasına cihet-i askeriye ve mülkiyece katiyen meydan
verilmemesi ve müteşebbisleri hakkında takibat icrası meclis-i vükelâ kararıyla'' bildirmiş,
ordu ile mensuplarının her türlü siyasî cereyanlardan uzak bulundurulması'' emrolunmuştur.
30 Temmuz tarihli emirle de ''Mustafa Kemal Paşa ile Rauf Beyin hükûmet kararlarına
muhalif ef'al ve hareketlerinden dolayı hemen yakalanarak İstanbul'a gönderilmeleri'' için
Babıâlice mahallî memurlara emir verildiğinden kolorduca ciddî yardımda bulunulması XV
inci Kolordu'dan rica olunmuştur(75), Mustafa Kemal Paşanın başkanlığında toplanan
Erzurum Kongresi (23 Temmuz-7 Ağustos 1919) kararıyla millî mukavemetin, ilk önce, doğu
vilâyetlerimizde teşkilâtlanmasını önleyemeyen Osmanlı hükûmetinin, ''Mustafa Kemal Paşa
ile Rauf Beyin'' yakalanarak İstanbul'a gönderilmeleri için verdiği emir de, ordu ve sivil idare
tarafından uygulanmamıştır.
Mustafa Kemal - İstanbul mücadelesinin bu noktasında, ordunun millî mücadele karşısındaki
davranışını bakımından Mustafa Kemal ile İstanbul arasında esaslı bir anmlaşmazlık ve fikir
ayrılığı karşısında kaldığımızı görmekteyiz. Osmanlı hükûmeti, hattâ Harbiye Nezareti ''Bir
millî kongre toplanmasına cihet-i askeriyenin yardım etmesini'', ''Heyet-i askeriyenin siyasî
cereyanlara karışması'' şeklinde anlamakta ve ''yalnız resmî emirlere itaat etmenin bir namus
vazifesi'' olduğunu hatırlatmakta ve ''ordu mensuplarının her türlü siyasî cereyanlardan uzak
bulundurulmasını'' emretmektedir. Bu görüşün, sakalıı meydandadır. Bu emirlerin işgal ve
düşman baskısı altında bulunan İstanbul'dan verilmiş olması meşruiyetlerini şüpheye
düşürecek mahiyette idi.
Mustafa Kemal Paşaya göre ise, memleketin istiklâli, varlığı tehlikededir. Mukadderatının
idaresini eline almış olan millet, en seçkin evlâtlarını sinesinde toplayan ordudan, bir bütün
olarak, yardım beklemektedir. ''İstanbul hükûmetinin telâkki tarzı, yabancıların düşüncesi, bu
hususta esas olamaz. Türk ordusu, millî teşkilât ve millî birliğin yardımcısı ve dayanağıdır
(76). İkinci Meşrutiyet'in ilk yıllarında olduğu gibi, İttihatcılık-İtilâfçılık şeklindeki
politikacılığın ordu safları arasında yer almasının başlıca düşmanı olan Mustafa Kemal Paşa,
Millî Mücadele yıllarında, ordu içinde belirecek yıkıcı siyasî ve içtimaî cereyanları
önliyebilecek tecrübelere sahipti. Bunun için, millî mukavemetin siyasî temeli olan ''Müdafaai
Hukuk'' cemiyetini, tamamıyla sivillerin idaresinde kurmuş ve askerleri bunlardan uzak
tutmuştu. Gerçi, ilk yıllarda ve sonraları, büyük kumandanlardan, birdenbire mücadelenin
yüksek maksatlarını anlayamamak yüzünden, bazı ayrılıklar yüz göstermiş ise de Mustafa
Kemal Paşanın dirayetiyle bu anlaşmazlık kolayca ortadan kaldırılmış, bu kıymetli ve
tecrübeli kumandanlar, sonuna kadar millî orduda en güzide hizmetlerde bulunmuşlardır.
Sıvas Kongresi'ne karşı Ali Galip - Bedirhaniler -
Noel Komplosu
Mustafa Kemal Paşanın, daha Amasya'da (12-23 Haziran 1919) iken, verdiği 18 Haziran 1919
kararıyla, 21 Mayıs 1919 tarihli bildiriye göre, Erzurum Kongresi'nden sonra Anadolu ve
Rumeli temsilcilerinin katılmalarıyla toplanan Sıvas Kongresi'ni (4-11 Eylül 1919) dağıtmak
ve Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşlarını yakalamak için Harput Valisi Ali Galip vasıtasıyla
yapılmak istenilen Ali Galip Bedirhaniler - İngiliz Bnb. Noel suikastının (3-10 Eylül 1919)
akim kalması bu hiyanetin hazırlayıcısı Ferit Paşa kabinesiyle Anadolu'nun münasebeti
kesmesine (12 Eylül 1919) sebep olmuştu.
Damat Ferit yerine geçen Ali Rıza Paşa Hükümetinin iç yüzü
Mustafa Kemal - İstanbul mücadelesinde (8 Haziran-30 Eylül 1919) en nihayet, İstanbul, yere
serilmiş ve İngilizlerden, yüz bulamayan Damat Ferit Paşa'nın(77) yerine Ali Rıza Paşa
kabinesi (2 Ekim 1919-8 Mart 1920) geçmişti. Milliyetçi bir hüviyet taşıyan bu kabinenin
İstanbul'da işbaşına geçmesi(78) Mustafa Kemal Paşa ve millî dava için, Damat Ferit'in
düşürülmesinden sonra kazanılan ilk zaferdi. Gerçekte, saray yenildiğini kabul etmiyordu.
Padişah, bu milliyetçi kabine vasıtasıyla iktidar ve idareyi, tekrar eline geçirmeye çalışacak ve
bu kanaldan, Anadolu'da, millî iradeyi serbetçe yürütmekte olan ''Anadolu ve Rumeli
Müdafaai Hukuk Cemiyetini'', onun ''temsil heyeti''ni ve Başkanı Mustafa Kemal Paşa'yı
tasfiye çarelerini arayacaktı. İstanbul için, Ali Rıza Paşa kabinesi ancak bir ''intikal kabinesi''
idi. Birçokları, Ali Rıza Paşa kabinesinin işbaşına gelmesini, mücadeleyi kapayacak, şerefli ve
adilâne bir barış antlaşmasını sağlayacak bir olay sanmışlardı. Gerçekte, mücadele bununla,
ancak başarılı bir yola girmiş oluyordu. Bütün Millî Müdafaai Hukuk cemiyetlerini, kadrosu
içinde toplayan ''Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin(79) basiretli, sabırlı ve
cesur reisi Mustafa Kemal Paşa'nın mücadeleyi Anadolu'da işgal sahası dışında toplanacak bir
''Millet Meclisi''ne devredinceye kadar millî mukadderatı elinde tutması gerekiyordu.
İngiliz Yüksek Komiserliği'ne göre Ali Rıza Paşa Hükümeti zamanında Mustafa Kemal
duruma hâkim olmuştur.
İngiliz Yüksek Komiserliği, Sıvas Kongresi'nden sonra, Damat Ferit hükümetinin devrilerek
yerine Ali Rıza Paşa hükümetinin geçmesiyle durumda husule gelen değişikliği şu suretle
anlatmaktadır: ''Hükümet, İtilâf devletleriyle işbirliği yapan ve kurtuluşu anlara itaatte gören
ve bu suretle imparatorluktan mümkün olanı koparmak isteyen bir partiden, Türkiye'nin
bütünlüğüne, istiklâline, Türkiye'nin mütarekede yabancı işgali altında olmayan topraklara
sahip olmasını kabul eden bir partiye geçmektir... Mütarekeyi takip eden yeis ve yısıntı
günlerinde lütuf gibi görünen şartları bu sırada kabul ettirmek için işgal ordularına lüzüm
vardır(80).
Mustafa Kemal Paşa ile Ali Rıza Paşa hükümeti temsilcisi Salih Paşa arasında Amasya
buluşmasında (21 Ekim 1919) verilen kararlarla İstanbul hükümeti Anadolu'nun daha sıkı
kontrolüne girmiş bulunuyordu(81). Hemen hepsi, milliyetçi olan son Osmanlı Millet
Meclisi'nin (12 Ocak 1920 - 16 Mart 1920) işgal altındaki İstanbul'da, ''Millî Misak''ı (28
Ocak 1920) kabul etmesi, Ali Rıza Paşa hükümetinin, Batı Anadolu'da Milne hattını Mustafa
Kemal Paşaya kabul ettirememesi, ''Kuvay-ı Milliye''nin güneyde, Fransızlara karşı başlayan
baskı hareketlerini (Ocak 1920) durduramaması(82) ve müttefik işgalinde bulunan Gelibolu
Yarımadası'ndaki Akbaş cephaneliği baskını (26/27 Ocak 1920)(83), Müttefiklerin bilhassa
İngilizlerin İstanbul'da ve Türkiye'deki durumlarını güçleştirmişti. Mustafa Kemal ''kendi
adamlarını koymamakla beraber İstanbul hükümetini tamamıyla nüfuzu altına almıştı.''
Ağır barış şartları karşısında bazı İngiliz devlet adamlarının uyarmaları
Bu sıralarda, Osmanlı barış şartlarını konuşmak ve tesbit etmek için Londra'da Aralık 1919 ve
Ocak 1920'de Fransa ve İngiltere arasında gizli konuşmalar yapılmıştır. Burada , bu iki devlet
arasında esaret ve paylaşmaya varan çeşitli projeler üzerinde durmayacağım. Osmanlı
Devleti'ne yüklenecek bu ağır şartlar karşısında, İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiserliği'nin
ve İngiliz kabinesinden Lord Curzon'un uyarıcı fikir ve mütalâaları çok dikkate değer bir
mahiyettedir. İngiliz Yüksek Komiser Yardımcısı Amiral Webb'e göre ''Eğer Türkiye'ye sert
bir barış şartları yüklenecekse, müttefikler kararlarını yeter kuvvetle desteklemey muktedir
olmadıkça ve millî hareketi kırmadıkça bu kararlı uygulayamazlar, 28 Ocak 1920.''
Fransızların 11 Ocak 1920 muhtırasına, İngiliz cevabını teşkil eden Montagu muhtırasına
Lord Curzon'un notu şudur: ''Adana vilâyeti Türk'tür. Tarafısız bir Amerikalıya göre, harpten
evvel bu vilâyette 290.000 Türk, 20.000 Rum ve 25.000 Ermeni vardı. Fransızlar, Sykes-Picot
anlaşmasına dayanmakta ve bu vilâyetin, Suriye'nin savunulması için lüzumlu olduğunu ileri
sürmektedirler.''
İstanbul işgalinin gerekçesi, İngilizlerin Türk iç
politikasında tarafsızlıktan ayrılmaları
Yüksek Komiser Amiral de Robeck'in (bu zat, 18 Mart 1915'te, Çanakkale Boğazına saldıran
Müttefik donanmanın kumandanı idi) 6 Şubat 1920 tarihli raporu ise, İstanbul işgalinin
İngilizler bakımından, bir gerekçesi sayılabilir: ''... Anadolu'da yepyeni bir durum karşısında
kalabiliriz. Her yerde fiili kontrolde bulunamayız. Yalnız İstanbul'da ve kıyılarda duruma
hâkim olabiliriz, o da çok kuvvet ve gemi kullanmak şartıyla... Meclis açılınca, milliyetçi
liderler İstanbul'a gelmeye başladılar. Toplantılarda, Müttefiklere düşmanca bir dil
kullanılmıştır. Hükûmet çatırdamaktadır... General Milne, İstanbul'da, askerî durumun
kuvvetlendirilmesine lüzum göstermektedir. Bu da, ancak kuvvetleri toplamakla yapılabilir.
Bunun için Batum'u boşaltmak gerekiyor. Ağır barış şartları, Türkleri Bolşeviklere yaklaştırır.
Barış çabuk yapılmalı ve Müttefikler arasında sıkı dayanışmaya varılmalıdır. İstanbul'un ve
İzmir'in Türklerden alınması ve Ermenistan kurulması, ancak kuvvet zoruyla kabul
ettirilebilir. Eğer barış şartları yumuşakça olursa kuvvet kullanmaya lüzum kalmaz. Yalnız
İstanbul'da ve kıyılarda kuvvetli bulunmalıyız ve iç politikada padişahın, mutedillerin
durumunu kuvvetlendirmeliyiz. Bunun için de Türk iç politikasına karışmamak usulünden
vazgeçmek zorunda kalacağız. Aşırı milliyetçilere, düşman gözüyle bakmaya mecbur
olabiliriz (84).''
Ali Rıza ve Salih Paşa kabinelerinden sonra Damat Ferit'in tekrar işbaşına getirilmesi bir millî
felaket olmuştur.
Yukarıdaki vesikaların ışığında, İstanbul işgalini (16 Mart 1920), Mustafa Kemal Paşanın
Anadolu'da kuvvetlenmesinin bir sonucu olarak görebiliriz. Diğer taraftan, İstanbul işgali,
İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinden sonra (15 Mayıs 1919) millî mücadele ve
mukavemetin halk tarafından benimsenmesini kolaylaştıran ikinci olay olmuştur. Bu
haksızlıklar ve tecavüzler yapılmamalıydı. Yapıldığına ve millî mücadelenin zaferinde faydalı
olduklarına göre, İngiltere'ye müteşekkir olmalıyız. 1920 yılının ilk iki ayı olayları, Ali Rıza
Paşa hükûmetinin (2 Ekim 1919-8 Mart 1920) yerine çok kısa ömürlü Salih Paşa
kabinesinden sonra (8 Mart-5 Nisan 1920) tekrar Damat Ferit'i (5 Nisan-21 Ekim 1920)
iktidara getirmiştir. İtilaf işgal kuvvetleri kumandanı, Salih Paşa hükûmetine müracaatla
Anadolu'daki ''Kuvay-ı Milliye''yi red ve takbih etmek ve bunu ilan eylemek teklifinde
bulunmuşsa da Salih Paşa hükûmeti buna yanaşmamıştır. Bu teklifi fetvalarla desteklemek
suretiyle kabul eden Damat Ferit'in tekrar işbaşına gelmesinde ve fetvalar çıkarılmasında
İngilizlerin tesiri şüphe götürmeyen bir gerçektir. 4 ünlü (5 Nisan-21 Temmuz 1920) ve 5'inci
(221 Temmuz-21 Ekim 1920) Damat Ferit kabinelerinin İstanbul'da iktidara gelişi,
memlekete, kanlı iç savaşlar, karışıklıklar, düşman istilası ve irtica gibi felaketler getirmiştir.
Dış düşmanlarla ve iç irtica unsurlarıyla işbirliği yaparak Anadolu'ya saldıran yıkıcı
kuvvetlere karşı Anadolu'da, Türk milletinin başında Mustafa Kemal Paşa gibi gerçek bir
kahramanın bulunması, memleketi kurtarmış ve mücadeleye devam imkânını sağlamıştır.
Mustafa Kemal'in BM Meclisini toplamasına karşı, Damat Ferit'in aldığı yıkıcı tertipler
Mustafa Kemal Paşa, 18 Mart 1920 günü İstanbul'daki Millet Meclisinin, düşman tecavüzü
karşısında, müzakerelerine son verdiğini anlayınca, derhal 19 Mart 1920'de ''Hilâfet ve
saltanatın masuniyetini ve milletin istiklâlini, millî hudutlarımız içinde yaşamak hakkını
sağlayacak bir barışı temin edecek tedbirleri düşünmek ve uygulamak üzere, millet tarafından
fevkalâde yetkileri haiz bir meclisi Ankara'da toplantıya çağırdı (85).'' Ankara'da toplanan
''Türkiye Büyük Millet Meclisi bütün vasıtalarıyla bir ihtilâl meclisiydi.'' Meclis hâkimiyetini
uzaktan yakından kayıtlayıcı her şeyden titizlikle sakınılmıştır. Milletin kayıtsız, şartsız
hâkimiyeti, olduğu gibi, meclisteki millet temsilcilerinin dahi vasfı olmuştur.
