fikir7 ANASAYFA´ya götürür
Fikir7.com|GencMümin|GencMümin islami Haberli Fikir Forumu|En güncel haberlerden ve Makalelerden|En güncel Fikirler|En güncel Yorumlar|Son dakika haber fikir forumu; fikir7 ANASAYFA´ya götürür fikir7 ANASAYFA´ya götürür
M.KEMAL DEN BİRA DEVRİMİ!...
Laikliği İslâm’ın yerine ikame eden Atatürkçü Cumhuriyet, yâni Chp iktidarları alkollü hayatı devlet kurumlarında ve toplumda bir âdet olarak yerleşti
Atatürk Samsun a ingiliz vizesiyle gitti
Atatürk' ün Samsun'a ingiliz vizesiyle gittiginin Belgesi
CİNN, İNS NEDİR
Cinnler dumansız ateşten mi yaratıldı ve şeytanın akrabalarırımıdır? Kitab(Kur'an)daki cinn kavramı metafizisel, ontolojik varlıklardan mı yoksa bire
Türkiye deki 72 tarikatı biz kurduk Isr
Türkiye’deki tarikatların İsrail ile ilişkileri konusunda Araştırmacı Yazar Ramazan Kaan Kurt'un Yazısını yayınlıyoruz. (S.G.D.) Yahudi Kürtlükten Nak
Kabe´de Putlar mı var

Mondros a dogru.... iHANETLER !! 30.10.1918

  Bu haber 11 Ağustos 2010, Çarşamba 06:30:24 eklenmiştir. 6200 kez okunmuştur.
Mondros a dogru....  iHANETLER !! 30.10.1918


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

1908; İkinci Meşrutiyet ilan ve Birinci Libya Görevi

1908 yılının 23 Temmuz gününde İkinci Meşrutiyet ilan edilir fakat Kolağası Mustafa Kemal (Atatürk), böylesi büyük bir inkılabın meydana gelmiş olmasından dahi pek haz duymayacaktır. O'na göre devletin beka ve hürriyeti için daha büyük ve köklü değişimlerin gerçekleşmesi gerekti. Ancak yinede bu değişimden cesaret alan Mustafa Kemal (Atatürk) çalışmalarına daha bir yürekten sarılarak devam edecektir. İttihat ve Terakki Cemiyeti çalışmalarına destek vermeye devam edecek fakat zaman zaman ileri gelenler ile fikir ayrılıklarına düşecek fakat onları uyarmaktan geri durmayacaktır. 1908 yılının sonbahar aylarında İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından, toplumsal ve siyasal sorunları ve güvenlik problemlerini incelemek üzere Trablusgarp (bugünkü Libya'nın bir parçası)'a gönderildi. Burada 1908 Devriminin fikirlerini Libyalılara yaymaya ve buradaki nüfusun farklı kesimlerinden gelenleri Jön Türk politikasına kazanmaya çalıştı.Bu siyasi görevin yanı sıra bölge halkının güvenliği ile de ilgilendi. Kentin dışında yapılan bir savaş tatbikatında Bingazi garnizonuna önderlik ederek askerlere modern taktikler öğretti. Bu tatbikat süresince isyancı bir şeyhin evini sararak bölgede sistem karşıtı başka güçlü kişilerede emsal oluşturması amacıyla onu kontrol altına aldı. Ayrıca hem kentli, hem de kırsal bölge insanlarını korumak için bir yedek asker ordusu planlamaya başladı.


Hareket Ordusu Kurmay Başkanı Kolağası(Kıdemli Yüzbaşı) Mustafa 

Kemal (Atatürk), arkadaşları ile İstanbul'da (Nisan 1909)

Hareket Ordusu Kurmay Başkanı Kolağası(Kıdemli Yüzbaşı) Mustafa Kemal (Atatürk), arkadaşları ile İstanbul'da (Nisan 1909).

1909; 31 Mart Vakası ve Hareket Ordusu

II. Meşrutiyet ilan edilmiş ancak ülkedeki tansiyonu düşürmek yerine aksine yükseltmiştir. Aşırı dinci önderlerin "din elden" gidiyor olarak özetledikleri yenilikleri bahane etmişler, Meşrutiyet'in nedeni olan İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri artık devlet düzeninde söz sahibi olması ve muhalif kesim olan aşırı dinci görüşe sahip bazı gazeticilerin o dönem öldürülmeleri fitili ateşlemiştir. 12 Nisan'ı 13 Nisan'a bağlayan gece, Osmanlı Devleti Başkenti İstanbul'da bulunan Taksim Kışlası'ndaki Avcı Taburu'na bağlı İttihat ve Terakki muhalifi askerler Heyet-i Mebusan'ın önünde toplanırlar ve isteklerini sert bir şekilde dile getirirler. 31 Mart Vakası olarak anılmasının nedeni ise isyanın başladığı tarihin yani 13 Nisan 1909 tarihinin Rumi Takvime göre 31 Mart 1325'i göstermisidir ve o dönem kullanılan takvim ise Rumi Takvimdir. Hüseyin Hilmi Paşa'nın başını çektiği hükümet üyelerinin tek tek istifa etmeside tepkiyi dindiremez. Halkın bir bölümünün de destek vermesi isyanı daha da şiddetlenir. Devlet görevlileri linç edilmeye, İttihatçı askerler ve mebuslar öldürülmeye başladı.

Mustafa Kemal ve Harekat Ordusu Kurmay ve Subayları ile beraber 

Selanik'ten İstanbul'a doğru gelmelerinden hemen önce (1909)

Mustafa Kemal ve Harekat Ordusu Kurmay ve Subayları ile beraber Selanik'ten İstanbul'a doğru gelmelerinden hemen önce (1909).

İstanbul'da denetimi elinden kaçıran İttihat ve Terakki'nin merkezi olan Selanik'te ki 3. Ordu'yu hazırlar. Bu sırada 3. Ordu'ya bağlı Selanik Redif Fırkası'nın Kurmay Başkanlığına Mustafa Kemal (Atatürk) getirilir. Ordu girmeden önce Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan üyeleri Yeşilköy'de toplanırlar ve bu girişimin meşruluğunu onaylarlar. Hareket Ordusu Selanik ve Edirne'den yola çıkarak Mirliva Mahmut Şevket Paşa komutasında 1909 yılı 19 Nisan günü Osmanlı Devleti başkenti, isyanın baş gösterdiği yer olan İstanbul'a girer. Orduğunun girdiği gün Mustafa Kemal (Atatürk)'in kaleme aldığı bir bildiri yayınlanır. İsyan kısa sürede bastırılır ve sıkıyönetim ilan edilerek isyanda başı çekenler Divan-ı Harp'te yargılanarak ölüm cezasına çaptırılırlar. Ancak tüm bunlar yetmez ve Osmanlı Devleti Padişahı II. Abdülhamid, Meclis-i Umumi Milli adı altında birlikte toplanan Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan tarafından tahttan indirilir ve sürgüne gönderilerek yerine V. Mehmet Reşat'ın tahta oturtulması kararlaştırılır.

Mustafa Kemal (Atatürk), isyanı başarılı bir şekilde bastırdıktan sonra 16 Mayıs 1909 tarihinde İstanbul'dan ayrılarak Selanik'e geri döner. Selanik'te geçirdiği süre içerisinde ise askeri eğitim konuları üzerinde telif ve tercüme eserler hazırlıyordu.

Mustafa Kemal (Atatürk) ordunun, İttihat ve Terakki Cemiyeti" ile sıkı alakasının ve siyasete karışmasının tehlikelerini sezinlemeye başlamış, buna karşı duruşunu sık sık dile getirmenin yanında 22 Eylül 1909 tarihinde Selanik'te toplanan İttihat ve Terakki Bûyük Kongresinde açıkça dile getirir ve aradaki anlaşmazlık artık su yüzüne çıkmış, sonradan devam edecek olan anlaşmazlığın ise başlangıcı olmuştur.

Picardie Manevralarına katlan davetli gözlemci subayları arasında 

(Sağdan dördüncü: Mustafa Kemal (Atatürk) Bey, Fransız Albay 

Hirschauer'un açıklamasını dinlerken)

Picardie Manevralarına katlan davetli gözlemci subayları arasında (Sağdan dördüncü: Mustafa Kemal (Atatürk) Bey, Fransız Albay Hirschauer'un açıklamasını dinlerken)

Mustafa Kemal (Atatürk), Selanik'teki görevini başarı ile yürütürken 12 - 18 Eylül 1910 tarihleri arasında Fransa'da düzenlenen Picardie Manevraları'na gönderilir. Uçakların deneme uçuşların izlediğin anda uçaklardan birisine binmesi teklif edilir fakat yanında bulunan komutanın uyarması üzerine uçağa binmekten vazgeçer. Bu olayı kimi yazarlar yanındaki askeri yetkilinin değilde Mustafa Kemal (Atatürk)'in "şahsi reddi" olduğunu belirtirler. Binmesi teklif edilen uçak ise yere çakılır ve içinde bulunanlar ölür. Fransa'da geçirdiği süre boyunca Fransız Ordusunu ve komutanlarını yakından tanıdı.


1911 - 1912; Arnavutluk İsyanı ve Trablusgarp Savaşı

1910 yılında Arnavut kabilelerin küçük çapta ayaklanmalarıyla başlayan isyan, Mart 1911'de Kuzeyli Katolik Arnavutlarının arasında yayılmasıyla şiddetli bir hal aldı. Müdahele kaçınılmaz hale gelir ve öncelikle bölgeye bir tümen asker gönderilir ancak isyan bastırılamaz. Daha sonra Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa Selanik'e gelerek harekat ordusunu hazırlar. Bu sırada 15 Ocak 1911'de 3. Ordu'daki görevinden alınacak olan Mustafa Kemal (Atatürk) 5. Kolordu Karargahı'nda görevlendirilecektir. İsyana müdahelenin belirmesiyle Mahmut Şevket Paşa yanına Mustafa Kemal (Atatürk)'i göreve çağırır. Artık isyanı bastırmak üzere toplanan ordu hazırdır. Harbiye Nazırı Mahmut Şevket komutasındaki Osmanlı Ordusu Arnavutluk'a doğru harekata koyulur ve isyan bir ay içerisinde bastırılır. 

Mustafa Kemal (Atatürk) Derne bölgesinde Mücahitlerle (1912)

Mustafa Kemal (Atatürk) Derne bölgesinde Mücahitlerle (1912).

Harekattan dönen Mustafa Kemal (Atatürk) anlam veremesede Selanik'te bulunan 38. Piyade Alayı'na göreve gönderilir. Bu görevinde de muvaffak olmayı başaran Mustafa Kemal (Atatürk) çevresinde itibarını arttırmaya devam eder ancak 3. Ordu Müfettişliği bu durumdan pek memnun değildir. Selanik'ten uzaklaştırılarak 27 Eylül 1911 tarihinde İstanbul'da Genelkurmay Başkanlığı'nda bir göreve tayin edilir ve bir süre görevini sürdürdü. Tam bu sırada İtalyan kuvvetleri Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yeralan Libya'nın, 3 büyük bölgesinden birisi olan Trablusgarp bölgesine işgaller gerçekleştirmeye başlamıştır. Mustafa Kemal (Atatürk) İstanbul Genel Kurmay'daki görevinden azlini isteyerek Trablusgarp bölgesinde görev almak üzere 15 Ekim 1911'de yola koyulur. Mustafa Kemal (Atatürk), gazete muhabiri Şerif Bey takma adıyla Mısır üzerinden Trablusgarp'a geçti ve 1911 27 Kasım günü Binbaşı oldu. Buradan 18 Aralık 1911 tarihinde arkadaşlarıyla Bingazi'ye hareket etti. Bingazi'de de yerel halkı İtalyanlara karşı örgütlemeye devam etti. Daha sonra Tobruk'a geçerek buradaki gönüllü mahalli kuvvetlerin başında bulundu ve 22 Aralık'ta buradaki İtalyan kuvvetlerini dize getirerek Tobruk Savaşı olarak bilinecek olan savaşı kazandı. Buradanda Derne bölgesine geçen Mustafa Kemal (Atatürk), 16/17 Ocak 1912 tarihinde İtalyan kuvvetlerine karşı düzenlenen taarruz sırasında gözünden yaralanacak ve bir ay tedavi ve müşahedenin ardından 11 Mart 1912 tarihinde Derne Komutanlığı'na getirilerek bölge topraklarını savunmak için elinden gelen tüm çabayı gösterdi. Gerek Mustafa Kemal (Atatürk), Enver Paşa, Ahmed Fuat Bulca, Nuri Conker ve Ali Fethi Okyar gibi gönüllü vatanseverler gerek oradaki yer silahsız ve talimsiz vatansever halk bu işgal karşısında fazlasıyla direnmiş, mücadele etmiş ve binlerce şehit'in yanında düşmana binlerce kayıp verdirmişsede toprak kaybını önleyememiştir.


1912-1913; Balkan Savaşları

1912 yılı Ekim ayında Osmanlı Devleti ve arkasına Rusya İmparatorluğunu alan; Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ arasında Birinci Balkan Harbi meydana gelecektir. Bunun üzerine Mustafa Kemal (Atatürk), 24 Ekim 1912'de Trablusgarp'tan hareket ederek İstanbul'a geldi. 21 Kasım 1912'de Gelibolu'da bulunan Bahr-i Sefid (Akdeniz) Boğazı Kuvay-ı Mürettebesi Komutanlığı Harekat Şubesi Müdürlüğü'ne atandı. Bu atama üzerine Gelibolu'ya geldi. Olaylar süratle gelişmiş, baba memleketi Selanik düşmüş, Bulgar Ordusu ilerleyerek Çatalca'ya kadar gelmişti. Bu elim vaziyet kendisini çok üzdü. Daha sonra Haziran 1913 tarihinde Bulgaristan'ın yalnız kalacağı İkinci Balkan Harbi Meydana gelir. Mustafa Kemal (Atatürk) Gelibolu'ndaki görevinden Bolayır Kolordusu Kurmay Başkanlığı görevine getirilir. Bulgaristan'ın savaşta ağır kayıplar vererek Doğu Trakya'daki birliklerini batıya kaydırmasıyla kaybedilen Dimetoka ve Edirne Mustafa Kemal (Atatürk)'in göstermiş olduğu çabalarında katkısıyla geri alınmıştır.


1913-1915; Ataşemiliterliği(Askeri Ataşe) Dönemi

Atatürk; Sofya Ataşemiliteri iken, verilen kostümlü baloya  yeniçeri kıyafeti ile katılmıştır (1913)

Atatürk; Sofya Ataşemiliteri iken, verilen kostümlü baloya yeniçeri kıyafeti ile katılmıştır (1913)

Balkan Savaşlarının ardından Mustafa Kemal (Atatürk), 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya Askeri Ateşeliğine atanarak, yakın arkadaşı olan Ali Fethi Bey(Okyar)'in altında görev aldı ve bu görevi sırasında 1 Mart 1914 tarihinde yarbaylığa terfi etti. Sofya'daki görevi süresi içinde "Subay ve Komutan İle Konuşmalar" adlı eserini kaleme almış ve edindiği tecrübe ve bilgileri, ordudaki aksalıkları ve sorunları bilmeleri için üstlerine sunmuştur aynı zamanda. 11 Ocak 1914 tarihinden itibaren Belgrad ve Çetine Askeri Ateşeliğini yürütme görevi de Mustafa Kemal (Atatürk)'e verildi. Ateşelik görevi 1915 yılının ocak ayına kadar sürdü.


Arşivi Kaybolan Savaş

Sina ve Filistin Suriye Cephesi

Yıldırım Orduları Grubu

Yıldırım Orduları Grubu ya da Yıldırım Ordular Grubu (Almanca: Heeresgruppe F) [1], 1. Dünya Savaşı'nda, Suriye cephesinde 6. ve 7. orduların birleştirilmesiyle meydana getirilen ordular grubuna verilen ad.[2] I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti'nin Filistin-Suriye-Irak cephelerini savunmak için kurduğu ordu grubu.[1] Yıldırım Orduları Grubu, 1917 yılında kuruldu.[2]

XIX. Asrın sonlarına doğru II. Abdülhamit ve Wilhelm'in kişisel gayretleri ile başlayıp zamanla giderek artan Türk-Alman dostluğu, I. Dünya Savaşı öncesinde bir ittifak bloğunun kurulması ile sonuçlandı. Osmanlı Devleti, 2 Ağustos 1914 tarihinde Almanlarla açık-gizli antlaşmalar yaparak, I. Dünya Savaşı'na yorgun, bitkin, ekonomik ve malî yönden sıkıntı ve bunalımlar içerisinde, manevî bakımdan ise yıpranmış, bütün gücü tükenmiş ve huzursuz bir vaziyette girmişti.

Savaşın ikinci yılında Bağdat Cephesi'nin düşmesi, Alman ekonomisinin sekteye uğramasına neden olabilecek bir sonuç doğurdu. Çünkü Ortadoğu coğrafyasında petrolün en yoğun olduğu yer Irak bölgesi idi. Bağdat'ı geri almak amacıyla Irak Cephesi'nde teşkili düşünülen Yıldırım Ordular Gurubu, daha sonra bir strateji değişikliğine gidilerek Filistin cephesine kaydırılmış ve Alman Generallerinden Falkenhein bu ordular gurubunun komutanlığına atanmıştır.[3]

Bu ordular grubuna 'Yıldırım' adı verilmesinin sebebi, Bağdat üzerine yapılacak teşebbüsün gizli kalmasını sağlamaktı. Böylece düşman; ne amaç, ne kuvvet ve ne de örgüt hakkında belki uzun bir süre tam bir bilgi edinemeyecek ve buna da bir anlam veremeyecekti. Ordular Grubuna, Osmanlı İmparatorluğu'nun yayılmasında büyük katkısı olan, fakat Timurlenk'e yenilmiş olan, olağanüstü bir enerjiye sahip Sultan Yıldırım Bayezid'e atfen 'Yıldırım' isminin verildiği de bilinmektedir.

"İngilizler bizi Gazze'de bozdular. Irak'ta bozdular. Şerif Hüseyin, oğlu Faysal ile beraber isyan etmiş, istiklâlini ilân etmişti. Bunlar çölden ordumuzun arkasına dolaşıp Bi'russebi'deki sol cenahımızı bozmuş, Gazze cephesindeki mağlubiyetimize sebep olmuşlardı.

Arşivi Kaybolan Savaş
Sina- Filistin- Suriye Cephesi

Birinci Cihan Harbinde İmparatorluğun çöküş baslangici , sina, Filistin, Sam cephelerinin ihanet netiesinde birdenbire yıkılmasinin getirdigi Mondros Ateskes Antlasmasiyla mümkün olmuştur.

1917

23 Ocak 1917 : 23 Ocak 1917’de Lawrence’ın kışkırtmasıyla Faysal buraya saldırdı. İngiliz savaş gemilerinin de limana asker çıkartmasıyla Üveyş düştü. Kızıldeniz’de Türklerin elinde sadece Akabe kalmıştı. Lawrence’ın amacı Medine ve Akabe’yi Türklerin elinden almaktı. Bunun için de Türklerin ikmal kanalı olan Hicaz demiryolunu imha etmesi gerekiyordu. Bu amacına Mart 1917’de ulaştı. İkmal desteği kesilen Türk birlikleri Akabe ve Medine’de yenildi. Böylece İngilizlere Suriye yolu açılmış oldu.



14 Şubat 1917

Mustafa Kemal Paşa,14 Şubat 1917'de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlığı'na atandi.

Bunun üzerine Şam'a giderek Sina Cephesini teftiş etti ise de

17 Şubat 1917

(17 Şubat 1917 Mustafa Kemal, Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığına atandı; ancak bu görevi kabul etmedi.(forsnet iddiasi)

7 Mart 1917

(7 Mart 1917 Mustafa Kemal, Diyarbakır'daki 2. Ordu Komutan Vekilliğine geçici bir süre için atandı.Forsnet iddiasi)

7 Mart 1917'de karargahı Diyarbekir'de bulunan 2.Ordu Komutan Vekilliliğine atandı.

Bu atamadan sonra  Hicaz Kuuveyi Seferiyesi Komutanlığına getirilmek istendi. Ancak Mustafa Kemal bunu kabul etmeyerek tekrar Diyarbakır'a döndü.

 

11 Mart 1917

11 Mart 1917 İngilizler Bağdat'ı ele geçirdi.

 

16 Mart 1917

16 Mart 1917 Mustafa Kemal, Diyarbakır'daki 2. Ordu Komutanlığı'na asıl olarak atandı.

16 Mart 1917

16 Mart 1917'de asaleten 2. Ordu Komutanlığına getirildi.

24 Haziran 1917

24 Haziran 1917 tarihinde Halep'te, Enver Paşa'nın başkanlığında Türk ve Alman komutanlarının katılmasıyla (M. Kemâl Paşa dahil) yapılan toplantıda, General Falkenhein'in komutanlığında "Yıldırım Orduları Grubu" ("Heeresgruppe F") kurulması kararlaştırıldı. Bu yeni düzenleme Filistin-Suriye-Irak cephelerini, bünyesinde bir araya getirecekti. Bu düzenlemede bile Sina cephesine fazla bir kuvvet ayrılmamıştı. Yalnız bu sefer Almanya, Yıldırım Ordularına 6000 kişilik bir yardım kuvveti gönderecekti ki, bunun bir kısmı da Sina cephesine ayrılmıştı. Ekim ayında (1917) Sina cephesindeki Türk kuvvetlerinin mevcudu 40.000 kişi kadardı. Buna karşılık Allenby ise, 191.000 kişilik bir kuvvet toparlamıştı. Malzeme ve teçhizatı ise aynı şekilde çok fazlaydı .

Bu ordunun askeri hareketleri Sina ve Filistin Cephesi cephesinde bulunmaktadır.

24 Haziran 1917 günü yapılan Halep toplantısından sonra İstanbul'a dönen Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın ilk işi kararlaştırdığı Yıldırım Ordular Grubu'nun kurulması olmuş ve

27 Haziran 1917

27 Haziran 1917 Yunanistan, İtilaf Devletleri yanında savaşa girdi.

5 Temmuz 1917

Fakat M.Kemal bu görevde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'na bağlı olarak Halep'te kurulması kararlaştırılan 7. Ordu'nun Komutanlığı'na atandı.

Bağdat'ı geri almak amacıyla Suriye nin  Halep sehrinde 1917 yılında Suriye Cephesi Kurma Faaliyetleri baslatildi.

Ordunun ihtiyaçları için Almanlardan yardım sağlandı.

6. ve 7. Ordu'dan oluşan Yıldırım Ordular Grubu kurularak, Bu cephenin umumi idaresi ce komutanlığına General Falkenhein adlı bir Alman generali atanmişti.

11 Temmuz 1917

General Falkenhein'in Grup Komutanlığına tayinini (11 Temmuz 1917), padişahın onayından geçirdikten sonra

15 Temmuz 1917

"Yıldırım Orduları Grubu" unun 15 Temmuz 1917'de teşkil emrini vermişti.[1]

Kurulma amacı, İngilizlerin eline geçmiş olan Bağdat'ı geri almaktı. Ordular grubunun başına Alman generali Falkenhayn getirildi. Ordular grubunu oluşturan

a) 6. ordunun başında Halil Paşa,

b) 7. ordunun başında da Mustafa Kemal Paşa vardı.

Bu sırada İngilizler, Gazze önünde 20 tümenlik bir kuvvet yığmışlardı. General Falkenhayn, ordular grubunun başında hiçbir başarı elde edemediği gibi, Türk komutanlarla da anlaşamadı.

17 Temmuz 1917

17 Temmuz 1917 Rus Çarı, çıkan ayaklanma sonunda iktidardan çekildi. Sosyalistler, Sovyet Hükümetini kurdu.

15 Ağustos 1917

 

Mustafa Kemal Paşa, 15 Ağustos 1917 günü Halep'e gelerek göreve başladı.

Mustafa Kemal daha işin başından beri Falkenhein'ı açık bir şekilde eleştirmekte, Alman subaylarının önünde onun plânlarını tenkit etmekteydi. Bu hususta Cemal Paşa, M.Kemal'i destekliyor ve Filistin cephesi komutanı olarak da, tıpkı onun gösterdiği sebeplerden dolayı Bağdat projesine şiddetle karşıydı.

Falkenhein kurmay subaylarından Binbaşı Franz von Papen'in yerinde vermiş olduğu nasihatleri sayesinde, Eldeki kuvvetleri Halep ile Şam arasında toplamak ve duruma göre nereye kuvvet gerekli ise oraya sevketme fikrini. Filistin cephesinde von Papen' den alan Falkenhein yaptığı bir gezi sırasında tehlikeyi görmüstü. İngilizler taarruza geçerse Osmanlı mevzilerini yarıp, Filistin ve Suriye'yi geçerek Bağdat'la bütün ulaşım yollarını kesebilirdi. Böylece von Falkenhein,  tedbirli davranmayı daha münasip görerek, Bağdat seferini şimdilik tehir etmişti .

Böylece, 1917 yılının yaz ayları her iki taraf için de bir hazırlık devresiydi.

 

9 Eylül 1917

 

9 Eylül 1917 Avusturya Macaristan Hükümeti Mustafa Kemal'e, ikinci rütbe harp alameti Askeri Liyakat madalyası verdi.

 

20 Eylül 1917


20 Eylül 1917 Mustafa Kemal, 7. Ordu Komutanı sıfatıyla, memleketin ve ordunun durumunu açıklayan tarihi raporunu İstanbul'a gönderdi.

3 Ekim 1917

Bu yüzden Mustafa Kemal Paşa, 7. ordu komutanlığından istifa etti. 3 Ekim 1917'de İngilizler, saldırıya geçerek Birüssebi'yi aldılar.[2]

Filistin Muharebeleri, mukadderatını yabancı eline teslim eden bir ordunun uğrayacağı akıbeti göstermesi bakımından son derece önemlidir. Bu savaşta şu husus çok açık anlaşılmıştır: Almanlar gerçekten Osmanlı Devleti'nin müttefiki olarak Filistin'e gelmemişlerdi. Almanlar, aslında Ortadoğu'da nasıl hakimiyet kurar ve bu bölgenin zenginliklerine kavuşabiliriz düşüncesi ile geldiklerini göstermişlerdi. Karargahlarındaki tavır ve uygulamaları ile de zaten Türklerin fikirlerine pek değer vermedikleri görülmekte idi. Nitekim 1917 yılında başlayan Filistin geri çekilmesi 1918 yılı Ekim sonlarına kadar devam etti.[3]

Bu bildiride, kısaca Yıldırım Ordular Gurubu'nun kuruluşu, amacı, faaliyetleri anlatıldıktan sonra, Mondros Mütarekesinin imzalanması ve Mustafa Kemal Paşa'nın Yıldırım Ordular Gurup Komutanlığı'na getirilmesi ve mütareke karşısındaki tutum ve davranışları izah edilmektedir.[3]

6 Ekim 1917

6 Ekim 1917 Mustafa Kemal 7. Ordu Komutanlığı'ndan istifa ettiğini bir yazı ile Enver Paşa'ya bildirdi.

9 Ekim 1917

9 Ekim 1917 Rusya'da yeni bir ayaklanma çıktı. Sosyalistler Bolşevik Hükümeti'ni devirerek, 1. Dünya Savaşından çekildiler. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kuruldu.

15 Ekim 1917

15 Ekim 1917 7. Ordu Komutanlığı'ndan ayrılan Mustafa Kemal, 2. Ordu komutanı sıfatıyla, izinli olarak İstanbul'a döndü.

 

... Ekim 1917

Fakat bir süre sonra General Falkenhein ile 7. Ordu Komutani M.Kemal aralasında askeri görüşler ve uygulanacak harekat bakımından anlaşmazlık çıktı; bu anlaşmazlık sonucu Mustafa Kemal, 1917 Ekim başlarında istifa mecburiyetinde kaldı. Kendisine tekrar Diyarbakır'daki eski görevi teklif edildi ise de kabul etmeyerek İstanbul'a geldi.

27 Ekim 1917

Hazırlıklarını daha erken tamamlayan İngiliz Generali Allenby, 27 Ekim 1917 sabahı Gazze'nin bombardımanı ile taarruza geçti.

Bu taarruzda kara topçusuna, denizden de İngiliz ve Fransız gemileri yardım ediyordu.

Aynı gün akşamı ise, Osmanlı cephesinin sol kanadını düşürmek için, Beer-Şeba üzerine hücum etti.