Kendisine inanılan Mustafa Kemal'in Ankara'da toplanan (23 Nisan 1920) Büyük Millet
Meclisi'ne reis seçilmesi (24 Nisan 1920), 19 Mayıs 1919'dan, Meclisin toplandığı güne kadar
geçen buhranlı günlerde olduğu gibi, bundan sonra da millî davanın zafere ulaşacağına en
sağlam bir teminattı. Mustafa Kemal Paşanın bu azimli davranışı karşısında, Damat Ferit
hükûmeti de memleket ve milletin varlığına kıyan en ağır sonuçlu tedbirlere başvurmaktan
geri kalmamıştır.
''Türkiye'nin, var olması veya tamamen ortadan kalkması'' bahis konusu idi. Böyle bir anda
da, irtica, düşmanla birleşmişti. Şeyhülislâm Dürrizâde'nin 5 Nisan 1920 tarihli fetvasıyla
Millî kahraman Mustafa Kemal baği olarak vasıflandırılmış ve katlinin vacip olduğu
bildirilmiştir (86).'' İrtica, 19'uncu yüzyılda olduğu gibi, bu sefer de istilâcı düşmanlarla
birlikte, Türk milletinin kurtuluş ve istiklâl hamlesini kırmaya çalışıyordu. Mustafa Kemal ve
yakın arkadaşları, İstanbul'daki ''Birinci örfi idare divanı harbi''nin gıyaben verdiği 4 Mayıs
1920 tarihli bir kararla, ''resmî rütbe ve nişanlarının alınmasına'' ve ''idam'' cezasına hüküm
giymişlerdi (87).
Padişah-halife ve Damat Ferit hükûmeti, düşmanlarla işbirliği yaparak (88) Yunanlılara karşı
memleketi savunan Kuvay-ı Milliye cephesinin gerisinde cehalet ve taassubu, milliyetçiler
aleyhine harekete geçirmişlerdir. Halifenin ve Şeyhülislâm Dürrizâde'nin imzalarını taşıyan
ve gizli ajanlar ve düşman uçaklarıyla Anadolu halkının üstüne yağdırılan fetvaların
tutuşturduğu iç ayaklanmalar, 1920 yılının ilk yarısında, Yunanlılara karşı tutulmuş olan
Kuvay-ı Milliye cephesinin gerisinde bütün Orta Anadolu'yu ve Batı Anadolu'nun bir kısmını,
kardeşin kardeşle boğuştuğu bir savaş sahası hâline sokmuştu (89). Bu ayaklanmaların
bastırılması için, Yunanlılara karşı kullanılması hâlinde, belki cephemizin yıkılmasını
önleyebilecek taze ve seçkin, dört tümenden fazla bir kuvvetimiz gerilerde asıl düşman
cephesinden uzak yerlerde uğraştırılmıştır. En fenası, yıpranan ve kısmen maneviyatları
bozulan bu kuvvetlerin, bir daha yeniden düşmana karşı kullanılabilecek bir hâle getirilmesi
için çok emek ve zaman harcanmıştır. Herhalde, bu iç ayaklanma ve boğuşmalardaki mal ve
can kaybımızın plânçosu, Yunanlıların ilk zamanlarda verdirdikleri kayıplardan hiç de aşağı
kalmaz. Cephe gerisindeki bu yıkıcı iç ayaklanmalar, Ankara, Bursa, Eskişehir, Kütahya ve
Afyon şehirlerinden başka bütün Orta Anadolu'yu kaplamıştı. Yeni toplanan Büyük Millet
Meclisi ve hükûmeti, bu kanlı boğuşmalar altında az kalsın çökecek bir hâle gelmişti. BMM
Reisi Mustafa Kemal Paşa'nın soğuk kanlılığı, cesareti ve Meclisin ona bel bağlaması,
durumu kurtarmıştır.
Dördüncü Ferit Paşa hükûmetinin en çok güvendiği ''Anzavur'' ve ''Kuvay-ı İnzibatiye''
teşebbüsleri, İstanbul için büyük bir hayal kırıklığından başka bir şey getirmemiştir (90).
BM Meclisinin Mustafa Kemal'i askerî hareketleri idareye memur etmesi
İç ayaklanmanın Ankara kapılarına kadar yayıldığı bir sırada toplanan BMM'nin ilk günlerde
''Millî Mücadeleye atıldığından dolayı Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşlarına teşekkür
edilmesi'' ve ''harekâtı harbiyenin o vakte kadar olduğu gibi Mustafa Kemal Paşa tarafından
idare edilmesini'' istemesi (91) ona karşı beslenen sonsuz güvenin en açık bir ifadesidir. Millî
Müdafaa Vekâleti (Fevzi Paşa, Çakmak) ve Erkânı Harbiyei umumiye vekâleti (İsmet Bey,
İsmet İnönü) o günlerde vazifeye başlamakla beraber, gerçekte, resmen ve fiilen
başkumandan (5 Ağustos 1921) olmadan önce de, bütün iç ve dış politikada olduğu gibi,
bütün askerî hareketlerde onun yüksek kararına uyulmuştur. Mustafa Kemal Paşa,
Anadolu'nun bütün kuvvet ve kudretini, ilk önce, iç ayaklanmaları bastırmakta kullanmıştır. İç
güven sağlanmadan, ne millî hükümetin otoritesi yürütülebilir, ne de muntazam bir ordunun
temelleri atılabilirdi. BMM kuvvetleri, ancak batıda, millî cephenin zayıflaması bahasına,
duruma hâkim olabilmiştir:
Anadolu'nun savunma tedbirleri
Padişah ve Damat Ferit'in Anadolu'ya yönelttikleri öldürücü hareketler karşısında, BMM
toplanmadan önce heyeti temsiliye reisi sıfatıyla, Mustafa Kemal Paşa ve Meclis toplandıktan
sonra, bütün Meclisin kararıyla Türk milletini aydınlatmak ve iç ayaklanmaları bastırmak için
şu tedbirler alınmıştır:
a. Gönen, Biga bölgesinde, Anzavur isyanını bastırmakla görevlendirilen 61'inci Tümen
Kumandanı Kâzım ve 56'ncı Tümen Kumandanı Bekir Sami beylere ''Millî birliği bozacak
mülkî ve askerî memurlar hakkında'' heyeti temsiliye reisi Mustafa Kemal imzalı 11 Nisan
1920 tarihli beyanname ile azil, hapis ve idam gibi her türlü cezaları uygulamak yetkisi
verildi.
b. ''Anadolu Müslümanları'' imzasıyla ''İstanbul gençliğine ve kahraman ordunun zabit ve
neferlerine'' başlıklı beyanname,
c. BMM reisi Mustafa Kemal Paşa'nın 25 Nisan 1920 tarihli beyannamesi: ''Padişah ve
halifeye isyan sözünü ortaya atıyorlar. Millet Meclisi, padişahı kurtarmak, Anadolu'nun
parçalanmasına mani olmak ve payitahtı ana vatana bağlamak için çalışıyor. Yemin ederiz ki
padişaha isyan sözü bir yalandan ibarettir. Maksatları, vatanı müdafaa eden kuvvetleri yok
etmek, memleketi müdafaasız bırakarak elde etmektir...''
d. Meclisin padişaha telgrafı: ''İstanbul'da, düşman askeri bulundukça, öz vatanın toprakları
üstünden düşman ayakları çekilmedikçe, biz, mücahedemize devam edeceğiz. Meclisin, ilk ve
son sözü padişah ve halifeye sadakattir.'' 28 Nisan 1920.
e. 16 Mart 1920'den sonra, İstanbul hükûmetlerinin akdettikleri ve edecekleri bütün antlaşma
ve anlaşmalar hükümsüzdür. 29 Nisan 1920.
f. ''Hiyanet-i vataniye'' kanununun kabulü. 29 Nisan 1920 (I. Hilâfet ve saltanat makamını ve
memalik-i şahaneyi yabancılardan kurtarmak ve taarruzları def maksadıyla kurulmuş olan
BMM'nin meşruiyetine, kavlen veya fiilen veya tahriren muhalefet edenler veya ifsadda
bulunanlar vatan haini sayılırlar. 2. Bilfiil hiyanet-i vataniyede bulunanlar asılarak idam
olunurlar.''
g. Barış için heyetler göndermek ve barış yapmak hakkı Büyük Millet Meclisine aittir. 2
Mayıs 1920.
h. BMM irşad ve şer'iye encümenlerinin memlekete ve İslâm âlemine beyannameleri, 9 Mayıs
1920.
i. Damat Ferit'in vatandaşlık haklarıyla tecridi, 13 Mayıs 1920 (92).
j. İstiklâl mahkemeleri kurulması. 18 Ağlustos ve 26 Eylül 1920.
Dördüncü Damat Ferit kabinesinin, sözde Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına karşı aldığı
tenkil tedbirleri, gerçekte bütün Türk milletine karşı yöneltilmişti. Bununla, Mustafa Kemal
Paşa, şahsen ''âsi'' olmaktan çıkmıştır. İstanbul'un davranışına karşı alınan tedbirler de, bütün
Türk milleti adına Büyük Millet Meclisi tarafından alındığı için er geç, milleti zorla esarete
mahkûm etmek isteyen padişah ve Damat Ferit hükûmetinin yenileceklerinden şüphe
edilemezdi.
Yukarıda ana çizgileriyle belirtilen tedbirler sayesinde iç ayaklanmalar, büyük fedakârlık ve
kuvvet kullanılması bahasına olsa da, kontrol altına alınmış, fakat Batı Anadolu'da
Yunanlılara karşı kurulmuş olan millî cephe de çok zayıf düşmüştü. Bu durum, dış
düşmanların varmak istedikleri bir sonuçtu. Bu sırada Türk mukavemetini büsbütün kırıp
öldürücü barış antlaşmasını Türk milletine kabul ettirmek işini yine Yunanistan üzerine
almakla, İzmir çıkarmasından sonra, altından kalkamayacağı ikinci bir maceraya atılıyordu.
22 Haziran 1920'de başlayan Yunan taarruzu karşısında; Burhaniye-İvrindi-Soma-Akhisar-
Salihli-Nazilli çizisindeki çok zayıf millî cephemiz, iki günde çöktü. İki hafta içinde, Nazilli-
Alaşehir-Bursa çizisine kadar ilerleyen Yunanlılar, üçüncü bir taarruzla Doğu Trakya'yı (20-
25 Temmuz 1920) ve Uşak bölgesini (29 Ağustos 1920)'de ele geçirdiler (93).
Damat Ferit hükûmeti, 22.6.1920 Yunan taarruzunu tasvip ediyor ve irticaa da taviz veriyor
Yunan istilâ ve tecavüz hırsının Anadolu'da ve Trakya'da dört ay için duraklaması, Büyük
Millet Meclisine Anadolu'da iç ayaklanmaları tasfiye etmeyi ve muntazam bir ordunun
çekirdeğini kurmayı kolaylaştırmıştır.
Damat Ferit hükûmetinin, kolaylaştırdığı ve öncülüğünü yaptığı 22 Haziran 1920 Yunan
taarruzunu nasıl karşıladığı, aynı kabinede Adliye Nazırı Ali Rüştü Efendinin bir İstanbul
gazetesine verdiği mülâkattan açıkça anlaşılmaktadır. Bu konuşmanın Yunan taarruzuyla ilgili
parçaları şudur:
''Hükûmet, Yunan ordusu tarafından yapılan harekâtı protesto etmek niyetinde midir?
- Hükûmetimiz Mustafa Kemal taraftarlarını resmen mahkûm etmiş ve hilâfetle vatana hain
olduklarını ilân eylemiştir. Binaenaleyh vazifesi, âsilere lâyık olduğu cezayı vermekti. O
halde, kendi programımıza dahil bulunan bir hareketi neye protesto etmeli?
- Bu hareket mühim güçlüklerle karşılaşacak mıdır?
- Hayır, bunun da sebebi şudur ki Mustafa Kemal ordusu, öteden beriden toplanmış
haydutlardan, sabıkalılardan ve sırf yağma hırsıyla hareket eden birtakım şahıslardan
mürekkep, teşkilâtsız, inzibatsız ve mümaresesiz bir ordudur.
- Fikrinizce harekât uzun sürecek mi?
- Asker değiliz. Fakat, intibaım şu merkezdedir ki General Paraskevupolos'un ordusu şimdi
sür'at ve şiddetle hürekâta devam eyleyecek birkaç haftada Ankara surları önünde
bulunacaktır.
- Bazı haberlere göre Mustafa Kemal taraftarları arasında anlaşmazlık başgöstermiştir.
- Bu söylentilere dair henüz bir resmî havadis almadık. Fakat doğru olduğuna kaniim. Zira
vilâyetler ahalisi, harbin o ağır tecrübesinden sonra, bütün kuvvetiyle barış ve sükûn
istemektedir. Halbuki, Mustafa Kemal, her çeşit fedakârlıklar ve yoksulluklar usulünü,
ilelebed devam ettirmekten başka bir şey istemiyor.
- Erzurum Ordusu Kumandanı Kâzım Karabekir'in Mustafa Kemal ile münasebetini kestiği ve
bu vilâyette istiklâlini ilan ettiğine dair dolaşan başka söylentiye ne dersiniz? Buna dair hiçbir
bilgim yoktur (94).''
Diğer taraftan, aynı kabinenin Maarif Nazırı da, okullara yayınladığı bir bildiride ''Darülfünun
(Üniversite) ve okullar öğrencilerinin, politika ile uğraşmalarını ve dışarıdaki kulüplere
grimelerini' ve ''öğretmenlerin bir siyasi partiye gireceklerin öğretmenlikten çekilmelerini'' is
temiş ve ''devletimiz, Osmanlı Devleti olarak kurulmuştur. Milletimiz Osmanlı milletidir''
demiştir (95).
''İrtica ve şiriatçilik''in, geçici olarak, Damat Ferit kabinesinde Türk toplumunu, İkinci
Meşrutiyet'ten dahi ne kadar geriye götürdüğünü göstermek üzere, umumi harp içinde (1917)
adliye nezaretine bağlanan şer'i mahkemelerle, kazaskerlik ve evkaf mahkemelerinin yeniden
şeyhülislamlığa geri verildiğini (4 Mayıs 1920) burada açıklamak yerinde olur (96).
Sayın Profesör Jaschke, baş tarafta, özette belirtildiği gibi İzmit bölgesindeki çarpışmalardan
sonra General Milne'in Kocaeli yarımadasındaki birliklerini daha toplu olarak ''Tuzla - Kilya''
çizgisine geri aldığını ve 13 Mayıs 1921'de, Türk - Yunan çarpışması karşısında ''Milli
kuvvetlerin Derince'nin iki mil doğusunu geçmemek üzere bir anlaşmaya varıldığını''
kaydetmektedir. İngilizlerin Kocaeli yarımadasında çekildiklerini çizinin ''Tuzla - Kilya''
olarak gösterilmesinde bir baskı hatası olduğunu sanıyorum. Kilya, Gelibolu yarımadasında
ve Çanakkale karşısında bir limandır. İngilizler, Tuzla - Şile'ye kadar çekilmişlerdir. Diğer
taraftan, İstanbul'daki Müttefik kumandanlarının kendi aralarında 13 Mayıs 1921'de
kararlaştırdıkları tarafsız bölgeyi de, milli devletin tanıdığına dair bir vesikaya rastlayamadım.
5'inci Damat Ferit kabinesinin Anadolu'ya karşı durumu öncekinden farklı mıdır?
5'inci Damat Ferit kabinesinin (21 Temmuz - 21 Ekim 1920) Anadolu'daki kurtuluş
hareketini, Sayın Projesör Jaschke'nin ileri sürdüğü gibi, ''Nasihat''le bastırmak yoluna girdiği
noktası üzernide durmak gerekmektedir. Bu yeni Damat Ferit hükümetinin de, Anadolu'ya
karşı tutumunda, eskisinden farkı büyük değildir. Beşinci Damat Ferit kabinesi de, önceki
dördüncü Damat Ferit kabinesi gibi ''sayısını çok mahdut sandığı erbab-ı isyanın tedip ve
tenkili ve asayişin iadesi matlup'' olduğunu açıklamıştır. Dördüncü Damat Ferit kabinesi
iktidara geldiği günlerde yayınladığı beyannamede de ''Anadolu'nun teskini'' için yine aynı
siyaseti tutmuştu. Yalnız o vakit ''İsyana, iğfal veya tehdide kapılarak katılmış olanların affa
nail olmaları için bir haftalık bir pişmanlık ve dahalet şartı'' koınmuş iken, bu defa mühlet
kaydı kaldırılmıştır. Alemdar gazetesi, beyannamedeki ''umumi af'' meselesini ''biraz geniş ve
etraflı'' bulmakta ve bu hususun kesin icraat bekleyen Avrupa devletleri üzerinde ne gibi bir
tepki yaratacağını sormaktadır. İkdam gazetesinde çıkan imzasız bir makalede ise
''yumuşamaya doğru mühim bir temayül olan bu farktan başka eski kabine ile şimdikinin,
Anadolu'nun teskini siyasetinde, hemen bir fark mevcut değildir'' denilmekte ve
beyannamenin Anadolu üzerindeki muhtemel tepkisi üzerinde şu tahminlerde bulunmaktadır:
''Barış antlaşması henüz bize tebliğ edilmediği ve onun tarafımızdan kabul ve imzasına henüz
karar verilmediği bir devirde de Anadolu'da harekât-ı milliye adıyla yapılan isyanın
muahedemizi hafifletmeye yardım edeceğine dair birtakım efradı millete, bir zahap ve kanaat
mevcut olabilirdi. Fakat, muahedenin tebliğinden ve tarafımızdan kabul ve imzasından sonra
artık, böyle bir ümit kalmamış olduğu gibi Anadolu'daki isyan hareketinin hikmet-i
mevcudiyeti de kalmamıştır... Son Yunan taarruzu da, Kuvayı Milliyenin düşman
taarruzlarına karşı sağlam bir mukavemet teşkil etmekten pek uzak olduğunu, feci bir surette
göstermiştir'' denilmekte ve ''bugünkü şartlar içinde bu meseleye dair hükümetni siyasetinin,
evvelki tecrübelerden ziyade muvaffakiyetle neticelenmek ihtimali ve imkânını görmekteyiz''
hükmüne varılmaktadır (97).
Gerçekte, BMM'nin aldığı karşı tedbirlerle dördüncü Damat Ferit kabinesinin çıkardığı iç
ayaklanmalar bastırılmış ve kontrol altına alınmış olduğu gibi Yunan taarruzu da genç milli
Türk devletini, ciddi buhranlara rağmen, Mustafa Kemal Paşa'nın azim ve cesareti sayesinde
yıkamamıştır. 5'inci Damat Ferit hükümetinin imzaladığı (10 Ağustos 1920), esaretten ve
parçalanmaktan başka bir şey ifade etmeyen Sevr antlaşması ise, Türk milletinin, düşmanların
tahminlerinin tersine olarak, mukavemet ve mücadele azim ve kararını kuvvetlendirmiştir.
5'inci Damat Ferit hükümeti niçin çekildi?
İç ayaklanmaların bastırılması ve Yunan taarruzunun, beklenilen sonucu vermemesi ve en
nihayet Sevr antlaşmasının da, Büyük Millet Meclisi ve bütün Türk milleti tarafından nefretle
karşılanması Damata Ferit politikasının iflas ettiğini bütün dünyaya ispat etmişti. Bununla,
artık, İstanbul hükümetinin, Mustafa Kemal ve arkadaşlarına, hatta Türk milletine karşı
giriştiği ''tenkil hareketi'' kapanmış bulunuyordu. Milli mücadelenin akibeti, bir Türk - Yunan
mücadelesi şekline dökülmüştü. Bu tarihi mücadeleyi kazanmak da fedakâr Türk milletine ve
kahraman Başkumandanı Mustafa Kemal Paşa'ya mukadder olacaktı.
Yeni Tevfik Paşa kabinesinin politikası
Damat Ferit'in yerine İstanbul'da iş başına geçen (21 Ekim 1920) Tevfik Paşa hükümetinin,
Anadolu'ya karşı tutumu ise büsbütün başka idi. Bu kabine ''Bünye-i vatanda hâdis olan ve
devletin varlığını belli olmayan akibetlere doğru sürükleyen ikiliği, devlet ve milletin
vakarıyla uygun bir surette kaldırarak milli varlığımızı korumak'' politikasını güdüyordu. Bu
politikanın açık ifadesi şudur ki Anadolu, Yunanistan'a karşı yalnız başına giriştiği
mücadelede muvaffak olmazsa İstanbul, tekrar Anadolu'ya yeniden hakim olacak, aksi
takdirde, yani Büyük Millet Meclisi, Yunan ordusunun hakkından gelecek olursa İstanbul
Anadolu'ya bağlanacak ve Osmanlı hükümeti de fiilen ve resmen tarihten silinecekti.
Birinci İnönü zaferi (10 Ocak 1921) ve Ethem isyanının tenkili, (22 Ocak 1921) ikinci
ihtimalin üstün geleceğini gösteren ilk ümit verici alamet sayılabilir. Prof. Jaschke'nin yazdığı
gibi, İkinci İnönü zaferinden (1 Nisan 1921) sonra, padişahın, Anadolu'yakarşı tutumu
değişmiş ve önce fetvalarla ''vatan haini ve âsi'' ilan ettiği vatan şehitlerinin mübarek ruhlarına
İstanbul camilerinde mevlitler okutturmuştur.
6.16 MART MOSKOVA ANTLAŞMASININ
TARİHİ ÜZERİNE
''Türkiye'nin mevcudiyet ve istiklaline hürmet eden milletlere, Türkiye halkı derin ve samimi
muhabbetini izhar ve ispatta kusur etmez. M. Kemal 2 Ocak 1922. (98)''
Sovyet Rusya - Kafkasya ve Mülli Mücadele
1917 Bolşevik ihtilalinden sonra, Rus hakimiyeti, Kafkasya üzerinden kalkmış ve çok önemli
bu geçit bölgesinde milli devletler kurulmuştu. Fakat ergeç, Sovyet Rusya'nın bu bölgeyi eline
geçirmeye çalışacağı ve bunda muvaffak da olacağı gözönünde tutulmalıydı. Yalnız, Sovyet
Rusya'nın, bize dost bulunduğu bu sıralarda Kafkasya'daki meşru Türk haklarını
gerçekleştirmek imkânı de beliriyordu. Mustafa Kemal Paşa, ''Pan Turanizm'' ve ''Pan
İslamizm'' gibi hayaller peşinde koşmaksızın Brest-Letovsk antlaşmasının hudutları içinde
kalmaya, Anadolu'ya ayak bastığı anlardan itibaren kararlı idi. Milli mücadelemizin, Çar
Rusyası veya bugünkü dev Sovyet Rusya ile karşılaşmamış olması büyük bir talih eseri
olmuştur (99).
Büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a çıktığı günden itibaren Sovyet Rusya
durumunu da çok yakından takip ediyordu. Kafkasya'daki İngiliz işgalinin Anadolu'yu
doğudan kuşatmak ve Sovyet Rusya ile ihtilalci Türkiye'yi birbirinden ayırmak politikasını
güttüğünü de biliyordu (100). Samsun'a gelişinden BMM açılıncaya kadar, (19 Mayıs 1919-
23 Nisan 1920) iç savaşlarla uğraşmakta olan Sovyetlerle, fiilen temas ve münasebet
kurulamamıştır. Prof Jaschke'nin ihtimal verdiği gibi, Mustafa Kemal Paşa'nın, karargâhından
bir subayı Kırım'a veya Kurmay Başkanı Kâzım Bey'i (Dirik), daha 1919 yılında, o vakit
İngiliz işgalindeki Batum'a göndermediğini Sayın Husrev Gerede de teyit etmektedir (101).
Yalnız, İstanbul'da, ''Bekirağa Bölüğü'' diye anılan askerî tevkif evinden kaçarak (7/8 Ağustos
1919) Eylül 1919 sonlarında Sivas'a gelen eski şark orduları grubu kumandanı Halil Paşayı
(Kut) ''Bolşeviklerden para ve silâh yardımı sağlamak'' vazifesiyel Rusya'ya gönderdiği
anlaşılıyor. Bu, Anadolu'nun; Sovyetlerle münasebete girmek için yaptığı ilk teşebbüs olarak
kabul olunabilir.
1920 başlarında, Moskova'ya gidebilen Halil Paşa, Anadolu'ya ilk silâh ve para yardımı
sağlamıştır (102).
Mustafa Kemal Paşa - Harbord - G. Picot
Her bakımdan ''müstakil ve her bir Türkiye kurmak'' davasıyla mücadeleye atılan Mustafa
Kemal Paşa, ''Müttefikler arasındaki anlaşmazlıklardan ve batılıları Sovyet Rusya'dan ayıran
derin uçurum''dan hiç şüphesiz, pek ustalıkla ve hiçbir tarafa kendini kaptırmadan
faydalanmayı bilmiştir. O, Türk davasını yürütebilmek için, hem batı, hem Sovyet Rusya
veyahut aynı zamanda her ikisiyle de temas ve konuşmalarda bulunmuştur. Sovyetlerle
temastan önce, Amerikalı General Harbord (22 Eylül 1919) ve Fransa'nın Suriye Yükesk
Komiseri George Picot (Kasım 1919) ile Sivas'ta yaptığı konuşmalarda, ''Siyasî Amerika
mandası'' veya ''iktisadî Fransız mandası'' lehine açık bir kabul ifade edecek bir vaidde
bulunmamış, sadece, bu iki büyük devletin, Türk davası için sempatisini kazanmaya
çalışmıştır (103). Mustafa Kemal Paşa, Güney cephesi kumandanlarına verdiği talimatta (28
Kasım 1919 ve 15 Aralık 1919 tarihli iki şifre) Fransız devlet adamıyla yaptığı anlaşma
hakkında şu bilgiyi vermiştir: ''...Fransız Suriye fevkalâde Komiseri George Picot ile vaki olan
mülâkatta onların Ermenileri geri çekeceklerine, ahaliye zulüm yapmayacaklarına dair olan
vaidlerine karşılık biz de müsellâh bir tecavüz yaptırmayacağımızı temin ve kendileri
sebebiyet verirlerse mesuliyetin onlara raci olacağını ihtar eyledik. Binaenaleyh, bu vaide
istinaden silâhlı hiçbir teşebbüste bulunulmaması pek muvafıktır. Fakat, kazanılan fırsattan
âzami surette faydalanılarak millî teşkilâtı faal surette ilerletmek, gerekince kat'i bir harekete
hazırlanmak hareket düsturumuz olmalıdır.'' 28 Kasım 1919'da Urfa mutasarrıfına verdii
talimat daha kesindir: ''...Gayemiz, vatanın kurtulmasıdır... Mütarekeye, Milletlerarası hukuka
aykırı en ufak hareketi protesto etmekten çekinmeyiniz. Millî teşkilâtı kuvvetlendirmeye
himmet ediniz. Fransızlar, Türklere zulüm yapmayacaklarına, Osmanlı memurlarının
haklarına tecavüz etmeyeceklerine, Ermeni çetelerini işgal mıntakalarında geri çekeceklerine
dair söz vermiş olduklarından ahalimiz ve millî teşkilât tarafından silâhlı bir tecavüz
yapılmamalıdır. Fakat, Fransızlar veya Ermeniler sebebiyet verirse her türlü mukabsele meşru
ve vatanidir. Bunları, ahaliye, ora merkez heyetine böylece anlatınız. Mustafa Kemal.''
TBMM-Sovyet Rusya münasebetleri
Fransa, George Picot'nun Sivas anlaşmasına riayet etmemiş ve 1919 yılı sonlarında ve 1920
başlarında Urfa, Maraş, Ayintap ve bütün Adana cephesinde, Fransızlarla çarpışmalar tekrar
başlamıştır (104).
Batı ile yapılan ve hayal kırıklığından başka bir şey getirmeyen bu ilk temaslar, Fransa ve
İngiltere'nin, kendi aralarındaki menfaat çatışmalarını, Türklerin zararına ortadan kaldırıp
anlaşmaları ve İstanbul'un haksız yere, İzmir işgaline benzer bir şekilde işgali, Mustafa Kemal
Paşa'nın Ankara'da topladığı TBM Meclisini ve hükümetini, ister istemez, Sovyetlere
yanaştıracaktı. Bu sıralarda, Sovyet kuvvetleri de (II inci Bolşevik ordusu) Azerbaycan'a
girerek, burada Sovyet idaresini kurmuşlardı (28 Nisan 1920). Buna rağmen, Sovyetler
Kafkasya'da daha ileri giderek Ermenistan ve Gürcüstan'ı da işgal edecek durumda değillerdi.
Bununla beraber, TBMM hükümetinin karşısında bulunduğu umumî iç ve dış durum da (iç
ayaklanmalar, hükümetin henüz yeteri kadar kuvvetlenmemiş olması, Batum'da İtilâf
kuvvetlerinin bulunması, Sovyetlerle umumî mahiyette bir anlaşmaya varılmamış olması, Batı
devletlerinin, San- Remo kararlarını zorla Türk milletine kabul ettirmeye Yunanistan'ı memur
etmeleri, o sıralarda bir Ermeni hareketinin Sovyetlerce ve Batıda iyi karşılanmayacağı v.s.),
derhal doğuda bir hareket yapılması için elverişli değildi (105).
TBMM hükümeti kurulunca, Sovyetlerle ili resmî temas, Meclis Reisi Mustafa Kemal
Paşanın 26 Nisan 1920 tarihli telgrafıyla başlar. İkinci teşebbüs, BMM hükümetininin Sovyet
Rusya ile temasta bulunarak bir antlaşmaya varmak maksadıyla Moskova'ya bir heyet
göndermeye karar vermesi olmuştur. Hariciye Vekili Bekir Sami Beyin başkanlığındaki bu
heyet İktisat Vekili Yusuf Kemal (Tengirşenk), Lazistan Mebusu Osman beylerle Doğu
cephesinden katılan Doktor İbrahim Tali (Öngören), Kurbay Yb. Seyfi Beyler (General Seyfi
Düzgören), Paris'te Osmanlı murahhaslarına ağır barış şartlarının tebliğ edildiği 11 Mayıs
1920'de Ankara'dan yola çıkmış ise de, Kafkasya yolunun kapalı olmasından Trabzon'dan
deniz yoluyla Tuapse'y ve oradan da uzun bir tren yolculuğuyla 19 Temmuz 1920'de
Moskova'ya varabilmiştir (106).