Daha çok bilgi için: Birüssebi Muharebesi

31 Ekim 1917

31 Ekim akşamı Birüssebi İngilizlerin eline geçmişti. Böylelikle Osmanlı cephesi tehlikeli bir duruma girmişti.

31 Ekim 1917'de başlayan nihai İngiliz hücumu cephemizi yarmış ve ağır kayıplar verdirmişti. Şimdi çekilme zamanıydı. Artık Kudüs'ü tutacak doğru dürüst bir kuvvet kalmamıştı.

5 Kasım 1917

Gazze hem karadan, hem denizden bombalanıyordu. Karadan 218 top ve 6 tank, denizden ise 27 kruvazör, tıpkı Çanakkale'de olduğu gibi ateş yağdırıyordu.

Gazze'de ise zehirli gaz mermileri kullanan İngilizler karşısında Mehmetçiğin gaz maskesi yoktu. Başkomutanlık gerek görmemişti çünkü.

5 Kasım'da Gazze boşaltıldı

Cemal Pasa ya bagli Suriye ordusunun kumandanı Mustafa Kemal cephede askerlerini ve bütün silah ve cephaneyi birakarak, 5 Kasım'da Gazze boş virakarak kaçti, , İngilizler bizden altmış beşbin esir aldilar. Cenal Pasanin yillardan beri kinini kazandigi Suriye ahalisi, ele geçirdikleri asker ve memur Türkleri kesmtoler, katliam yaptilar. Türk kadınlarının ırzına geçtiler. Ingilizlerin eke gecirdikleri askerlerimiz esir edildiler, Kahire'ye getirildiler, orada da çok telefat vermişdiler.(Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 402)

7 Kasım 1917

7 Kasım'da İngilizler Gazze'yi ele geçirdiler.

Bundan sonra ise, Osmanlı kuvvetleri çekilmeye, kacmaya, İngiliz kuvvetleri de ilerlemeye, kovalamaya  başlamıştı.

Evet, Birinci Cihan Harbinde Filistin cephesi birdenbire yıkılmış; bu cephe üzerinde her şey, müthiş bir bozgun ve misilsiz bir panik kasırgasiyle altüst olmuş ve neticede bu iş, bütün felâketler bilançosunun yekûn hattını çekerek Türk vatanının istilâsına ve Mondros esaret senedinin imzasına kadar götürmüştür.NFK

Acaba Filistin cephesinin âni çöküşü, 4 küsur yıllık Birinci Cihan Harbinin her gün üstüste yığılan faciaları sonunda zuhura gelmiş tabii bir netice midir; yoksa bununla beraber ve bilhassa bundan kuvvet alarak araya giren bir kast ve menfi irade mahsulü müdür???NFK

Biz, bütün bir tarih seyrini değiştirecek kadar mühim bu sualin cevabını şöylece veriyoruz ki, imparatorluğu birdenbire dize getiren Filistin cephesinin çöküşü, üstüste yığılı facialar neticesinde, fakat bu faciaların kötü akıbetini biraz daha uzatmanın pekâlâ mümkün bulunduğu bir anda, bulanık şartlardan kuvvet alarak araya girici bir kast ve menfi irade neticesi olarak meydana gelmiştir. Yani, imparatorluğun, o günkü Türk vatanının çöküşünü çabuklaştırıcı bir kast ve menfi irade karşısındayız. Artık siz bunun mânasına ne isim verirseniz veriniz!NFK

İşte bunun üzerine memleket tek kalemde tepetaklak olmuş ve Mondros'un imzası zarureti doğmuştur. Öyle bir cephe çöküşiydi ki, bu, eğer tam o anda imparatorluk, esaretini kabul edip mahut mütarekeyi imzalamasaydı, İngiliz ordularının Halep önüne değil, Haydarpaşaya kadar ilerlemesi lâzımdı.

7 Kasım 1917'de M, Kemal Genel Karargah'ta görevlendirildi.

15 Kasım 1917

İngilizler 15 Kasım'da Yafa'yı da ele geçiridiler. Osmanlı kuvvetleri de Kudüs'e doğru çekilmeye başlamışlardı. Kudüs'te kuvvetli bir savunma hattı meydana getiren Osmanlı kuvvetleri Allenby'in taarruzunu durdurmuşlardı.

Osmanlı kuvvetleri de Kudüs'e doğru çekilmeye başlamışlardı. Kudüs'te kuvvetli bir savunma hattı meydana getiren Osmanlı kuvvetleri Allenby'in taarruzunu durdurmuşlardı.

17 Kasım 1917

17 Kasım 1917'de İngilizler, Yafa'yı ele geçirdiler.

İngilizler 15 Kasım'da Yafa'yı da ele geçirince,

8 Aralık 1917

Bunun üzerine Allenby hareketini yavaşlatıp, malzemesini ve kuvvetlerini topladıktan sonra, 8 Aralık'ta Kudüs'e karşı taarruza geçti

Kudüs'ün elden çıkması üzerine Cemal Paşa Suriye'den ayrılarak İstanbul'a dönmüş ve Bahriye Nazırlığı'na devam etmişti .

Kudüs Muharebesi sırasında İtilaf kuvvetlerine teslim olan üzere Osmanlı Kudüs Belediye Başkanı Hüseyin Efendi (Hussein Salim al-Husseini), Kraliyet Kara Kuvvetleri 60. London Tümeni'nin London Alayı 19. Tabur 2. Bölüğe bağlı çavuş Sedwick ve Hurcomb ile görüştü, 9 Aralık 1917 sabah saat 8:00)[1]

Kudüs yakınında Zeytin Dağı ve Scopus Dağı yamaçlarında Avustralya süvari birliklerinin kampı (1918)

9 Aralık 1917'de Kudüs de İngilizler'in eline geçince,

Yıldırım Orduları karargâhı, Nablus'tan Nâsıra'ya alındı.

Yıldırım Orduları komutanlığına Liman von Sanders atandı.

Bu bildiride, kısaca Yıldırım Ordular Gurubu'nun kuruluşu, amacı, faaliyetleri anlatıldıktan sonra, Mondros Mütarekesinin imzalanması ve Mustafa Kemal Paşa'nın Yıldırım Ordular Gurup Komutanlığı'na getirilmesi ve mütareke karşısındaki tutum ve davranışları izah edilmektedir.[3]

Böylece Ekim ayının son günlerinde 110.000 kişilik bir kuvvetle başlayan İngiliz taarruzu Kudüs'ü ve bütün Filistin'i kaybetmemize neden olmuştu .

Daha önce Lloyd George, Allenby'den İngilizlere Noel hediyesi olarak Kudüs'ü almasını istemiş ve o da almıştı. Diğer bir husus da, Allenby burayı almakla Osmanlıların maneviyatına acı bir darbe indirmiş oluyordu. Ayrıca Mekke ve Bağdat'tan sonra Kudüs, düşman eline geçen üçüncü mukaddes şehirdi .

15 Aralık 1917

15 Aralık 1917 Ancak kısa süre sonra Veliaht Vahdettin Efendi'nin maiyetinde Alman Umumi Karargahını ve Alman Cephelerini ziyaret etmek üzere Almanya seyahatine iştirak etti.

16 Aralık 1917

16 Aralık 1917  da Mustafa Kemal'e "Birinci Rütbeden Kılıçlı Mecidi Nişanı" verildi.

1918

4 Ocak 1918

4 Ocak 1918 a kadar süren  bu seyahat esnasında Mustafa Kemal, Alman askeri çevrelerinde incelemeler yaparak, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve devrin tanınmış komutanlarıyla görüştü. Onlara -hoşlanmasalar da- I. Dünya Harbi'nin muhtemel sonuçları hakkındaki görüşlerini açıkça ve belirgin şekilde anlatıyordu.

Şubat 1918

Diğer taraftan General Allenby hazırlıklarını tamamladıktan sonra 1918 yılının Şubat'ından itibaren Filistin cephesinde tekrar faaliyete geçti.

19 Şubat 1918 Mustafa Kemal, Alman İmparatoru tarafından, birinci rütbeden Kılıçlı Cordon ve Prussu nişanı ile taltif edildi.

21 Şubat 1918

Böylelikle Lût gölünün kuzeyindeki Jericho'yu 21 Şubat 1918'de ele geçirdi. Bundan sonra ise, İngiliz cephesinin sağ yanı Şeria nehri vadisine dayanmış oluyordu. Bu durum, Hicâz'daki Osmanlı kuvvetlerinin tek ulaşım yolu olan Hicâz demiryolu için tehlikeliydi. Gerçekten Emir Faysal komutasındaki Arap kuvvetleri Akâbe körfezinden kuzeye doğru ilerleyerek, adı geçen demiryolunu ele geçirmek için çalışıyordu. Bundan dolayı, Allenby esas faaliyetini batıya yani Amman istikametine çevirip, Arap kuvvetleriyle birleşmeyi düşünüyordu .

Osmanlı komutanlığı bu tehlikeli durumun farkına varmış ve sert bir savunma yapmaya karar vermişti.

24 Şubat 1918

Alman İmparatoru'ndan henüz muvafakat cevabı gelmediği için Liman von Sanders Filistin'e hareketini birkaç gün geciktirmişti. Daha sonra durumun Sanders'e telgrafla bildirileceği haberi üzerine 24 Şubat akşamı İstanbul'dan ayrılarak, cepheye gitti. Falkenhayn'ın yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na General Liman von Sanders atandı.7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa idi.

25 Şubat 1918

Bu sırada, Kudüs yenilgisinden dört ay sonra, 25 Şubat 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutani Falkenhein'ın görevine son verildi.

Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına Liman von Sanders atandı . Bu göreve atanırken Liman von Sanders'in Enver Paşa'dan bazı istekleri olmuştu. Bu istekler;

a) Irak'ta bulunan 6. Ordu'nun Yıldırım Orduları Grubu emrinden çıkarılması, ayrıca

b) Kurmay Başkanı Kâzım Bey ile

c) 5.Ordu Karargâhındaki bazı Osmanlı subaylarını da yanında götürmek istediğini bildirmiş ve bu istekler de Enver Paşa tarafından kabul edilmiştir .

1 Mart 1918

Ancak Liman von Sanders cepheye 1 Mart günü ulaşabilmiştir . Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına yeni atanan Sanders, birliklerini teftiş ederek, kendine göre yeni düzenlemeler yapti.

7. Ordu karargâhını Nablus'tan Amman'a nakledilmesine karşı çıkarak, tekrar karargâhını Nablus'a almak ister ve 7. Ordu komutanı Fevzi Paşa ile karargâhını da Nablus'a geri çağırır.

3. Kolordu Komutanı Albay İsmet Bey'in karargâhını da giderek, onunla da görüşür ve durumun hiç de iç açıcı olmadığını anlar.

8 Mart 1918

Öte yandan hazırlıklarını tamamlayan Allenby, 8-12 Mart 1918 tarihlerinde Osmanlı cephesini yararak kuzeyde Nablus'a yürümek istediyse de,

12 Mart 1918

beklemediği kadar sert bir mukavemetle 12 Mart 1918 de teşebbüsten vazgeçti.

21 Mart 1918

Bundan sonra ise Amman'a doğru gitmek isteyen Allenby, 21 Mart'ta Şeria nehrini geçerek,

26 Mart 1918

26 Mart'ta ise Amman yakınında bulunan El-Salt'ı zaptetti. Bir haffta süren çetin muharebelere rağmen Amman'daki Osmanlı savunmasını kıramayınca,

1 Nisan 1918

1 Nisan'da çekilip tekrar Şeria nehrine geldi .

Bunların yanı sıra Emir Faysal birlikleri Nisan sonunda ancak 2.000 Osmanlı askerî tarafından savunulan, güneyde Hicâz demiryolu üzerindeki Maan'a saldırmış, fakat geri püskürtülmüştü.

30 Nisan 1918

Bunun üzerine Allenby, 30 Nisan'da Amman'a karşı ikinci bir harekete geçmek istedi. El-Salt ve Tel-İmrin civarında yapılan dört günlük muharebelerde İngilizler ikinci defa geri püskürtülerek, tekrar Şeria nehrine çekildiler. Allenby'nin bu iki başarısızlığından da İngiliz kayıtlarında hiç bahsedilmemiştir .

Nisan (1918) ayındaki yenilgiler üzerine İngilizler,

13 Mayıs 1918

Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa, 20 gün süren Almanya seyahatinden  İstanbul'a döndükten bir süre sonra 13 Mayıs 1918 de böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana ve Karlsbad'a giderek tedavi gördü.

Mayıs 1918

Mayıs ayından sonra Filistin cephesinde faaliyetlerini durdurmak zorunda kalmışlardı. İngiliz kuvvetlerinin 160.000 civarında, Osmanlı kuvvetlerinin ise 140.000 civarında olmasına rağmen Allenby gayet kuvvetli bir savunma karşısında kalmıştı.

Bundan dolayı tekrar hazırlanmak gereği duydu. Diğer bir konu ise havaların ısınmasıydı.

Ayrıca Almanya batı cephesinde taarruza başlamıştı. Batı cephesini takviye etmek üzere İngilizler, Filistin cephesindeki birliklerin bir kısımını bu cepheye kaydırmışlardı .

Diğer taraftan Nisan ayı içerisinde Yıldırım Orduları İngilizlere karşı taarruza da geçmiş, fakat bu taarruzdan beklenilen bir netice alınamamıştı. Zaten Araplar cephe gerisinde İngilizlerin lehine çalışıyorlar, demiryolu köprülerini İngilizlerin verdikleri vasıtalarla tahrip ediyorlardı .

4 Temmuz 1918 Vahdeddin Padişah oldu.

2 Ağustos 1918

2 Ağustos'ta Mustafa Kemal İstanbul'a döndü.

7 Ağustos 1918

 

7 Ağustos 1918 Mustafa Kemal, Filistin'de bulunan 7. Ordu Komutanlığı'na ikinci defa atandı.

İngilizler, Şam yönünde saldırıya geçtiler. Mustafa Kemal Paşa, 7 Ağustos 1918'de Yıldırım Orduları Grubu'ndaki eski görevine getirildi ve

M. Kemal Paşa 7 Ağustos 1918’de ikinci defa, Filistin’de bulunan 7. Ordu komutanlığına tayin edilmiş ve 1918 yılının Ağustos ayı ortalarında komutayı devralmıştı. M. Kemal komutayı devraldığında 7. Ordu Nablus’un güneyi ile, Şeria Nehri arasında konuşlanmıştı. Ayrıca 7. Ordu’nun sağında 8. Ordu, solunda Şeria, arkasında 4. Ordu bulunuyordu. M. Kemal’in bu sırada yaptırdığı keşifler ve almış olduğu istihbarat sonuçlarına göre, bir düşman taarruzunun başlamak üzere olduğu tespit edilmişti1.

8 Agustos 1918 cephe nizami

Filistin cephesinde üç ordumuz vardı: Üç ordunun birden teşkil ettıgı birlik ise Yıldırım Orduları dir ve General Liman von Sanderes kumandasındadır.Ordular grubu kumandanlığı da Nâsırada konuclanmisti.

a) 4 üncü Ordu ve 4. ordu kumandanı Mersinli Cemal Paşa olup, 4 üncü ordu merkezi Salt kasabasindaydi. Şeria nehrinin sağındaki cephede 4. Ordu vardi.

b) 7 ncı Ordu ve 7. ordu Kumandanı Mustafa Kemal Paşa idi ve 7 nci ordu merkezi Nablus a idi., Şeria nehrinin solunda 2 cephe olusturulmustu. 7. Ordu Cephesi ve 8. Ordu Cephesi.

c) 8 inci ordu ve 8 inci ordu kumandanı ArapKirli Cevat Paşalar...8 inci ordu merkezi Tul-ü Kerem de idi

(Arkanızı Anadoluya vererek düşününüz) 

Bu Cephelerimizin karşılarındaysa General (Allenbi) kumandasında İngiliz ordusu vardi...NFK
O
envere e ihanet

Günün birinde Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Orduları Levazım Reisi Merzifonlu Miralay Ömer Lütfi Bey (İstiklal Harbi esnasında Nafia Vekili) ile yine ordular grubu erkân-ı harb reisi Diyarbakırlı Kâzım Paşayı nezdine çağırıyor ve şöyle diyor:

- «Enver Paşanın idaresi orduyu ve vatanı her yerde felâkete sürüklüyor! Bu vaziyetten kurtulmak için tek çare İngilizlerle anlaşmaktır! Başka hiçbir çıkar yol kalmamıştır!..»

Her iki asker de bu teklifi şiddetle reddediyor ve böyle bir hareketin korkunç bir şey olacağını söylüyorlar ve yerlerine gidiyorlar. Teklif neticesiz kalıyor. (İşbu Ömer Lûtfi Bey, iman ve namusiyle tanınmış bir zattır ve elyevm, çok şükür, sağdır.)NFK

Allenby - M. Kemal gizli iliskileri
Bu arada Mustafa Kemal Paşanın, atatürkcü tarihcilerin iddialarina göre herhangi bir maddi menfaat bahis mevzuu olmaksızın, İngiliz kumandanı (Allenby) ile gizli hususi temaslarda bulunmaktaydi.

7 nci ordu, ne sağındaki 4 üncü orduya, ne de solundaki 8 inci orduya ve bilhassa Ordular Grupuna hiçbir haber vermeden ve hiçbir şey sızdırmadan, birdenbire Bisan istikametinde son süratle çekilmeye başladi. NFK

Nagihan cephe üzerinde müthiş bir yarık hâsıl olmuş ve 4 üncu ordu ile 8 inci ordular birbirinden uzakta ve temassız halde kalmışlardır!!!

İngiliz ordusu hemen bu yarıktan içeriye dalarak 8 inci ordunun gerisine düşüyor ve bu orduyu kuşatıp kamilen esir ediyor. Ancak Tul-ü Kerem mevkiindeki Cevat Paşa, birkaç Kişilik maiyetiyle zor belâ kurtulabiliyor!!!

İngiliz tazyiki, oradan, derhal 4 üncü ordu üzerine dönüyor; vaziyeti birdenbire ve tepeden inme haber alan 4 üncü ordu ise, tarih boyunca misli görülmemiş bir bozgun seli halinde Haleb'e doğru akmaya başlıyor!!!

Vaziyet tek kelimeliktir; Kahkarî hezimet!!! 4 üncü ordu bakiyeleri Şam'a doğru mahşeri bir ana baba günü akışiyle kulaç atarken, 7 nci ordu hiçbir tazyik görmeden Haleb'e çekilmiş ve orada karargâh kurmuştur!!!

Birinci Cihan Harbinde Filistin cephesi birdenbire yıkılmış; bu cephe üzerinde her şey, müthiş bir bozgun ve misilsiz bir panik kasırgasiyle altüst olmuş ve neticede bu iş, bütün felâketler bilançosunun yekûn hattını çekerek Türk vatanının istilâsına ve Mondros esaret senedinin imzasına kadar götürmüştür.

Filistin cephesinin âni çöküşü, 4 küsur yıllık Birinci Cihan Harbinin her gün üstüste yığılan faciaları sonunda zuhura gelmiş tabii bir netice midir; yoksa bununla beraber ve bilhassa bundan kuvvet alarak araya giren bir kast ve menfi irade mahsulü müdür???

Bütün bir tarih seyrini değiştirecek kadar mühim bu sualin cevabını şöylece veriyoruz ki, imparatorluğu birdenbire dize getiren Filistin cephesinin çöküşü, üstüste yığılı facialar neticesinde, fakat bu faciaların kötü akıbetini biraz daha uzatmanın pekâlâ mümkün bulunduğu bir anda, bulanık şartlardan kuvvet alarak araya girici bir kast ve menfi irade neticesi olarak meydana gelmiştir. Yani, imparatorluğun, o günkü Türk vatanının çöküşünü çabuklaştırıcı bir kast ve menfi irade karşısındayız. Artık siz bunun mânasına ne isim verirseniz veriniz!

Bir taraftan Yıldırım Orduları Kumandanı Liman on Sanderes, öbür taraftan 4 üncü ve 8 inci ordular kumandanları çırpınadursunlar; Mustafa Kemal Paşa Halep te otele yerlesmis, derhal İstanbula telgrafla müracaat ederek şu teklifte bulunuyor:

- «Ordumuz mahv-ü perişan olmuştur! Eğer Yıldırım Orduları Kumandanlığını bana verir ve Mersinli Cemal Paşayı bertaraf ederseniz vaziyeti kurtarırım!..»

Ve o hengâmede hiçbir şeyi doğru haber almak ve düşünmek kabiliyetinde olmıyan İstanbul, bu teklifi kabul etmekten başka çare bulamıyor!!!

15 Ağustos 1918
15 Ağustos'ta 7.Ordu Komutanı olarak Filistin Cephesi'ne atandı ve ardından Fahri Yaver Hazreti Şehriyari (Padişahın Onursal Yaveri) unvanı verildi.

16 Ağustos 1918

16 Ağustos 1918 Mustafa Kemal Paşa, Halep kuzeyinde bir savunma hattı kurmaya çalıştı.(forsnet)

 

1 Eylül 1918 7. Ordu Komutanlığı görevine başladı.

18 Eylül 1918

18 Eylül akşamı M.Kemal, gerekli önlemleri almış olduklarından emin olmak için, emrindeki iki Kolorduya komuta eden arkadaşları İsmet ve Ali Fuat'la telefonlaştı. Daha telefonu henüz kapatmıştı ki, İngiliz topçu bombardımanının ilk sesini duydu .

19 Eylül 1918

 

19 Eylül 1918 Filistin Cephesi'ndeki, M.Kemal inde Birliginin icerisinde oldugu Yıldırım Ordular Grubu, İngilizlerin taarruzunu durduramadı. İngilizler Suriye'ye doğru ilerlediler.

19 Eylül 1918'de İngilizler'in Nablus ve Şeria arasında yaptığı saldırıyı püskürttü.

Mondros Mütarekesi üzerine ülkesine dönen Liman von Sanders, Yıldırım Orduları Grubu komutanlığını Mustafa Kemal Paşa'ya devretti. Grubun 5 Kasım 1918'de lağvı üzerine de Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'a döndü.[2]

Yıldırım Ordular Komutani Mustafa Kemal bir yandan İngilizlerle, diğer yandan Arap silahlı çeteleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. 460.000 kişilik İngiliz kuvvetlerinin 19 Eylül 1918'de başlattıkları taarruz Filistin'de durdurulamadı.

Bu Cephenin yönetim  ve savunma düzeni kurma görevlerini, Falkenhein  Mustafa Kemal Paşa'ya bırakıp, Adana'ya gitti.

İngilizler Suriye'ye ilerlediler ve Şam düştü.

Bu hazırlıkları sezen ve İngilizlerin 19 Eylül sabahı saldırıya geçeceğini tahmin eden 7. Ordu komutanı M. Kemal, durumdan Sanders'i haberdar ettiği halde, ciddiye alınmamıştı. Böylece sadece kendi birliklerini hazır bir duruma getirmişti. 8. Ordu ile birarada idi cephede, 4. ordu ise uzak degil, karsisinaydi. Sanders 3 orduya daha cok uzaktaydi.

Fakat neden istihbaratin vardiysa, diger birlikleri uyarmadin ? sorusu karsisinda rezil olmamak icin sucu Sanders e yikma cabcidir bu.

Böylece İngilizler 19 Eylül 1918 günü büyük bir taarruza başlamışlardı. Osmanlı kuvvetleri bu saldırıya karşı zaman zaman çetin bir direnme göstermelerine rağmen, çekilmeye başladılar .Cünkü Komutanlari M.Kemal onlardan daha önce, kmseye söylemeden sam a kacmisti bile.19 Eylül 1918'de Allenby komutasındaki İtilaf kuvvetleri genel taarruza geçerek üç ordudan oluşan Yıldırım Orduları Grubu'nu ağır bir hezimete uğrattılar.

M.Kemal Paşa' nın 7. Ordusu 147 000 askerimiz süngülenerek hunharca sehid edildi, 25 000 askerimiz esir edilerek Misir a deporte edildiler.

7. ordunun bassiz kalip, bozguna ugratilmasi m. kemalin ingilizlerle danisikli bir ortak oyunuydu.  Tek basina ingilizlere karsi koymasi imkansiz olan ve yani acilmis olan 8. Ordu cephesi ise yarılmıştı.

Bunun üzerine de 7. ordudan kacabilen askerlerle, düzenli bir sekilde çekilmeye başlayab 4. Ordu askerleri Sam a kaciyorlardi.

Diğer yandan ittihaci Cemal Pasa tarafindan zulüm görüp isyan eden Araplar, Osmanlıya yardim emedikleri gibi ingilizlerle birleserek, intikamlarini aliyorlardi. Buraların çok çabuk çökmesine bu sebepte eklenmelidir. Arap yarımadasında, Araplardan sadece İmam Yahya'nın yönetimindeki Yemen, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalmıştı . İşte bu asilerden Emir Faysal kuvvetleri de güneyden ilerlemekteydi.

19 Eylül 1918'de Allenby komutasındaki İtilaf kuvvetleri genel taarruza geçerek üç ordudan oluşan Yıldırım Orduları Grubu'nu ağır bir hezimete uğrattılar.

20 Eylül 1918

Mustafa Kemal Paşa, 20 Eylül 1918 tarihinde VI.Mehmet (Vahdettin)'in başyaveri Naci (Eldeniz) Bey'e bir telgraf çekerek

- "Yıldırım Orduları Grubu'nun savaş gücünün kalmadığı" nı bildirerek "mütareke istemesini önerdi". Ayrıca yeni hükümette kendisinin Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili olarak görevlendirilmesini istedi[23].

25 Eylül 1918

Bundan sonra 25 Eylül'de Amman düşmüştü.

Fakat aynı gün Şam'ı savunacak komutan M.Kemal in ayrılıp gitmesi ve askerlerinin dağılması nedeniyle Şam elden çıkmıştı . Ayrıca

 

26 Eylül 1918

26 Eylül 1918 7. Ordu, Şam doğrultusunda yürüyüşe geçti,  ve akşama doğru Der'a bölgesinde toplandı.

 


29 Eylül 1918

29 Eylül 1918 7. Ordu, Şam'ın güneyine çekildi.

Sam Cephesinde,Filisintin Cephesinden kendi cabasi ile kurtulup, kacan askerlerden toparladigi ordu ile kendisini kovalamakta olan ingiliz kuvvetleriyle savasa girmek mecburiyetinde kalmisti Mustafa Kemal.

2 Yaveri haricinde hicbir askerini yanina almadan gizlice cepheden kacti. Arkada bassiz biraktigi askerlerde ingiliz askerleri tarafindan süngülenerek kaledildiler. 120 000 Sehid 7.000 esir verildi. Esirler sonra ingilizler tarafindan Misir daki esir hapishalnelerine gönderildiler.

Sam Cephesinden kurtulan 3,700 kadar askerde önce Halep e Halep ten de Anadoluya kacarak kendilerini kurardilar.

Kendisi Sam Cephesinden 2 Yaveri ile Halep e kacarak orada bir otele yerlesmisti.

 

29 Eylül 1918

29 Eylül 1918 Bulgaristan, Selanik Ateşkes Antlaşması ile savaştan çekildi.

 

30 Eylül 1918

30 Eylül 1918 Bozguna uğrayan Yıldırım Ordular Grubu, 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa'nın gözetiminde derlenip toparlandı.

30 Eylül'de İngiliz kuvvetleri Şam yakınlarına kadar gelmişlerdi .

***

 

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın İmzalanması

Filistin Cephesi’nde bulunan Osmanlı ordularının 1918 yılı Eylül ayı sonlarına doğru İngilizler karşısında tutunamayarak geri çekilmeleri, dönemin sadrazamı Mareşal Ahmet İzzet Paşa’nın ifadelerine göre, mütarekenin imzalanmasını kaçınılmaz bir hale getirmişti32. Büyük güçlüklere ve ikmâl yetersizliğine rağmen inatla cephelerde direnen Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması’nı mecburen imzalamak durumunda kalmıştı33. Savaşın son aylarına doğru sulh anlaşmasının bir an evvel imzalanması yolundaki istek ve temenniler hem resmî devlet erkânı, hem basın kuruluşları ve hem de halk tarafından meydanlarda söylenir olmuştu. Nitekim, bütün bu gelişmeler Osmanlı Devleti’ni ateşkes antlaşmasını imzalayacağı ortama doğru hızla sürükledi. “Mağlûp sulh isterse, galip onu önce kabul ettireceği mütareke şartları ile emrine bağlar” diyen Kâzım Karabekir Paşa’nın ifadesiyle, Osmanlı Devleti -bir yerde İngiltere’nin zorlaması sonucu-, Mondros Mütarekesini imzalamakla her alanda taahhüt altına alınarak, eli kolu bağlı bir şekilde âdeta mecalsiz bırakılmıştı34.