Bu arada, Doğu cephemizde, 9 Haziran 1920'de yapılan seferberlikle XV inci Kolordunun
mevcudu 22 bin insan (ancak 9 bini muharip) 200 makineli tüfek ve 69 topu bulmuştu. Doğu
cephesi kumandanı Kâzım Karabekir Paşa, 23 Haziran 1920'de, Sarıkamış, Kars istikametinde
taaruza geçmeyi düşünüyordu. Meclis Reisi Mustafa Kemal Paşa, 21 Haziran 1920 tarihli
telgrafıyla vekiller heyetinin, düşünülen hareketi, kat'i olarak geciktirmeye karar verdiğini,
doğu cehesine bildirdi. Vekiller heyeti bu geciktirme kararını, biraz yukarıda açkılanan
umumî sebeplerden başka, Çiçerin'den 15 Haziran 1920 günü alınan 3 Haziran 1920 tarihli
mektubu üzerine 20 Haziran 1920'de vermiştir (107). Askerî harekete geçmeden önce yolda
bulunan Bolşevik heyetiyel temas edilmesi uygun görülmüştü. Temmuz, Ağustos ve kısmen
Eylül 1920 ayları, Moskova ve Ankara'da siyasî müzakerelerle geçtiğinden doğu cephemizde
askerî hareket yapılmamıştır (108).
Bu devredeki olaylar şu suretle özetlenebilir:
a. Sovyetlerle işbirliği, Anadolu'da ''Bolşeviklik lehine kuvvetli bir temayül belirmesine yol
açmış'' ve Büyük Millet Meclisinde, Sovyet milletler komiserliğinin bir genelgesinin
okunması, komünistliğin mahiyeti üzerine tartışmalara yol açmıştı. Memlekette, halk arasında
hattâ silâlı kuvvetler içinde mahiyeti ve sonuçları bilinmeden, Bolşeviklik lehine kuvvetli
sempati seziliyordu. ''Rusların Anadolu'daki gizli komünist faaliyetini kontrol edebilmek
üzere Mustafa Kemal Paşa da dahil olmak üzere bütün baştakiler, (yoldaş) ismini alarak ve
kırmızı tepeli kalpak giyerek bir komünist gösterisi yapılmıştı. Fakat, Ruslar, milliyet ve vatan
duygulu M. Kemal ve arkadaşlarını, gerçek Bolşevik mefkûreli saymayarak Ethem gibi
çapulcuları daha ziyade kendilerine yakın gördüklerinden yeni faaliyetlere girişmişler ise de,
Rus elçisi Opmal leyhindeki şikâyetler ve bu gibi hareketlere karşı yapılan takibât neticesinde
açık komünist tahrikatına son verilmiştir.''
''Bolşeviklik tahrikatı, Anadolu hükûmetince yakından kovalanıyordu. Bolşevik elçisi
Opmal'ın Büyük Millet Meclisinde ve Arif Oruç vasıtasıyla Ethem çetelerinde kurduğu
teşkilât ve Mustafa Suphi vasıtasıyla doğu hudutlarımızda oynadığı roller vaktinde haber
alınarak, birer birer söndürülmüştür. İstanbul'daki Bolşevik teşkilâtı da bidayette İngilizler ve
Yunanlılar aleyhinde olduğundan önceleri müsamaha ve teşvik görmüş ise de Lozan
sulhundan sonra orada dahi Bolşeviklik tahrikatına nihayet verilmiştir. Esasen, Ruslarla açık
görüşmelerde Türkiye'de Bolşeviklik tahrikatına müsamaha etmeyeceğimiz açıkça bildirilmiş,
tarla sahibi olan köylerimizde tahrikat sökmeyeceği gibi Türkiye'de sanayide çalışan proleter
amele de pek az olduğundan bu cihetten birşey kazanmayacaklarına Ruslar da kani
olmuşlardı. Bununla beraber, gizli tahrikat devam etmişse de neticesiz kalmıştır.'' Mustafa
Kemal Paşa, bu tehlikeli akımları kontrol altına almış ve memleketin Sovyet peyki olmasını
önlemiştir. Bu suretle, memleketin, menfaatlerine göre, doğu ve batı ile anlaşmak imkânını
sağlamıştır.
b. Moskova'da, Bekir Sami Bey heyetiyel Sovyet hükümeti arasında 24 Temmuz - 24 Ağustos
1920'deki konuşmalarla bir dostluk antlaşması projesi hazırlanmış, fakat Çiçerin'in, bu
antlaşmanın kabulünü ve yardımı Ermenilere Van, Bitlis ve Muş vilâyetlerinden yer
verilmesine bağlaması, imzayı geciktirmiştir. Moskova konuşmaları sırasında Sovyetler,
Menşevik Ermenistan'la imzaladıkları bir barış antlaşmasıyla (10 Ağustos 1920) Ermenilere,
Nahçıvan bölgesini bırakmışlardı. Bununla Culfa-Şah tahtı demir yolu da Erivan'ın
kontrolüne bırakılıyordu.
c. 1 Eylül 1920'de Zinoviyef'in başkanlığında toplanan ''Bakü Kongresi''ne Moskova
heyetimiz adına katılan Dr. İbrahim Tali Bey, istiklâl için savaştığımızı açıkladı. Enver Paşa
ile Bahaeddin Şakir bey de kongrede bulunmuşlar. Bolşevikler, ''Dünya federasyonu''
peşindedirler. Bakü'deki ''Türk Komünist Partisi'' lehimizde değildi. Bir kısmı, Türk
esirlerinden kurdukları tümenle Türkiye'ye girip bir darbe ile hükûmeti ele geçirmek, bir
kısmı da Ankara hükümetinin kendiliğinden yıkılmasını beklemek ve Türkiye'de Komünist
Partisi kurmak taraflısı. Mustafa Suphi ve 17 arkadaşı teşkilât için 17 Ocak 1921 günü
Kars'tan Erzurum'a gitmişlerdir (109).
d. Moskova'da hazırlanan ''dostluk antlaşması''nın geri kalması üzerine, heyet başkanı Bekir
Sami Bey 11 Eylül 1920'de, Kafkasya'ya gitmişti (110).
e. Kafkasya yolu açılıncaya kadar Sovyet silâh, cephane ve para yardımı toplama ve transit
merkezi Rostov'dan Karadeniz kıyısındaki Tuapse'ye yöneltilmiş ve buradan Lazistan Mebusu
Osman Beyin nezaretinde, motor ve vapurlarla Trabzon'a (bir buçuk milyon altın ruble, silâh,
cephane) ve Alman tüfek cephanesi (1726 sandık) Garp Cephesi için, Samsun ve İnebolu'ya
gönderiliyordu.
Millî Mücadele ve Enver Paşa
f. Mustafa Kemal Paşa, Türkiye'nin istiklâl ve varlığını kurtarmak için, çok güç şartlar altında
Sovyetlerle işbirliği kurmaya ve batıda Yunanlılara karşı kullanılmak üzere silâh, cephane ve
para yardımı elde etmeye çalışırken, Enver Paşa da boş durmamıştır. Enver Paşa, Türk
esirlerinden, Dağıstan ve Kafkasya'dan teşkil edeceği kuvvetlerle, 1921 ilkbaharında,
Anadolu'da ve ''İslâm İhtilâl Cemiyetleri Birliği'' ve ''Halk Şûralar Fırkası''nın yardımıyla,
Anadolu'da idareyi eline geçirmek gibi hayaller peşinde de koşmuştu. Sakarya muharebesi
sıralarında Batum'a gelen Enver Paşa'nın Trabzon'da ''Kayıkçılar kâhyası Yahya''ya
kurdurduğu bir taburun başına geçerek Ankara'ya gitmeyi ve hâlâ kendisine taraftar sandığı
bazı eski dost ve arkadaşlarının da katılmalarıyla, Mustafa Kemal Paşa'nın yerine geçmek gibi
delice teşebbüslerde bulunduğu da anlaşılıyor. Bu gizli teşebbüse ait vesikaların Trabzon'da
ele geçmesi ve asıl Sakarya meydan muharebesinin kazanılması Enver Paşanın Anadolu
macerasına son vermiştir (111). Bundan sonra birkaç arkadaşıyla Batum'dan Türkistan'a giden
(Ekim 1921) Enver Paşa, Türkistan'da, Buhara Cumhuriyeti Reisi Osman Hoca ile birlikte, 9
ay kadar (20 Ekim 1921-4 Ağustos 1922) Bolşeviklere karşı mücadele etmiş ve bayram
sabahı çok yakın mesafeden başlayan bir çarpışmada Rus makineli tüfek ateşiyle şehit
düşmüştür. Arkadaşı, eski Bahriye Nazırı Cemal Paşa da Enver Paşa'dan 14 gün önce (21
Temmuz 1922) Tiflis'te sokakta şehit edilmişti(112).
Ermeni meselesinin çözülmesi
18 Eylül 1920'de Trabzon'a gelen Yusuf Kemal Bey, birlikte getirdiği ''dostluk antlaşma
projesi''ni ve Bekir Sami Beyin raporunu buradan telgrafla Ankara'ya vermiş ve tamamlayıcı
bazı şahsî intibalarını da bunlara eklemişti. Moskova'nın bazı siyasî düşüncelerle, Ermeniler
lehine isteklerde bulunduğu ve Ermeni meselesinin tarafımızdan çözülmesine karşı ciddî bir
mukavemet göstermeyeceği anlaşılıyordu.
Lenin, Moskova'da Yusuf Kemal Beyin kulağına şunu söylemişti:
''- Ermenilerle muahede yapmakla hata ettik. Biz, düzeltmeye çalışacağız. Biz yapamazsak siz
tashih edersiniz (113).''
Lenin'in bu sözleri, doğu hudut meselemizin çözülmesini çok kolaylaştırmıştır.
Bu sıralarda, 24 Eylül 1920'de, Ermenilerin, doğu sınırlarımızın birçok noktalarında, bilhassa
Bardiz'de taarruza geçmeleri, doğu sınırlarımızda iki taraf arasında durumu gerginleştirmişti.
Anlaşılan, Yunanlıların batıda geniş bir bölgeyi ele geçirmeleri ve Ankara-Moskova
anlaşmasının henüz gerçekleşmemesi, Erivan Ermenilerini S´evres antlaşmasının büyük
Ermenistan hakkındaki vaidlerini gerçekleştirmek yolunda harekete geçirmişti. Hiç şüphesiz,
Çiçerin'in Türk-Sovyet antlaşmasının imza edilmesini, Ermenilere Van, Bitlis ve Muş
vilâyetlerinden toprak verilmesine bağladığı Erivan'da da öğrenilmişti. Bilhassa, bu olayın
Ermenileri son tecavüze teşvik ettiğini sanıyorum.
Doğu cephemizde, 28 Eylül 1920 günü, merkezde, 9'uncu ve 12'nci Tümenlerimizin
baskınıyla başlayan ve süratle gelişen ileri hareket neticesinde, 30 Eylülde Sarıkamış ve
Merdenek işgal olunmuş ve bu suretle askerî emniyetimiz bakımından çok önemli
''Soğanlıdağ ve geçitleri'' ele geçirilmişti. Cephemizin sağ kanadında Bayezit bölgesindeki
11'inci Tümenle Trabzon ve civarındaki 3'üncü Kafkas Tümenimiz yerlerinde bırakılmışlardı.
Bu durumda, Ruslarla ve Gürcülerle bir anlaşmaya varmadan Kars'a taarruz edilmesini Doğu
cephesi kumandanlığı mahzurlu görünüyordu. Sarıkamış ve Merdenek'in işgali Ermenileri
bizimle barışa yanaştıracak bir zafer olmamıştır. Mustafa Kemal Paşaya göre, ''Ermeni
hareketinin siyasî hedefi Ermeni meselesinin çözülmesi için Rusları ve Ermenileri bizimle
ciddî müzakerelere yanaştırmaktır. Ancak Kars'ın işgali suretiyle Ermenilere vurulacak kat'i
bir darbe, Ermenilerle, doğrudan doğruya veya Bolşevikler vasıtasıyla, barış imkânını
hazırlayabilir.''
Bu düşünceyle, Vekiller Heyeti, 11 Ekim 1920'de, Doğu cephesi kumandanlığına ''askerî
durumun arzedeceği fırsatlardan faydalanmak suretiyle Ermenilere karşı başlanılan hareketi
devam ettirmek yetkisini'' vermiştir. 28 Ekim 1920'de başlayan Türk taarruzu, 30 Ekimde
Kars'ın geri alınmasıyla neticelenmiş ve ileri hareketimizin Gümrü yönünde devam ettirilmesi
karşısında Erivan hükûmetiyle 18 Kasım 1920'de, önce 7 gün müddetle yapılan mütareke, 5
Aralık 1920 gününe kadar on gün daha uzatılmıştır. Türkiye'ye, Kars, Sarıkamış ve
Kağızman'dan başka, Kulp ve Iğdır'ı da bırakan 2 Aralık 1920 ''Gümrü antlaşması'' Türk-
Sovyet dostluğunda hiçbir aksaklık husule getirmemiştir. Türk taarruzu, Menşevik
Ermenistan'da, Türk-Ermeni barışının imzalandığı 2 Aralık 1920'de, Sovyet rejimi
kurulmasını da kolaylaştırmıştı. Mustafa Kemal Paşanın, Dağıstan muhtariyetinin ilân
edilmesi münasebetiyle memnuniyetini bildiren bir telgrafını Lenin, 7 Ocak 1921'de verdiği
cevapta ''... Sovyet Rusya, topraklarındaki bütün milletlere muhtariyet vermekte ve her
milletin kendi mukadderatını kendisi tâyin etmesi prensibi gereğince onların mahallî
muhtariyetler kurmalarını desteklemektedir'' dedikten sonra ''sarsılmaz bir enerjiyle yurdunun
bağımsızlığı ve refahı için savaşan Türk milletine ve onun hükûmetine en samimî
dileklerimizi ifade etmeme müsaade buyurun'' tarzında bir dostluk gösterisinde de
bulunmuştu. Lenin'in imzasıyla gelen bu telgraf da, Türk-Ermeni meselesinin tarafımızdan
çözülmesinin ve Gümrü antlaşmasının yeni başlamakta olan Türk-Sovyet dostluğunu bozmak
şöyle dursun, kuvvetlendirdiğini gösteren yeni bir vesika olarak ileri sürülebilir (114).
Moskova antlaşması ve Gürcü hareketi
Bu arada, Sovyetlerle yeni şartlara göre, dostluk antlaşmasını müzakere ve neticelendirmek
üzere seçilen muahede heyetimiz (115) (Yusuf Kemal Tengirşenk, Büyükelçi Ali Fuat Paşa,
Doktor Rıza Nur, Ataşemiliter Saffet ve Kur. Yb. Seyfi beyler) 20 Ocak 1921'de karayoluyla
Moskova'ya gitmek üzere Kars'tan hareket etmişti. Heyetimiz, 19 Şubat 1921'de Moskova'ya
vardıktan üç gün sonra Menşevik Gürcistan elindeki üç sancak kısımlarının da kurtarılmasına
geçildi. Ankara'daki Gürcü elçisiyle yapılan anlaşmaya göre (23 Şubat 1921) Ardahan (24
Şubat 1921), Artvin (6 Mart 1921), Ahısha (7 Mart 1921), Ahilkelek (14 Mart 1921) ve en
nihayet Batum (11 Mart 1921) Türk birlikleri tarafından işgal olundu. 18 ve 20 Mart 1921
günleri Batum'da, iki taraf arasında çarpışmalar oldu. 16 Mart 1921'de imza olunan Türk-
Sovyet dostluk antlaşması, Ankara'da Vekiller Heyetince kabul olunmuş (21 Mart 1921) ve
bunun hükümlerine göre, Batum, Ahıska ve Ahileklek Bolşevik Gürcülere bırakılmıştır (116).
Moskova antlaşmasının, Kafkas cumhuriyetleri ve Ukrayna ile yapılan anlaşmalarla
sağlamlaştırılması
Sovyet Rusya ile 16 Mart 1921 Moskova antlaşmasıyla tespit olunan hudutlar, 13 Ekim 1921
Kars antlaşmasıyla Sovyet Gürcü, Ermeni ve Azerbaycan hükümetleri tarafından da kabul
olunmuştur.
Moskova antlaşmasını müzakere ve imza eden heyet başkanı Yusuf Kemal Bey, Ankara'ya
dönüşünde, beraberinde muahedenin aslıyla birlikte dört yüz bin altın da getirmişti.
Yukarıda, kısaca anlatıldığı gibi, Mustafa Kemal Paşa, memlekete komünizmi sokmadan ve
Sovyet işgali altına (117) düşmeden, iki tarafın gerçek menfaatlerine uygun bir Türk-Sovyet
işbirliği ve dostluğu kurmaya muvaffak olmuştur. Bu dostluk, Batı devletleriyle de anlaşmaya
ve devamlı barışın temellerini atmaya hiç de engel olmamıştır (20 Ekim 1921 Türk-Fransız
Ankara anlaşması, 24 Temmuz 1923 Lozan antlaşması ve Boğazlar mukavelenamesi).
Moskova antlaşmasını, yukarıda belirtildiği gibi Kafkas cumhuriyetleriyle imzalanan Kars
muahedesi takip etmişti. Fransa ile varılan Ankara anlaşmasına (20 Ekim 1921) rağmen,
Türk-Sovyet dostluğu, 1922 yılı başlarında, Ankara'yı General Frunze başkanlığındaki
Ukrayna heyetinin ziyareti sırasında bu Karadeniz cumhuriyetiyle de imzalanan dostluk
anlaşmasıyla, bir kat daha kuvvetlenmiş bulunuyordu. Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan
Mustafa Kemal Paşa, Türk-Ukrayna antlaşmasının TBMM tarafından tasdik edildiğini ve
tasdikname vesikalarının Sıhhiye Vekili Dr. Rıza Nur Bey reisliğindeki bir heyet tarafından
takdim edileceğini bildiren 10 Nisan 1020 tarihli Fransızca telgrafnamesinde bilhassa şu
hususları açıklamıştı: ''... Rus dostluğu her vakit ve geçmişte olduğu gibi Büyük Millet
Meclisi hükûmeti politikasının temelini teşkil etmektedir. Emperyalist ve kapitalist devletlerin
yeni metodları karşısında, her iki memleketimizin, her vakitten daha kuvvetli bir blok teşkil
etmeleri lüzumuna inanmaktayım. Rusya'nın, birçok vesilelerle bize yaptığı yardımlar, bizce,
özel bir önem kazanmaktadır... Bu yardımın, geçirmekte olduğumuz şartlar içinde de, devam
edeceğini kuvvetle ümit etmekteyim (118).''
17 Aralık 1925 Türk-Sovyet ''Tarafsızlık antlaşması'' ile kuvvetleşen Türk-Sovyet dostluğuna
Türkiye, bu antlaşmanın Sovyetler tarafından bozulduğu 7 Kasım 1945 yılına kadar bağlı
kalmıştır. Şunu da hiçbir vakit hatırdan çıkarmamak gerekir ki Sovyet Rusya İkinci Dünya
Harbi sonunda ortaya attığı ''Çanakkale'de Sovyetlere dayanak noktaları verilmesi'' ve ''1921
Türk-Sovyet hudutlarının düzeltilmesi'' yolundaki isteklerinden, henüz resmen vazgeçmiş
bulunmamaktadır.
7. TÜRK-İNGİLİZ DOSTLUĞUNUN YENİLENMESİ
Mütareke yıllarında İngiliz tüşmanlığının sebepleri
Birinci Dünya Harbi sonlarında, Mondros Mütarekesi imza olunmadan önce, Fransız
hükûmeti, Loyd Corc'un talebi üzerine ve bir dostluk gösterisi olarak Şark ordularının
İstanbul'a yöneltilen sağ kanadının kumandasını, İngiliz Selânik Kuvvetleri Kumandanı
General Milne'e vermeyi kabul etmişti. Aynı zamanda, Mondros'ta bulunan Fransız Amirali
Amet'nin de ortadan silinerek Türklerle mütareke konuşmalarının yalnız İngiliz Amirali
Calthorpe (kaltorp) tarafından yürütülmesini de hoşgörmüştü. Bununla, Fransa, mütareke
konuşmalarını ve bu anlaşmanın uygulanmasını, önceden İngiltere'ye bırakmış oluyordu
(119). Osmanlı Devletinin Filistin'de Allenby ordularının taarruzuyla çökertildiğini ileri süren
İngiltere, kendi başına, Müttefiklerini karıştırmaksızın, Osmanlı Devletiyle imzaladığı
mütarekenamenin uygulanmasını da üzerine almış bulunuyordu. Mütarekenameyi imza eden
İngiliz Amirali Calthorpe, önceleri Mondros'tan ve hemen arkasından İngiliz yüksek komiseri
olarak İstanbul'a geldikten sonra, mütarekenamenin uygulanması işini de kendisi yürütmüştür.
Mütarekenamenin imzası sıralarında elimizde bulunan Musul şehriyle, bu vilâyetin bazı
kazaları, İskenderun ve Adana vilâyeti, hep, Amiralin yüksek komiserliği zamanında, onun
Babıâli'ye verdiği ültimatom ve notalarla haksız ve mütarekenameye aykırı olarak işgal
olunmuştur. Daha sonra, hiçbir sebep yok iken, İzmir'e bizzat giderek hiçbir Türk
mukavemetine meydan verdirmeden Yunan birliklerinin karaya çıkarılmasını (15 Mayıs)
sağlayan da yine aynı zattır. İngiltere, İstanbul'da İtilâf orduları arasında kumanda meselesini
düzenleyen, Müttefikler arası 3 Aralık 1918 Londra anlaşmasına da riayet etmeyerek, Fransız
Şart Orduları Kumandanı General Franchet d'Esperey karargâhının İstanbul'a gelmesinden
sonra dahi, İstanbul'da kumandayı elinde muhafaza etmekte devam etmiştir.
Batum işgal ve tecavüzlerini 27'nci İngiliz Tümeni Kumandanı General Walker ve Batum
Askerî Valisi General Thomson yapmışlardı. Çanakkale'yi de 28'inci İngiliz Tümeni işgal
etmişti. Musul haksızlığı ve bu cephede mütarekeye aykırı işgaller, Irak İngiliz ordusu
Kumandanı General Marshal ve Süvari Tümeni Kumandanı General Cassel (Kassel)'in
emirleriyle yapılmıştır. erzurum'dan Edirne'ye ve İzmir'e kadar dağıtılan İtilâf kontrol
subaylarının hepsi İngilizdi.
Bundan başka, Osmanlı Harbiye Nazırıyla (Ömer Yaver Paşa) Hariciye Nazırını (Mustafa
Reşit Paşa) İngiliz sefaretine çağırarak, mütarekename ile hiçbir ilgisi olmayan ve bu anlaşma
hükümlerini aşan 6'ncı Ordu hakkındaki isteklerini bir ültimatom hâlinde bildiren zatın da
Mareşal Allenby olduğu unutulmamalıdır.
''Ermenistan ve Kürdistan'' işleriyle en çok uğrdaşanlar da İngilizlerdi. Allenby isteklerinin
gayesi de bu idi. Bu konuda Meraşel Fevzi Çakmak'nı fikri şudur: ''İngilizler, Kafkasya'yı
işgal ettikten sonra Armeni hükümetini teşkil ile Kars'ı ele geçirmişler ve Vilâyatı Şarkiyeyi
de Ermenistan ve Kürdistan namıyla kendilerine bağlı birer hükümetçik hâline koymaya
teşebbüs etmişlerdi. Fakat, Yakup Şevki Paşanın Kafkasya'dan Erzurum'a çektiği ordusu tam
ve mücehhez bir halde elde bulundukça bunu yapmaya muvaffak olamadıklarından Yakup
Şevki Paşayı İstanbul'a celbedip Malta'ya sevk ile Erzurum ve Sarıkamış'a da Miralay
Rawlinson'u icrayı faaliyete memur etmişlerdi. Büyük Mustafa Kemal Paşanın Erzurum'a
gelerek işi ele alması İngiliz plânını akamete uğratmıştı.''
Samsun bölgesiyle Doğu Karadeniz kıyılarında Rum ahali arasında Pontosculuğu da
destekleyen İngilizlerdi. 6 ıncı Ordu Kumandanı Ali İhsan Paşanın da Osmanlı Harbiye
Nazaretine yazdığı 15 Ocak 1919 tarihli raporunda belirttiği gibi ''İngilizler, Türklerden gayri
bütün kavimleri kışkırtarak istiklâl daiyesine düşürüp Osmanlı padişahlığını parçalamak
emelindedirler.''
Mütarekenin ilk yedi ayında yapıldığı anlatılan haksızlıkların kısa ve eksik plançosu bile Türk
milletinde ve Türk ordusunda, bütün iyi niyet duygularımıza rağmen, İngilizlere karşı uyanan
düşmanlığın ve duyulan hıncın en kadar haklı ve yerinde olduğunu gösterecek bir yeterlikte
olduğunu sanıyorum.
16 Mart 1920 İstanbul işgalini, Mebusan Meclisi tecavüzünü ve Şehzadebaşı baskınını da
yapanların İngiliz birlikleri olduğu buna eklenirse, İngilizlere karşı duyulan husumetin
kaynakları kolayca anlaşılır.
Atatürk'ün dış politika anlayışı
Bu olayların başında bulunanlara şahsen hiçbir kabahat ve kusur yüklemek doğru olmayacağı
bilinen bir gerçektir. Bu şekilde davrananlar ancak hükümetlerinin emirlerini yapmışlardırr. O
hâlde, asıl mesele, Büyük Britanya İmparatorluğuna, tuttuğu politikanın yanlış olduğunu fiilen
göstermek ve onu Türk dostluğuna yanaştırmakta idi. Açıkçası, İngiltere'ye ve büyük batılı
devletlere Türk milleti hakkında verdikleri ''ölüm kararını'' değiştirtmekte idi. ''Millî hudutlar
içinde müstakil ve her hür bir Türkiye yaratmak'' davasıyla mücadeleye atılan Mustafa Kemal
Paşa için irsî düşman ve devlet politikasında silinmeyen kin ve unutulmayacak düşmanlık
yoktu ve olamazdı (120). Devlet idaresinde ve dış politikada ancak ''o zamanki menfaatler
muvazenesi'' hâkim olabilirdi. Atatürk'ün dediği gibi, ''Türkiye'nin mevcudiyet ve istiklâline
hürmet eden milletlere, Türkiye halkı derin ve samimi muhabbetini'' göstermekte kusur
etmezdi.
İngiltere'ye ve batılı devletlere, Türk milletinin varlığını, yaşama hakkını ve Türkiye'yi yok
etmek için Yunanistan'ı kullanmanın yanlış olduğunu isbat etmek gerekiyordu. Buna
muvaffak olduğumuz takdirde, başta İngiltere olmak üzere, batılı devletlerin, hatta
Yunanistan'ın menfaatlerini Türkiye ile dost olmakta göreceklerine şüphe yoktur.
Türk-İngiliz dostluğunun temeli
Sayın Profesör Yeşke'nin yukarıda özetini verdiğimiz yazısında da belirttiği gibi Türk-İngiliz
dostluğunu sağlayan en büyük ve tarihî olay, Başkumandan Atatürk'ün Yunan ordusunu beş
gün içinde (26-30 Ağustos 1922) yok etmesi yani Büyük Zaferimiz olmuştur. Bundan sonra,
Mustafa Kemal Paşa, o zamanki kuvvet ve kudretinin sınırlarını gayet iyi hasep ederek,
isteklerinde ölçülü davranmış ve âkibeti meçhul yeni maceralara atılmaktan kendini
korumuştur. hiç şüphesiz, Türk ordularının İzmir'den sonra Çanakkale Boğazı bölgesindeki
İngiliz kuvvetlerini sıkıştırdıkları 1922 Eylül ayının son günlerinde durum çok buhranlı idi.
Bu günlerde onun yanlış ve acele bir kararı, Büyük Britanya ile yeni bir harp açılmasına ve
kazanılan zafer meyvalarının elden kaçmasına sebep olabilirdi. Mustafa Kemal Paşanın
soğukkanlılığı ve ileriye doğru olarak görebilmesi ve hesaplı davranışı, Türkiye'yi zaferden
sonra yeni maceralara atılmaktan ve Batı Trakya'nın ve Musul'un işgali gibi elde edemeyeceği
teşebbüslerde bulunmaktan alıkoymuştur. Diplomatik sahada Türk-İngiliz dostluğunu
hazırlayan ikinci olay, Lozan Konferanslarında, Boğazlar mukavelenamesinde Türk-İngiliz
menfaatlerinin uzlaştırılması olmuştur (121).
8. YENİ TÜRKİYE'NİN HUDUTLARI
Mustafa Kemal Paşa ve hudutlarımız
Yeni Türkiye'nin bugünkü sınırları, Mustafa Kemal Paşanın mütareke imzalandığı günlerde,
Yıldırım Ordular Grubu Kumandanı olarak başlayan (122) ve daha sonra Samsun'a
geçmesiyle bütün Millî Mücadelede devam eden basiretli, azimli ve hesaplı çalışmalarıyla
tespit olunmuştur (123).
Mondoros Mütarekenamesinin ''Muhasemat, 1918 yılı Ekim ayının 31 inci günü, mahallî
saatle öğle vakti, nihayet bulacaktır'' şeklindeki sonuncu maddesi (25 inci madde), her iki
taraf ordularının bulundukları çizgileri aşmamalarını gerektirir. Millî Misakımızın 1 inci
maddesi de 30 Ekim 1918 günü düşman ordalarının işgali altındaki çiziyi ''Mütareke Hattı''
olarak kabul etmiştir. Müterakenamenin 7 inci maddesindeki''Müttefikler emniyetlerini tehdit
edecek vaziyet zuhurunda herhangi bir sevkülceyş noktasını işgal hakkını haiz olacaklardır''
kaydının, hiçbir gerekçe ileri sürmeden koca vilâyetlerin İtilâf, hatta üçüncü bir devlet
tarafından işgaline hak vermeyeceği hiç itiraz kaldırmayan bir gerçektir. Bununla beraber,
mütarekenamede, bir mütareke hattı tesbit edilmiş olsaydı, yapılan tecavüzlerin daha açıkça
anlaşılmasına yardım edeceği gibi bir fayda mülâhaza olunabilir.