....

Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti, mütarekenin imzalanmasının ardından Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği telgrafta, ordunun Suriye’nin kuzeyine çekilmesi durumunda savunma vaziyeti alıp alamayacağını, bu sayede mütareke şartlarının değiştirilmesinin ve hafifletilmesinin mümkün olup olmadığını sormuş; mütareke şartları tebliğ olununcaya kadar uygun bir şekilde oyalanmasını istemişti43. Mustafa Kemal Paşa bu telgrafa Halep’ten verdiği cevapta; Gâvur Dağları’nda tutunup müdafaa imkânı varsa da, meydanda toplanacak bir ordu kalmadığını, zabt-u rabttan mahrum olan askerin kendi bildiklerine her birinin bir tarafa kaçmakta olduklarını ve şehre İngiliz ordusunun öncü kuvvetlerinin girmiş bulunduğunu ve kendisinin de Katma-Kurtkulak ve Raco istikametine doğru geri çekilmekte olduğunu bildirdi44, ilave olarak vekâleten idare edilmekte olan Harbiye Nazırlığının kendisine verilmesini Ahmet İzzet Paşa’dan rica etti45. Ahmet İzzet Paşa ise, Mustafa Kemal Paşa’nın bu teklifini kabul etmeyerek, Harbiye Nazırlığının kendi uhdesinde bulunduğunu ifade ettikten sonra; “...barıştan sonra da dostluğumuzun devamını dilerim” şeklinde bir cevapla karşılık verdi46. Öte yandan bu sırada Adana’da bulunan II. ve VII. Ordular Yıldırım Ordular Grup Komutanlığı emrine verildi. Bundan başka Hicaz Seferi Kuvvetleri ile Suriye’nin kuzeyinde bulunan kuvvetlerin bir kısmı da Mustafa Kemal Paşa’nın emrinde idi. Grup karargâhı olarak da Adana şehri seçildi47. Yıldırım Ordular Gurup komutanlığını üstüne aldıktan sonra uygulamayı düşündüğü planı Mustafa Kemal Paşa şu şekilde açıklar: “Doğrudan doğruya elim altında bulunan kuvvetleri geçirdikleri bütün felaketlere rağmen hakiki kuvvet haline getirmek, tensik etmek, teşkil etmek, takviye etmek! Hicaz kuvve-i seferiyesini ve Maan’daki kuvvetlerini hiç de hesaba katmayı düşünmedim. Onların zaten esarete mahkûm olduklarını iki sene evvel Cemal ve Enver Paşalara anlatmıştım. Musul civarında bulunan VI. Orduyu istifade edilebilir bir halde görmek isterdim...”48 Yeni görevi esnasında da Mustafa Kemal Paşa, Harbiye Nezareti ile muhaberatı devam ettirdi. Bölgesinde gerekli güvenlik tedbirlerini aldıktan sonra, mütarekenin bazı maddeleri tefsir edilmesini isteyerek, Suriye sınırının nasıl tespit edileceğini, terhis meselesinin nasıl olacağını sadrazama yazdığı telgrafta soruyordu49. Mustafa Kemal Paşa, maiyetindeki komutanlara gönderdiği emirde, mütareke hükümlerinin uygulanmasının bizim için daha ağır bir duruma gelmemesini sağlamak üzere gerekli tedbirlerin alınmasını isterken, Toros Tünellerinin Osmanlı Devleti için stratejik açıdan çok büyük öneme sahip olduğunu hatırlatarak elde tutulması gerektiğini ve terhis işlerinin geçiştirilmesi veya geciktirilmesini tavsiye ediyordu50. Mustafa Kemal Paşa, 6 Kasım 1918 tarihli telgrafında Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya hitaben; Mütareke şartları arasında anlaşmazlıkları giderecek tedbirler alınmadan, orduların terhis edilmesi ve İngilizlerin her dediğine boyun eğilmesi durumunda İngiliz ihtiraslarının önüne geçmeye imkân olmayacağını bildiriyordu51.

İngiliz ve Fransızların, Yıldırım Ordularının mukavemeti halinde, Adana ve İskenderun yöresini işgal edecekleri yolunda Osmanlı hükümetine baskı yapmalarına rağmen Mustafa Kemal Paşa, bölgenin teslim ve tahliyesinden yana değildi52. Özellikle Halep bölgesindeki Arap aşiretlerini ve Nüvvap köyü şeyhini kendi yanına çekmek için bir takım tedbirler aldı53. Öte yandan, Mustafa Kemal Paşa daha evvel (3 Kasım)

Ahmet İzzet Paşa’ya çektiği telgrafta; bölgenin kıyı şeridindeki torpillerin bahriye müfrezesi oluşturarak toplanacağını, esirler ve Ermenilerin nakli için tedbirler alınacağını, kadroları en genç efrattan doldurmak üzere kuvvetli bir fırka teşkili ve jandarmayı da takviye ettireceğini, fazla malzeme vs.nin Toroslar’ın kuzeyine aktarılacağını, terhise tabi tutulacak kuvvetlere ait silah, cephane vb. gibi teçhizatın toplanıp depolanacağını ifade ettikten sonra, bunların nakli konusunda İstanbul’dan yardım talebinde bulunacağını da belirtmişti. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa, Sadrazam ve Harbiye Nazın Ahmet İzzet Paşa’ya birbiri ardınca gönderdiği telgraflarla son derece açık ve kesin ifadeler kullanarak uyanlarda bulunmaya çalışıyordu54. Bu telgraflardan anlaşıldığına göre, Mustafa Kemal Paşa, İskenderun bölgesinin işgaline engel olabilmek için elinden gelen her türlü tedbire müracaat ediyordu. Öte yandan Ahmet İzzet Paşa, Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği 6 Kasım 1918 tarihli telgrafı ile İstanbul’daki İngiliz Amirali Galthorpe’un, İskenderun ve çevresinin mukavemetsiz teslim edilmesi istediğini bildirdi. İngilizlerin aşırı istekleri karşısında direnmekten yana olan Mustafa Kemal Paşa ise, emri altındaki kuvvetlerin takviye edilmesi halinde bütün felaket ve sıkıntılara rağmen, Türk milletinin sesini duyurmanın mümkün olabileceğini ifade ediyordu55. Diğer taraftan hükümet üzerinde İngiliz baskısının giderek artması, Ahmet İzzet Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa’ya mütarekenin uygulanması yolunda gönderdiği telgraflarının sıklaşmasına sebep oldu56. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin İskenderun’da karaya asker çıkarmaları halinde mukavemet edileceğini ifade ettikten sonra, mütarekenâmede bu tür hareketlere cevaz verecek bir madde bulunmadığını57, hatta 5 Kasım tarihinde maiyetindeki birlik komutanlarına verdiği gizli emrinde gerekirse silahla karşı koyabileceklerini de bildirmişti58.

Halbuki Osmanlı hükümeti, işgalcilere -özellikle İngilizlere- karşı sert davranılmasını sakıncalı görüyor; onlara karşı hoşgörülü olmanın barış konferanslarında Osmanlı Devleti lehine bazı çıkarlar sağlanmasına hizmet edeceğini düşünüyordu. Nitekim, Ahmet İzzet Paşa, protestolarla bu baskıların belki azaltılabileceği kanaatinde idi59. İngilizler ise bu sırada Halep taraflarındaki kuvvetlerine erzak nakledebilmek için İskenderun yolunu kullanmakta ısrar ediyordu. Ahmet İzzet Paşa, İngilizlerin bu yolu kullanmalarını müsait karşılarken, Mustafa Kemal Paşa buna karşı çıkıyor ve İngilizlerin asıl maksadının VII.Ordunun geri çekilme yollarını kesmek olduğunu belirttikten sonra, İngilizler lehine verilecek emirlerin hiç birini yerine getirmeyeceğini ifade ediyordu. Paşa, eğer bu tutumu hükümet tarafından hoş görülmez, İngilizler lehine kararlar verilirse, yerine başka bir komutanın tayin edilmesini istiyordu60. Nitekim, yukarıdaki gelişmelerden endişe duyan Harbiye Nezareti bunun bir problem haline gelmesini önlemek amacıyla 7 Kasım 1918 tarihinde Yıldırım Ordular Grubu ile VII.Ordu karargâhını lağvetti. Mustafa Kemal Paşa ise Harbiye Nezareti emrine verildi61.

Mustafa Kemal Paşa’nın karşı çıkmasına rağmen, Osmanlı Hükümeti, Amiral Galthorpe’un İskenderun’un mukavemetsiz teslimi yolundaki notasına ister istemez uymak mecburiyetinde kaldı. Aksi halde, İngilizlerin Suriye-Filistin ordusu komutanı General Allenby bu bölgeleri zorla işgal edebileceğini bildirmişti. Ahmet İzzet Paşa, İngilizlere karşı koyacak gücümüzün olmadığını ifade ederek İskenderun’un teslimini -kendince-uygun bulmuş ve İskenderun’a bu yolda bir telgraf çekmişti. 9 Kasım 1918 tarihinde İngilizler İskenderun şehrini mukavemetsiz olarak teslim aldı. İtilaf Devletleri’nin mütareke hükümlerini hiçe sayan bu tutumları karşısında şaşkına dönen hükümet, birbiriyle çelişen emir ve telgraflar yağdırarak içinde bulunduğu keşmekeş ortamının vahametini sergiliyordu. Öte yandan hükümetin, terhis için verdiği emre uyulduğu takdirde elde mevcut silah, hayvan, malzeme, teçhizat vs .yi muhafaza edecek tek bir fert bile kalmamış olacaktı62. Öte yandan İskenderun ve civarının kaybından dolayı suçlanan Mustafa Kemal Paşa,63 gayet soğukkanlı bir şekilde bu isnat ve inancın yersiz olduğunu, şehrin teslim edilmesi yolunda hükümetten emir aldığını belirtiyordu64. Paşa, 8 Kasım’da Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti karargâhına gönderdiği telgrafta, karargâhtan gelen emir üzerine İskenderun’u bırakmak zorunda kaldığını bildiriyordu65. Bundan sonra Mustafa Kemal Paşa, hükümet merkezi ile yaptığı telgraf görüşmelerinde verilen tavizleri tenkit ediyor; böyle giderse memleketin binbir türlü entrika ve istilaya maruz kalacağını izah etmeye çalışıyordu. Paşa, bu acz ve zafiyetin bir an evvel tamamen ortadan kaldırılmasını istiyordu66.

Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’nın lağvedildiğini belirten irade, Mustafa Kemal Paşa’ya 10 Kasım 1918’de tebliğ edildi67

.....

Mustafa Kemal Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandıktan sonra, Adana’dan hareketle 13 Kasım 1918’de İstanbul’a geldi.

Mustafa Kemal Paşa, İtilaf Devletleri donanmasının İstanbul’a girdiği gün, yani 13 Kasım 1918 sabahı Haydarpaşa Garı’na varmıştı. Kendisini karşılayan arkadaşı Doktor Rasim Ferit ile birlikte Haydarpaşa’dan Kartal istimbotu ile karşıya geçmiş, bu sırada boğazda bulunan gemilerin arasında Yunanlıların meşhur Averof zırhlısını da görünce bundan müteessir olmuş ve arkadaşına hitaben “Hata ettim. İstanbul’a gelmemeli idim. Ne yapıp yapıp Anadolu’ya dönmenin çaresine bakmalı!” demiştir69.

G. Jaeschke’ye göre, görünüşte İngilizler’den yana bir tavır sergileyerek onların şüphelerinden uzak durmayı planlamıştı. Paşa, 17 Kasım 1918’de Minber’de, 18 Kasım 1918’de Vakit’de yayımlanan mülakatında; İngilizler’in Osmanlı Milleti’ne gösterdiği iyiniyet ve dostluktan uzun uzun bahsetti76. Kısaca bu dönemde Mustafa Kemal Paşa tarafından, memleketin kurtuluşu için her türlü çareler arandı. O, İngiliz casusu Rahip Frew’le de temas kurdu77. İngilizlerle münasebetleri dikkatle sürdüren Mustafa Kemal, saray ve çevresiyle olan ilişkilerinde de dikkatli davranıyordu. Nitekim, bu sırada İstanbul’da yönetimin karşı olduğu şeylere kendisinin de karşı olduğunu gösteriyor ve siyasî taktikler sergiliyordu.

 

.1 Alman İmparatoru İstanbul’daki elçisi Wangenhaim vasıtasıyla ittifak konusunda Osmanlı sadrazamının tekliflerini kabul ettiğini bildirmekle beraber beş maddelik şu ittifak şartlarını ileri sürmekte idi: “1) Her iki taraf (Osmanlı-Almanya), Avusturya - Sırbistan anlaşmazlığında tarafsız kalacaklardır. 2) Ancak eğer Rusya savaşa katılır, Almanya da ona sürüklenirse, Türkiye savaşa girecektir. ittifak şartlarım (Kazüs Federis) onun için de vaki olacak. 3) Harp çıkarsa Almanya, Askerî Hey’etini Türkiye’de bırakcaktır. Türkiye, yüksek komutanın bu hey’etçe icrasını temin eder. 4) Almanya, Türkiye’yi Rusya’ya karşı kefalet altına alacaktır. 5) Bu antlaşma Avusturya - Sırbistan savaşı Fahri Çeliker), Ankara 1985, s. 149-153. Ali İhsan Sabis, Harp Hatırlarım: Birinci Dünya Harbi, c. I, (Yay. Hz. Nehir Yay.) İstanbul 1990, s. 106,109.

2 Jeduha L. Wallach, Ayni eser, s. 191.

3 Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi: Sina - Filistin Cephesi, c. IV/2, Gnkur. ATAŞE Başkanlığı Yay., Ankara 1986, s. 69 vd.

4 Geniş bilgi için bkz., Joseph Pomiankowiski, Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküşü “1914-1918, 1. Dünya Savaş’, (Çev. Kemal Turan), İstanbul 1990,1248-249; Jeduha L. Waflach, Aynı eser, s. 193-194; Gn.Kur. ATASE Arşivi: 1/1,Kls: 211,Ds: 892.F: 17.

5 Gn. Kur. ATAŞE Arşivi: 4-7302, Kls: 3221, Ds: H-63, F: 1/11.

6 Yıldırm Ordular Grubu ile ilgili emir şu şekildedir:

“1- Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı adıyla yeni bir grup komutanlığı teşkil olunmuştur. Grup komutanlığı şimdilik İstanbul’da bulunacaktır.

2- Yıldırım Ordular Grup Komutanlığına Mareşal Von Falkenhein Paşa (Mareşallik rütbesi Türkiye’de verildi) ve Kurmay Başkanlığı’na Albay Von Dommes atanmıştır.

3- 6. ve 7. Ordular, Yıldırım Ordular grubunun emrine verilecektir.

4- Şimdiden tesbit edilen Kuruluş şöyledir: 6. Orduya 13. ve 18. kolordular; 7. Orduya 15. ve 3. kolordular bağlı bulunacaktı. Alman Asya Kolu, II. nolu Paşa karargâhı ile üçer bölüklü piyade tabur karargâhı, üç makineli tüfek bölüğü ve diğer teknik ve destek unsurlarından kurulu bulunacaktı.

5- 6. ve 7. Ordular yarından itibaren iaşe ve ikmali tamamlanarak Yıldırım Ordular grubuna bağlanacaklardır.” Bk. Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 1-1, Kls: 211, Ds: 892, F: 17.

7 Sedat, Yıldırım’ın Akıbeti, İstanbul 1927, s. 53-54.

8 Yıldırım Ordular Grubu karargâhında görev yapmış olan Ali fuat (Erden) Paşa’nın ifadelerine göre Alman Generallerinden Liman Von Sanders Filistin cephesinde bir Türk subayına şunları söylemiştir: “... Yazık şu Türklere, yazık şu Türkiye’ye. Vatanları tehlikede iken mukadderatlarını idare eden milli bir karargâhtan bile mahrumdurlar. Şu karargâh bir Türk karargâhı değil, Falkenhein karargâhının İstanbul’da bir şubesidir. Bu karargâhı teşkil eden Alman zabitleri; hizmet ettikleri, maaşını aldıkları, elbisesini giydikleri ordunun re’si müttefiki (düşünen başı) değil, fakat Almanya’daki büyük karargâhın emel ve arzularım tatbik eden icra vasıtasıdır.” Ali Fuat Erden, Paris’ten Tih Sahrasına adlı eserden naklen Sadi Borak, Öyküleriyle Atatürk’ün Özel Mektupları, İstanbul 1980, s. 102.

10 7 ınci Ordu komutanı Mustafa Kemal Paşa, Alman Generali Falkenhein’ın Arap yarımadasını Alman müstemlekesi haline getirmek istediğini ifade ettiği gibi, aşiretler meselesine karışmamasını da mektubunda ikaz ediyordu. Bkz., Sadi Borak, Aynı eser, s. 119-122.

11 29 Temmuz 1917 tarihinde ordu komutanları arasında yapılan yazışmalarda Almanya’dan istenecek yardım vesaire hakkında telgraflar teati edilmekte idi. Bkz., Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 4/7302, Kls: 3221, Ds: h-72,F: 1-7; Wallach, Aynı,-ser, s. 195.

12 Sedat, Yıldırımın Akıbeti, İstanbul 1927, s. 53-54.

13 Gn.Kur. ATAŞE Yay., Sina Filistin Cephesi, s. 85 vd.

14 Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 4/7302, Kls: 3221, Ds: H-55, F: 1-45.

15 Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 1/2, Kls: 537, Ds: 2098, F. 1-15.

16 Sedat, Yıldırımın Akıbeti, s. 76-105.

17 Gn.Kur. ATAŞE Yay. Sina Filistin Cephesi, s. 89.

18 Hüseyin Hüsnü Emir, Yıldırım, s. 56.

19 Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 4/7302, Kls: 3221, Ds: H-78, F: 1-4, 1-8, 1-14,1-15, 1-16.

20 Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 4/7302, Kls: 3221, Ds: H-81.F: 1-4, 1-5; Ds: H-74.F: 1-5.

21Liman Von Sanders, Türkiye’de Beş Sene, İstanbul Matbaa-i Askeriye 1337, s. 164.

22 Gn.Kur.ATAŞE Arşivi: l/6,Kls: 1137,Ds: 66,F: 80.

23 Gn.Kur. ATAŞE Yay., Sina Filistin Cephesi, s. 97-110.

24 Mustafa Kemal Pasa, Filistin cephesindeki bu gelişmeleri hoş karşılamadığı gibi durumun vehametini 20 Eylül 1917 tarihinde Halep’ten Başkomutanlık Vekaletine çektiği telgrafta uzun uzadıya dile getirmiştir. Bkz. Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: Atatürk Arşivi, Kls: 33, Ds: 12-16/A, F: 19-38; ayrıca bkz. Hüseyin Hüsnü Emir, Yıldırım, s. 77-78; Nimet Arsan, Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, c. I, Ankara Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü 1964, s. 1-8; Atatürk ile Falkenhein arasındaki sürtüşme hakkında detaylı bilgi için bkz., Uluğ iğdemir, “I. Dünya Harbi’nde Atatürk’le Mareşal Falkenhein Arasında Çıkan Anlaşmazlığa Dair Bazı Belgeler”, Belleten, XXXIII/132, Ankara 1969, s. 505-515.

25 Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 1/6, Kls: 1137, Ds: 66, F: 80; ayrıca bkz. Gn.Kur. ATAŞE Yay., Sina Filistin Cephesi, s. 114-115.

26 Gn.Kur. Harp Tarihi Başkanlığı Yay., /. Dünya Harbi: Türk Hava Harekatı, c. IX, Ankara 1969,s. 189-195.

27 Gn.Kur. ATAŞE Yay., Sina Filistin Cephesi, s. 121-157.

28 Gn.Kur. ATAŞE Yay., Aynı eser, s. 438 vd.

29 Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi,c. 111/3,s. 130-131.

30 Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 4/11122, Kls: 3704, Ds: H-19, F: 1-16.

31 Jeduha L. Wallach’ın Liman Von Sanders Paşa hakkındaki ifadeleri şu şekildedir: “... Almanya’da bir kolordunun yönetimi için uygun görülmeyen biri, bütün Türk ordusunun yeniden teşkilini üzerine alacaktı... General Liman iyi kimseleri emrinde çalışmaktan korkutacak kadar Alman ordusunda isim yapmıştı. Onunla, herşeyden habersizler, coşkunlar, maceracılar ya da yüksek maaşa tamah eden kimseler (Türkiye’ye) gitti... Liman Paşa Kudüs’ü geri almak fikrindeydi ve bu amaçla mütemadiyen Almanya’dan kıtalar istiyordu. Eline geçen birlikleri hiç faydası olmayan mahdut hedefti taarruzlarda eritiyor ya da öldürücü yaz sıcağında bitip tükenmez yürüyüşlerle yıpratıyordu.” Bkz. Bir Askeri Yardımın Anatomisi, s. 249-250.

32 Metin Ayışığı, Mareşal Ahmet İzzet Paşa (Askerî ve Siyasi Hayatı), Ankara 1997, s. 161 vd.; Ahmet İzzet Paşa, Feryadım, c. II, (Yay. Hz. Süheyl İzzet Furgaç - Yüksel Kanar), İstanbul 1993, s. 27-28.

33 David Fromkim, Barışa Son Veren Barış Modern Ortadoğu Nasıl Yaratıldı 1914-1918, (Çev. Mehmet Harmancı), İstanbul 1994, s. 361-378.

34 Kâzım Karabekir Paşa, Paşaların Hesaplaşması, İstiklal Harbine Neden Girdik, Nasıl Girdik, Nasıl İdare Ettik, (Yay. Hz. İsmet Bozdağ), İstanbul 1992, s. 30.

35 Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 1-3, Kls: 6, Ds: 25, F: 3,4,4/5; ATAŞE Arşivi: 1-1, Kls: 51, Ds: 198, F: 1, Att nr: 295,1 T. sani 1335; Ayrıca bkz. Gn.Kur. ATAŞE Başkanlığı, Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, Ankara 192, s. 29 vd.

36 David Fromkin, Aynı eser, s. 371-372.

37 Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, (MEB YAY.) ANKARA 1987, S. 1-2.

38 Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 5-7815, Kls: 4522, Ds: 17 (H-15), F: 26, 32; Harp Tarihi Vesikaları Dergisi (HTVD), Sy: 27,Mart 1959, vesika: 690, 690-A, B,C; Ayrıca bkz. Liman Von Sanders, Türkiye’de Beş Sene, (Çev. EHUR), Dersaadet 1337, s. 301-302.

39 Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 5-7815, Kls: 4522, Ds: 17 .(H-15), F: 26, 26-1; HTVD, Sy: 27, Mart 1959, vesika: 693-694; Ayrıca bkz. Seda, Yıldırımın Akıbeti, İstanbul Askerî Matbaa 1927, s. 296.

40 Uluğ İğdemir, Atatürk’ün Yaşamı,c. I, (1881,1918), Ankara 1988, s. 132.

41 Uluğ İğdemir, Aynı eser, s. 133.

42 Uluğ İğdemir, “Birinci Dünya Savaşı’nda Atatürk’le Mareşal Falkenhein Arasında Çıkan Anlaşmazlığa Dair Bazı Belgeler”, Belleten XXXIII/132, (1969), s. 505-515; Ayrıca bkz. Ş. Süreyya Aydemir, Enver Paşa, c. III, s. 306-313; Mustafa Kemal. Paşanın Mareşal Falkenhein’a bu anlaşmazlık sırasında gönderdiği mektuplar için bkz. Sadi Borak, Öyküleriyle Atatürk’ün Özel Mektupları, İstanbul 1980,s.95-126.

43 Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 5-11122, Kls: 3707, Ds: 36, F: 20. Mustafa Kemal Paşa, Mondros Mütarekesi dönemindeki anılarını daha sonra röportaj halinde gazetelere anlatmıştır. Mondros mütarekesi karşısında düşünceleri için bkz. Hakimiyet-i Milliye, 5 Nisan 1926.

44 Mevlan-zade Rıfat, Türkiye İnkılâbının İçyüzü, (Yay. Hz. Metin Hasırcı), İstanbul 1993, s. 193-194.

45 Geniş bilgi için bkz. Metin Ay ışığı, Aynı eser, s. 148-149; Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, c. I, İstanbul 1987 5Kastaş Yay.), s. 200; “Atatürk” Maddesi, M,,c. I, s. 728; M. Kemal Paşa’nın telgraf metni için bkz. Kâzım Karabekir, Paşaların Hesaplaşması - İstiklal Harbine Neden Girdik, Nasıl Girdik, Nasıl İdare Ettik, s.31 -32.

46 Sabahattin Selek, Aynı eser, c. I, s. 200.

47 Falih Rıfkı Atay, Kemal Atatürk Anlatıyor, İstanbul 1985, s. 86; “Atatürk”, M, c. I, s. 729.

48 Uluğ İğdemir, Aynı eser, s. 134.

49 Atatürk’ün Tamim Telgraf ye Beyannameleri (ATTB), (Derleyen Nimet Arsan), Ankara 1963, s. 13-14; Y. Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, c. III/4, Ankara 1991, s. 764-765.

50 HTVD, Sy: 27, Mart 1959, vesika: 714; M. Kemal Paşa bu sırada VII. Ordu komutan vekili bulunan Ali Fuat Paşa ile de gizlice haberleşerek mütareke karşısında neler yapabileceklerini öğrenmek istemişti. Bkz. Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 4-11122, Kls: 3707, Ds: 36, F: 20-5; Ayrıca bkz. Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, s. 72-81.

51 Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 1-1, Kls: 4, Ds: 16, F: 14; ATAŞE Arşivi: 1-105, Kls: 255, Ds: 1(1), F: 12-1; M. Kemal Paşa ayrıca, “... mütareke şeraiti meyanında sui telakkıyat ve tefehhüman izale edecek tedâbir ittihaz edilmedikçe orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak İngilizlerin ihtirasatınm önüne geçmeğe imkân kalmayacaktır.” diyordu. Bk. HTVD, Sy: 28, Haziran 1959, vesika: 736.

52 HTVD, Sy: 28, Haziran 1959, vesika: 715; Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı,?.. 64-61,11.

53 Mustafa Kemal Paşanın VII nci ordu komutanı iken Halep civarında bulunan Nüvvap karyesi şeyhini kendi yanına çekmek amacıyla 221 altın tutarında kağıt parayı örtülü ödenekten verdiği 1920 yılında İstanbul hükümetinin yaptığı soruşturmada anlaşılmaktadır. Ordu komutanlarına o dönemde örtülü ödenekten para harcama ruhsatı verildiğinden bu hususun sadece Harbiye Nezareti tarafından araştırılmasının doğru olacağı hükmüne varılmıştır. Bkz. BOA., Harbiye Gelen nr: 347045, 22 Nisan 1336/ 1920. Öte yandan Yusuf Hikmet Bayur ise eserinde olayı daha değişik bir şekilde anlatır ve 1917 yılı Ekiminde cereyan ettiğini belirtir. Bkz. Atatürk Hayatı ve Eseri, Ankara 1990, s. 136.

54 HTVD, Sy: 27, Mart 1959, vesika: 714; Ayrıca bk. Y. Hikmet Bayur, Atatürk Hayatı ve Eseri; Doğumundan Samsun’a Çıkışına Kadar, Ankara 1990,s. 180-181.

55 Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 1-1, Kls: 51, Ds: 203, F: 7; Ayrıca bkz. Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul 1980, s. 146-150.

56 HTVD, Sy: 27,Mart 1959, vesika: 705,710-A,B,C; Sy: 28, Haziran 1959, vesika: 731,739.

57 HTVD., Sy: 28, Haziran 1959, vesika: 719-720.

58 HTVD., Sy: 28, vesika: 735; Y. Hikmet Bayur, Atatürk Hayatı ve Eseri, s. 184-185; Ayrıca bkz. Aynı yazar, Türk inkılabı Tarihi, III/4, s. 768.

59 HTVD., Sy. 28,Haziran 1959, vesika: 721.

60 HTVD., Sy: 29, Eylül 1959, vesika: 743.

61 BOA. DUİT., Ds: 77-3, F: 40; BOA.BEO., Harbiye Gelen: 340546; Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 5-3516, Kls: 327, Ds: 3(8), F: |0; HTVD., Sy: 29, Eylül 1959, vesika: 745,745-a, b; 746. Bu sırada II. Ordu karargâhı da lağvedilmiştir.