Güney hududumuz
Güney hududumuz için Bekir Sami-Briand arasında yapılan ve Mustafa Kemal Paşa
tarafnıdan kabul olunmayan 11 Mart 1921 Türk-Fransız anlaşması esastır. Bu anlaşmanın
hududa ait 14 üncü maddesi şudur: ''Yeni hudut, İskenderun Körfezinde ve Payas'ın
güneyinde bir noktadan başlayarak hissolunacak surette düz olarak Meydani Ekbez'e doğru
gider. Bu köy ve istasyon Suriye'de kalır. Oradaki Mersevi mevkiini Suriye'ye ve Karnebi
mevkii ile Kilis şehrini Türkiye'ye bırakacak surette güney doğuya yönelir ve Çobanbey
istasyonunda Bağdat demir yoluna kavuşur ve Nusaybin'e kadar demir yolunu takip eder.
Demiryolunun plâtformu Türk arazisinin içinde kalır. Hudtu, Nusaybin'den sonra Arzanah
kuzeyinde Fırat'ın dirseğine kavuşur ve Cezirei İbni Ömer'e kadar güneye doğru Fırat'ı takip
eder.''
20 Ekim 1921 Ankara Türk-Fransız anlaşmasında hudut, Nusaybin ile Cizre arasındaki eski
yoldan ve (Cizre) kasabasının Türkiye'ye bırakılması gibi küçük düzeltmeler bir yana
bırakılırsa, Bekir Sami Bey anlaşmasında olduğu gibi kalmıştır. Bilindiği gibi Lozan
antlaşması da, Ankara anlaşması hududunu olduğu gibi kabul etmiştir. Hatay'ın Türk
toprakları dışında kalmış olmasını kendine büyük bir kaygı edinen Büyük Atatürk, şahsi nüfuz
ve otoritesini kullanarak sağlığında hududumuzdaki bu büyük haksızılğı da kaldırmaya
muvaffak olmuş ve 5 Temmuz 1938'de, Türk ordusunun, bu öz Türk yurduna da barış yoluyla
girmesini sağlamıştı. Hatay, 23 Haziran 1939 Türk-Fransız anlaşmasıyla anavatana katılmış
ve güney hududumuz bugünkü şeklini almıştır.
Avrupa yakasındaki hududumuz
Avrupa'daki hududumuzun en sakat tarafı, şüphesiz. 29 Eyüll 1913 Türk-Bulgar hududunun
elde edilmemiş olmasıdır. Bu suretle Kuleliburgaz (Pityon) - Karaağaç demir yoluyla birlikte
Kızıldelice deresine kadar uzanan Meriç batısındaki bir bölge, Yunanistan'da kalmış oluyor.
Yalnız, Yunan tazminatına karşılık, Karaağaç istasyonuyla küçük bir köprübaşı elimizde
bırakılmıştır (124). Lozan Konferansı'nda, Batı Trakya'da plebisit yapılması hakkındaki ''Millî
Misak''ın üçüncü maddesinin isteği de, Lozan Konferansı'ndaki gayretlerimize rağmen, yerine
getirilememiştir. Buradaki Türk çoğunluğu, İstanbul Rumlarına bir karşılık olarak
mübadeleden istisna edilmiştir. Batı Trakya Türklerinin durumunun, İstanbul Rum
vatandaşlarımızın faydalandıkları eşitlik derecesinde düzelmesi, Türk-Yunan
münasebetlerinin samimiyetine, Yunan hükümetin iyi niyetine, komşuluk ve dostluk
anlayışına, daha çok oradaki kardeşlerimizin davranış ve uyanışlarına kalmış gibidir.
Doğu hududumuz
Sovyet Rusya ile bugünkü doğu hududumuz, evvelâ Menşevik Ermenistan'la, arkasından
Sovyet Rusya ve Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcüstan'a imzaladığımız Gümrü (2 Aralık
1920), Moskova (16 Mart 1921) ve Kars (13 Ekim 1921) antlaşmalarıyla tespit edilmiş
bulunmaktadır. Tarafların tam bir serbestlik içinde vardıkları bu anlaşmalar dışında
Türkiye'nin bir hırs ve emeli kalmamıştır.
Boğazlar anlaşması, Ege adaları ve Montreux anlaşması
Gayri askerî bölgeler rağmen, Lozan'da imzalanan ''Boğazlar Mukavelesi'' (24 Temmuz 1923)
Türkiye bakımından bir süre için, Boğazların emniyetini sağlayacak mahiyette idi. Ege adaları
üzerinde hâkimiyet problemi de, Lozan antlaşmasıyla (24 Temmuz 1923) çözülmüştü.Eski
Boğazlar mukavelenamesinin yerini alan Montreux (Montrö) anlaşması ise (20 Temmuz
1936) Boğazlardaki ''gayrı askerî bölge'' kaydını kaldırmış ve yeni duruma göre Türkiye'nin
ve Karadeniz'de kıyıları olan devletlerin emniyetlerini yeniden düzenlenmiş ve
sağlamlaştırmıştır. İkinci Dünya Harbi'nde Türkiye bu anlaşmaların hükümetlerine titizlikle
bağlı kalmıştır.
Millî Misakın birinci maddesinde sonradan yapılan değişiklik
İstanbul'da toplanan son Osmanlı Mebuslar Meclisi'ndeki mebuslar tarafından, Sivas Kongresi
kararlarına ve Mustafa Kemal Paşa'nın talimatına göre, 28 Ocak 1920'de kaleme alınan ''Ahdı
Millî'' (Misakı Millî'' beyannamesi, Meclisin 17 Şubat 1920 oturumunda okunarak kabul
olunmuş ve ertesi günü de bu beyannamenin bütün parlamentolara ve basına bildirilmesi
kararlaştırılmıştır. Osmanlı Meclisince kabul olunan bu beyannamenin birici maddesinde,
Profesör Yeşke'nin işaret ettiği gibi ''... hattı mütareke dahil ve haricinde dinen, ırken, emelen
müteahhit ve yekdiğerlerine karşı hürmeti mütekabile ve fedakârlık hissiyatıyla meşhum ve
hukuku ırkiye ve içtimaiyeleriyle şeraiti muhitiyelerine tamamiyle riayetkâr Osmanlı İslam
ekseriyetiyle meskûn bulunan aksamın heyeti mecmuası hakikaten veya hükmen hiç bir
sebeple tefrik kabul etmez bir küldür'' kaydı vardır. Üç doğu vilayetimiz (Batum, Kars ve
Ardahan) ve Batı Trakya için beyannamede ayrı hükümler (2'inci ve 3'üncü maddeler) kabul
olunduğuna ve Hatay da 30 Ekim 1918 mütareke hattı içinde bulunduğuna göre ''Mütareke
hattı haricinde'' kaydı (125), Milli Misakla, Mustafa Kemal Paşanın arzu ve maksadı dışında
bazı emeller beslendiği şüphesini uyandırabilirdi.
Profesör Yeşke'nin de Hamdullah Suphi Tanrıöver'in hatırasına dayanarak ileri sürdüğü gibi
Mustafa Kemal Paşanın, kendisine tevdi ettiği Sivas Kongresi beyannamesine uygun ve başta
Mustafa Kemal Paşa olmak üzere bütün Temsil Heyeti üyelerinin imzalarını taşıyan bir metni
''1920 yılı başlarında Milli Misakı hazırlamakla görevli komisyona verdiğini'' sayın Hüsrev
Gerede teyit etmiş bulunmaktadır. Hüsrev Gerede'nin hatırladığına göre komisyon, Mustafa
Kemal Paşanın metnini pek az bir değişiklikle kabul etmiştir. Mustafa Kemal Paşanın Hüsrev
Gerede'ye verdiği metin, İstanbul Meclisi'nin basılacağı haber alınması üzerine, Hüseyin Rauf
Beyin (Sayın H. R. orbay) kararıyla Ankara'ya gönderilmiştir. Büyük Millet Meclisi evrakı
arasında bulunması muhtemel olan bu vesika bütün araştırmalara rağmen henüz
bulunamamıştır (126).
BMM üyeleri 18 Temmuz 1920'de, gizli bir oturumda ''Misakı Milli''ye sadakat yemini
ettikleri gibi bir yıl sonra, 10 Mayıs 1921'de Millet Meclisi'nde kurulan ''Anadolu ve Rumeli
Müdafaai Hukuk Grubu'' nizamnamesi için kabul olunan iki temel umdeden birincisi ''Misakı
Milli esasları dairesinde memleketin bütünlüğünü ve milletin istiklâlini sağlayacak barışı elde
etmek için milletin bütün maddi ve manevi kuvvetlerini bu esasa göre yöneltmekti (127).
Yukarıda belirtildiği gibi, BMM'inde sadakat yemini yapıldığı ve daha sonra bu misakın
Meclis Müdafaai Hukuk Grubu nizamnamesinin en önemli bir kısmı olarak kabul olunduğu
sıralarda, birinci maddedeki ''hattı mütareke dahil ve haricinde...'' hükmünden hariç
kelimesinin Mustafa Kemal Paşa tarafından çıkarıldığı anlaşılmaktadır. ''Misakı Milli''nin
daha sonraki metinlerinde bu ''hariç'' kelimesinin çıkarıldığı görülmüştür.
Türkiye'nin bugünkü hudutları üzerindeki bu kısa araştırmadan da anlaşılacağı gibi, Milli
Mücadele yıllarında hudutlarımızı tespit eden anlaşmalardan sonra, Atatürk, bu hudutları,
barış yoluyla düzeltmek için çalışmalarına devam etmiş ve Montrö anlaşmasıyla (20 Temmuz
1936) Boğazlar gibi en önemli bir bölgede Türkiye'nin emniyetini sağlamış ve 5 Temmuz
1938'de Türk birliklerinin Hatay'a girmeleriyle de Güney hududumuzda bu öz Türk yurdu,
barış yollarıyla anavatana kavuşmuştur. Bu iki olay, bütün ömrünü Türk toraklarının
savunulmasında ve Türk sınırlarının kuvvetlendirilmesinde harcayan Atatürk'ün Türk
vatanına, Milli Mücadele yıllarından sonra yaptığı büyük hizmetlerin başında yer alacak
kıymette birer başarıdır.
1918 - 1922 YILLARINDA OSMANLI HÜKÜMETİ
1958 yılı Ağustos ayında Başvekâlet arşivinde iradeler üzerinde yaptığım incilemelere
dayanarak, Sayın Profesör Yeşke'nin boş bıraktığı bazı tarihleri tamamlamak ve bazı ilaveler,
düzeltmeler yapmak isterim:
1. İlk Talat Paşa kabinesi 22 Kanunu Sani (Ocak) 1332 (4.2.1917)'de kurulmuştu. Sultan
Reşad'ın ölümü (3 Temmuz 1918) üzerine yeni hükümdar Mehmet Vahidettin, Talat Paşa'yı
sadarete bırakmış, sadrazamın 6 Temmuz 1918'de teklif ettiği Vükela Heyeti listesini tasdik
etmiş ve yeni hükümete 8 Temmuz 1918'de bir hattı hümayunla bazı talimat vermişti. Buna
göre, Talat Paşa'nın 6 Temmuz 1918'de ikinci sadaretinin de listenin başına kaydedilmesi
gerekiyor. (Bk. T. V. 9 Temmuz 1334 / 1918, Numara 3289).
2. Harbiye Nazırı Enver Paşa, Berlin'e giden sadrazam ve Maliye Nazırı Vekili Mehmet Talat
Paşa'nın avdetine kadar, Meclisi Vükelâya, Şeyhülislam tarafından riyaset edilmek üzere,
sadaret vazifelerinin Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Maliye umurunun, posta, Telgraf ve
Telefon Nazırı Haşim Bey taraflarından vekaletenifası tensip edilmiştir. 3 Eylül 1334/1918.
Buna göre, Enver Paşa, 3-27 Eylül 1918 sadrazam vekili olarak listede yer almalıdır. (Bk. T.
V. 4 Eylül 1334/1918, 3336 ve T. V. 28 Eylül 1334/1918, 3353).
3. Paris barış konferansına giden Sadrazam ve Hariciye Nazırı Damat Ferit'in dışarıda
bulunacağı süre için sadaretin Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Hariciye Nezareti işlerinin Roma
Sefiri Safa Bey tarafından yürütülmesi irade tarihi 3 Haziran 1335/1919 olduğuna göre,
Mustafa Sabri Efendinin sadrazam vekilliği, 3.6.1919 - 18.7.1919 olarak düzeltilmelidir.
Hariciye vekilleri bahsinde de, Safa Beyin Hariciye Nazır Vekilliği 6.6.1919 olarak başlar
(Bk. T.V., 12 Haziran 1919/1335, 3573).
4. İsmail Canbulat Beyin Dahiliye Nazırlığı tarihi, 30.7.1918 değildir, doğrusu 16.7.1918'dir
(Bk. T. V., 20.7.ƒ 1918/1334, 3297).
5. Doktor Nazım Beyin Maarif Nazırlığına tayin terihi, 30 Temmuz 1334/1918 olmayıp 20
Temmuz 1918'dir (Bk. T. V., 21 Temmuz 1918/1334, 3298).
6. Kemal Beyin (Kara Kemal) İaşe Nazırlığına tayin tarihi 22.8.1918 değildir, 18.8.1918'dir
(Bk. T. V., 21.8.1918, 3324).
7. HüseyinHaşim Beyin Posta ve Telgraf Nazırlığına tayin tarihi 3.9.1917'dir. (Bk. T. V., 10
Eylül 1917/1333, 2999).
8. Ahmet Rıza Bey, Ayan Reisliğine 10 Ekim 1918'de tayin olunmuştur (Bk. Meclisi Ayan
zabıt ceridesi, birinci içtima, 10 Ekim 1918).
9. 21 Ekim 1920'de kurulan Tevfik Başa kabinesinde Maarif Nazırlığına eski Hariciye Nazırı
Reşit Paşa tayin olunmuştur. Profesör Yeşke listesinden sehven Abdullah Bey olarak
gösterilmiştir. Abdullah Bey, 21 Ekim 1920'de Nafia Nazırları listesinde yer alacaktır. (Bk. T.
V., 23 Ekim 1920/1336, Numara 3988).
10. Bahriye Nazırı Esad Paşanın soyadı, ''Bükat'' olmayıp, ''Bülkat'' olacaktır.
KRONOLOJİ
19 Ocak 1913 Müdafaa-i Milliye Cemiyeti'nin kuruluşu.
29 Eylül 1913 Osmanlı Bulgar İstanbul antlaşması.
29 Ekim 1914 Rus limanlarının, Osmanlı donanması tarafından
bombardıman edilmesi.
4 Mart - 10 Nisan 1915 Büyük Britanya, Fransa ve Rusya arasında
''İstanbul anlaşması.''
26 Nisan 1915 Büyük Britanya, Fransa, Rusya ve İtalya arasın- da Londra antlaşması.
1 Haziran 1915 Mustafa Kemal'in Albaylığa yükselişi.
6 Eylül 1915 Türk-Bulgar hududu hakkında Sofya anlaşması.
1 Nisan 1916 Mustafa Kemal'in Generalliğe yükselişi.
26 Nisan 1916 İngiltere, Fransa ve Rusya arasında, Asya'daki
Osmanlı topraklarının paylaşılması için yapılan
anlaşma.
9-16 Mayıs 1916 Sykes-Picot anlaşması.
4 Şubat 1917 İlk Talât Paşa kabinesinin kuruluşu.
19-21 Nisan 1917 İngiltere, Fransa ve İtalya arasında, St. Jean de
Maurienne anlaşması.
7 Kasım 1917 Rusya'da Bolşevik İhtilâli.
18 Aralık 1917 Osmanlı-Rus Erzincan Mütarekesi.
15 Aralık 1917-4 Ocak 1918 Veliahd Vahidettin'in Almanya seyahati.
2 Ocak 1918 Lord Curzon'un Türkiye hakkındaki muhtırası.
5 Ocak 1918 Loyd Corc'un Türkiye hakkındaki nutku.
8 Ocak 1918 Wilson'un ''14 Madde''lik barış programı.
3 Mart 1918 Merkezi devletlerle Sovyet Rusya arasında Brest-
Litovsk antlaşması.
4 Haziran 1918 Osmanlı-Gürcü, Osmanlı, Ermeni ve Osmanlı-
Azerbaycan Batum antlaşmaları.
8 Haziran 1918 Osmanlı-Kuzey Kafkasya antlaşması.
3 Temmuz 1918 V. Sultan Mehmed Reşad'ın vefatı.
4 Temmuz 1918 VI. Sultan Mehmet Vahidettin'in cülûsu.
6 Temmuz 1918 İkinci Talât Paşa kabinesinin kuruluşu.
14 Temmuz 1918 Elyiye-i Selâse'de plebisit yapılması.
15 Eylül 1918 Kafkas İslâm ordusunun Bakû'yü işgali.
19 Eylül 1918 Filistin cephesinde Allenby taarruzu.
24 Eylül 1918 Türk-Bulgar hududu hakkında Berlin protokolü.
6 Ekim 1918 Hazer kenarındaki Derbend'in, Kafkas İslâm
ordusu tarafından zaptı. Loyd Corc'un, Yüksek Harp Konseyinden, Boğazların General
Milne tarafından işgali ve Clemanso'dan, mütareke
işlerinin Amiral Calthorpe tarafında
yürütülmesi müsaadesini alması.
10 Ekim 1918 Ahmet Rıza Beyin Âyân Reisliğine tâyini.
14 Ekim 1918 Ahmet İzzet Paşa kabinesinin kuruluşu.
30 Ekim 1918 Mondros Mütarekenamesinin imzalanması.
31 Ekim 1918 VII. Ordu Kumandanı Mustafa Kemal Paşanın,
Yıldırım Ordular Grubu kumandasını alması.
3 Kasım 1918 İngilizlerin Musul şehrini işgal etmeleri.
Mustafa Kemal'in silâh ve cephanenin emniyet
altına alınması hakkında Erkânı Harbiyeyi ikaz
etmesi.
5 Kasım 1918 İttihat ve Terakki Fırkasının, kendi kendini
fesh etmesi.
Kars İslâm Şûrasının kuruluşu.
6-12 Kasım 1918 İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin Çanakkale
Boğazını işgal etmeleri.
8 Kasım 1918 Hazer kenarındaki Petrovsk'un Kafkas İslâm
ordusu tarafından işgali.
8-15 Kasım 1918 Musul şehrinin 6 ncı Ordu tarafından boşaltılması.
8-30 Kasım 1918 Musul vilâyetinin İngiliz tarafından işgali.
9 Kasım 1918 İskenderun'un İngilizler, Doğu Trakya demir
yollarının Fransızlar tarafından işgali.
10 Kasım 1918 Yıldırım Orduları Grubu ile 7 nci Ordu
Karargâhının lâğv edildiği ve Mustafa Kemal
Paşanın Harbiye Nezareti emrine verildiğine
dair, 7 Kasım 1918 tarihli kararın tebliği ve
Mustafa Kemal'in, kumandayı, 2 nci Ordu
Kumandanı Nihat Paşaya devrederek
İstanbul'a hareketi.
11 Kasım 1918 Teceddüt Fırkası'nın kurulması.
Ahmet Tevfik Paşa kabinesinin teşekkülü.
13 Kasım 1918 İtilâf donanması İstanbul'da.
Mustafa Kemal Paşanın İstanbul'a gelişi (M.
Kemal, 21 Aralık 1918'e kadar Akaretler'deki
evinde, 21 Aralıktan 16 Mayıs 1919'a kadar da
Şişli'deki apartmanda oturmuştur).
15 Kasım 1918 Karadeniz Boğazının, İtilâf kuvvetleri
tarafından işgali.
Mustafa Kemal'in Vahidettin'le görüşmesi.
17 Kasım 1918 Bakû'nun Türk kıtaları tarafından bırakılması.
29 Kasım 1918 Mustafa Kemal'in Vahidettin'le görüşmesi.
3 Aralık 1918 İstanbul'da İtilâf orduları arasında kumanda
meselesini düzenleyen Londra anlaşması.
4 Aralık 1918 İstanbul'da ''Şark Vilâyetleri Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti''nin kurulması.
11 Aralık 1918 Dörtyol'un Fransızlar tarafından işgali.
14 Aralık 1918 İtilâf donanması İzmir'de.
17 Aralık 1918 Mersin'in Fransızlar tarafından işgali.
20 Aralık 1918 Mustafa Kemal'in Vahidettin'le görüşmesi.
24 Aralık 1918 Batum'un İngilizler tarafından işgali.
26 Aralık 1918 Pozantıya kadar Adana vilâyetinin Fransızlar
tarafından işgali. Osmanlı kuvvetlerinin
Kars'ı terketmeleri.
28 Aralık 1918 2 nci Ordu Kumandanlığının lâğv edilerek
Yıldırım Kıtaatı Müfettişliğinin teşkil edilmesi.
30 Aralık 1918 Venizelos'un, Meis Adası-Marmara çizisinin
batısında kalan Anadolu'nun Yunanistan'a
bırakılması hakkındaki muhtırası.
1 Ocak 1919 Ayıntap'ın İngilizler tarafından işgali.
3 Ocak 1919 Cerablus'un İngilizler tarafından işgali.
9 Ocak 1919 Uzunköprü-Hadımköy demiryolunun
Yunanlılar tarafından işgali.
13 Ocak 1919 İkinci A. Tevfik Paşa kabinesinin kuruluşu.
14 Ocak 1919 Siftek ve Arappınar'ın İngilizler tarafından işgali.
15 Ocak 1919 Haydarpaşa istasyonunun İngilizler, Şark demir
yolları müdüriyetinin Fransızlar tarafından işgali.
17-18 Ocak 1919 Kars'ta, Güney-Batı Kafkasya geçici Millî
hükûmetinin kurulması.
22 Ocak 1919 Batum'un Türk kuvvetleri tarafından
boşaltılması. Konya istasyonunun İngilizler
tarafından işgali.
1 Şubat 1919 Kasaba-Aydın demiryolunun İngiliz ve Fransız
kıtaları tarafından işgali.
2 Şubat 1919 Mersinli Cemal Paşanın Yıldırım Kıtaatı
Müfettişliğine tâyini.
3 Şubat 1919 Bir Fransız müfrezesi Çiftehan'Da.
7 Şubat 1919 Mareşal Allenby'nin 12 maddelik ültümatomu.
9 Şubat 1919 6 ncı Ordunun, XIII üncü Kolorduya çevrilmesi.
12 Şubat 1919 Trabzon'da ''Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti''nin
kurulması.
18 Şubat 1919 Yakup Şevki Paşanın geri çağırılamsı için Gnl.
Milne'in Harbiye Nezareti'ne müracaatı.
21 Şubat 1919 Ali İhsan Paşanın 6 ncı Ordu Kumandanlığından
ayrılması.
22 Şubat 1919 Maraş'ın İngilizler tarafından işgali.
24 Şubat 1919 Üçüncü Tevfik Paşa kabinesinin kurulması.
26 Şubat 1919 Ermenilerin On'lar konseyinden Maraş,
Kilikya, 6 Doğu vilâyeti ve Trabzon'u istemeleri.
27 Şubat 1919 Birecik'in İngilizler tarafından işgali.
2 Mart 1919 Ali İhsan Paşanın Haydarpaşa'da İngilizler
tarafından tevkif edilmesi.
4 Mart 1919 Birinci Ferit Paşa kabinesinin kuruluşu.
9 Mart 1919 Bir İngiliz müfrezesinin Samsun'a çıkışı.
10 Mart 1919 Şark Vilâyetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin
Erzurum şubesinin açılması.
13 Mart 1919 Amerika Yüksek Komiseri Amiral Bristol'un
Samsun'u ziyareti.
14 Mart 1919 İzmir Valisi Nurettin Paşanın İngiliz baskısıyla
azledilmesi.
16 Mart 1919 Harabnaz ve Telebyaz istasyonlarının İngilizler
tarafından işgali.
24 Mart 1919 Urfa'nın İngilizler tarafından işgali.
28 Mart 1919 Antalya'nın İtalyanlar tarafından işgali.
30 Mart 1919 İzmir ve arka bölgesinin Yunanistan'a verilmesi.
Damat Ferit'in, İngiltere himayesi altına girmek
için Calthorpea'a bir proje vermesi.
3 Nisan 1919 Kâzım Karabekir'in XV inci Kolordu
Kumandanlığına tâyini.
8 Nisan 1919 Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Beyin idama
mahkûm edilmesi.
12 Nisan 1919 İngilizlerin, Kars'taki geçici hükûmet üyelerini
Malta'ya sürmeleri.
13 Nisan 1919 Kars'ın İngilizler tarafından işgali.
16 Nisan 1919 Afyonkarahisar istasyonunun Fransızlar
tarafından işgali.
18 Nisan 1919 Lord Curzon'un, İzmir'in Yunanistan'a
verilmesi kararı aleyhindeki muhtırası.
21 Nisan 1919 Wilson'un, İzmir ve civarının Yunanistan'la
birleştirilmesi hakkındaki nutku.
23 Nisan 1919 İtalyanların Paris Barış Konferansını terketmeleri.
26 Nisan 1919 Bir İtalyan taburu Konya'da.
30 Nisan 1919 Mustafa Kemal Paşanın, 9 uncu Ordu Kıtaatı
Müfettişliğine tâyini hakkındaki kararın
Vahidettin tarafından tasdiki.
4 Mayıs 1919 Kuşadası'nın İtalyanlar tarafından işgali.
5-6 Mayıs 1919 Loyd Corc'un, Üçler konseyinde, Anadolu'da
İtalyan işgaline muhalefetle İzmir'in
Yunanistan'a verilmesini istemesi.
6 Mayıs 1919 9 uncu Ordu Kıtaatı Müfettişliğine tâyin edilen
Mustafa Kemal Paşaya, müfettişlik vazifesi
hakkında talimat verilmesi.
11 Mayıs 1919 Fethiye, Bodrum ve Marmaris'in İtalyanlar
tarafından işgali.
12 Mayıs 1919 İtalyanların Paris Barış Konferansı'na dönmeleri.
14 Mayıs 1919 Üçler Konseyinin, ''Meğri batısında bir
noktaya'' kadar uzanan bölgede Yunan
mandasına karar vermesi.
Amiral Calthorpe'un, İzmir'in işgal edileceği
hakkında XVII inci Kolordu Kumandanı Ali
Nadir Paşaya notası.
Wİlson'un, Senato'nun tasdiki şartıyla Ermeni
mandasının kabul etmesi.
Bir İtalyan müfrezesi Akşehir'de.
15 Mayıs 1919 İzmir'in Yunanlılar tarafından işgali.
Mustafa Kemal Paşanın Vahidettin'le görüşmesi.
16 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşanın İstanbul'dan Samsun'a
hareketi.
17 Mayıs 1919 9 uncu Ordu Kıtaatı Müfettişi Mustafa Kemal
Paşaya verilen talimatın Vükelâ Meclisince
kabul edilmesi.
18 Mayıs 1919 İzmir'in işgali üzerine İstanbul'da ''millî matem
günü.''
19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşanın 9 uncu Ordu Kıtaatı
Müfettişi olarak Samsun'a çıkışı.
Dörtler Konseyinin, Yunan işgalini, İzmir
sancağı ve Ayvalık kazasıyla sınırlandırması.
İkinci Damat Ferit kabinesinin kuruluşu.
Gnl. Milne'in, Mustafa Kemal'in niçin ''büyük
bir karargâhla Sivas'a'' gönderildiği hakkında
Harbiye Nezaretine yazısı.
İstanbul'da Fatih mitingi.
20 Mayıs 1919 Üsküdar mitingi.
21 Mayıs 1919 Bir İtalyan müfrezesi Afyon'da.
21 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşanın Samsun bölgesindeki
durum hakkında hükûmete raporu.
22 Mayıs 1919 Kadıköy mitingi.
23 Mayıs 1919 Sultanahmet mitingi.
25 Mayıs 1919 Ali Galip'in Vahidettin tarafında kabulü.
26 Mayıs 1919 Saltanat Şûrasının, İngiltere mandasını istemeye
karar vermesi.
27 Mayıs 1919 Bir İtalyan müfrezesi Malkara'da.
28 Mayıs 1919 İngilizlerin, İstanbul'daki ''67'' siyasî tuttuğu
Malta'ya sürmeleri. Ayvalık'ın Yunanlılar
tarafından işgali ve Ali Beyin (Çetinkaya)
ateşle mukabelesi.
30 Mayıs 1919 İkinci Sultanahmet mitingi.
3 Haziran 1919 Mustafa Kemal'in, Havza'dan, Damat Ferit
hükûmetini ikaz etmeleri için Anadolu'daki
sivil ve askerî makamlara talimat vermesi.
6 Haziran 1919 Gnl. Milne'in, Harbiye Nezaretinden, Mustafa
Kemal'in geri çağırılmasını istemesi.
8 Haziran 1919 Mustafa Kemal Paşanın geri çağırılması.
17 Haziran 1919 Amiral Calthorpe'un, Hariciye Nezaretinden,
Mustafa Kemal ve Cemal paşaların geri
çağırılmasını istemesi.
Şark Vilâyetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin
Erzurum vilâyeti kongresinin toplanması.
17-23 Haziran 1919 Damat Ferit'in, On'lar konseyinde, 1877
sınırına kadar bütün Trakya'yı, Ege adalarını ve
muhtariyet verilmek şartiyle Arabistan'ı istemesi.
22 Haziran 1919 Ermeni meselesi hakkında Amerikalı
uzmanların raporu.
25 Haziran 1919 Mustafa Kemal Paşanın Amasya'dan Sivas'a
hareketi.
27 Haziran 1919 Üçler Konseyinin, Türk problemini, ABD'nin
bir manda kabul edip etmeyeceği anlaşılıncaya
kadar geri bırakması. Mustafa Kemal'in Sivas'a gelişi.
28 Haziran 1919 Burdur'un İtalyanlar tarafından işgali.
2 Temmuz 1919 Calthorpe'un, Hariciye Nezaretinden, Mustafa
Kemal'in ''kanun dışı'' muamelesi görmesini
istemesi.
5 Temmuz 1919 İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin idama,
Şeyhulislâm Musa Kâzım Efendinin sürgüne
mahkûm edilmeleri.
8 Temmuz 1919 Mustafa Kemal'in istifa etmesi.
15 Temmuz 1919 Sadrazam Vekili Mustafa Sabri Efendinin,
İzmir'e bir milletlerarası soruşturma heyetinin
gönderilmesini istemesi.
21 Temmuz 1919 Üçüncü Damat Ferit kabinesinin kurulması.
23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 Erzurum Kongresi.
27 Temmuz 1919 Calthorpe'un, Anadolu'da bir müstakil hükûmet
kurulmasına mani olunamayacağı hakkında raporu.
30 Temmuz 1919 Osmanlı Dahiliye ve Harbiye nazırlarının,
Mustafa Kemal'in yakalanması için emir
vermeleri.
Ağustos 1919 İngiliz Muhibleri Cemiyetinin
kurulması.