62 HTVD., Sy: 28, Haziran 1959, vesika: 718.

63 Ahmet İzzet Paşa, hatıralarında Filistin ric’atıni büyük bir hezimet olarak yorumlar ve bunun müsebbibi olarak da M. Kemal Paşa’yı gösterir. Bkz. Feryadım,, c. II, s. 28-29; bir başka kaynağa göre de, M. Kemal’in devamlı karşı çıkışlarını ima ederek, Ahmet İzzet Paşa’nın; “... bu gibiler yüzünden barışın yapılması mümkün değildir, ifadesini kullandığını belirtiyor. Bu zihniyet, mütareke döneminin genel psikolojisini gözler önüne sermesi bakımından önemlidir. Bkz. Y. Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, c. m/i, s. 770-771.

64 Gn.Kur. ATAŞE Arşivi: 1-1, Kls: 4, Ds: 16, F: 22, 22-2; ATAŞE Arşivi: 1-1, Kls: 51, Ds: 203, F: 9.

65 GnKuı.ATAŞE Arşivi: 1-1 ,Kls: 4,Ds: 16, F: 27; ATAŞE Arşivi: 1-1, Kls: 51, Ds: 203, F: 10.

66 Hikmet Bayur, Atatürk Hayatı ve Eseri,s. 186-187.

67 OA. BEO., Harbiye Gelen: 340546.

68 Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, s. 80 vd. Atatürk, bu olayı anılarında şöyle anlatır: “Bir gün İzzet Paşa tarafından makine başına davet edildim. Kendisi kabineden istifa ettiklerim bildirdikten sonra benim İstanbul’da bulunmaklığımın münasip olacağını söyledi. Ben bu imadan İstanbul’da buhranlı vaziyetler geçirdiğini anlayarak zaten kumanda ettiğim gurup lağvedilmiş olduğundan İstanbul’a hareket ettim.” Bkz., Uluğ İğdemir, Aynı eser, s. 148.

69 Uluğ İğdemir, Aynı eser, s. 148.

70 “Atatürk” Maddesi, M., c. I, s. 730.

71 İkdam nr: 7811, 10 T.Sani 1918; Vakit nr: 377, 10 T.Sani 1918. Öte yandan Ali Fuat Türkgeldi, Ahmet İzzet Paşa’nın istifasının padişah üzerinde meydana getirdiği tesirden bahsederken son derece heyecanlı olduğunu ifade ettikten sonra; “... Onların yaptıkları muameleye karşı bu iyi bir darbe oldu. İkinci darbeyi hem de daha şedit olmak üzere bugün indirdim. Beni kanun-ı esasiyi ihlal ile itham etmek istiyorlar.” diyordu. Bkz. Görüp İşittiklerim, İstanbul 1984, s. 162; Ahmet İzzet Paşa’nın istifası hakkında meydana gelen gelişmeler hakkında geniş bilgi için bkz., Metin Ayışığı, Aynı eser, s. 189-191.

72 TV., nr: 3392, 3407, 12, 30 Kasım 1918; Ahmet İzzet Paşa hatıralarında sadaretinin 25 gün gibi kısa sürdüğünü izah ettikten sonra rahatsızlığından dolayı istifa etmek zorunda kaldığını açıklar Bk. Feryadım,c II,s. 32-42

73 Sina Aksin, Aynıeser, s. 125-133.

74 Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün Bana Anlattıkları, İstanbul 1955, s. 97.

75 Bu konuda Enver Paşa’dan sonra Teşkilat-ı Mahsusa’nın lideri olan Hüsamettin Ertürk de geniş açıklamalarda bulunur. Geniş bilgi için bkz. Hüsamettin Ertürk, Millî Mücadele Senelerinde eşkilat-ı Mahsusa, (Hz. Em. Gen. Tevfik Apay) Daktilo edilmiş metin, Ankara 1975, Gen.Kur. ATAŞE Başkanlığı Kütüphanesi nr: II. D. H. 201.

76 Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, s. 99; Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. III, (1961), s. 1.

77 Jaeschke, Aynı eser, s. 97; Ş. Süreyya Aydemir, Tek Adam, c. I, (1969), s. 372.

78 Mustafa Kemal Paşa 23 Eylül 1918 tarihli irade ile “yaverân-ı hazret-i şehriyari’liğe getirildi. Bkz. BOA.BEO., Harbiye Giden nr: 340052.

79 Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, c. I, s. 233-235.

80 Sina Aksin, Aynı eser, s. 125-133.

81 Jaeschke, Aynı eser, s. 97.

82 Hüseyin Hüsnü Emir, eserinde Almanlara gösterilen misafirperverlikten bahsederken şunları yazmaktadır: “Bilahare işittim ki, gurup karargâhı Almanya’ya avdet ederken İstanbul’da izzet ü ikram edilmişler ve nişan dahi almışlardır. Bizi idare için ecnebileri davet etmek büyük bir hata idi; fakat, hüsn-i muamele de hem vazife ve hem de mukteza-yı necabetimizdendi.”, Yıldırım, s. 338.

83 Hüseyin Hüsnü Emir, Yıldırım, s. 342.

Zekeriya Türkmen*

* Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Atatürk Araştırma ve Eğitim Merkezi (ATAREM) Genel Sekreteri

Kaynak: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 47, Cilt: XVI, Temmuz 2000  

 

***

 

1 Ekim 1918

1 Ekim 1918 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, bölge valileri ile danışma toplantısı yaptı.

 

1 Ekim 1918

1 Ekim 1918 Beyrut bağımsızlığını ilan etti.

 

1 Ekim 1918

1 Ekim'de Şam düştü.

 

3 Ekim 1918

3 Ekim 1918 Yıldırım Ordular Grubu, Halep'e doğru çekilmeye başladı.

 

3 Ekim 1918

3 Ekim 1918 Bölgedeki Arap halkı, İngilizlerin kışkırtmasıyla ayaklandı.

 

4 Ekim 1918

4 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa'nın Karargahı, Halep'e getirildi.

4 Ekim 1918

4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya mütareke istemişti. Artık yapacak birşey yoktu ve Padişah'ın Onursal Yaveri Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa, VI. Mehmet (Vahdettin)'in başyaveri Naci Bey (Eldeniz)'e bir telgraf çekerek "Yıldırım Orduları Grubu'nun savaş gücünün kalmadığını" bildirerek mütareke istemesini önerir. Ayrıca yeni hükümette kendisinin Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili olarak görevlendirilmesini ister.

1918; Mondros Mütarekesi(Antlaşması)

 

5 Ekim 1918

5 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa, 7. Ordu'yu yeniden düzenlemeye başladı.

6 Ekim 1918

Ardından 6 Ekim'de 7. Ordu komutanlığından istifa etti.

 

8 Ekim 1918

8 Ekim 1918 Talat Paşa kabinesi görevinden çekildi.

 

8 Ekim 1918

8 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa, Arapların düşmanca hareket ve propagandalarına karşı yeni tedbirler aldı.

8 Ekim 1918

Fransız ve İngiliz kuvvetleri denizden de donanma yardımı alarak, 8 Ekim'de Beyrut'a girdiler . Bundan sonra Yıldırım Ordularının Halep'te toplanması kararlaştırılmıştı .

Bu çekilme esnasında 7. Ordu Komtani M.Kemal şiddetli taarruzların önünde çekilmekteydi.

1. M.Kemal, İngiliz baskısından dolayı değil,

2. 7. Ordunun sağ kanadını koruyan 8. Ordu kalmadığı için çekilmekteydi.

3. Kuşatılmaktan kaçınmak gerekiyordu. Böylece M.Kemal'in doğusundaki 4. Ordu da kuzeye doğru geri çekilmeye başlamışt.

11 Ekim 1918

11 Ekim 1918 Hükümeti kuramakla görevlendirilen Tevfik Paşa, görevden affını istedi.

 

14 Ekim 1918

14 Ekim 1918 Hükümeti kurma görevi, Ahmet İzzet Paşa'ya verildi.

 

14 Ekim 1918

14 Ekim 1918 Fransız savaş gemileri, İskenderun'u bombaladı.

 

16 Ekim 1918

4. Ordu kaldırıldı. 7. Ordu takviye edildi.


20 Ekim 1918

İngiliz, Fransız ve Amerikan Temsilcileri, Lazkiye'de geçici bir hükümet kurdu.

Bundan sonra General Allenby, 30.000 kişi olarak düşündüğü Osmanlı kuvvetlerini yenmek maksadıyla, bu defa 460.000 kişilik bir kuvvet hazırlayarak, Yafa'nın kuzeyinde ve kıyı bölgesinden saldırıya karar vererek, kuvvetlerinin dörte üçünü burada toplamıştı .

25 Ekim 1918

25 Ekim'de Halep düştü. Halep düsmüs ama Mustafa Kemal bir otelde sakli oldugu yerden kacamamisti. Irkciliklariyla araplari hakir görüp, kötü muamele ettiklerinden dolayi kendilerine karsi kinlendirdikleri araplarda kendilerini korumuyordu.

25 Ekim 1918

25 Ekim'de Halep düştü. Bu bölgedeki Türk Ordusu dağılmaktan kurtarılmış; büyük bir düzen içinde Halep'e kadar çekilme başarısını göstermişti.

Fakat Birinci Dünya Savaşı Almanya ve müttefikleri aleyhine gelişiyordu.

26 Ekim 1918

Mustafa Kemal, Halep'teki otelde karsisinda ingiliz askerlerini görünce alelacele Kilis e kacmistir 2 Yaveri ve aravasi ile. Ingiliz Askerleri 26 Ekim 1918'de sınırımıza tamamıyla dayanmisti.

Bu sırada Gazze yi, Filistin i, Sam i, Halebi ngilizlere teslim eden M.Kemal Paşa Suriye'yi savunmanın gereksizliğini(!) ifade ediyordu.

Emrindeki orduyu Halep'in 5 km. kuzeyine çektigini, Toros geçitlerini savunma hazırlığına başladığıni iddia etsede,

 

26 Ekim 1918

Mustafa Kemal'in komuta ettiği 7. Ordu Birlikleri, İngilizlerin taarruzunu Halep'in kuzeyinde, bugünkü sınırlarımız üzerinde durdurdu.


27 Ekim 1918

27 Ekim 1918 de 2 Yaveri ile birlikte rüsvet karsiliginda araplar tarafindan carsaf giydirilerek halepteki otelden disariya kacirilarak otelden 5 km uzakta sakli tutulan arabalarina götürüldüler.

 

28 Ekim 1918

Yeniden düzenlenen, Yıldırım Ordular Grubu, Halep'in kuzeyine çekildi.(forsnet)

28 Ekim 1918

M. Kemal Halep te kaldigi otel basilinca, Ögleden sonra yaverleri ile Kilis üzerinden Adana ya gitmek isterken, Kilis girisinde Kuvayy-i Milliyeciler tarafindan durduruldu. Kimlik kontrolundan sonra islahiye yolu üzerinden Adana ya gitmesine izin verildi.

Rivayet edilir ki, M.Kemal: asıl savunulması gereken topraklarin  Anadolu topraklari oldugunu söylemistit Kilis te.

28 Ekim 1918

28 Ekim 1918 de M. Kemal bir otomobille, yaverleri Salih Bozok, Şükrü Tezer, Cevat Abbas Gürer ile beraber. Kilis  üzerinden islahiye yolu üzerinden Adana ya gitmek üzereyken Anez-Tibil arasinda ögleden sonra Kilisli Kuvayy-i Milliyeciler tarafindan yakalandilar. Sarayi nasil kandirabiliyorduysalar, yalanlarla Kilislileride kandirabileceklerini zannederek, Halebin kuzeyinde Ingilizleri bozguna ugrattiklarini söylediler. Kilis-Halep arasi 58 km. dir ve Kilislilerle Haleplilerin baglari Kilis-Antep baglarindan daha güclüdür. Halep in 25 Ekim 1918 de düstügünü bilen Kilisli Kuvayy-i Milliyeciler, onlara dogrusunu söyleyince Mustafa Kemal:

- Kilisliler kadar uyanik görmedim. dedi.

Kilisli Kuvayy-i Milliyecilere Toroslara savunmanin imkansiz oldugunu söylediginde de Kilisliler kendisine biyik altindan gülmüslerdi.

Kimliklerini beyan ettikten sonra yollarina devam etme izni alarak, Islahiye üzerinden Adana ya dogru yola cikarlar.


Mustafa Kemal, yaverleri ile beraber. Salih Bozok, Şükrü Tezer, Cevat Abbas Gürer... 1918

30 Ekim 1918

Yıldırım Ordular Grubu Komutanı Mareşal Liman Von Sanders'in,veda mektubu yayımlandı.


30 Ekim 1918

Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Orduları Grup Komutanı oldu.


30 Ekim 1918

1. Dünya Savaşını, Osmanlı Devleti için, sona erdiren Mondros Mütarekesi Limni adasında imzalandı.

30 Ekim 1918

30 Ekim 1918 tarihinde İtilaf Devletleri'yle Mondros Mütarekesi 1918'in 30 Ekim günü imzalanmış ve hemen ertesi günü ögleden sonra yürürlüge konulmustur.

31 Ekim 1918

Osmanlı Devleti, 1. Dünya Savaşından mağlup olarak çıktı. Mondros Mütarekesi yürürlüğe girdi.

31 Ekim 1918

İtilâf Devletleri'yle imzalana Mondros Mütarekesi'nin bir maddesi de Osmanlı ülkesinde bulunan Alman ve Avusturya askerlerinin çıkarılmasıyla ilgiliydi. Bu maddeye göre, bir süredir Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olarak Adana'da bulunan Liman Von Sanderes'in görevini bırakması gerekiyordu. Mütareke hükümleri, 31 Ekim 1918 günü öğle üzeri yürürlüğe girdiği sırada, Liman Van Sanders görevinden ayrılmış, yerine 7. Ordu Komutanı olarak Halep Bölgesi'nde bulunan Mustafa Kemal Paşa atanmıştı.

31 Ekim 1918

M.Kemal ve 2 Yaveri Kilis ten Adana ya çekiliyor ve Adana dan da îstanbul a şu yeni teklifte bulunuyor:

- «Vaziyet tam bir faciadır! Beni Harbiye Nazırı yaparsanız durumu kurtarabilirim!..» Artık vaziyet; bilhassa şahısların vaziyeti, İstanbulca malûm olmaya başladığından Müşir İzzet Paşa bu telgrafa cevap vermiyor; ve Yıldırım Orduları Kumandanı İstanbula gelmekten başka çare bulamıyor.

Mustafa Kemal Paşanın Harbiye Nazırlığını isteyişi telgrafı, Toroslarda Bilemedik mevkiinden çekilmiş; ve erkân-ı harb miralayı merhum Fuat Ziya Beye çektirilmiştir. Zira merhum Fuat Ziya'nın Müşir İzzet Paşa ile arası son derece iyidir. Elbette ki, tarih bir gün bu telgrafın da müsveddesini bulacaktır!!!

İşte Türk milletini imparatorluk enkazı altından kurtarma hareketi mazide böyle bir istinat noktasına dayanır!!!

Birinci Cihan Harbinde İmparatorluğun çöküşü, Filistin cephesinin birdenbire yıkılmasiyle olmuştur.

Cephenin çöküş tarihi 31 Ağustos 1918 dir.

Bu mütareke gereği Türkiye'de bulunan Almanların ayrılmaları gerekmekteydi. Buna dayanarak Sadrazam İzzet Paşa, 30 Ekim 1918'de Otto Liman von Sanders'e bir telgraf çekerek, Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığını Mustafa Kemal Paşa'ya devretmesini istemişti. Bunun üzerine 31 Ekim günü Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığını Mustafa Kemal Paşa'ya bırakan von Sanders, emrinde bulunan birliklere veda yazısı yazarak, 31 Ekim 1918 günü görevinden ayrıldı.

Mustafa Kemal Paşa'nın 31 Ekim günü Adana'da devralmış olduğu Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığının ömrü 7 Kasım 1918 tarihine kadar, ancak 8 gün sürmüştür.[1]

31 Ekim 1918 de Mondros Mütarekesi ögleden sonra yütürlüge girdi.

M.Kemal Adana ya çekildi ve Adana dan da îstanbul a şu yeni teklifte bulunuyor:

- «Vaziyet tam bir faciadır! Beni Harbiye Nazırı yaparsanız durumu kurtarabilirim!..» Artık vaziyet; bilhassa şahısların vaziyeti, İstanbulca malûm olmaya başladığından Müşir İzzet Paşa bu telgrafa cevap vermiyor; ve Yıldırım Orduları Kumandanı İstanbula gelmekten başka çare bulamıyor.

Mustafa Kemal Paşanın Harbiye Nazırlığını isteyişi telgrafı, Toroslarda Bilemedik mevkiinden çekilmiş; ve erkân-ı harb miralayı merhum Fuat Ziya Beye çektirilmiştir. Zira merhum Fuat Ziya'nın Müşir İzzet Paşa ile arası son derece iyidir. Elbette ki, tarih bir gün bu telgrafın da müsveddesini bulacaktır!!!


İşte Türk milletini imparatorluk enkazı altından kurtarma hareketi mazide böyle bir istinat noktasına dayanır!!!

Her savundugu yeri düsmana teslim eden ama sadece kendini, aravasini ve 2 yaverini kurtaran bu komutana iyiki Türk Milleti kendi topraklarinin savunmasini birakmadilar. Yoksa vatan elden giderdi.

Kuvayy-i Milliye teskilatlari, Osmanli Devletinin emri ve destegi ile anadolunun en ücra köselerinde 31 Ekim 1918 den itibaren kuruldular.

Birinci Cihan Harbinde İmparatorluğun çöküşü, Filistin cephesinin birdenbire yıkılmasiyle olmuştur.

Cephenin çöküş tarihi 31 Ağustos 1918 dir.

İttifak Kuvvetleri'nin başı olan Almanya antlaşma istemiş ve savaştan çekilme kararı almıştır.

Onunda öncesinde Bulgaristan savaştan çekilme kararı alır.

Osmanlı Devleti yalnız kalmış, Sina ve Filistin Cephelerinde yaşanan ağır kayıp devletin sırtındaki yükün üstüne yükler yükleyerek daha da kötü bir hal almış ve sonunda Osmanlı Devleti'de antlaşma istemek zorunda kalmıştır. O antlaşma, Mondroes Mütarekesi olarak bilinecek olan içinde ağır kararların bulunduğu teslimiyetçi ruhun acizliğinin aynaya yansımasından başka birşey değildir.

Mütareke(Antlaşma)'nın gereği olarak öncelikle; Yıldırım Orduları Grubu kumandanı olan Otto Liman von Sanders Paşa görevden alınır ve yerine Tuğgeneral Mustafa Kemal bu göreve getirilir.

7 Kasım 1918 günü doğrudan doğruya Padişahın iradesiyle, Adana'daki Yıldırım Orduları Grubu ile 7. Ordu Karargâhı lağvedilerek, Mustafa Kemal paşa, Harbiye Nezareti emrine verildi. Üç gün sonra İstanbul'a gelmesi isteniyordu. Atatürk, hükümetin bu tutumundan üzgündü. 10 Kasım 1918 günü akşamı trene binerek, Adana'dan ayrıldı. 13 Kasım 1918 İstanbul'a geldi. Adana'da 10 gün kalmıştı.

Kaynaklar

[1] Wikipedia, "Yıldırım orduları Grubu" maddesi, tr.wikipedia.org/wiki/Yıldırım_Orduları_Grubu
[2] "Alfabetik - Haritalı - Tablolu - Resimli Kaynak Sosyal Bilgiler", "Yıldırım orduları Grubu" maddesi, Güneş Gazetecilik. İst. s.222.
[3] Zekeriya Türkmen, "Mustafa Kemal Paşa ve Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 47, Cilt: XVI, Temmuz 2000.

NFK , NFK: Büyük Doğu Dergisi - 8 Eylül 1950 - Sayı: 25, sayfa 3

Ahmet İzzet Paşa ve Subay arkadaşlarıyla beraber İkinci Ordu 

Komutanı Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa (1917)

Ahmet İzzet Paşa ve Subay arkadaşlarıyla beraber İkinci Ordu Komutanı Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa (1917)

7. Ordu komutanı ve Padişah'ın yaveri Mustafa Kemal (Atatürk),  

yaverleri ile beraber. Salih Bozok, Şükrü Tezer, Cevat Abbas Gürer  

(1918)

Tuğgeneral Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa  (31 Ekim 1918)

I. Dünya Savaşı sırasında Filistin Cephesinde Osmanlı Ordusu'na bağlı helyograf ekibi (Huj, 1917)
İtilaf kuvvetlerinin eline geçen Osmanlı siperinin yanında oturan Britanyalı asker (Lut Gölü sahilinde, 1917)

Filistin cephesi (güz, 1917)

***

Mustafa Kemal (Atatürk), Liman Von Sanders'in yerine Yıldırım  Orduları Grup Komutanlığına atandığı gün (31 Ekim 1918)

Bu resim bir Tablodur. Mustafa Kemal, Liman Von Sanders'in yerine Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına atandığı gün (31 Ekim 1918)

****

Resim degil tablo

canakkale

****

http://cas.awm.gov.au/screen_img/P02400.024

*****

Osmanlıyı Filistinde Arkadan Vuranlar

 

FİLİSTİN'DE HAYATINA SON VERİLEN TÜRK ASKERİNDEN GERİYE KALAN..1918

 

Filistin'de Türk askerlerinin toplu mezarı

 

Şerif Hüseyinin cenazesi Kudüs'ten kaldırılıyor

 

İngilizlerin bombaladığı bir cami, Filistin
Gazze savaşlarında yaralanan Türk askerleri
Filistin'de savaş hazırlığı yapan Türk askerler
Askerlerimiz çölde çorba içerken

İslamın cihad sancağı için Filistin'de savaşan Türk askerleri

 

HAİNLER !!

 


Arabistan cephesinde yüzbinlerce Türk askerinin arkadan vurulmasından sorumlu Şerif Hüseyin... Kendisini İslam peygamberinin torunu olarak tanıtıyordu. Emir Faysal ve Abdullah'ın da babası...

 

Filistin'de Yahudi yurdunun/vatanının kurulacağı bildirisini yayınlayan Lord Balfour, 1917

 

Yahudi NILI casus örgütünün lideri Sara Aaranson

 

Casus Lawrence (solda) ve akıl hocası Gertrude Bell

 

Emir Faysal, Irak Kralı olarak göreve başlıyor. Arkasında İngiliz danışmanlar var

 

Emir Faysal IRAK Kralı İken..

 

Yahudi devletinin kuruluş mimarları
Lawrence, Emir Abdullah, ve Herbert Samuel

 

ŞERİF HÜSEYİN'İN OĞLU FAYSAL VE YAHUDİ WEİZMAN, OSMANLI'YI FİLİSTİN'DEN UZAKLAŞTIRMANIN HATIRASINA DOSTLUK FOTOĞRAFI ÇEKTİRİYOR, 1918

 

Kudüs'te artık Türk askeri yok...O'nun yerine İngiliz ve Anzak askerleri kutsal kente hakim 1918

 

 
*****
 
 
 
***

İngilizler 1914 yılı Aralık ayında Türk dostu saydıkları Hidiv Abbas Hilmi Paşa'yı yönetimden uzaklaştırarak, Mısır ve Süveyş Kanalı'na tamamen egemen oldular.

14 Ocak 1915

Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın, 14 Ocak 1915'te 14.000 deveyle iki koldan Süveyş Kanalı'na yaptığı harekat (1.Kanal Savaşı) başarılı olamadı.

4 Şubat 1915

4 Şubat 1915'te Birüsseba-Gazze'ye geri dönüldü.

1916
1916 yılında Süveyş Kanalı'nı almak için 2. Kanal Harekatı yapılırken, Mekke Şerifi Hüseyin İngilizlerin kışkırtmasıyla Osmanlı Devletine karşı ayaklandı. Ayaklanmanın bastırılması için 4. Ordu'dan bir kısım birlikler Hicaz'a gönderildi. Ordunun geri kalan kısmıysa, Gazze-Şeria-Birüsseba hattında savunmaya çekildi.

1917

1917 baharında İngilizler, Gazze'ye saldırdı. 1. ve 2. Gazze Savaşları yapıldı. İngilizler Türklerin kahramanca savunması karşısında çekilmek zorunda kaldılar. Takviyelerini artırmaya başlayan İngilizlerin Filistin Cephesinde toplanmaları üzerine, Cemal Paşa'nın uyarısıyla Yıldırım Ordularının Irak cephesinde kullanılmasından vazgeçilerek Filistin ve Suriye'de kullanılması kararlaştırıldı.

6 Ekim 1917

Aynı yıl 7. Ordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile anlaşamadı. Harbin yönetimini tenkit eden iki rapor yazarak 6 Ekim 1917'de komutanlıktan istifa etti.

24 Ekim 1917

Savaş hazırlıklarını tamamlayan İngilizler, 24 Ekim 1917'de 138.000 askerle taarruza başladılar. Birüsseba-Gazze Savaşı'nı kazandılar. 9

Kasım 1917

Kasım 1917'de Kudüs düştü.

Mart 1918
General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetleri Mart 1918 başında  Telazur, 1. ve 2. Salt-Amman a taarrz ettiler.

18 Mayıs 1918

18 Mayıs arasındaki Telazur, 1. ve 2. Salt-Amman taarruzları başarıyla durduruldu.

19 Eylül 1918

Yığınaklarını artıran ve mevcudu 460.000'e yükselen İngiliz ordusunun 19 Eylül 1918'de Filistin'de başlattığı taarruz hızla gelişti ve Filistin tamamen İngilizlerin eline geçti.
***


****



Cemal Paşa ve Fuad Bey

Tüm resmi görmek için tıklayın

Tüm resmi görmek için tıklayın

Tüm resmi görmek için tıklayın


Tüm resmi görmek için tıklayın




Tüm resmi görmek için tıklayın


Tüm resmi görmek için tıklayın


Tüm resmi görmek için tıklayın

****

Kanlısırt'tan Filistin'e Mehmetçik


GELİBOLU 1915
ESİR DÜŞEN BİR MEHMETÇİK AVUSTRALYALI BİR
ASKERİ TIRAŞ EDERKEN


FİLİSTİN 1917
BİR MAKİNELİ TÜFEK BİRLİĞİMİZ..


FİLİSTİN 1917
ESİR DÜŞEN MEHMETÇİKLER


FİLİSTİN 1917
DÜŞMANIN ELİNE GEÇEN BİR MEVZİMİZ


GELİBOLU - AĞUSTOS 1915
6 AĞUSTOS 1915'DEKİ MUHAREBE SONRASI KANLISIRT'TAN
BİR FOTOĞRAF..

****

 


Yıldırım Orduları Grubu, Mustafa Kemal Paşa, Filistin, Kudüs, Heeresgruppe F

*****

Kayıplar

31 Ekim'den 9 Aralık'a kadar yapılan muharebelerde ayrıca Osmanlılar 12.000 kişi de esir vermişlerdi. İngilizler ise 18.000 kişi kaybetmişlerdi. Kudüs'ün elden çıkması üzerine Cemal Paşa Suriye'den ayrılarak İstanbul'a dönmüş ve Bahriye Nazırlığı'na devam etmişti .

Bu yenilgiden sonra da Enver Paşa'nın emri üzerine Falkenhein, 26 Aralık'ta karşı bir taarruza teşebbüs ettiyse de, bu durum 5.000 askerimizin kaybedilmesinden başkaca da bir işe yaramamıştı. 1917 yılının sonuna gelindiği zaman, Filistin'de İngiliz cephesi kıyıda Yafa'nın kuzeyi ile Kudüs'ün biraz kuzeyi arasında uzanan bir hat üzerinde bulunuyordu . Bu sırada bizim Filistin cephesindeki kuvvetlerimiz 36.000 kişiden ibaretti. İngiliz kuvvetleri ise, 550.000 kişiydi. Ayrıca araç ve gereç bakımından da İngilizler bize göre çok üstündü .

Filistin'de Türk Askerleri ve Filistin Cephesi Fotoğrafları (Muhteşem)

http://www.ottomanpalestine.com

Resim
OTTOMAN SOLDIERS, INFANTRY LINES NORTH OF JERUSALEM, NEAR NEBI SAMUEL, 1917

Resim
OTTOMAN ARMY JERUSALEM 1917

Resim
OTTOMAN SOLDIERS, 6TH CAVALRY SQUADRON, 1917

Resim
OTTOMAN SOLDIERS AND PALESTINIANS JERUSALEM 1917

Resim
OTTOMAN OFFICIALS, BEIT HANUN, 1917

Resim
OTTOMAN SOLDIERS, POSITION AFTER RETREAT NORTH OF JERUSALEM, 1917

Resim
OTTOMAN SOLDIERS PLAIN OF REPHIAM [REPHAIM], 1917

Resim
OTTOMAN SOLDIERS, MOUNTING SIGNAL APPARATUS, 1917

Resim
TURKISH HEAVIES AT HARCIRA, 1917

Resim
OTTOMAN SOLDIERS, ARTILLERY POSITION JERUSALEM, 1917

Resim
TURKISH CAVALRY, WADY GUZZEH, 1917

Resim
OTTOMAN SOLDIERS, ANTI-AIRCRAFT GUNS AT TELL EL SHERIA, 1917

Resim
OTTOMAN SOLDIERS, INFANTRY LINES NORTH OF JERUSALEM, NEAR NEBI SAMUEL, 1917

Resim
OTTOMAN MACHINE GUN CORPS TELL EL SHERIA GAZA LINE, 1917

Resim
OTTOMAN SOLDIERS, MANOEUVRES NEAR EL ARISH, 1916

Resim
OTTOMAN SOLDIERS, MILITARY STAFF AT MAGDABAH, CAPTURED IN THE BRITISH RAID, 1916

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim
 

Resim
   
 
Resim
 
 
 
Kahraman Mümin Türk budunu...
Filistin'de Türk Askerleri ve Filistin Cephesi Fotoğraflar


Bu resimde ki Türk oğullarının, resmin bize göre sağına doğru gelindiğinde,kahramanlarımızın yaşlarının küçüldüğünü çocuk yaştaki bakat cürekleri ciğitliğin adı olan kardeşlerimizi saygıyla rahmetle anarım.

Bu kahramanlar, İt ve çakal sürüsünü toplayarak gelen İngiliz kahpelerine Filistin i dar etmişler.
 
 
*****

 

 

Mustafa Kemal, yaverleri, Muzaffer Kılıç (sol başta) ve Cevat Abbas Gürer ile.

Askerlikteki İlk Günleri ve Sürgünde Geçen Yıllar

Suriye(Şam) Sürgünü, Cemiyet Çalışmaları ve Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı)

Mustafa Kemal (Atatürk) sürgünde olduğu Suriye'nin Şam  vilayetindeki görevi sırasında (1906)

Mustafa Kemal (Atatürk), Beşinci Ordu emrindeyken subay  

arkadaşları ile Beyrut'ta  (15 Temmuz 1906), Fotoğrafın en solunda 

oturan kişi

Mustafa Kemal(Atatürk), çocukluğundan beri yanlış bir yönetimin varlığından dem vurur ve yönetimin kökü olan Saltanat'ın aleyhine arkadaşlarıyla beraber toplantılar düzenlerdi. Makbule Hanım'ın aktardığı bilgilere göre Mustafa Kemal (Atatürk) Harbiye Akademisi mezuniyeti sonrası İstanbul'da 7 arkadaşıyla beraber bir bekar odası tumuşlar. Mustafa Kemal (Atatürk) ve arkadaşları artık Monarşi için tehdit oluşturabilecek tüm özelliklere sahip bir vaka haline gelmiş ve bu tehlikenin önüne geçilmesinin vaktide giderek yaklaşıyordu. Mezuniyet hemen ardından eve baskın düzenlenir ve Mustafa Kemal (Atatürk) göz altına alınır. Mustafa Kemal (Atatürk) göz altı sırasında "Tam okulu bitirdiğimde mükafat beklerken, ceza mı alacağım?" diye söylenir. Götürüldüğü yerde görecektirki sadece kendisi değil ev arkadaşları diğer bir başka değişle dava arkadaşlarıda göz altına alınmıştır. Göz altısının büyük bir bölümünü arkadaşlarından ayrı olarak Taşkışla'da geçirir ve Padişah tarafından affedilir. Yine Makbule Hanım'ın söylediklerine bakılırsa toplam gözaltı süresi 40 gün kadar sürmüştür.

Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) rütbesine layık görüldüğü sıralarda (20

 Haziran 1907)

Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) rütbesine layık görüldüğü sıralarda (20 Haziran 1907).

Affedilen ve serbest bırakılan Mustafa Kemal (Atatürk), 5 Şubat 1905 tarihinde Süriye'nin Şam şehrine 5. Ordu'nun emrinde göreve; sürgüne gönderilir. Burada devletin işleyişi ve aksaklıklarına içinden birisi olarak daha yakından gözleme fırsatını yakalamış oldu. 1906 yılının Ekim ayında Binbaşı Lütfi Bey, Dr. Mahmut Bey, Lüfti Müfit Bey ve askeri tabip Mustafa Bey (Cantekin) ile birlikte "Vatan ve Hürriyet" adını verdikleri cemiyeti kurarlar, tarihler 1906 yılının Ekim ayını gösterir. Cemiyet Beyrut, Yafa ve Kudüs gibi yerleşim yerlerinde de şubleri açıldı. Mustafa Kemal (Atatürk), daha sonra gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selanik'e geçecek Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin bir diğer şubesini orada açacaktır. Selanik'e izinsiz olarak giden Mustafa Kemal (Atatürk) arandığını öğrenince ağabeylik yapan Albay Hasan Bey, Yafa'ya dönüp oranın komutanı Ahmet Bey'e Mısır sınırında Birüssebi'ye gönderildiğini birdirmesini önerdi. Ahmet Bey de Mustafa Kemal (Atatürk) Bey'i Birüssebi'ye tayin etti ve bir süre sonra topçu staj için tekrar Şam'a gönderildi. 20 Haziran 1907 tarihinde Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu ve 13 Ekim 1907'de merkezi Manastır'da bulunan 3. Ordu Karargahına atandı. Bu Karargahın Selanik'teki şubesinde çalışmak üzere Selanik'e geldi. Ancak Selanik'e vardığında 'Vatan ve Hürriyet'in şubesinin İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne ilhak edildiğini öğrendi. Bu yüzden kendisi de 1908 Şubat ayında İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu (üye numarası: 322). 22 Haziran 1908 tarihinde 3. Ordu'da ki görevine ek olarak Rumeli Doğu Bölgesi Demiryolları Müfettişliği görevi verildi.

Tüm bunlar yaşanırken, Rumeli'de büyük faaliyet gösteren "İttihat ve Terakki Cemiyeti" Abdülhamit'i,1876 Anayasasını yeniden yürürlüğe koymaya ve kapatılan Meclis-i Mebusan'ı tekrar toplantıya çağırmaya zorlamaktadır. "Ittihat ve Terakki Cemiyeti nin bu girişimleri adım adım II. Meşrutiyetin ilanına uzandı.

 

Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) rütbesine layık görüldüğü sıralarda (20 Haziran 1907).

Affedilen ve serbest bırakılan Mustafa Kemal (Atatürk), 5 Şubat 1905 tarihinde Süriye'nin Şam şehrine 5. Ordu'nun emrinde göreve; sürgüne gönderilir. Burada devletin işleyişi ve aksaklıklarına içinden birisi olarak daha yakından gözleme fırsatını yakalamış oldu. 1906 yılının Ekim ayında Binbaşı Lütfi Bey, Dr. Mahmut Bey, Lüfti Müfit Bey ve askeri tabip Mustafa Bey (Cantekin) ile birlikte "Vatan ve Hürriyet" adını verdikleri cemiyeti kurarlar, tarihler 1906 yılının Ekim ayını gösterir. Cemiyet Beyrut, Yafa ve Kudüs gibi yerleşim yerlerinde de şubleri açıldı. Mustafa Kemal (Atatürk), daha sonra gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selanik'e geçecek Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin bir diğer şubesini orada açacaktır. Selanik'e izinsiz olarak giden Mustafa Kemal (Atatürk) arandığını öğrenince ağabeylik yapan Albay Hasan Bey, Yafa'ya dönüp oranın komutanı Ahmet Bey'e Mısır sınırında Birüssebi'ye gönderildiğini birdirmesini önerdi. Ahmet Bey de Mustafa Kemal (Atatürk) Bey'i Birüssebi'ye tayin etti ve bir süre sonra topçu staj için tekrar Şam'a gönderildi. 20 Haziran 1907 tarihinde Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu ve 13 Ekim 1907'de merkezi Manastır'da bulunan 3. Ordu Karargahına atandı. Bu Karargahın Selanik'teki şubesinde çalışmak üzere Selanik'e geldi. Ancak Selanik'e vardığında 'Vatan ve Hürriyet'in şubesinin İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne ilhak edildiğini öğrendi. Bu yüzden kendisi de 1908 Şubat ayında İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu (üye numarası: 322). 22 Haziran 1908 tarihinde 3. Ordu'da ki görevine ek olarak Rumeli Doğu Bölgesi Demiryolları Müfettişliği görevi verildi.

Tüm bunlar yaşanırken, Rumeli'de büyük faaliyet gösteren "İttihat ve Terakki Cemiyeti" Abdülhamit'i,1876 Anayasasını yeniden yürürlüğe koymaya ve kapatılan Meclis-i Mebusan'ı tekrar toplantıya çağırmaya zorlamaktadır. "Ittihat ve Terakki Cemiyeti nin bu girişimleri adım adım II. Meşrutiyetin ilanına uzandı.



 

 

***

29 Kasım 1918

Kazım Karabekir kendi ifadesi ile: " İstiklal Savaşı yapma fikrini ilk önce ben ortaya attım. Bunun siyasi ve askeri esas planlarını ben tespit ettim." der. Bu fikrinin ardinda Sultan Vahideddin in oldugunu, Vahideddin in bunu kendisiyle en ince teferruatina kadar paylastigini ama belirtmez.

Kazım Karabekir: Vahideddin ile ortaklasa kararlastirilan "istiklal Savaşı yapma fikri" ni İlk olarak da 29 Kasım 1918 Cuma günü İstanbul Zeyrek’te ağabeyimin Süleymaniye Camii’ne nazır evinin bahçesinde yakın dostum İsmet Bey’e açtım. Kendisiyle tartıştık.

İsmet Bey bana şöyle yakınıyordu:

” Gördün mü Kazım? Her şey mahvoldu. Vaktiyle gördüğün gibi (ittihadd-Terakkici Subaylari, Milletvekillerini, Bakanlar ve Basbakani kastederek) bizi savaşa sürüklediler ve bitirdiler.

Derdin ki "batıracaklar ve hayatımızla didişeceğiz" Bunun üzerine;

ismet Inönü: "Fakat benim hiç bir ümidim kalmadı. Ben kararımı söyleyeyim mi Kazım? Köylü olalım. Askerlikten istifa edelim. Senin kaç liran var? Birleşelim,Kazım ağa , İsmet Ağa olalım. Hayatımızı çiftçilikle sürdürelim.”

Ben de kendisine ” İsmet ne söylüyorsun? ” dedim. ”Zannediyor musun ki bizi yaşatacaklar? Ermeniler,Rumlar doğudan batıdan Türkü boğacaklardır. Bırak ki benim bir tarla alacak param yok. Fakat olsa da ayaklar altında zillet içinde ölmektense milletimizin bu kadar senelik yediğimiz ekmeğini namuskârane ölmekle ödemek daha çok yakışmaz mı bize ? ”

++++

ZÜBEYDE HANIMA MEKTUBU
1 Ağustos 1920

Muhterem valideciğim,

İstanbul'dan ayrılışımdan beri sizlere ancak birkaç telgraftan başka bir şey yazamadım. Bu sebeple büyük merak içinde kaldığınızı tahmin ediyorum. Bilhassa, hakkımda ötekinden berikinden ve gerek gazetelerden işittiğiniz tamam olmayan haberler şüphesiz merakınızı artırmıştır. Şimdi vereceğim bilgilerle tahmin olacağınız için endişe duyacak hiçbir şey yoktur.

Biliyorsunuz ki İstanbul'da iken yabancı devletler, devleti ve ulusu fevkalade sıkıştırmakta ve millete hizmet edebilecek ne kadar adamımız varsa hepsini hapis ve tevkifle, bir kısmını da Malta'ya sürerek herkesi sıkıntıya sokmakta pek ileri gidiyorlardı. Bana nasılsa ilişmemişlerdi. Fakat 3. Ordu Müfettişi olarak Samsun'a ayak basar basmaz İngilizler benden şüphelendiler, Hükümete benim gidiş nedenimi sordular.

Nihayet İstanbul'a çağırılmamı istediler, bunda ısrar ettiler. Hükümette beni kandırarak İstanbul'a gelmemi ve İngilizlere teslim olmamı sağlamak istedi. Bunun derhal farkına vardım. Tabiatıyla kendi ayağımla gidip esir olmam doğru değildi. Padişahımıza gerçek durumu yazdım ve gelemeyeceğimi bildirdim. Zatı şahanede önce uygun buldu. Fakat daha sonra İngilizlerin baskısı artmıştı. Sonunda O'da İstanbul'a dönmemi emretti.

Bu suretle artık resmi görevimde kalmaya imkan görmediğim gibi askerliğimi sürdürdükçe de İngilizlerin ve hükümetin hakkımdaki ısrarına karşı duyulamayacaktı. Bir taraftan da bütün Anadolu halkı, tüm ulus, hakkımda büyük bir sevgi ve güven gösterdi, "seni bırakmayız" dediler. Gerçekte vatan ve milletimizi kurtarabilmek için tek çare, askerliği bırakıp serbest olarak milletin başına geçmek ve milleti tek vücut bir hale getirmekle doğacak kudret ve ulusal gücü kullanmaktan başka çare yoktu. Bende öyle yaptım. Elhamdülillah başarılı oluyorum. Pek yakında elle tutulur sonucu bütün dünya görecektir. Ben bu suretle hareket edince İngilizler derhal yalvarmaya başladı. Ve beni kazanmaya çalıştı. Ve bütün suçu bizim hükümete attılar. Gerçekten hükümette benimle uğraşmak istedi. Fakat gücü buna yetmedi ve yetemez.

1-Daha bir zaman bu şekilde Anadolu içinde çalışmakla her şey hallolacaktır. Yakında Millet Meclisi toplanacak ve meşru bir hükümet iktidara gelecektir. Bende ihtimal o zaman İstanbul'a geleceğim. Sıhhat ve afiyetteyim, katiyen hiç merak etmeyiniz.

2-Salih Bey (Salih Fansa) Fuat Beyden alacağını aldı mı? Bunu bilgi almak bakımından soruyorum. Yoksa her ne olursa olsun, elhamdülillah hiç önemi yoktur. Siz müsterih olunuz ve bir sıkıntınız olursa derhal bana bildiriniz.

3-Bu mektubu getirecek olan "...." size benim hakkımda istediğiniz kadar bilgi verecektir. Kendisiyle bana bazı elbiselerimi gönderiniz.

4-Hemşiremin sıhhati nasıldır. Eve herhangi bir taraftan saldırıda bulunuldu mu? Hala orada mısınız? Çocuklar ne yapıyor, büyüdüler mi?

5- Salih(Fansa) Beyle Madam Salih Bey inşallah sıhhat ve afiyettedirler. Ben kendilerini daima yad ediyorum. Madamın benim hakkımda bir rüyası vardı. Galiba o çıkacaktır. İnşallah yakında sevinç içinde görüşeceğiz.

6-Ben, birkaç güne kadar bir kongre için Sivas'a gideceğim. Tekrar Erzurum'a döneceğim. Tekrar ediyorum: Her işittiğinize önem vermeyiniz. Pekala bilirsiniz ki ben, yaptığımı bilirim. Netice görmeseydim başlamazdım.

Saygı ile ellerinizden, hemşiremin gözlerinden öperim.

M. Kemal

ZÜBEYDE HANIMA MEKTUBU
1 Ağustos 1920

Muhterem valideciğim,

İstanbul'dan ayrılışımdan beri sizlere ancak birkaç telgraftan başka bir şey yazamadım. Bu sebeple büyük merak içinde kaldığınızı tahmin ediyorum. Bilhassa, hakkımda ötekinden berikinden ve gerek gazetelerden işittiğiniz tamam olmayan haberler şüphesiz merakınızı artırmıştır. Şimdi vereceğim bilgilerle tahmin olacağınız için endişe duyacak hiçbir şey yoktur.

Biliyorsunuz ki İstanbul'da iken yabancı devletler, devleti ve ulusu fevkalade sıkıştırmakta ve millete hizmet edebilecek ne kadar adamımız varsa hepsini hapis ve tevkifle, bir kısmını da Malta'ya sürerek herkesi sıkıntıya sokmakta pek ileri gidiyorlardı. Bana nasılsa ilişmemişlerdi. Fakat 3. Ordu Müfettişi olarak Samsun'a ayak basar basmaz İngilizler benden şüphelendiler, Hükümete benim gidiş nedenimi sordular.

Nihayet İstanbul'a çağırılmamı istediler, bunda ısrar ettiler. Hükümette beni kandırarak İstanbul'a gelmemi ve İngilizlere teslim olmamı sağlamak istedi. Bunun derhal farkına vardım. Tabiatıyla kendi ayağımla gidip esir olmam doğru değildi. Padişahımıza gerçek durumu yazdım ve gelemeyeceğimi bildirdim. Zatı şahanede önce uygun buldu. Fakat daha sonra İngilizlerin baskısı artmıştı. Sonunda O'da İstanbul'a dönmemi emretti.

Bu suretle artık resmi görevimde kalmaya imkan görmediğim gibi askerliğimi sürdürdükçe de İngilizlerin ve hükümetin hakkımdaki ısrarına karşı duyulamayacaktı. Bir taraftan da bütün Anadolu halkı, tüm ulus, hakkımda büyük bir sevgi ve güven gösterdi, "seni bırakmayız" dediler. Gerçekte vatan ve milletimizi kurtarabilmek için tek çare, askerliği bırakıp serbest olarak milletin başına geçmek ve milleti tek vücut bir hale getirmekle doğacak kudret ve ulusal gücü kullanmaktan başka çare yoktu. Bende öyle yaptım. Elhamdülillah başarılı oluyorum. Pek yakında elle tutulur sonucu bütün dünya görecektir. Ben bu suretle hareket edince İngilizler derhal yalvarmaya başladı. Ve beni kazanmaya çalıştı. Ve bütün suçu bizim hükümete attılar. Gerçekten hükümette benimle uğraşmak istedi. Fakat gücü buna yetmedi ve yetemez.

1-Daha bir zaman bu şekilde Anadolu içinde çalışmakla her şey hallolacaktır. Yakında Millet Meclisi toplanacak ve meşru bir hükümet iktidara gelecektir. Bende ihtimal o zaman İstanbul'a geleceğim. Sıhhat ve afiyetteyim, katiyen hiç merak etmeyiniz.

2-Salih Bey (Salih Fansa) Fuat Beyden alacağını aldı mı? Bunu bilgi almak bakımından soruyorum. Yoksa her ne olursa olsun, elhamdülillah hiç önemi yoktur. Siz müsterih olunuz ve bir sıkıntınız olursa derhal bana bildiriniz.

3-Bu mektubu getirecek olan "...." size benim hakkımda istediğiniz kadar bilgi verecektir. Kendisiyle bana bazı elbiselerimi gönderiniz.

4-Hemşiremin sıhhati nasıldır. Eve herhangi bir taraftan saldırıda bulunuldu mu? Hala orada mısınız? Çocuklar ne yapıyor, büyüdüler mi?

5- Salih(Fansa) Beyle Madam Salih Bey inşallah sıhhat ve afiyettedirler. Ben kendilerini daima yad ediyorum. Madamın benim hakkımda bir rüyası vardı. Galiba o çıkacaktır. İnşallah yakında sevinç içinde görüşeceğiz.

6-Ben, birkaç güne kadar bir kongre için Sivas'a gideceğim. Tekrar Erzurum'a döneceğim. Tekrar ediyorum: Her işittiğinize önem vermeyiniz. Pekala bilirsiniz ki ben, yaptığımı bilirim. Netice görmeseydim başlamazdım.

Saygı ile ellerinizden, hemşiremin gözlerinden öperim.

M. Kemal

***

MİRALAY FAHRETTİN (ALTAY) BEY'E MEKTUBU
Sivas 8 Aralık 1919

Muhterem kardeşim,

Şemsettin Beyden sonra Hüseyin Beyin de Sivas'a gönderilmesi suretiyle kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmek hususunda ishar buyurulan samimiyete teşekkürlerimi arz eylerim, Şemseddin Bey son günlerin geciktirdiği müzakere ve kararlar hakkında siz biraderlerine malümat arz eylemiştir.

Hüseyin Beyde Suriye ve Ermenistan Fevkalade Komiseri iken İstanbul yolu ile Paris sulh konferansına giden François George Piqueau'nun Heyet-i Temsiliye'ye katılmak üzere Sivas'a gelmesindeki sebebi izah edecektir. Bu buluşmaya ait bir hülasa şifre ile takdim edildiği gibi bir sureti de Hüseyin Beyle takdim edilmiştir. İtalya'nın İstanbul Fevkalade Komiseri Mösyö Malis evvelce bazı mütalaalarını mektupla bildirdiği gibi bu defa da Sivas'a hususi bir memur göndererek iki taraf için bir anlaşma zemini araştırmaya başlamıştır. İngilizlerin Erzurum Kars havalisindeyken tanıştığımız ve sonradan Harbiye Nazırlarının daveti üzerine Londra'ya giden Kaymakam Rovlson bu defa İstanbul'a dönmüş ve görüşmek üzere Sivas'a gelmek istediğini Trabzon'daki mümessilleri vasıtasıyla bildirmiştir. Rovlson Londra'ya hareket edeceği sırada Erzurum'da veda etmek üzere görüşmüş ve "avdetimde daha müsait şartlar dahilinde görüşebileceğimizi ümit ederim." demişti. İstanbul umumiyetle Şarkta İngiliz siyasi memurlarının Türkleri tanımakta ve Trakya hakkında takip ettikleri siyasette yanlış yola gittiklerini ve bunda İstanbul muhiti ile Osmanlı Hükümet merkezinin zararlı amil olduklarını ilave etmişti.

Amerika Tahkikat Heyeti Reisi General Harbord ile Sivas'ta uzun uzadıya vuku bulmuş olan görüşmemizde müşarünileyhin ve Şarkta bulunan bütün Amerikalıların lehimizde olduğu anlaşılmış ve sonradan alınan mevsuk malümattan Harbord raporunun lehimizde yazıldığı anlaşılmıştır. Yalnız, Amerika ahalisi senelerden beri aleyhimizde işittikleri propagandanın tesirinden kolaylıkla kurtulamayacakları itiraf olunmuştur.

Avrupalıların Türkiye hakkındaki niyetleri memleketimiz üzerinde azami derecede ve daimi emin bir surette menfaatlerinin temini merkezindedir. Menfaatlerine uygun zemini hazırlamak ve temin etmek için dayanmak istedikleri sebep ve bahaneler: Osmanlı Hükümetinin aczi ve azınlıkların korunması için teminat.

Toplanacak olan Meclisi Mebusan, millete dayanır, vakur ve azimli bir vaziyet alırsa, millet ve vekillerine cidden mesnet olabilecek tam birlik gösterirse, mahvolmaktan kurtulabileceğimize emniyetim vardır.

Milletimizi mevcut ters ve zararlı cereyanlar arasında kuvvetli bir bütün halinde tutabilmek her şeyden evvel zat-ı biraderleri gibi kıymetli hamiyetli kumandan arkadaşlarımızın himmet ve fedakarlıklarına bağlıdır.

Mülkiye memurlarının başında bulunanlarının ekseriya mütelevvin olduklarını tecrübe göstermiştir. İşlerinde en hamiyetli olanlar bile daima askeri kumandanlara uymaktan başka bir şey yapmamışlardır.

Teşekküre ve hamde şayandır ki bugün istisnasız tekmil kolordu kumandanları arkadaşlarımız büyük bir iyi niyetle kurtuluşu noktasında fikirlerini birleştirmiş ve milleti müşekkel bir hale getirmek için alicenabane ve azimkarane bir surette çalışmaktadırlar.

Benim ve elyevm beraber bulunan Rauf Bey, Bekir Sami Bey gibi arkadaşlarımızın pek dikkatli olarak çalıştığımız esaslı nokta, bütün mesaimizin, arkadaşlarımızın düşüncelerine mutabık ve milli umumi efrarın muhassalasına uygun olmasıdır.

Buna rağmen Hüseyin Beyin, yolda bazı kimselerden bizim hiçbir vakit hatır ve hayalimizden geçmemiş ve geçmeyecek olan zararlı fikirler propaganda edildiğini söylemesi cidden teessürümüzü mucip oldu.

Mesela, diktatörlük gibi... Bu fikrin ne kadar manasız olduğu izan erbabınca kolaylıkla takdir olunur. Bir de bu hususta zerre kadar şüphe ve tereddüte düşen namus ve hasiyet erbabı için Heyet-i Temsiliyeye fiilen dahil olarak işbirliği etmek ve davranışları kontrol etmek daima mümkündür.

İstanbul'da bulunan yüksek zevatın serbest olanları, Ahmet İzzet Paşa vesaireyi devam ettim. Fakat bu gibiler hayatını tehlikeye koymak istemez, huzur ve rahatını feda edemezse ne yapılır?

Memleket ve milletin içinde bulunduğu elim şartlar, sonumuz hakkındaki karanlık ihtimaller bir an vicdan huzuru ile dönüşülecek olursa milli vahdeti, çalışmamızdaki ahengi bozacak ve kıl-ü kale sebebiyet verenler hakkında ne hüküm verilmek lazım geleceği kendi kendine anlaşılır

Heyeti temsiliye yakında Kayseri, Kırşehir üzerinden Ankara'ya ve oradan da Eskişehir yakınında Seydigazi'ye gidecektir. Bu intikali henüz mahrem tutmaktayız. Maksat, Eskişehir'den temin olunacak mebusların toplanmasına temas edebilmektir. Oraya intikal edecek Heyeti Temsiliye'ye, yeniden her liva mebuslarından Heyeti Temsiliye azası olarak davet olunacak birer mümessil ile takviye olunacaktır. Muvakkat bir toplantı ve kısa bir fikir danışmasından sonra Heyeti Temsiliye bir kısım azasıyla orada kalacak, geri kalanlar İstanbul'a gidecektir. Oralara geldiğimizde yakınlığı hasebiyle zat-ı ali-i biraderleriyle de müşerref olmayı temenni ederim.

Refet kendiliğinden İstanbul'a gidivermiş. Cephenin bir an evvel deruhtesi hakkındaki bildirileri üzerine kendisine yazdım, hatta habersiz İstanbul'a gidişini biraz da tenkit ettim.

Hürmetle gözlerinizden öper ve diğer arkadaşların selam ve muhabbetlerini takdim ederim kardeşim."

M . Kemal

**

AFET İNAN'A MEKTUBU
Saravona yatı 14.6.1938

Afet,
H. R. Soyak ile, benden mektup beklediğini bildirmiştin. Arzun her gün hatırımdadır. Şifahen Celal'e (Üner) telefonla bildirmek üzere söylemekteyim. Ancak henüz kendim bir şey tespit edemedim.

Vazifem şudur: Bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış, ilerlemiştir. Vakitsiz ayağa kalkmak, yürümek hususiyetiyle burunda yapılan atuşman üzerine gelen kusma neticesi, yapılan istirahatleri hiçe indirmiştir. İstanbul'a gelince, Hükümet reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissenger'yi getirtti. Yeniden tetkik, muayene yapıldık. Karaciğeri eski halinden farksız ve karnı birkaç kiloluk birikmiş su ve gaz dolayısıyla şişkin ve defigüre bir halde buldular. Şimdilik Temmuz on beşe kadar yeni tiretman ve yeni rejim altında repo apsolüyü (Kesin istirahati) zaruri buldular. Bunun esası da yatak ve şezlong istirahatidir. Bu müddet sonunda Fissenger tekrar gelecektir. Umumi ahvalim iyidir. Tamamen iadeli afiyet ümit ve va'di kuvvetlidir. Senin için asla merakı ve endişeyi mucip olmamalıdır. Serinkanlılıkla imtihanlarını vererek muvaffakiyetle dönmeni bekler ve muhabbetle gözlerinden öperim.