2 Ağustos 1919 Gnl. Milne'in, Mustafa Kemal'in tevkifi için
hiçbir şey yapılmadığından dolayı şikâyeti.
5 Ağustos 1919 Amiral Calthorpe'un, İttihatçılara karşı şiddetle
hareket edilmesini istemesi ve İstanbul'dan
ayrılışı.
15 Ağustos 1919 İngiliz kuvvetlerinin -Batum müstesna-
Kafkasya'dan çekilmeleri.
21 Ağustos 1919 Wilson'un, Ermeni meselesi hakkında Damat
Ferit'e notası.
3-10 Eylül 1919 Mustafa Kemal Paşaya karşı, Ali Galip-Bedir
haniler-Noel komplosu.
4-11 Eylül 1919 Sivas Kongresi.
6 Eylül 1919 İttihatçılık aleyhinde Sivas Kongresi yemini.
8 Eylül 1919 Damat Ferit'in, İngiltere himayesine girmek için
Calthorpe'a verdiği projenin çabuklaştırılmasını
istemesi.
12 Eylül 1919 Anadolu ile Damat Ferit hükûmeti arasından
münasebetin kesilmesi.
13 Eylül 1919 Sovyet Hariciye Vekili Çiçerin'in, Türkiye işçi
ve köylülerine beyannamesi.
20 Eylül 1919 Merzifon'un İngilizler tarafından boşaltılması.
22 Eylül 1919 Mustafa Kemal'in Sivas'ta, Amerikalı Gnl.
Harbord'la görüşmesi.
1 Ekim 1919 Üçüncü Ferit Paşa kabinesinin çekilmesi.
2 Ekim 1919 Ali Rıza Paşa kabinesinin kurulması.
4 Ekim 1919 Samsun'daki İngiliz müfrezesinin çekilmesi.
7 Ekim 1919 İzmir'de Yunan işgali hakkında soruşturma
yapan milletlerarası komisyonunun raporunu
vermesi.
16 Ekim 1919 İzmir'de Yunan işgali hakkında Gnl. Harbord'un
raporu.
20-22 Ekim 1919 Mustafa Kemal ile Ali Rıza Paşa hükûmeti
temsilcisi Salih Paşa arasında Amasya görüşmesi.
25 Ekim - 30 Kasım 1919 Birinci Anzavur isyanı (Manyas, Susurluk,
Gönen, Ulubat).
1 Kasım 1919 Fransızların, Ayıntap, Maraş ve Urfa'yı
İngilizlerden devir alarak işgal etmeleri.
3 Kasım 1919 Gnl. Milne'in, İzmir cephesindeki millî
kuvvetlerin 3 km. geri alınmasını istemesi.
12 Ocak 1920 Son Osmanlı Meclis-i Mebusanının toplanması.
Azerbaycan hükûmetinin, Londro
Konferansında resmen tanınması.
20 Ocak 1920 Fransız Yüksek Komiseri De France'ın,
Harbiye Nazırı Cemal ve Erkânı Harbiye-i
Umumiye Reisi Cevat Paşaların vazifelerinden
uzaklaştırılmaları hakkındaki müşterek İtilâf notası.
21 Ocak - 10 Şubat 1920 Maraş savaşları.
21 Ocak - 20 Ekim 1921 Adana savaşları.
26-27 Ocak 1920 Akbaş silâh deposu baskını.
28 Ocak 1920 Meclis-i Mebusanda Misak-ı Millî'nin kaleme
alınması.
9 Şubat - 11 Nisan 1920 Urfa savaşları.
12 Şubat 1920 ''İngiliz-Osmanlı Cemiyeti''nin, Türkiye'nin,
Trakya, Anadolu ve başkentinden mahrum
edilmemesi hakkında Loyd Corc'a mektubu.
Şubat-Nisan 1920 İkinci Anzavur isyanı (Biga,
Gönen, Kirmastı, Karacabey, Bandırma).
17 Şubat 1920 Misak-ı Millî'nin, Osmanlı Meclis-i Mebusanın da kabulü.
8 Mart 1920 Salih Paşa Kabinesinin kurulması.
16 Mart 1920 İstanbul'un İtilâf kuvvetleri tarafından işgali.
18 Mart 1920 Osmanlı Meclis-i Mebusanının faaliyetine son
vermesi.
19 Mart 1920 Mustafa Kemal'in fevkalâde yetkileri haiz bir
meclisi Ankara'da toplantıya çağırması.
1 Nisan - 8 Şubat 1921 Gaziantep savaşları.
5 Nisan 1920 Dördüncü Damat Ferit kabinesinin kurulması.
11 Nisan 1920 Osmanlı Meclis-i Mebusanının kapatılması.
Dürri zade'nin Kuvayı Milliye aleyhindeki
fetvası ve Damat Ferit'in Mustafa Kemal ve
millî hareket aleyhindeki beyannamesi.
Vahidettin'in, Ahmet Anzavur'a ''Paşa''
ünvanını vermesi.
18 Nisan 1920 Kuvayı İnzibatiye'nin kurulması.
21 Nisan 1920 Yakub Şevki Paşanın İngilizlar tarafından tevkif
edilmesi.
23 Nisan 1920 Ankara'da TBMM'nin toplanması.
24 Nisan 1920 Mustafa Kemal'in TBMM Reisliğine seçilmesi.
26 Nisan 1920 Türkiye ''Muvakkat İcra Heyeti''nin, Sovyet
Rusya Halk Komiserler Meclisi'ne mektubu.
28 Nisan 1920 Azerbaycan'ın Sovyetleştirilmesi.
29 Nisan 1920 TBMM'nde ''Hıyanet-i Vataniye'' kanununun
kabulü ve İstanbul hükûmetlerinin, 16 Mart
1920'den sonra yapacakları anlaşma ve
antlaşmaların hükümsüz olacağının ilânı.
6 Mayıs 1920 Kâzım Karabekir'in, Sovyetlerle temas için
Nahçıvan bölgesine birkaç subay göndermesi
(Tğm. Kâmil ve Celâl).
Yakup Şevki Paşanın Malta'ya sürülmesi.
11 Mayıs 1920 Bekir Sami Bey başkanlığındaki heyetin,
Ankara'dan Moskova'ya hareketi.
13 Mayıs 1920 Damat Ferit'in vatandaşlık haklarından tecridi.
24 Mayıs 1920 Mustafa Kemal'in idama mahkûm edildiği
hakkındaki 11 Mayıs tarihli Divanı Harp
kararının Vahidettin tarafından tasdiki.
3 Haziran 1920 Çiçerin'in Mustafa Kemal'e mektubu.
9 Haziran 1920 Doğu cephesinde seferberlik ilânı.
22 Haziran 1920 Batı Anadolu'da Yunan taarruzunun başlaması.
23-24 Haziran 1920 Kâzım Karabekir'in, Sovyet Azerbaycan
Harbiye Komiserliği ile, II inci Kızılordu'ya
mektubu.
3 Temmuz 1920 Hıyaneti vataniye kanuna dayanarak Damat
Ferit'in idama mahkûm edilmesi.
4 Temmuz 1920 İngilizlerin Batum'u terketmeleri.
5 Temmuz 1920 Kur. Bn. Veysel (Gen. Ünüvar) idaresinde bir
Türk müfrezesinin Doğu Bayezit'ten Nahcivan'a
gelişi.
18 Temmuz 1920 TBMM üyelerinin Misak-ı Millîye sadakat
yemini etmeleri.
19 Temmuz 1920 Bekir Sami Bey heyetinin Moskova'ya varışı.
20-25 Temmuz 1920 Yunanlıların Batı Trakya'yı ele geçirmeleri.
22 Temmuz 1920 İstanbul'da toplanan ''Büyük Meşveret
Meclisi''nin, barış antlaşmasının imzalanmasını
kabul etmesi.
24 Temmuz - 24 Ağustos 1920 Bekir Sami Bey heyetiyle Sovyetler arasında
Moskova görüşmeleri.
31 Temmuz 1920 Beşinci Damat Ferit kabinesinin kurulması.
10 Ağustos 1920 Sevr antlaşmasının imzalanması.
Sovyetlerle Menşevik Ermenistan arasında
antlaşması.
16 Ağustos 1920 Enver Paşa Moskova'da.
1-9 Eylül 1920 Bakü'de Doğu Milletleri Kongresi.
11 Eylül 1920 Bekir Sami Beyin Moskova'dan Kafkasya'ya
hareket etmesi.
18 Eylül 1920 İstiklâl Mahkemelerinin kurulması.
22 Eylül 1920 Sovyet Rusya'dan gönderilen ilk silâh
kafilesinin Trabzon'da teslim alınması.
24 Eylül 1920 Doğu'da Ermenilerin ileri harekata geçmeleri.
28 Eylül 1920 Doğu cephesinde Türk taarruzunun başlaması.
28 Eylül 1920 Sarıkamış'ın geri alınması.
16 Ekim 1920 Misak-ı Millî'ye aykırı Sovyet tekliflerinin
reddedilmesi hakkında Bekir Sami Beye talimat
verilmesi.
21 Ekim 1920 İkinci Tevfik Paşa kabinesinin kurulması.
30 Ekim 1920 Kars'ın geri alınması.
8 Kasım 1920 Ermenilerle mütareke yapılması.
21 Kasım 1920 Ali Fuat Paşanın (Cebesoy) Moskova elçiliğine
tâyin edilmesi.
22 Kasım 1920 Wilson'un, Osmanlı-Ermeni sınırını tespit etmesi.
25 Kasım - 5 Aralık 1920 Gümrü mütarekesi.
2 Aralık 1920 Türk-Ermeni Gümrü barış antlaşması.
7 Ocak 1921 Lenin'in, Mustafa Kemal'e telgrafı.
10 Ocak 1921 Birinci İnönü zaferi.
20 Ocak 1921 Yusuf Kemal Bey (Tengirşek) başkanlığındaki
heyetin Moskova'ya hareketi.
22 Ocak 1921 Çerkes Ethem isyanının tenkili.
19 Şubat 1921 Yusuf Kemal Bey başkanlığındaki heyetin
Moskova'ya varışı.
22 Şubat 1921 Moskova müzakerelerinin başlaması.
23 Şubat 1921 Ankara'da Gürcü elçisiyle anlaşma.
24 Şubat 1921 Ardahan'ın Türk kuvvetleri tarafından işgali.
6 Mart 1921 Artvin'in işgali.
7 Mart 1921 Ahısha'nın işgali.
11 Mart 1921 Batum'un Türk kuvvetleri tarafından işgali.
Fevzi Paşanın, BMM'nde Sovyetlerle anlaşma
lüzumunu belirtmesi.
Güney hududu hakkında Bekir Sami Beyle
Briand arasında varılan anlaşma.
14 Mart 1921 Ahılkelek'in işgali.
16 Mart 1921 Türk-Rus Moskova ''Dostluk ve kardeşlik''
antlaşması.
18 Mart 1921 Türk-Rus antlaşmasının açıklanması.
21 Mart 1921 Türk-Rus antlaşmasının TBMM hükûmetince
kabul edilmesi. Bolşeviklerin, Batum'un
idaresini almaları.
1 Nisan 1921 İkinci İnönü zaferi.
15 Nisan 1921 Nahcıvan Türk müfrezesinin (Kur. Bnb. Veysel)
Bayezit'e dönüşü (bu müfreze 8 ay Nahcıvan'da).
10 Mayıs 1921 TBMM'nde ''Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i
Hukuk Grubu''nun kurulması.
13 Mayıs 1921 İtilâf devletlerinin, Türk-Yunan savaşı
karşısında tarafsızlıklarını açıklamaları.
5 Ağustos 1921 Mustafa Kemal'in orduları Başkumandanlığına
seçilmesi.
13 Ekim 1921 Kars antlaşması.
20 Ekim 1921 Fransızlarla Ankara antlaşması.
23 Ekim 1921 Ankara hükûmetinin mümessili Hamit Beyle Sir
Horace Rumbold arasında, esirlerin
mübadelesine dair anlaşma.
14 Aralık 1921 İngiliz Genel Kurmay Başkanı Wilson'un,
İstanbul'dan çekilmenin doğru olacağı hakkında
Sir Charles Harrington'a mektubu.
21 Temmuz 1922 Cemal Paşanın Tiflis'te şehit edilmesi.
4 Ağustos 1922 Enver Paşanın Buhara'da şehit edilmesi.
30 Ağustos 1922 Başkumandanlık Meydan muharebesi.
15 Eylül 1922 İngiltere kabinesinin, Mustafa Kemal'in,
müttefikleri İstanbul'dan çıkarmasını önlemek
için kuvvet kullanılmasına karar vermesi.
24 Eylül 1922 Türk kuvvetlerinin, Çanakkale'de tarafsız
bölgeye girmeleri.
29 Eylül 1922 İngiliz kabinesinin, Türk kuvvetleri tarafsız
bölgeden çekilmedikleri takdirde ateş edilmesi
hakkında Gnl Harrington'a talimat vermesi.
11 Ekim 1922 Mudanya mütarekenâmesi.
2 Kasım 1922 Saltanatın ilgası.
24 Temmuz 1923 Lozan barış antlaşmasının imzalanması.
17 Aralık 1925 Türk-Sovyet tarafsızlık antlaşması.
12 Nisan 1931 Türk Tarih Kurumunun kuruluşu.
4 Mart 1934 Üniversite ve Yüksek okullarda Türk İnkılâp
tarihi deslerinin başlaması.
20 Temmuz 1936 Boğazlar hakkında Montreux anlaşması.
5 Temmuz 1938 Türk ordusunun Hatay'a girişi.
23 Haziran 1939 Hatay'ın anavatana katılması hakkında Türk-
Fransız anlaşması.
15 Nisan 1942 ''Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü''nün kuruluşu.
7 Kasım 1945 Sovyetler'in, 17 Aralık 1925 tarafsızlık
antlaşmasını bozmaları.
12 Nisan 1947 ''Türk Devrim Ocakları''nın kuruluşu.
6 Kasım 1947 ''Mustafa Kemal Derneği''nin kurulması



ETİKETLER :

mason , yahudi , siyonis , m. kemal , atatürk , vatan haini , pera palas , itilaf gücleri , isgal devletleri , allenby , ,

Yorum Ekle

Tavsiye Et

Yazdır

YORUM YAPIN SÖZ SİZDE !
* ÜYE GiRiSi Eger üye olarak giris yapmak isterseniz, buraya tiklayiniz --> üye olarak girmenizi saglayan dügme
* MiSAFiR GiRiSi Eger misafir olarak giris yapmak isterseniz, buraya tiklayiniz --> misafir olarak girmenizi saglayan dügme



YORUMUNUZU YAPINIZ..
Yorumunuz Küfür, Tehdit ve Siddet icermedigi sürece yayinlanir.
T.Cumhuriyeti Anayasasi ve Kanunlari fikir7.com da hukuken gecerli degildir.
Fikir7.com AB Hukukuna tabidir.
Adınız (görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu : yorumu düzeltirtir yorumu gönderir
Fikir7.com|GencMümin|GencMümin islami Haberli Fikir Forumu|En güncel haberlerden ve Makalelerden|En güncel Fikirler|En güncel Yorumlar|Son dakika haber fikir forumu;
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
MAKALELER
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
 
Döviz
Alis----
Satis----
USD -
2.0919
2.0956
EUR -
2.8135
2.8185
Sterlin -
3.5448
3.5633
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
fikir7 ANASAYFA´ya götürür

ÖNEMLİ LİNKLER


fikir7 ANASAYFA´ya götürür