İkamet için Savarona'yı tercih ettiler. Yat şimdilik saray karşısında demirlidir.

Malümun olan devlet işleri için Başbakan ve diğer bakanlar sık sık gelip yatta misafir olmaktadırlar.

Nutuk'unu Şükrü Kaya Türkçeye çevirmektedir. Matbuata verilecektir.

K. Atatürk

***

MADAM CORİNNE'E MEKTUBU
28 Şubat 1913,Sofya

"Aziz Corrine,

Kaymakamlığa (yarbaylığa) terfiim münasebetiyle yolladığınız çok sevimli tebrikler beni çok derinden derine mütehassis etti ve bu vesile ile bana yazdığınız güzel sözler dosdoğru kalbimde yer aldı. Kendi kendime izah edemediğim sükutumun birkaç amilleri vardı. Son zamanlarda Sofya, Belgrad ve Petinya ateşemiliterliklerine tayinim üzerine son derece meşguldüm. Bana o kadar iş yükledi ki o iki şehre de gidemedim. Beni bilhassa Sofya ile ilgilendiren bazı meseleleri tetkik etmek lüzumunu duyuyorum. Bundan başka büyük meşgalelerimden biride, bana bir çok sıkıntı ve rahatlık veren bu otellerdeki hayatımdan kurtulmak için bir ev aramaktır. Nihayet mevsim ortasında burada bulunduğumuz için modern hayata ait vazifeler zamanımın büyük bir kısmını alıyor.

İşte, maalesef beni sana uzun uzun yazmaktan men eden sebeplerden bazılarının hülasası bu. Birkaç kelimelik kartpostal yollamak, seni yalnız tatmin etmemekle kalmaz, aynı zamanda hayrete düşürürdü. Hem de bu vasıtayı ancak beni az ilgilendiren ve kendilerine birkaç nezaket kelimesi göndermek mecburiyetini hissettiğim kimselere karşı kullanırım.

Küçük ve sevimli Edith'in, benim uzun ve irademin dışında kalan sükutumun üzerine sana bazı şeyler söylemeyi vazife bilmesi beni hayrete düşürmekten hali kalmadı. Hakkımda beslediği iyi fikirden dolayı ona teşekkür ederim. Küçük nasihatleri evvela sana karşı büyük bir dost olduğu ve benim samimiyetime de pek az itimadı olduğunu ve nihayet hayat, hayat işleri hakkında pek az tecrübesi olduğunu ispat ediyor. Rica ederim ona söyle, en çok konuşan ve sayfalar dolusu yazan kimseler mi bu dünyada en halis ve samimi dostlardır? Çok hisseden, fakat uzun lakırdıların sevilen insanı nihayet yormasından korktuğu için hislerini gizlemeyi tercih eden bir insana kayıtsızlık ve tasasızlık isnadı lazım mıdır?

Her halde küçük Edith emin olabilir ki ben onun Avusturyalı dostu kadar halis ve fedakar olmaya muktedirim. Yine küçük Edith emin olsun ki bazı insanların tabiatları iktizası mecbur oldukları cemileleri yapmaya, eğer zahmeti göze alırsam, ben de muktedirim. Hem şunu da bilsin: Senin benim nazarımda çok büyük bir mevkiin var. Öyle bir mizaca sahipsin ki müdahaleci bir ağzın sözlerine kulak asmazsın ve benden kalbimin dikte etmediği kelimeler almayı elbette ki istemezsin.

Tatlı ve sevimli hemşirene bu satırları okuduktan başka, ona kendisinin kolay kolay silinmeyecek bir hatırası olduğunu söylemeni rica ederim. Aynı zamanda annene ve babana saygılarımı sunmama delalet etmek lutfunda bulun.

Samimi ve halis dost"
M. Kemal

***

LENİN'E MEKTUBU

1-Emperyalist Hükümetler aleyhine 26 Nisan 1920 harekatı ve bunların tahakküm ve esareti hakkında bulunan mazlum insanların kurtulması amacını güden Bolşevik Ruslarla işbirliği ve harekatı kabul ediyoruz.

2-Bolşevik kuvvetleri Gürcistan üzerine askeri harekat yapar veyahut takip edeceği siyaset ve göstereceği tesir ve nüfusla Gürcistan'ın da Bolşevik ittifakına dahil olmasını ve içlerindeki İngiliz kuvvetlerini çıkarmak üzere, bunlar aleyhine harekata başlamasını temin ederse Türkiye Hükümeti de emperyalist Ermeni Hükümeti üzerine askeri harekat icrasını ve Azerbaycan Hükümetini de Bolşevik devletler zümresine ithal etmeyi taahhüt eyler.

3-Evvela, milli topraklarımızı işgal altında bulunduran emperyalist kuvvetleri tart ve ileride emperyalizm aleyhine vuku bulacak müşterek mücadelemiz için dahili kuvvetlerimizi organize ettirmek üzere şimdilik ilk taksit olarak beş milyon altının ve kararlaştırılacak miktarda cephane vesaire harp vesaiti ve sıhhiye malzemesinin ve yalnız doğuda harekat icra edecek kuvvetler için erzakın Rus Sovyet Cumhuriyetince temini rica olunur.

Yüksek hürmetlerimin ve samimi duygularımın kabulünü rica eylerim.

T.B.M.M. Reisi
Mustafa Kemal

***

ROOSVELT'E MEKTUBU

Aziz Bay Cumhurbaşkanı,

Son günlerde Bay Julien Briyan tarafından alınmış olan filmi seyretmekten duyduğunuz memnuniyeti bildiren 6 Nisan 1937 tarihli lütufkar mektubunuzu hakiki bir sevinç ile aldım. Mektubunuzda ahval ve şerait müsaade eder etmez birbirimize bir gün mülaki olacağımız ümidini de izhar buyuruyorsunuz. Samimi duygularınızdan ve Türkiye'de elde edilen terakki hakkında takdirkar telakkilerinizden dolayı size fevkalade müteşekkir olduğuma inanmanızı rica ederim.

Bay Cumhurbaşkanı.

Bu fırsattan istifade ederek Amerika Birleşik Devletleri hakkındaki hayranlığımı tekrar bildirmek isterim. Bilhassa ki bizim iki memleketimiz, umumi sulh ve insanlığın saadetini hedef tutan aynı ideali gütmektedirler.

Size bir an evvel mülaki olmak benim de samimi arzum olduğundan harikulade işler yapmış olan sevimli ve kuvvetli şahsiyetinizi Türkiye'de selamlayabileceğim günü sabırsızlıkla intizar ediyorum.

Samimi saygılar ve bilhassa temennilerimle.
Vafakarınız
K. Atatürk

***

MÜŞİR VON FALKENHEIN'A MEKTUBU

Yıldırım Orduları Grubu Kumandanlığına

2.10.1917 tarihli tahriratın arıza-i cevabıdır:

Sina Cephesinde her türlü selahiyet mahfuz bir ordu kumandanı olarak istihdam edilmekte tereddütü gösterir bir şeyi kimseye söyleyemediğimi arz ederim. Hatırladığıma göre Miralay Von Dommez lütfen ziyaret için teşrif ettiği vakit benden "bizi terk etmek istediğinize pek müteessirim" demişlerdi. "Böyle bir şey düşünmedim" cevabında bulunmuştum. Söz arasında Grup'tan gelen emirle 7. ordunun lağvedilmiş olduğunu söyledim. Görüşme esnasında ordunun hakikaten şimdilik mülga olup bir vazife bulmak müşkül olduğu ve cephedeki kıtalara ve gideceklere kamilen Kres Paşanın kumanda edeceği ve acizlerine şimdilik 19. ve 20. fırkalardan ibaret iki fırka kaldığı bahis konusu edilmiştir.

İki fırkanın bir ordu değil bir kolordu olabileceğini nazarı dikkati çekince Von Dommez bunu dahi tasdik etmişlerdir. Bir kolorduya kumanda etmekliğim teklif olunamayacağı kanaatinde bulunmuştum.

-Bu görüşmemizi Müşir Paşa Hazretlerine (Mareşal Falkenhayn'e) nakledebilir miyim?

Sualine karşı da tarafımdan: "Müşir Paşa Hazretlerince bu ahval malumdur" cevabı verilmiştir. Esas itibariyle görüşme bundan ibarettir.

Şimdiye kadar tayin olunduğum vazifelerde ve Harbi Umumide geçirdiğim hayatta vazife ifasında hevessizlik göstermiş ve bahusus yanlış karar ve icraatla vatanıma zarar vermiş bir zabit değilim. Bütün kabiliyetimi sarf için hakiki bir orduya kumanda etmeye hazır ve böyle bir ordunun gösterilmesine muntazır bulunduğumu arz ederim.

7. nci Ordu Kumandanı Miriliva M. Kemal

***

FRANSIZ MAREŞALİ LYATEY'E MEKTUBU
Ankara 13. Aralık 1921

"Sayın Mareşal,

Madam Berthe Georges-Gaulis, ricam üzerine birkaç satır yazının size ulaştırılmasını kabul etmekle şimdiye kadar gösterdiği sayısız dostluk delillerine yeni bir tanesini ilave etmek nezaketinde bulundu.

İstiklalimiz için giriştiğimiz savaşta bize karşı göstermek lütfunda bulunduğunuz sempatiden dolayı en derin minnet hislerimi ifade etmek için işte bu fırsattan faydalanıyorum.

Fransa, kendisinden umduklarımızda bizi hayal kırıklığına uğratmadı ve en yetkili şereflerinin muhabbet sözleriyle yaşadığımız o müşkül anlarda bizi teselli etmeyi, maneviyatımızı yükseltmeyi bildi. Fransa'nın yüksek menfaatlerini ve Akdeniz de işgal ettiği hususi mevkii idrak etmek basiretini gösteren Fransa'nın yakın Şark'ta ananelere dayanan politikasını devam ettirmeye taraftar olan kimseller arasında Ekselansınız birinci planda yer almış ve hiç şüphe yok ki yüksek müdahaleniz, terazinin bizden yana meyletmesine amil olmuştur.

Her iki tarafın karşılıklı olarak sarf ettiği gayretlerin Ankara Antlaşmasının akdi suretiyle meyvelerini vermiş olduğunu görmekle bahtiyarız. Ve iki millet arasında en geniş anlayış ve samimiyetle yeniden kurulan yüzlerce yıllık maziye sahip dostluk münasebetleri üzerine, en mutlu tesirleri yaratmaktan geri kalmayacak olan bu vesikaya büyük ümitler bağlamaktayız.

Yüksek değerini takdir ettiğimiz bu kıymetli sempatiyi, sayın Mareşal bizden esirgememekte devam edeceğinizi ümit ederim.

En derin hürmetlerimin kabulünü rica ederim, sayın Mareşal.

M. Kemal

CURTİS LAFRANCE'YE MEKTUBU

On yaşındaki Amerikan çocuğu Curtis Lafrance'a 27 Ekim 1923 tarihinde yazmış olduğu mektup

Mr. Curtis Lafrance'a

Mektubunuzu aldım. Türk vatanı hakkındaki alaka ve temenniyatınıza teşekkür ederim. Arzunuz veçhile bir adet fotoğrafımı leffen gönderiyorum. Amerikanın zeki ve çalışkan çocuklarına yegane tavsiyem: Türkler hakkında her işittiklerine hakikat nazariyle bakmayıp kanaatlerini mutlaka ilmi ve esaslı tahkikata istinat ettirmeye bilhassa atf-ı ehemmiyet eylemelidir. Hayatta nail-i muvaffakiyet ve saadet olmanızı temenni ederim.

Türkiye Reisicumhuru
Gazi Mustafa Kemal

ERNEST JACKH'A
Çanakkale 2 Eylül 1915

Gelibolu yarımadasında yaralanan ve sakatlanan Osmanlı askerleri için topladığınız ianeye benim ve Mareşal Liman Von Sanders'in teşekkürlerini sunarım. Yolladığınız bir milyon marka "Jackh Fundu" ismini verdik. Kaderin savurduğu her haşin darbeye bizimle katlanmakla kalmayıp bundan doğan ıstırapları da hafifletmek için akla gelen her yardımı esirgemeyen siz sadık dosta Fevzi Bey de (Çakmak) selamlarını ve teşekkürlerini yollar.

M. Kemal

1914 TARİHLİ ÇOK DİKKATE DEĞER BİR MEKTUBU

Bir arkadaşına yazdığı aşağıdaki mektup 1918 yılında Minber gazetesinin 18. sayısında "Nühüfte Bir Sima" başlığı altında çıkan bir makale içinde yayımlanmıştır.

"Sofya dan İstanbul'a gidip "..." gören ve benim arkadaşımdan bir zata "..." nın odası kapısında bir münasebetle adımın geçmesi üzerine "..." aynen:
-Onun yüzünü şeytan görsün.
Diyor. İstanbul'a gidip bu gibi insanların yüzlerini görmek bana eza verecektir.

Bundan başka birtakım insanlar vardır ki benimle gayet samimi arkadaş gibi göründükleri halde, bilmem geçmişin bazı suni tefehhümlerinden mi, yoksa bazı meslek ve meşrep anlaşmazlıklarından mı nedir, hakkımdaki fikirleri daima menfidir. Mesela ""..." ın beni biraz methetmesi üzerine, bu methedişin ne suretle aleyhime tefsir edildiğini sen pekala bilirsin. Ve ben zannediyorum ki bazı kimseler bugün ve gelecekte herhangi anlaşmazlık zemini kalmamak ve bu suretle vatan ve millete hizmet (!) eğlenmiş olmak itikadiyle, benim her ne suretle olursa olsun vücudumu ortadan kaldırmayı dahi caiz görüyorlar. Bu suretle düşünmekte olduğumuz kadar haksız olduklarını izahat lüzum görmem. Çünkü siz benim fikir ve hislerimi değil kalp ve vicdanımı bilirsiniz.

Pekala bilirsiniz ki benim bütün hayatımda bu ana kadar takip ettiğim gaye hiçbir vakit şahsi olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her ne etmiş isem daima memleketin, milletin ve ordunun nam ve menfaatine olmuştur. Hiçbir zaman şahsımın teferrüt ve temeyyüzünü nazarı dikkate almamışımdır.

Eğer o yaratılışta olsaydım, maalesef sergüzeştçiliğe pek müsait olan muhit ve vaziyetlerde fırsatlar eksik değildi. Bugün dahi mesleğim, geçmişte olduğunun aynıdır. Gayesi vatan ve milletin kurtarılması ve ordunun ıslahı noktasında toplanan ve gayesi nezih ve her türlü şahsi hislerden uzak olarak takip edenlerle beraber çalışmak bence pek şerefli bir çalışmak olur.

Bu şartın mevcut olmayışı halinde memlekete zararlı olmaktan Allah beni korusun. Katiyen şahsi gücenikliklerimi bir takım menfi teşebbüslerle tatmine kalkmak adiliğine tenezzül etmem. En çok yapacağım şey, istifa edip tevekkül içinde maişetimi temin yollarına başvurmaktan ibaret olur.

Hangi tarafın galip geleceğine dair olan fikri kanaatimi söylemek istemem. Nazik ve mühim bir devre içinde bulunduğumuza şüphe yoktur. Almanlar büyük ve hayrete şayan bir saldırışla bir çok Fransız kalelerini çiğneyerek sağ cenahı ile Paris'i geçip Fransız ordusunu arkası İsviçre'ye olmak üzere sıkıştırdı. Bu Almanların biricik maksadı olduğunda ve ona da muvaffakiyet elverdiğinde herkes aynı fikirdeydi. Ve bütün kainat artık son ve kati meydan muharebesine ve onun neticesine intizar ediyordu. Halbuki bu neticeye karşılık, Alman ordularının Fransız ordusu karşısında yüzlerce kilometre geri çekildiği görüldü.

Şarkta, Ruslarla Almanlar ve Avusturyalılar arasında cereyan eden vakalarda Şarki Prusya'da Ruslar bozuldu, fakat güneyde Rusların pek üstün kuvvetleri karşısında Avusturya ordusu çekiliyor. Batıda Fransız ordusu taarruza hazır. Binaenaleyh Alman ordusu serbest değil. Şarkta Rus ordusu üstün ve Avusturya ordusu çekilmeye mecbur.

Vaziyeti şöyle tefsir edebiliriz: Almanlar Fransızlar ordusunu kati meydan muharebesiyle henüz mağlup edemeyeceklerini ve Avusturya ordusunun üstün Ruslar karşısında dana ziyade mukavemet edemeyeceğini görerek Garp'te bütün ordu ile geri çekilerek nispeten doğuya yaklaşmak ve sonra Fransız ordusu karşısında bir müdafaa ordusu terk ederek geri kalan ordularıyla doğuya dönüp Avusturya ordusuyla birlikte Rus ordusunu vurmak istiyorlar.

Pek güzel! Fakat bu defa Rus ordusu geriye, doğuya çekilmeye başlarsa ve bu orduyu yakalayıp ezmek mümkün olmazsa ve diğer taraftan Fransız ordusu mukavemet için yardım istemeye mecbur olursa bu defa yine doğuda Ruslara karşı bir müdafaa kuvveti bırakıp batıya mı dönülecek? Ve böyle mekik gibi bir doğuya, bir batıya gide gele Alman ordusunun hali ne olur.

Aziz kardeşim, hürriyet ilanı günlerinde bilmem nerede nutuk söylemeye kalkıp da iki şaklak üzerine hitabet kürsüsünden inen ve "niye indin?" sualine karşı:"Ne "..." şaklak ettiler ya! Demek iş bitti!" diyen ağanın hali olmaz mı?

İşte bugünkü halimizi bir mizah diliyle ifade etmek istersek acaba aynı cümleyi tekrar edemez miyiz?"

4 Eylül(1914) M: Kemal

***

MUSTAFA KEMAL'İN ASKERLİK MESLEĞİNDEN İSTİFA MEKTUBU

ERZURUM VİLAYETİ ALİYESİNE
(YÜCE ERZURUM VALİLİĞİNE)
9 Temmuz 1919 - Erzurum

Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban etmemek için açılan milli savaşmalar uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmağa askeri ve resmi sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese (kutsal amaç) için milletle beraber sonsuza kadar çalışmağa mukaddesatım (kutsal şeylerim) adına söz vermiş olduğum cihetle, pek aşıkı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli ve kutsal gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette (milletin bağrında) bir ferd-i mücahit (savaşçı kişi) suretiyle bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim.

M. KEMAL

BATI CEPHESİ KOMUTANI İSMET İNÖNÜ'NÜN METRİSTEPE'DEN TBMM BAŞKANI MUSTAFA KEMAL'E TELGRAFI
1 Nisan 1921

"Metristepe'den gördüğüm vaziyet: Gündüzbey kuzeyinde, sabahtan beri dayanan ve artçı olması muhtemel bulunan bir düşman müfrezesi, sağ kanat grubunun taarruzuyla düzensiz bir şekilde çekiliyor. Yakından takip ediliyor. Hamidiye yönünde temas ve faaliyet yok. Bozöyük yanıyor. Düşman, binlerce ölüleriyle doldurduğu savaş meydanını silahlarımıza terk etmiştir."

TBMM BAŞKANI MUSTAFA KEMAL'İN BATI CEPHESİ KOMUTANINA TELGRAFLA CEVABI


"...Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin tersine dönmüş talihini de yendiniz. İstila altındaki talihsiz topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en uzak köşelerine kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın istila hırsı, azminizin ve vatanseverliğinizin yalçın kayalarına başını çarparak paramparça oldu..."

ANNESİ ZÜBEYDE HANIM'IN OĞLU ATATÜRK'E MAREŞAL RÜTBESİ VE GAZİ UNVANI VERİLMESİ DOLAYISIYLA TEBRİK TELGRAFI :
27 Eylül 1921

"... Milletin hakkınızdaki bu sevgi ve itimadı, benim kadar kimseyi duygulandıramaz. Kız kardeşinle beraber alnından öperek ve bağrımıza basarak, seni tebrik ederiz." 27 Eylül 1921

ATATÜRK'ÜN, ANNESİNİN ÇEKTİĞİ TELGRAFA CEVABI :
29 Eylül 1921

"... Benim için dünyevi mükafatların en yücesi olan tebrikatınızla mesut oldum."

ATATÜRK'ÜN TÜRK ORDUSUNA BAŞKUMANDAN OLARAK, ORDUMUZU ÖVEN TELGRAFI
20 Eylül 1921

NEFERLERE

Kurtuluş için yaptığımız bu savaştan çok daha evvel sizi başka muharebe meydanlarında da tanımış idim. Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Kanaatinle, imanınla, itaatinle hiçbir korkunun yıldıramadığı demir gibi pak kalbinle düşmanı nihayet alt eden büyük gayretin için minnet ve şükranımı söylemeyi nefsime en aziz bir borç bildim. Sizin gibi kumandanları, zabitleri, neferleri olan millete, yad elleri altında köle olmak mümkün değildir. Bu defa Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin hakkımda yeni bir rütbe ve Gazi unvanıyla tecelli eden iltifat ve teveccühü, doğrudan doğruya size racidir. Milletin verdiği bu rütbe ile yükselen ordu, en şerefli, en ulu bir gaza ile mümtaz olan gene ordudur. Sizin kahramanlığınızla, sizin gösterdiğiniz nihayetsiz kahramanlıklar bu unvanı ve rütbeyi ancak size izafe ederek, bütün askerlik hayatımın en büyük sermaye-i iftiharı olarak taşıyacağım. Cenabı Hak giriştiğimiz kurtuluş mücadelesinde şerefli silah arkadaşlarıma kendilerinin temyiz eden asaletin, civanmertliğin, kahramanlığın hakkı olan kati halası nasip etsin.

Başkumandan Mustafa Kemal

MUSTAFA KEMAL'İN İZMİR'İN KURTARILMASI DOLAYISIYLA ORDUMUZA GÖNDERDİĞİ TEŞEKKÜR MESAJI
9 Eylül 1922

Birinci, İkinci Ordulara; Beşinci ve Üçüncü Kolordu Komutanlığına

İlk verdiğim Akdeniz hedefine varmakta orduların gösterdiği gayret ve fedakarlığı hürmet ve takdirle yadederim. Elde edilen büyük zaferde gerçek yapıcı olan kıymetli arkadaşlarıma en samimi şekilde teşekkür eder, tebriklerimi bildiririm. Orduların bundan sonra verilecek hedeflerin elde edilmesinde de aynı istek ve fedakarlığı göstereceklerine itimadım tamdır.

Başkomutan Mustafa Kemal

MUSTAFA KEMAL'İN LOZAN KONFERANSI'NDA TÜRK DELEGELERİNİ BAŞARILARINDAN DOLAYI İSMET PAŞA'YA GÖNDERDİĞİ TEBRİK TELGRAFI


Lozan'da Delegeler Heyeti Başkanı Dışişleri Bakanı İsmet Paşa Hazretleri'ne

Millet ve hükümetin zatıalilerine vermiş olduğu yeni görevi başarıyla sona erdirdiniz. Memlekete birbiri ardınca yaptığınız yaralı hizmetlerle dolu ömrünüzü bu defa da tarihi bir başarıyla taçlandırdınız. Uzun çarpışmalardan sonra vatanımızın barış ve istiklale kavuştuğu bu günde, parlak hizmetiniz dolayısıyla zatıalinizi, pek sayın arkadaşlarımız Rıza Nur ve Hasan Beyleri ve çalışmalarınızda size yardım eden bütün Delegeler Heyeti üyelerini şükran duygularımla kutlarım.

Gazi Mustafa Kemal
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Başkomutan

MECLİS-İ MİLLİNİN TOPLANTI YERİ HAKKINDAKİ TELGRAF
18 Kasım 1919

Sivas Valisi Reşit Paşa Hazretlerine

Dersaadetin işgali ve İtilaf devletlerinin tesiri altında bulunması mahzuru aziminden başka Rum ve Ermenilerin İstanbul'daki faaliyeti hazıraları vesair mahzurlar nazarı dikkate alınarak Heyeti Temsiliye emniyeti tamme husulüne kadar nizamnamemizin onbirinci maddesine istinaden hariçte kalarak vezaifi milliyesine devam etmeye karar vermiştir. Bu husustaki mutalaalarının serian işarı rica olunur.

Heyeti Temsiliye namına
Mustafa Kemal

MECLİS-İ MİLLİNİN AÇILMASI ÜZERİNE MECLİS-İ MEBUSAN REİSLİĞİNE ÇEKİLEN TEBRİK TELGRAF
14 Ocak 1920

Meclis-i Mebusan Riyaseti Celilesine

Hakimiyeti milliyenin en mühim bir devrei hayatiyemizde uzun bir müddet tecelli ettirilmemiş olmasından mütevellit mücahedatımız, muhterem Meclisi Millinin küşadiyle neticelerinden birini istihsal etmiş oluyor. Heyeti milliyemiz, mukadderatı milliyeyi en meşru ve en kanuni mercii tetkik ve muhakemesi olan muhterem Meclise tevdi etmiş olmakla müftehir ve bahtiyardır. Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk teşkilatı altında kuvvetlerini, emellerini ve ruhlarını birleştirmiş olan millet, bu günden itibaren yalnız kendi iradesini temsil ve bilfiil hakim kılacak olan meclisin nigehbanı vaziyetindedir ve İstiklal ve mevcudiyetinin sonuna kadar müdafaası emrinde onun en fedakar bir istinadgahıdır. Heyetimiz bu itibar ile Meclisi Milliye matuf olan amal ve metalibi milliyenin kuvvet ve mahiyeti hakkında olduğu gibi bu günden itibaren mebusanı muhteremenin duşu ameline raci kalacak olan mesuliyeti tarihiyenin derecesi hususunda da muhterem mümessillerimizin vukuf ve metanetinden em,in ve mutmain olarak tebrikatı ihtiramkaranesini takdim ve heyeti muhteremeye iblağını istirham eyler olbabta.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti
Heyeti Temsiliyesi namına
Mustafa Kemal

İNGİLİZLERİN İSTANBUL'U İŞGALİ HAKKINDAKİ TELGRAF
16 Mart 1920

Erzurum Vilayetine, Kumandanlıklara ve Cemiyetlere gönderilen tamim.

Bilumum vilayet ve kumandanlıklara ve Müdafaai Hukuk Cemiyetine

1- İngilizler Dersaadetteki müessesatı Hükumeti cebren işgal ve telgrafhanelere vaziyed ederek Anadolu ile payitahtın muhaberatını kateylemişlerdir. Bu vaziyet karşısında milletle müştereken Temsiliyece vukubulacak bilumum mesaide şimdiye kadar her vesile ile isbatı hamiyet eylemiş bulunan büyük ve küçük tekmil telgraf memurlarının muavenetlerine intizar eder.

2- İngilizlerin milletimizi iğfal için çekecekleri telgrafnameler hakkında umumun nazarı dikkatini celbederiz.

Heyeti Temsiliye namına
Mustafa Kemal

MECLİS REİSLİĞİNİ KABULÜ HAKKINDA TELGRAF
24-25 Nisan 1920

Gayet aceledir:
15. Kolordu Kumandanı Kazım Karabekir Paşa Hazretlerine

Meclise bugün şahsıma hedefi ta'riz ittihaz eden propagandacıların neticei mesailerinden menafii vataniyeyi müteessir etmemek için şahsıma hiçbir mevki verilmemesini sureti samimanede rica eylediğim, tadad ettiğim mahzurlara rağmen Meclis 120 mevcuttan 110 rey ile acizlerini makamı riyasete intihap etti. Vaziyeti hazıranın icabatı müşkilesi karşısında bu vazifeyi ademi kabulde israr ettiğim takdirde belki bir inhilal vuku olabilirdi. Bu sebeple vazifei riyaseti kabul ettiğimi arz eylerim.

Millet Meclisi Reisi
M. Kemal

İCRA VEKİLLERİ SEÇİMİ HAKKINDA
2 Mayıs 1920 - Ankara

Gevyede Yirminci Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa Hazretlerine

Büyük Millet Meclisinin muhtelif icra selahiyetlerini Meclis namına takip edebilmek için her hizmete bakmak üzere Meclis tarafından birer İcra Vekilinin intihabı kararlaştırılmıştır. Bu meyanda Müdafaai Milliye ve Erkanıharbiye Vekaletine sizlerin bilfiil cephede askeri harekatın başında bulunmanız nesebile Ankara'ya gelmiş olan Fevzi Paşa'nın Müdafaai Milliye Vekaletine ve Miralay İsmet Beyin Erkanıharbiye Vekaletine tayinleri buraca münasip görülmektedir. Fikir ve mütalaalarınızın sür'atle bildirilmesini rica ederim.

Büyük Millet Meclisi Reisi
Mustafa Kemal

T.B.M.M. NİN AÇILDIĞI GÜNÜN MİLLİ BAYRAM OLARAK KABULÜ DOLAYISIYLA ÇEKİLEN TELGRAF
23 Nisan 1921

Kastamonu, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyeti Merkeziyesine

Davayı halas ve istiklal ile kıyam eden tekmil Anadolu'nun bu mukaddes davayı temsil ve müdafaa için vücuda getirdiği Türkiye Büyük Millet Meclisi 336 senesi Nisanının yirmi üçüncü günü açılmıştır. Yeni ve ulvi bir tarihe başlangıç olan bu mübeccel günü hatırai millette edebiyen yaşatmak üzere Meclisimiz bugün yirmi üç Nisan tarihinin Milli bayram addini bir kanunu mahsus ile kabul etmiştir. Bu mukaddes tarihi vücuda getiren mücahedatı milliyenin en canlı ve fedakar amili bulunan Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk heyetlerini kemali samim ve hararetle tebrik eder ve bu tebrikatın bilumum kaza, nevahi ve mahallat heyatı idarelerine de iblağını rica eylerim efendim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

HALİDE EDİP'E TELGRAF
18 Ağustos 1921

Halide Edip Hanımefendi Hazretlerine

Garp Cephesi
Aceledir

Ordu safları arasında vatanımızın müdafaasına fiilen iştirak için şiddet-i arzu ile vuku bulan müracaat-ı vatanperveraneleri orduca memnuniyetle telakki olundu. Hizmet-i fiiliye-yi askeriyyeye kabul ve Garp Cephesine memur edildiğinizi tebliğ ederim. Keyfiyet cephe kumandanlığına da iş'ar kılındı. İlk vasıta ile cephe karargahına müracaat ve oradan vazifenizin telakki buyurulması rica olunur.

Başkumandan
Mustafa Kemal

CİDDİ SAVAŞLARA BAŞLANACAĞINA DAİR TELGRAF
21 Ağustos 1921

Garp Cephesi

Şark Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir Paşa Hazretlerine

Telgrafınızı Garp Cephesi karargahında aldım. Bir dağ ve bir fedakar kalsa dahi istiklal davamızın devam edeceği hakkındaki kanaati layetezelzelin Yunan Ordusu ile meydan muharebesine tutuştuğumuz bir anda tarafı devletinizden tekrar ve teyid edilmesi büyük inşirahı kalbi mucip oldu. Harekatı askeriye planımız tıpkı mütalaa buyurduğunuz gibi düşünülmektedir. Yalnız Ankara garbinde ciddi bir muharebe vermeyi mülahazatı umumiyeye nazaran zaruri görmekteyiz. Maahaza kuvvet ve vaziyetimiz dahi gayri müsait görülmektedir. Düşmanla muharebe teması hasıl olmuştur. Fevzi, İsmet Paşalarla beraber Garp Cephesi Karargahından selamlarımızı takdim ederiz.

Başkumandan
Mustafa Kemal

SAKARYA MEYDAN SAVAŞININ KAZANILDIĞINA DAİR
13 Eylül 1921

Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşanın raporunun tamimi.

13 Eylül sene 337 vaziyetine dair Garp ordusu kumandanlığının raporu berveçhiati aynen tamim olunur. (13.9.337)

Başkumandan Mustafa Kemal

23 Ağustos sene 337 denberi devam eden Sakarya Meydan Muharebesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun muzafferiyeti katiyesiyle neticelenmiştir. Üç gündenberi devam eden mukabil taarruzumuzun tesiriyle bugün 13 Eylül sene 337 öğleden evvel bütün düşman ordusu mağluben ve kamilen nehir garbına atılmış bulunuyor. Düşmanı bilafasıla takip ediyoruz.

Garp Cephesi Kumandanı
İsmet

DÜŞMANA TAARRUZA BAŞLANDIĞINA DAİR ŞİFRE
25-26 Ağustos 1922

İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Beyefendiye

Garp Cephesindeki ordularımız tevfikatı Süphaniyeye istinaden Ağustosun yirmi altıncı Cumartesi günü düşmana taarruza başlayacaktır. Rauf ve Adnan Beyefendilere yazılmıştır.

Başkumandan
Mustafa Kemal

İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Beyefendiye

1- Harekatımızın mahiyetini düşmandan gizlemek maksadıyla şifre yazıyorum.

2- Düşmanın bir senden beri tahkim ve tel örgüler ile takviye ettiği mevaziden Afyon cenup cephesinde (Kaleciksivrisi, Diltepe, Belentepe, Kırcaaslan cenubundaki tepeler) aksamı zabitan ve efradımızın cansiperane hücumlar ile zaptolunmuştur. Düşmanın her taraftan muharebe meydanına trenle, otomobil ile ve maşiyen celbettiği mühim takviye kıtaaitle muharebe geç vakte kadar taarruz ve mukabil taarruzlarla bila inkıta devam etmiştir. Harekatı taarruziye yarın dahi devam edecektir.

Başkumandan
Mustafa Kemal

MUKAVELEYİ İMZAYA YETKİLİ OLDUĞUNA DAİR İSMET PAŞAYA GÖNDERİLEN ŞİFRE
10 Ekim 1922

(Mudanya Konferansı)

Teklif olunan proje üzerinde tadil ve tebdili şayanı arzu olan noktaların ve istihsali lazım hususatın teminine son himmet sarf olunduktan sonra inkıtaa meydan vermeyiniz mukaveleyi imza ediniz. İmzanız Meclisin dahi inzimamı muvafakati kuvvetini haiz olacaktır. 10.10.38 4:45 ten sonra yazılmıştır.

Başkumandan
Mustafa Kemal

CUMHURBAŞKANLIĞINA SEÇİLMESİ ÜZERİNE ALINAN TEBRİKLERE AÇIK TEŞEKKÜR
1 Kasım 1923

Cumhuriyet Riyasetine intihabım münasebetiyle memeleketin her tarafından aldığım samimane tebrikata ayrı ayrı cevap yetiştirmekte teahhurat olabilmesi ihtimaline binaen umumi olarak alenen takdimi teşekkürat eylerim.

Reisicumhur Gazi
Mustafa Kemal

LOZAN'IN YILDÖNÜMÜ MÜNASEBETİYLE BAŞVEKİL İSMET PAŞA'YA TEBRİK TELGRAFI
25 Temmuz 1930

Lozan muahedesini imzaladığımız büyük günün şerefli hatırasını tebcil, bundan duyduğum iftiharlarımı takdim eder, ve muhabbetle gözlerinizden öperim.

Reisicumhur
Gazi Mustafa Kemal

BALKAN ANLAŞMASI ÜZERİNE YUNANİSTAN CUMHURBAŞKANININ TEBRİKİNE VERİLEN CEVAP
11 Kasım 1934

M. Alexandre Zaimis Hazretleri
Yunan Reisicumhuru

Balkan anlaşma misakının imzası münasebetiyle Zatı devletlerinin tebriklerini büyük bir sevinçle aldım. Ve samimiyetle teşekkür ederim. Misaki imza eden memleketlerin devlet adamlarının anlayış ve uzağı görüşleri mahsulü olan bu misak ile Balkanlarda bir sükun ve saadet devresi açtıklarını görmekle bahtiyarım. Asil Yunan milleti ile Türk milleti arasında mevcut olup bütün Balkan milletlerinin birbirleri ile kardeş olmaları yolunda inkişaf eden dostluğun bu vesile ile bir kere daha teeyyüt ettiğini görmekten sureti mahsusada zevk duymaktayım.

Gazi Mustafa Kemal
Türkiye Reisicumhuru

HATAY'IN BAĞIMSIZLIĞI DOLAYISIYLA
27 Ocak 1937

Dışişleri Bakanının telgrafına verilen cevap

Hatay'ın varlığı Cenevre'de tasdik olunurken göndermiş olduğunuz telgrafı aldım. Türk ideal ve iradesinin, milletler arasında başka bir ufuk açarak tecelli ettirdiği bu başarı münasebetiyle kıymetli çalışmanızın yüksek değerini bir kere daha takdir ettim. Sizi ve gayretli murahhas arkadaşları tebrik ederim.

K. Atatürk

HATAY MİLLET MECLİSİ REİSİ ABDÜLGANİ TÜRKMENİN TELGRAFINA VERİLEN CEVAP
7 Eylül 1938

Hatay Millet Meclisi Reisi
B. Abdülgani Türkmen
Antakya

Hatay Millet Meclisinin ve temsil ettiği Hatay halkının hakkımdaki güzel duygularını bildiren telgrafınızdan pek mütehassis oldum. Hatay Millet Meclisine başladığı mühim vazifede muvaffakiyetler ve Hatay halkına yeni idare altında saadetler dilerim.

K. Atatürk

***

YAZDIĞI KİTAPLAR


Mustafa Kemal Atatürk, yaşamının her döneminde kitapla bütünleşmiştir. Bu okuma sevgisinin kendisine sağladığı bilgi birikimini zaman zaman yazmaya dönüştüren Atatürk, yaşamının farklı dönemlerinde farklı konularda kitaplar yazmıştır. Yazdıkları gerek güncelliği, gerekse yol göstericiliği açısından bu gün dahi tartışmasız greçekleri içermektedir. O'nun günümüzde hala geçerliliğini koruması ileri görüşlülüğünün ve akılcılığının göstergelerinden biridir. Mustafa Kemal, özellikle II. Meşrutiyet'in (23 Temmuz 1908) ilanından sonra tüm dikkat ve çalışmasını askerlik üzerine yoğunlaştırılmıştır. O,mesleki bilgileri artıracak yayınların yapılmasını gerkli görüyordu. Bu amaçla mesleğinin ilkn yıllarından itibaren askerlikle ilgili birikimlerini aşağıda isimleri belirtilen kitaplarda toparlanmıştır.

a) Takımın Muharebe Talimi b) Cumalı Ordugahı c) Tabiye Tatbikat ve Seyahati d) Bölüğün Muharebe Talimi e) Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (Subay ve Komutan ile Konuşmalar) f) Tabiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih

NUTUK

Yurdumuzun parçalanıp, işgal edildiği günlerden başlayarak, Türk tarihinde bir dönüm noktası olan İstiklal Savaşı'nı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ve inkılapların yapılışını anlatan Nutuk, siyasi ve milli tarihimizin birinci elden, değerli bir kaynak eseridir.

Atatürk'ün kendi kaleminden çıkan bu eser, yine Atatürk tarafından, Cumhuriyet Halk Partisi'nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara'da toplanan İkinci Kurultayı'nda 36,5 saat süren ve altı günde okunan tarihi bir hitabeye dayandığı için Nutuk adını almıştır.

Nutuk yalnız geçmiş devrin bir hikayesi olarak dünümüzü anlatmakla kalmayıp, yakın tarihimizden alınan ibret dolu tecrübelerle, milli varlığımızın bugününe de yarınına da ışık tutabilen bir değer taşımaktadır.

Nutuk, milleti ülkenin geleceğini belirleyecek olan milli birlik ilkesi etrafında bilinçlendirip, kenetlendirerek, milli irade ve milli hakimiyet kavramlarının harekete dönüştürülmesi yoluyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşundan Cumhuriyetin ilanına kadar uzanan başarılı bir tarihi akışın hikayesidir.

Nutuk ilk defa 1927 yılında, biri asıl metin, diğeri belgeler olmak üzere Arap harfleriyle iki cilt olarak yayınlanmıştır. Aynı yıl, tek cilt halinde lüks bir baskısı da yapılmıştır. Yazı inkılabından sonra, bu ilk metnin okunması güçleştiğinden, 1934 yılında, Milli Eğitim Bakanlığınca üç cilt olarak yeniden basılmıştır. Nutuk, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezince yeniden basılmıştır.


BÖLÜĞÜN MUHAREBE EĞİTİMİ

"Bölük Muharebe Eğitimi" olarak yayınlanan eser, meskun yerlerde muharebe, savunma ve taarruz konularını kapsamaktadır. Meskun yerlerin sınırlayıcı durumlarının muharebeye etkisi, savunma mevziinin seçimi, savunma mevziinin hazırlanması, ateş sahalarının temizlenmesi, ateş taksimi, ateş tutmayan ölü bölgelerin kapatılması ve mevziin işgali gibi savunmanın esasını oluşturan konular işlenmiştir. Ayrıca taarruzda birliğin aldığı tertip ve düzen, ilerleme, ateş üstünlüğü, ihtiyatların kullanılması gibi taarruz harekatında her zaman karşılaşılacak konular ele alınmıştır.

Genç Kurmay Önyüzbaşı Mustafa Kemal (Atatürk) tarafından, Almanca aslından tercüme edilen ve bağlı olduğu ordunun eğitimine katkısı olan bu eserden yeni nesillerin de faydalanabilmeleri için bugünkü Türkçe'ye çevrilmiştir.




CUMALI ORDUGAHI

Cumalı Ordugahı; Makedonya bölgesinde, Köprülü - İştip yolu üzerinde bulunmaktadır. Bu ordugahta, 3. Süvari Tümen Komutanı Tuğgeneral Suphi Paşa'nın komutası altında kurulan bir süvari tugayına eğitim ve manevra yaptırılmıştır. Bu manevraya katılan Mustafa Kemal, "Cumalı Ordugahı" adlı eserini yazmış; süvari, bölük, alay, tugay eğitim ve manevralarını anlatmıştır.

Mustafa Kemal bir kurmay subay olarak teorik bilgilere önem vermekte, ancak askeri tatbikat ve manevralardan sadece katılanların yararlanmasını yeterli görmemektedir. Bu yüzden, 10 gün süren bu tatbikat sırasında tututuğu gözlem notlarını, hazırlanan meseleleri ve komutanların yaptıkları eleştirileri yazmış, bol kroki ile küçük bir broşür haline dönüştürmüştür. 12 Eylül 1909'da tamamladığı bu eseri, Selanik'te 1909 yılında matbaa harfleriyle basılmıştır. Eser; 39 sayfa metin ve 7 adet krokiden oluşmaktadır.








GEOMETRİ






Atatürk bu kitabı ölümünden birbuçuk yıl önce III. Türk Dil Kurultayından hemen sonra 1936-1937 yılı kış aylarında Dolmabahçe Sarayında kendi eliyle yazmıştır. Atatürk Arapça ve Farsça terimlerle dolu ders kitaplarının öğrenciler açısından öğrenimi geciktireceğini düşünmüştü.







SUBAY VE KOMUTAN İLE KONUŞMALAR







"Subay ve Komutan ile Konuşmalar" Atatürkün askerliğe ilişkin eserlerinin en önemlilerinden birisidir. Bu eser, Atatürk, 1914 yılında Kurmay Yarbay rütbesiyle Sofya askeri Ataşesi olarak bulunduğu sırada, Nuri conker'in "Zabit ve Kumandan (Subay ve Komutan)" adlı kitabına karşılık olarak yazılmıştır.

Genç subayın, içinde bulunduğu ordudaki aksaklıkları, hataları nasıl sezdiğini; bunlara karşı tepkisiz kalmayarak üst makamlara hatalar ve çözüm yollarını nasıl sunduğunu; ülkenin içinde bulunduğu askeri ve siyasal durumdan duyduğu acıları kitabın birinci bölümünde bulmaktayız.

Atatürk, bir subayın taşıması gereken özveri, ölümü göze alma, emri altındakileri sevk ve idare edebilme, taarruz ruhu, insiyatif özellikleri hakkında, Nuri Conker'in görüşlerine katılmış ve kendi düşüncelerini de çeşitli örneklerle destekleyerek açıklamıştır.

Bunların yanı sıra, Türk kadınının, aslında toplumu yaratmada çok etkili olabilecekken, suskunluğu seçtiğini bütün açıklığıyla ortaya koymaktan kendini alamamıştır. Türk ulusu hakkında ise "kuşkusuz bizim ulusumuzun karakteri de bütün karakterler gibi yükselmeye ve istenen şekle girmeye elverişlidir. Fakat kendi kendisine olmak koşuluyla..."dedikten sonra, dışardan ulusumuzun karakterine yapılmak istenen etkilerin amacına ulaşamayacağını vurgulamıştır.

Subaylarda ve erlerdeki inisiyatif özelliğine eserinde geniş bir bölüm ayıran Atatürk, kendi dönemindeki ile daha önceki dönemlerde Osmanlı ordusunu kıyaslamıştır. Özellikle Trablusgarp Savaşı'nda edindiği deneyimler ile kendiliğinden hareket ve iş görme özelliğinin, olması gereken sınırını göstermiştir.

Atatürk, eserin son bölümünde, Kuzey Afrika'da birlikte çarpıştığı korkusuz ve yiğit silah arkadaşlarını anmış ve onları "yüksek askerlik niteliklerine" sahip insanlar olarak tanımlamıştır. Bu davranışı O'nun diğer bütün üstünlüklerinin yanı sıra insancıl yönünede tanıklık eder.



***

Dört ülke kaybettim hükümsüzdür

14 Şubat 1917

Mustafa Kemal,14 Şubat 1917'de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlığı'na atandi.

Bunun üzerine Şam'a giderek Sina Cephesini teftiş etti ise de

17 Şubat 1917

17 Şubat 1917 Mustafa Kemal, atanmis oldugu Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığınina atanmayi 17 Subat 1917 de reddetti.

7 Mart 1917

Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığınina atanmayi reddeden M.Kemal, 7 Mart 1917 de karargahı Diyarbekir'de bulunan Diyarbakır'daki 2. Ordu Komutan Vekilliğine geçici bir süre için atandı.

Bu atamadan sonra  Hicaz Kuuveyi Seferiyesi Komutanlığına getirilmek istendi. Ancak Mustafa Kemal bunu kabul etmeyerek tekrar Diyarbakır'a döndü.

11 Mart 1917

11 Mart 1917 İngilizler Bağdat'ı ele geçirdi.

16 Mart 1917

16 Mart 1917 Mustafa Kemal, Diyarbakır'daki 2. Ordu Komutanlığı'na vekil olarak komuta ederken, bu görevi asıllik olarak degfistirildi yani asil olarak atandı.

24 Haziran 1917

24 Haziran 1917 tarihinde Halep'te, Enver Paşa'nın başkanlığında Türk ve Alman komutanlarının katılmasıyla (M. Kemâl Paşa dahil) yapılan toplantıda, General Falkenhein'in komutanlığında "Yıldırım Orduları Grubu" ("Heeresgruppe F") kurulması kararlaştırıldı. Bu yeni düzenleme Filistin-Suriye-Irak cephelerini, bünyesinde bir araya getirecekti. Bu düzenlemede bile Sina cephesine fazla bir kuvvet ayrılmamıştı. Yalnız bu defa Almanya, Yıldırım Ordularına 6000 kişilik bir yardım kuvveti gönderecekti ki, bunun bir kısmı da Sina cephesine ayrılmıştı. Ekim ayında (1917) Sina cephesindeki Türk kuvvetlerinin mevcudu 40.000 kişi kadardı. Buna karşılık Allenby ise, 191.000 kişilik bir kuvvet toparlamıştı. Malzeme ve teçhizatı ise aynı şekilde çok fazlaydı .

Bu ordunun askeri hareketleri Sina ve Filistin Cephesinde bulunmaktaydı.

24 Haziran 1917 günü yapılan Halep toplantısından sonra İstanbul'a dönen Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın ilk işi kararlaştırdığı Yıldırım Ordular Grubu'nun kurulması oldu.

27 Haziran 1917

27 Haziran 1917 Yunanistan, İtilaf Devletleri yanında savaşa girdi.

5 Temmuz 1917

M.Kemal Diyarbakirdaki 2. Ordunun Komutanligi görevinde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'na bağlı olarak Halep'te kurulması kararlaştırılan 7. Ordu'nun Komutanlığı'na atandı.

Bağdat'ı geri almak amacıyla Suriye nin  Halep sehrinde 1917 yılında Suriye Cephesi Kurma Faaliyetleri baslatildi.

Ordunun ihtiyaçları için Almanlardan yardım sağlandı.

6. ve 7. Ordu'dan oluşan Yıldırım Ordular Grubu kurularak, Bu cephenin umumi idaresi ce komutanlığına General Falkenhein adlı bir Alman generali atanmişti.

11 Temmuz 1917

General Falkenhein'in Grup Komutanlığına tayinini (11 Temmuz 1917), padişahın onayından geçirdikten sonra

15 Temmuz 1917

"Yıldırım Orduları Grubu" unun 15 Temmuz 1917'de teşkil emrini vermişti.[1]

Yıldırım Orduları Grubunun Kurulma amacı, İngilizlerin eline geçmiş olan Bağdat'ı geri almaktı. Ordular grubunun başına Alman generali Falkenhayn getirildi. Ordular grubunu oluşturan

a) 6. ordunun başında Halil Paşa,

b) 7. ordunun başında da Mustafa Kemal Paşa vardı.

Bu sırada İngilizler, Gazze önünde 20 tümenlik bir kuvvet yığmışlardı. General Falkenhayn, ordular grubunun başında hiçbir başarı elde edemediği gibi, Türk komutanlarla da anlaşamadı.

17 Temmuz 1917

17 Temmuz 1917 Rus Çarı, çıkan ayaklanma sonunda iktidardan çekildi. Sosyalistler, Sovyet Hükümetini kurdu.

15 Ağustos 1917

Mustafa Kemal Paşa, 15 Ağustos 1917 günü Halep'e gelerek 7. Ordudaki görevine başladı.

Mustafa Kemal daha işin başından beri Falkenhein'ı açık bir şekilde eleştirmekte, Alman subaylarının önünde onun plânlarını tenkit etmekteydi. Bu hususta Cemal Paşa, M.Kemal'i destekliyor ve Filistin cephesi komutanı olarak da, tıpkı onun gösterdiği sebeplerden dolayı Bağdat projesine şiddetle karşı geliyordu.

Cemal ve Mustafa Pasalarin ikna edemedikleri Falkenhein kurmay subaylarından Binbaşı Franz von Papen'in yerinde vermiş olduğu nasihatleri sayesinde, ikna oldu ve Eldeki kuvvetleri Halep ile Şam arasında toplamak ve duruma göre nereye kuvvet gerekli ise oraya sevketme fikrini. Filistin cephesinde von Papen' den alan Falkenhein yaptığı bir gezi sırasında tehlikeyi görmüstü. İngilizler taarruza geçerse Osmanlı mevzilerini yarıp, Filistin ve Suriye'yi geçerek Türklerin Bağdat'la bütün ulaşım yollarını kesebilirdi. Böylece von Falkenhein,  tedbirli davranmayı daha münasip görerek, Bağdat seferini şimdilik tehir etmişti .

Böylece, 1917 yılının yaz ayları her iki taraf için de yani ingiliz ve Türk ordulari için bir savas hazırlık devresiydi.

9 Eylül 1917

9 Eylül 1917 Avusturya Macaristan Hükümeti Mustafa Kemal'e, ikinci rütbe harp alameti Askeri Liyakat madalyası verdi.

19 Eylül 1917 : Sir Edmund Allenby kumandasındaki İngiliz ordusu 19 Eylül’de Kudüs’ün hemen kuzeyinde bulunan cephede hücuma geçerek 7. ve 8. Türk ordularını neredeyse tüm mevcuduyla esir aldı ve teslim aldigi askerlere karsi süngülerle katliama giristi.

Birinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde Türk ordusu Filistin cephesinde feci bir yenilgiye uğradı.

20 Eylül 1917

20 Eylül 1917 Mustafa Kemal, 7. Ordu Komutanı sıfatıyla, memleketin ve ordunun durumunu açıklayan sikayet mektub (bu bir rapor degildi, kendisine rapor yazma yetkisi de verilmemisti ve böyle bir raporda istenmemisti) unu İstanbul'a gönderdi. Halbuki bu sikayet mektubundaki iddiasi yanlisti ve yoktu.Cünkü Falkenhein, 9 eylül 1917 den önce kurmay subaylarından Binbaşı Franz von Papen'in yerinde vermiş olduğu nasihatleri sayesinde, cemal ve Mustafa Pasalarin isteklerinin, Bagdat Cephesine degilde Filistin Cephesine agirlik verilmesi tezlerini kabullenerek fikrini degistirmisti. Bagdat a tanidigi önceligi kaldirmisti. Eldeki kuvvetleri Halep ile Şam arasında toplamak ve duruma göre nereye kuvvet gerekli ise oraya sevketme fikrini. Filistin cephesinde von Papen' den almisti. M.Kemal in bu durumu bildigi halde tam tersini iddia etmesi ve bunu bir raporla Istanbul a Enver Pasa ya bildirdigini iddia etmesi, ortada bulunmayan böyle bir raporun sonradan uydurulan yalanlarin bir parcasi oldugu  izlenimini vermektedir.

20 Eylül 1917

20 Eylül 1917 Mustafa Kemal, 7. Ordu Komutanı sıfatıyla, memleketin ve ordunun durumunu açıklayan tarihi raporunu İstanbul'a gönderdi.

1 Ekim 1918 : Gazze cephesi nin tamamiyla cöktügü ve Gazze Cephesinde savasan 7. ve 8. ordu askerlerinin katliam haberini alan  Ürdün’de bulunan 4. Ordu da panik içinde dağıldı. Türk Askerleri Haleb´e dogru kacmaya basladilar.1 Ekim’de Şam düşman eline geçti.

3 Ekim 1917

Raporu Enver Pasa ya gönderdikten sonra Mustafa Kemal Paşa, 7. ordu komutanlığından istifa etti.

3 Ekim 1917'de İngilizler, saldırıya geçerek Birüssebi'yi aldılar.[2]

Yildirim Ordulari Komutani General Falkenhein ile 7. Ordu Komutani M.Kemal aralarında askeri görüşler ve uygulanacak harekat bakımından anlaşmazlık çıkmisti ama bu anlasmazlik Falkenhein in Bagdat a verdigi önceligi kaldirmasi sebebi ile kalkmisti.  Buna ragmen M.Kemal in olmayan bir fikir ayriligi oldugunu iddia etmesi, gönderdigini iddia ettigi raporun bir yalanin parcasi oldugu tezini kuvvetlendirmektedir.

M.Kemal olmayan bir anlaşmazlıgi bahane göstererek, cephedeki askerlerini ayni gün saldiracak ingilizlerin karsisinda komutasiz birakmasini hakli gösterme cabasindadir. istifa ettigini ve istifasini yazili olarak Savas Bakani Enver Pasa ya itettigini söyler.

Kendisine tekrar Diyarbakır'daki 2. Ordu Komutanligi eski görevi teklif edildi ise de kabul etmeyerek İstanbul'a geldi.

3 Ekim 1917'de İngilizler; komutani istifa ederek, ordusunu cephede komutansiz birakarak terkeden M.Kemal´in 7. Ordusuna karsi saldırıya geçti. Komutaninin istifa ederek, kendisini yalniz birakarak kactigindan habersiz olan 7.Ordu Askerleri ingilizler karsisinda sasirip kalarak, savasamadan teslim olmaktan baska care göremeyerek teslim oldular. 7. Ordunun bassiz kaldigindan haberi olmayan, bozguna ugradigini gören 8. Orduda aniden ingilizleri karsisinda görünce sasirdi. Savas düzenine göre 7. Ordu ve 8. Ordu saldiran düsmani arasina cekip, yokedecekti. Hilalin yarisi 7., diger yarisida 8.ordu idi. 7.Ordunun aniden teslimi ve ingilizlerin 8. orduyu kusatmasi hic beklenilir ihtimal degildi. M.Kemal ´in Ordusunu terkedeceginden Allenby in haberi vardi ve Allenby Planlarini buna göre yaparak onun istifa ettigi gün saldiriya gecmisti.

Birüssebi'ya ingilizler girdiler[2]

3 Ekim 1917

3 Ekimde 1917  M.Kemal in istifa etmesi ve Komuta ettigi ordunun savasmadan esir düsmesi ve Birüssebi nin düsmesi, M.Kemal in Allenby ile anlastigi, "ordusunu ve  Birüssebi tesllim etti" tezini güclendirmektedir.

Nitekim 1917 yılında başlayan Filistin geri çekilmesi 1918 yılı Ekim sonlarına kadar devam etti.[3]

6 Ekim 1917

6 Ekim 1917 Mustafa Kemal 7. Ordu Komutanlığı'ndan istifa ettiğini bir yazı ile Enver Paşa'ya bildirdi.

(3.Ekim 1917 de de istifa etmisti ???)

9 Ekim 1917 Bolşevikler 1. Dünya Savaşından çekildiler

9 Ekim 1917 Rusya'da yeni bir ayaklanma çıktı. Sosyalistler Bolşevik Hükümeti'ni devirerek, 1. Dünya Savaşından çekildiler. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kuruldu.

15 Ekim 1917 2. Ordudadan izinle istanbul´da

15 Ekim 1917 7. Ordu Komutanlığı'ndan ayrılan Mustafa Kemal, 2. Ordu komutanı sıfatıyla, izinli olarak İstanbul'a döndü.

27 Ekim 1917 Gazze bombardimaninin baslamasi

Savas Hazırlıklarını daha erken tamamlayan İngiliz Generali Allenby, 27 Ekim 1917 sabahı Gazze'nin bombardımanı ile taarruza geçti.

Bu taarruzda kara topçusuna, denizden de İngiliz ve Fransız gemileri yardım ediyordu.

Aynı gün akşamı ingilizler, Osmanlı cephesinin sol kanadını düşürmek için, Beer-Şeba üzerine hücum etti.

Daha çok bilgi için: Birüssebi Muharebesi

31 Ekim 1917

31 Ekim akşamı Birüssebi İngilizlerin eline geçmişti. Böylelikle Osmanlı cephesi tehlikeli bir duruma girmişti.

31 Ekim 1917'de başlayan nihai İngiliz hücumu cephemizi yarmış ve ağır kayıplar verdirmişti. Şimdi çekilme zamanıydı. Artık Kudüs'ü tutacak doğru dürüst bir kuvvet kalmamıştı.

5 Kasım 1917

Gazze hem karadan, hem denizden bombalanıyordu. Karadan 218 top ve 6 tank, denizden ise 27 kruvazör, tıpkı Çanakkale'de olduğu gibi ateş yağdırıyordu.

Gazze'de ise zehirli gaz mermileri kullanan İngilizler karşısında Mehmetçiğin gaz maskesi yoktu. Başkomutanlık gerek görmemişti çünkü.

5 Kasım 1917 'de Gazze boşaltıldı

Cemal Pasa ya bagli Suriye ordusunun kumandanı Mustafa Kemal cephede askerlerini ve bütün silah ve cephanesini birakarak, 5 Kasım'da Gazze boş birakarak kaçti, , İngilizler bizden altmış beşbin esir aldilar. Cemal Pasa´nin yillardan beri kinini kazandigi Suriye ahalisi, ele geçirdikleri asker ve memur Türkleri kestiler, katliam yaptilar. Türk kadınlarının ırzına geçtiler. Ingilizlerin ele gecirdikleri askerlerimiz esir edildiler, Kahire'ye getirildiler, orada da zehirli havuzlara sokularak kör edildiler ve çok telefat vermişdiler.(Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 402)

7 Kasım 1917 Gazze düstü.

7 Kasım'da İngilizler Gazze'yi ele geçirdiler.

Bundan sonra ise, Osmanlı kuvvetleri çekilmeye, kacmaya, İngiliz kuvvetleri de ilerlemeye, kovalamaya  başlamıştı.

Evet, Birinci Cihan Harbinde Filistin cephesi birdenbire yıkılmış; bu cephe üzerinde her şey, müthiş bir bozgun ve misilsiz bir panik kasırgasiyle altüst olmuş ve neticede bu iş, bütün felâketler bilançosunun yekûn hattını çekerek Türk vatanının istilâsına ve Mondros esaret senedinin imzasına kadar götürmüştür.NFK

Acaba Filistin cephesinin âni çöküşü, 4 küsur yıllık Birinci Cihan Harbinin her gün üstüste yığılan faciaları sonunda zuhura gelmiş tabii bir netice midir; yoksa bununla beraber ve bilhassa bundan kuvvet alarak araya giren bir kast ve menfi irade mahsulü müdür???NFK

**

7 Kasım 1917'de M, Kemal Genel Karargah'ta görevlendirildi. der T.C.Tarihi. Halbuki Genel Karargahta görevlendirildigi iddia edilen Mustafa Kemal 5 Kasim 1917 de Cemal Pasa ya bagli Suriye ordusunun kumandanı idi ve cephede askerlerini ve bütün silah ve cephanesini birakarak, 5 Kasım'da Gazze boş birakarak kaçmisti, , M.Kemal in Genel Karargahta görevlendirildigi iddia edilen tarihte yani 7 Kasim 1917 de M.Kemal in kacarak canini kurtardigi cephesi Gazze düstü. İngilizler bizden altmış beşbin esir aldlar. Cemal Pasa´nin yillardan beri kinini kazandigi Suriye ahalisi, ele geçirdikleri asker ve memur Türkleri kesiyorlar, katliam yapiyorlardi. Türk kadınlarının ırzına geçtiler. Ingilizlerin ele gecirdikleri askerlerimiz esir edildiler, Kahire'ye getirildiler, orada da zehirli havuzlara sokularak kör edildiler ve çok telefat vermişdiler.

15 Kasım 1917

İngilizler 15 Kasım'da Yafa'yı da ele geçiridiler. Osmanlı kuvvetleri de Kudüs'e doğru çekilmeye başlamışlardı. Kudüs'te kuvvetli bir savunma hattı meydana getiren Osmanlı kuvvetleri Allenby'in taarruzunu durdurmuşlardı.

17 Kasım 1917

17 Kasım 1917'de İngilizler, Yafa'yı ele geçirdiler.

 

8 Aralık 1917

İngilizler 17 Kasım'da Yafa'yı da ele geçirince, Allenby hareketini yavaşlatıp, malzemesini ve kuvvetlerini topladıktan sonra, 8 Aralık'ta Kudüs'e karşı taarruza geçti

Kudüs'ün elden çıkması üzerine Cemal Paşa Suriye'den ayrılarak İstanbul'a dönmüş ve Bahriye Nazırlığı'na devam etmişti .

9 Aralık 1917

Kudüs Muharebesi sırasında İtilaf kuvvetlerine teslim olan üzere Osmanlı Kudüs Belediye Başkanı Hüseyin Efendi (Hussein Salim al-Husseini), Kraliyet Kara Kuvvetleri 60. London Tümeni'nin London Alayı 19. Tabur 2. Bölüğe bağlı çavuş Sedwick ve Hurcomb ile görüştü, 9 Aralık 1917 sabah saat 8:00)[1]

9 Aralık 1917'de Kudüs de İngilizler'in eline geçince,

Yıldırım Orduları karargâhı, Nablus'tan Nâsıra'ya alındı.

Yıldırım Orduları komutanlığına Liman von Sanders atandı.

Böylece Ekim ayının son günlerinde 110.000 kişilik bir kuvvetle başlayan İngiliz taarruzu Kudüs'ü ve bütün Filistin'i kaybetmemize neden olmuştu .

Daha önce Lloyd George, Allenby'den İngilizlere Noel hediyesi olarak Kudüs'ü almasını istemiş ve o da almıştı. Diğer bir husus da, Allenby burayı almakla Osmanlıların maneviyatına acı bir darbe indirmiş oluyordu. Ayrıca Mekke ve Bağdat'tan sonra Kudüs, düşman eline geçen üçüncü mukaddes şehirdi .

15 Aralık 1917

15 Aralık 1917 de M.Kemal ancak kısa süre sonra Veliaht Vahdettin Efendi'nin maiyetinde Alman Umumi Karargahını ve Alman Cephelerini ziyaret etmek üzere Almanya seyahatine iştirak etti.

16 Aralık 1917

16 Aralık 1917  da Mustafa Kemal'e "Birinci Rütbeden Kılıçlı Mecidi Nişanı" verildi.

6 Ekim 1918’de Fransız donanması Beyrut’a girdi.

3 Ekim 1918 ve 4 Ekim 1918 ’de Amerikan basınında, Türk Hükümeti’nin İsviçre kanalıyla barış teklifinde bulunduğuna dair haberler çıktı. Bundan birkaç gün sonra Talat Paşa başkanlığındaki kabine istifa etti.

27 Ekim 1918 : Mustafa Kemal kumandasındaki bir birlik Halep’te yeni bir savunma hattı oluşturmaya teşebbüs etti ise de 27 Ekim’de İngiliz birlikleri Halep’i işgal etti.

Bu olaydan tahminen üç-dört gün önce İngilizler ateşkese hazır olduklarını bildirerek Türk hükümetinden bir temsilci göndermesini istediler.

28 Ekim 1918’de Dışişleri Bakanı Rauf Bey gizli görüşmeler için Limni Adasının Mondros Limanı’na vardı.

30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes i imzalandı.

Bu raporda, kısaca Yıldırım Ordular Gurubu'nun kuruluşu, amacı, faaliyetleri anlatıldıktan sonra, Mondros Mütarekesinin imzalanması ve Mustafa Kemal Paşa'nın Yıldırım Ordular Gurup Komutanlığı'na getirilmesi ve mütareke karşısındaki tutum ve davranışları izah edilmektedir.[3]

31 Ekim 1918 Ertesi gün İngiliz birlikleri İskenderun-Kilis hattında çarpışmalara son verdiler.

İngiliz kuvvetleri 42 gün süren bu kampanyada kuş uçuşuyla yaklaşık 550 kilometre ilerledi. Ele geçirdikleri alanda daha sonra İsrail, Ürdün, Suriye ve Lübnan devletleri kuruldu.

Bu bildiride, kısaca Yıldırım Ordular Gurubu'nun kuruluşu, amacı, faaliyetleri anlatıldıktan sonra, Mondros Mütarekesinin imzalanması ve Mustafa Kemal Paşa'nın Yıldırım Ordular Gurup Komutanlığı'na getirilmesi ve mütareke karşısındaki tutum ve davranışları izah edilmektedir.[3]

ŞAŞIRTICI ATEŞKES

Savaşın Kilis sınırında sona erdirilmesinde 42 gün aralıksız savaşan İngiliz birliklerinin yorgunluğu muhakkak ki bir rol oynadığı gibi, hemen aynı günlerde Almanya’nın yenilgiyi kabul ederek teslim olması da pay sahibidir.

Ancak burada dikkat çekici olan bir başka hususa da parmak basılmalıdır. İngilizlerin ateşkesi kabul ettiği hat, tastamam Türk-Arap etnik sınırıdır. Sınırın her iki yanında küçük azınlıklar vardır, ancak hattın güneyindeki köyler yüzde 80-90 gibi bir çoğunlukla Arap, kuzeyindekiler de benzer bir çoğunlukla Türktür.

Daha dikkat çekici olan şudur. 1916 ve 1917′de Mark Sykes ve Georges Picot arasında müzakere edilen gizli anlaşmalar uyarınca İngiltere, Külek Boğazına kadar olan Kilikya’yı, yani Adana vilayeti ile Maraş sancağını işgal ettikten sonra bu yerleri Fransız yönetimine bırakmayı taahhüt etmiştir. Dolayısıyla İngilizlerin Kilis’te silah bırakması, Fransa’ya verilmiş olan sözün tutulamaması veya tutulmaması anlamına gelmektedir.

Ateşkesin imzalandığı tarihte cephede kayda değer nitelikte bir Türk askeri birliği kalmamıştır. Adana’da bulunan 2. Ordu bir kabuktan ibarettir. Dolayısıyla İngilizlerin ciddi bir direnişle karşılaşmadan Adana’yı ele geçirmesi, hatta kısa sürede Anadolu içlerine ilerlemesi pekâlâ mümkün görünmektedir.

UNUTULMUŞ BİR FELAKET

Standart Türk tarih yazımında Suriye “felaketi” hakkında neredeyse hiçbir ibareye rastlanmaz. Böyle bir olay sanki olmamıştır. Ders kitaplarında ve resmî tarihe ilişkin anlatımlarda konuya yer verilmediği gibi, döneme ait anılarda da Suriye yenilgisine pek değinilmez. Yenilginin analizi yapılmamış, “suçlular” aranmamış, sorumluluk taşıyan kişiler tevil ve inkâr yoluyla da olsa kendilerini savunmamıştır.

Bu kayıtsızlığın sadece “unutturma” çabasıyla ilgili olduğunu sanmıyorum. Dönemin günlük gazetelerini oturup okudum; Eylül ve Ekim ayları boyunca İstanbul basınında Suriye cephesine ayrılan yer çoğu zaman tek paragraflık resmî bildirilerden ibarettir. Çünkü Suriye olaylarıyla aynı günlerde İstanbul kamuoyu, Trakya cephesinden gelmesi beklenen çok daha büyük tehlike ile meşguldür. Savaşta Türkiye’nin müttefiki olan Bulgaristan, Eylül ayında yenilmiş ve Fransız-İngiliz seferi kuvveti tarafından işgal edilmiştir. Galip güçlerin her an İstanbul üzerine yürümesi beklenmektedir. O yönden gelecek bir saldırıya karşı İstanbul’un savunulamayacağı görüşü halka ve hükümet çevrelerine hakimdir.

Böyle bir panik ve karamsarlık ortamında Suriye’den gelen haberlerin Türk basınını hiç etkilememiş olmasını bir ölçüde anlayışla karşılamak gerekir. Daha büyük bir badireyle yüz yüze olan kamuoyu, Suriye’deki yenilginin farkına bile varmamıştır.

PAŞANIN SERENCAMI

Geçmiş felaketleri unutmak belki de insan tabiatının doğal bir savunma refleksidir. Doğru tavır da belki budur, bilmem. Kibarca söylersek, “delinmiş davulun davası olmaz” deyişi halk bilgeliğinin özlü ifadesidir. Buna karşılık, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olarak tarih sahnesinde yer alan Mustafa Kemal Paşa’nın Suriye yenilgisinde oynamış olduğu rol, sanırım tarihçilerin daha fazla dikkatini çekmeye layık bir konu olmalıdır.

Özetlemeye çalışalım. Mustafa Kemal Paşa 1916-17′de ordu komutanı olarak Suriye ve Filistin cephelerinde bulunmuş, karmaşık bir dizi siyasi entrikaya adı karıştıktan sonra Ekim 1917′de görevinden azledilerek İstanbul’a çağrılmıştır. Biyografisinin bundan sonraki sekiz aylık kısmı karanlıktır. Dünya Savaşı’nın bu en zorlu döneminde, bilindiği kadarıyla, herhangi bir resmî görevi yoktur. Sadece Aralık 1917-Ocak 1918′de veliaht Vahidettin Efendi ile birlikte Almanya’ya resmî bir ziyarette bulunmuştur. Başkumandan Vekili Enver Paşa’ya husumetiyle tanınan ve Almanlarla arası hiç iyi olmayan genç generalin, böyle hassas bir gezide, yeni veliahtın bir tür siyasi mihmandarı veya “gözeticisi” olarak görevlendirilmiş olması da ayrıca dikkat çekicidir.

FİLİSTİN TURNESİ

Haziran 1918′de Mustafa Kemal, sağlık gerekçesiyle Avusturya’ya giderek bir ay Viyana’da ve üç hafta kadar Karlsbad’da kalır. Bunlar, Almanya’nın savaşı kaybedeceğinin iyice anlaşıldığı ve çatırdamaya başlayan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun İngiltere ile ayrı bir barış arayışına girdiği günlerdir.

4 Temmuz 1918’da Sultan Reşat ölür, Vahidettin tahta geçer. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa tedavisini yarıda bırakıp Türkiye’ye döner. İstanbul’a vardığının ertesi günü padişah tarafından kabul edilir ve birkaç gün sonra Filistin’de bulunan 7. Ordu kumandanlığına atanır. Bu görüşme sırasında padişaha Enver’i azlederek başkumandanlığı bilfiil üzerine almasını önerdiğini, ancak bu önerisine cevap alamadığını anılarında anlatmıştır.

4 eylül 1918 dolayında Mustafa Kemal Paşa Filistin’de görevinin başına geçer. Resmen sadece 7. Ordu kumandanı olduğu halde, Cevat Paşa (Çobanlı) kumandasındaki 8. Ordu ve Cemal Paşa (Mersinli) kumandasındaki 4. Ordu da gerçekte onun direktifine tabidir. 7. Ordu kurmay başkanı olan von Falkenhausen, Mustafa Kemal’in görevi devralmasından hemen sonra onunla görüş ayrılığına düşerek istifa eder. Ordular Grubu kumandanı olan General Liman von Sanders kısa zamanda etkisiz hale gelir ve Şam yenilgisinden sonra görevi bırakır. Onun yerine, Mustafa Kemal Paşa artık fiilen yok olmuş olan Ordular Grubu kumandanlığına getirilir.

Bu olaylardan çıkarılacak en basit sonuç, Mustafa Kemal Paşa’nın tarihte eşi görülmemiş ve hiç yenilmemiş bir kumandan olduğuna ilişkin yaygın görüşün sorgulanması olabilir.

19 Eylül 1917 Mustafa Kemal’in bizzat kumanda ettiği 7. Ordu 19 Eylül Mecidde Muharebesi’nde darmadağın olmuş, daha sonra Deraa’da, Şam’da, Hama’da ve Halep’te oluşturmaya çalıştığı savunma hatları da yarılmıştır.

SİYASİ CÜRET

Öte yandan, Filistin cephesindeki durumun ümitsizliği daha bir yıl öncesinden herkesçe bilinen ve kabul edilen bir gerçektir. Bu durumda Mustafa Kemal’i yenilgiden sorumlu tutmak fazlasıyla basit, hatta ucuz bir yorum olur. Asıl üzerinde durulması gereken nokta bu değildir. Mustafa Kemal’in 1917′de görevden alınması ve 1918′de yeniden aynı göreve atanmasıyla gelişen olaylar zincirinde daha karmaşık bazı soru işaretlerinin bulunduğu kabul edilmelidir.

14 Ekim’de cepheden saraya gönderdiği bir telgrafta paşa, istifa eden Talat Paşa hükümeti yerine kurulmasını “zaruri” gördüğü yeni kabineyi bildirir. “Nötr” bir asker olan Ahmet İzzet Paşa başkanlığında kurulacak olan hükümette, Mustafa Kemal’in en yakın arkadaşı ve siyasi kader ortağı olan Fethi Bey İçişleri’ne, Rauf Bey Dışişleri’ne, kendisi de Enver Paşa yerine Harbiye Nezaretine önerilmiştir. Bu teklifin üçüncü şıkkı her ne kadar kabul görmez ise de, bir ayda üç ordu kaybetmiş olan bir generalin göstermiş olduğu siyasi cürete hayranlık duymamak elde değildir.

14 Ekim        :Mustafa Kemal’in kendisi hariç önerdiği kişilerden oluşan bir kabine 14 Ekim’de göreve gelir. Ancak üç hafta sonra İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin yurt dışına kaçması üzerine istifa etmek zorunda kalır.

13 Kasım’da İstanbul’a dönen Mustafa Kemal, hemen akabinde padişahla görüşüp Tevfik Paşa başkanlığında bir hükümetin kurulmasını önlemeye çalışırsa da bunda başarılı olamaz. Mustafa Kemal’in bu dönemde Tevfik Paşa’ya karşı gösterdiği tepkide adeta kişisel bir “ihanete uğramışlık” duygusunun izleri görülür. Oysa 14 Ekim tarihli telgrafta, Ahmet İzzet’in hükümeti kurmaktan kaçınması halinde alternatif olarak Tevfik Paşa adını öneren de kendisidir.

FRANSA DEVRE DIŞI

Birkaç ek bilgiyle puzzle’ın parçalarını toparlamaya çalışalım.

28-30 Ekim 1918        tarihleri arasında İngiliz donanmasına ait bir gemide gerçekleşen Mondros görüşmelerinden İngiltere’nin müttefiki olan Fransa haberdar edilmemiştir.

Neden sadece ingilizlerle ateskes istenmistir ?

Bu ateskesi ingilizlerle isteyen kimdir ?

Yoksa bu ateskese kadar olan sürec bir komplo sürecimiydi ?

M.Kemal in ordusunu cephede istifa ederek terketmesi, ayni gün M.Kemal in ordusuna karsi Allenby in saldirmasi, tüm askerlerini teslim almasi, Hezimetlerin Mütareke istenme sürecine kadar devam etmesi, M.Kemal ile Allenby arasindaki bir gizli anlasmanin ürünümüydü ?

30 Ekim 1918’de durumu fark eden Fransa hükümeti sert bir notayla İngiltere’nin tavrını protesto ederek mütareke görüşmelerine katılmayı talep etmişse de çeşitli gerekçeler ileri sürülerek bu talep geri çevirilmiştir.

Mondros Mütarekesi ile belirlenen Suriye sınırı, sonradan Türkiye’ye katılan Hatay vilayeti haricinde, bugünkü Türkiye-Suriye sınırıdır. 1920′de ilan edilen Misak-ı Milli’nin savunmaya ant ettiği milli sınır, Mondros Mütarekenamesi’ne açıkça atıfta bulunularak tanımlanan bu sınırdır. Sivas Kongresi beyannamesi de, yine açıkça Mondros’u anarak, bu mütarekede belirlenen milli sınırların hiçbir şekilde pazarlık konusu edilemeyeceğini bildirir.

- İngiliz generali Allenby mütarekeden üç ay kadar sonra İstanbul’a gelerek çeşitli temaslarda bulunmuş ve Anadolu’da baş gösteren asayişsizliği kontrol altına almak üzere olağanüstü yetkilerle donatılmış bir genel müfettişlik makamı oluşturulmasını önermiştir. Allenby’nin bu görev için bir isim önerip önermediği konusunda kaynaklar çelişkilidir. Ancak Allenby’nin tarif ettiği makam Damat Ferit Paşa hükümeti tarafından Mayıs 1919′da oluşturularak, bu göreve Mustafa Kemal Paşa atanacaktır.

Tarih, kim ne derse desin, ilginç bir konu. Doğru anlatılırsa. 

Kaynak: Sevan Nişanyan

TARAF’ta 21 Ocak 2009 tarihinde kismen yayınlandı.



ETİKETLER :

,

Yorum Ekle

Tavsiye Et

Yazdır

YORUM YAPIN SÖZ SİZDE !
* ÜYE GiRiSi Eger üye olarak giris yapmak isterseniz, buraya tiklayiniz --> üye olarak girmenizi saglayan dügme
* MiSAFiR GiRiSi Eger misafir olarak giris yapmak isterseniz, buraya tiklayiniz --> misafir olarak girmenizi saglayan dügme

Hain, Hain degil ???
üye profiline gönderir
Tarihci
Diger Yorumlari

Sayin Dostum, Türk Tarihi ile ilgili yazan ve konusanlarin yaptiklari ortak bir hataya sizde düsmüssünüz. Mondros Areskes Mütarekesinin akabinde istanbul, dolayisi ile Osmanli Devleti isgal edilmis, Osmanli Devleti, isgal güclerinin emirleri altina girmistir ve Osmanli Devleti isgal güclerinin istedikleri sekilde bu ülkeyi yönetmeye baslamislardir.Enteresandir ki, Mondros Mütarekesi imzalanana kadar hicbir askeri basarisi olmayan M.Kemal Mondros Mütarekesi imzalandiktan sonra tarih sahnesine cikmistir.Bu demektir ki, Mondros Mütarekesi ATATÜRK denen Truva atinin dogum tarihidir. Ama biraz geriye gidelim ve Mondros un nasil geldigini ve M.Kemal in Mondros un imzalanmasindaki rolünü arastiralim. Bu sitede verilen bilglerle M.Kemal komutasindaki 7.Ordunun Gazze önlerinde aniden Ingilizlere teslim oldugunu ve diger 2 Birliginde bozgna ugratildigi, M.Kemal in Ingiliz Komutanla gizlice anlastigida bu yenilgi ile kanitlanir. Enteresandir ki, M.Kemal in Gazze deki yenilgisi sayesinde Osmanli Devleti Mondros u imzalamaya mecbur olmustur. Yine eneresandir ki, Gazze Cephesi Komutani olan o Ingiliz Komutani Maresal Allenby Mondros Antlasmasi akabinde Istanbul Isgal kuvvetleri komutani olur, istanbul da ve M.Kemal de isanbul a gelir. Gazze Komutani ile anlasarak Osmanli Devletine Ihanet eden M.Kemal Istanbul da el ele verirler Istanbul. Bunlar tesadüfler degildirler. Yine o M.Kemal Anadoluda büyük direnisle karsilastiklari icin Anadoluyu isgal altinda tutamayan isgal gücleri tarafindan görevle Samsun a gönderilir. M.Kemal in Samsun a isgal gücleri tarafindan gönderilmesi, Anadolnun isgalini mümkün kilmak icin idi. M.Kemal i Vahdettin in Samsun a kendi istegi ile gönderdigi iddiasida yanlistir. Isgal altindaki Devletin basi olan Vahdetin de isgal güclerinin amirleri altinda idi.



imza


yorumu gönderir
Kaynağınız yetersiz
üye profiline gönderir
A. Hüsnü Sezgin
Diger Yorumlari

Sevan Nişanyan bazı hususları nedense(!) atlamış. Demek istiyor ki; Mustafa Kemal, el altından İngilizlerle anlaşarak Fransızları devre dışı bırakmış ve Mondros Mütarekesini İngilizlerle yaptırtmış! Şimdi durum buysa, Mondros Mütarekesi gereğince İstanbul'dan kendisine gelen ve İskenderun'a çıkacak ve oradan Halep'teki İngiliz birliklerine malzeme taşıyacak olan İngiliz kuvvetlerine gerekli kolaylığın sağlanmasını ve de kendisinden, bu anlaşma mucibince kuvvetlerini Payas hattına kadar geri çekmesi emrini ihtiva eden telgrafa Mustafa Kemal neden çok sert tepki vermiş, Mondros Mütarekesi'nin bütün maddeleri kendisine telgrafla bildirilmedikçe hiç bir emri yerine getirmeyeceğini bildirmiş ve onun bu çıkışı üzerine mütarekenin bütün maddeleri kendisine telgrafla bildirilmiştir. Hatta, bu anlaşmada geçen "Klikya Bölgesi" tabirine itiraz etmiş ve; "İngilizlerin ilkokullarında okuttukları coğrafya kitaplarında bile Klikya bölgesinin, Erzurum'dan Çukurova'ya kadar yayılmış bir bölge olarak tanımlanmış olduğunu, anlaşmanın bu maddesinin görünüşe göre, her ne kadar "Toros Tünelleri"ni kastettiği sanılsa da, aslında bu maddenin bir tuzak olduğunu açıkça beyan etmiştir.

Makalede bu ve buna benzer daha bir çok eksik olduğunu belirtmek durumundayım. Mesela makalede adı geçen Alman Generalle ilgili olan problem, Sina Yarımadası'da yapılacak bir harekâtla ilgili olarak ortaya çıkmıştır. Mustafa Kemal Paşa ve General Alexander von Falkenhausen komutasındaki iki kolordunun Sina yarımadasında konuşlanması emrine M. Kemal Paşa itiraz etmiş ve; "Sina, iki kolordu için küçük bir yerdir. Ya onun kolordusu gitsin ya da ben" demiş, bu itirazı dikkate alınmayınca da İstanbul'a dönmüştür.

Yıldırım Orduları Gurup Komutanlığı'nı Liman von Sanders'ten devralması bu olaydan sonradır. Diyeceğim o ki, tek kaynaktan aldığınız bilgileri yayınlamak yerine, keşke başka kaynaklara da müracaat ederek yayınlayacağınız makaleyi bir daha gözden geçirseydiniz...



imza


yorumu gönderir


YORUMUNUZU YAPINIZ..
Yorumunuz Küfür, Tehdit ve Siddet icermedigi sürece yayinlanir.
T.Cumhuriyeti Anayasasi ve Kanunlari fikir7.com da hukuken gecerli degildir.
Fikir7.com AB Hukukuna tabidir.
Adınız (görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu : yorumu düzeltirtir yorumu gönderir
Fikir7.com|GencMümin|GencMümin islami Haberli Fikir Forumu|En güncel haberlerden ve Makalelerden|En güncel Fikirler|En güncel Yorumlar|Son dakika haber fikir forumu;
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
MAKALELER
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
 
Döviz
Alis----
Satis----
USD -
2.1284
2.1322
EUR -
2.9411
2.9464
Sterlin -
3.5662
3.5848
fikir7 ANASAYFA´ya götürür
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
fikir7 ANASAYFA´ya götürür

ÖNEMLİ LİNKLER


fikir7 ANASAYFA´ya götürür